nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

belkısın tahtını kim getirdi



İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde de bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; biz aç kalacağız yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, rızkınızı Allah değilde yeryüzünün verdiğini ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü bu kadar insanı kaldıramaz biz aç kalacağız dediğiniz zaman rızkınız bana ait diyen Allahın, haşa bu sözünden cayacağını Allaha güven olmadığını ima etmiş oluyorsunuz. Siz eğer yeryüzü yetersiz kalacak derseniz, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerininde ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.