nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







f-35 vs s-400



2002 yılında türkiye f-35 projesine dahil olmak istediğinde, pentagon cia'den bir rapor ister. Bu tür askeri projelerde bu rutin bir prosedur. Bu uçaklar sadece amerikanın kontrolü altında olan ülkelere ve doğal müttefiklere (israil ve ingiltere) satılabileceği, türkiye ile ilişkilerimiz ne durumdadır diye bir rapor ister. Yani türkiye bizim kontrolümüzde bir ülkemi, değilmi? Cia'de, türkiye cumhuriyetinde çok derin bir örgütlenmeye sahip olduklarını ve bu uçaklar piyasaya girdiği ana kadarda yüzde yüz kontrole ulaşacakları, türkiye'ye gelecekte iran ve rusya ile mücadelede önemli bir rol verileceği, o yüzden türkiye'yi bu programa dahil etmenin amerikan ulusal çıkarları ile örtüşeceği raporunu verir. Yıl; 2002. Cia, türkiyenin pentagon kontrolünde bir ülke olacağına dair garanti verir. Uçaklar üretim bandına girer, cia'de verdiği sözü tutmak için harekete geçer. Ne yapar? Türk silahlı kuvvetlerine operasyonlar. Balyoz, ergenekon, askeri casusluk vs. Vatansever ne kadar subay varsa tasfiye edildi, yerlerine fetöcüler getirildi. Yerliler gitti, natocular geldi. Türkiye'yi yüzde yüz pentagona bağlamayı iki ayaklı bir proje olarak düşünün, birisi askeri ayağı diğeri ise siyasi. Askeri ayağı tamamlandıktan sonra siyasi ayağı devreye sokuldu. Chp ve mhp'ye kaset komploları. Hdp'ye kck operasyonları. Muhsin yazıcıoğlu suikastı ile bbp'ye operasyon. Saadete, ihtiyar heyeti üzerinden bir operasyon. 5-10 yıllık bir süre içinde yüz yıllık, elli yıllık partileri darmaduman ettiler. Partilerin kurumsal hafızlarını silip, o partilere yeni kimlik yüklediler yeni misyonlar belirlediler. Bu süre içinde ak partinin ezikleri ne yaptı; sadece seyretti. Bir kaç yıl içinde gözümüzün içine baka baka yerli ve mili olanları tasfiye ettiler, yerlerine cia hizmet edenleri getirdiler. Bahçeli bu saldırılardan son anda kurtuldu. Yoksa parti merale devredilecekti. Ak partiyede davutoğlu ve gül üzerinden, gezi olayları ve 17 -25 aralık üzerinden bir operasyon çekildi. Bu operasyonlar ve hatta suikast denemeleri ile ama, erdoğanı bir türlü devirmeyi başaramadılar. Onca tuzak ve çabaya rağmen türkiyenin siyasi ayağını çökertmeyi başaramadılar. Uçaklar üretim bandında ilerledikçede cia üzerinde baskı arttı. Uçakların üretimi bittiğinde, türkiye yüzde yüz pentagonun kontrolünde olacağı garantisi verilmişti. Sadece uçakların akıbeti için değil, sahadada bir sıkışıklık oluşmuştu. Suriye irak ve iran polikaları tıkanmıştı. Bir sonraki aşamaya geçebilmeleri için türkiye'ye muhtaçtılar. Kendileri açısından zaman sıkıştı, hem türkiyede sıkıştı hem suriye irak ve akdenizde sıkıştı ve çaresizlikten ne yaptılar; bir intihar girişimine kalkıştılar. 15 temmuz darbe girişimi. O gün, elde ettikleri o bir ayak ile (tsk), diğer ayağı (siyasi iktidar) devirmeye çalıştılar. Sonuç; başarısızlık, hatta fiyasko. Bir gecede son bir yüz yılda elde ettiklerini kaybettiler. Ya herşey ya da hiç oynadılar. Herşeyi kaybettiler. Onların bu kaybı bizim için bir lütufla sonuçlandı. Bir gecede son yüzyılda olmadığımız kadar bağımsız bir ülkeye dönüştük. Pentagon ve cia'de de bu başarısızlık bir çok kişinin kariyerine mal oldu.

Gelelim günümüze;
türkiye bu projeye dahil edildiyse asla ve asla günümüzün şartları doğrultusunda dahil edilmedi. Biz yüzde yüz pentagon kontrolünde bir ülke olacağımız varsayımı ile bu programa dahil edildik. Ne gözümüzün kaşı için ne paramız için nede natoda birlikte olduğumuz için bizleri bu programa dahil ettiler. Fetö kontrolünde bir ülke olacağımız söylendi pentagona, hatta bunun garantisi verildi. Bu uçaklar türkiye verilecekti ama pentagona hizmet eden hava kuvvetleri ve pilotlar tarafından uçurulacaktı. Uçakların üzerinde tc yazacaktı, uçaklara bir türk bayrağı yapıştırılacaktı ama kontrol pentagonda olacaktı. Hani devlet kavramı olmayan fetöcüler var ya, tüm dünya bizimdir diyen. İşte bu subayların hakim olduğu bir ülke varsayımı ile biz bu programa dahil edildik.
Üzerinde söz sahibi olmadıkları, kontrol edemedikleri bir ülkeye, neden en önemli ve en yeni silahını versin. Sizde gerçekten, bu uçakları paranızla alabileceğinizi düşünüyorsunuz. Para karşılığına size tabanca bile satmayan, küçük elektronik paraçalara ambargo koyan birisinin en yeni uçağını size neden satsın. Satmasını beklemek ahmaklıktır. Biz imzaladık ve antlaşmayı yaptık, dolayısıyla vermek zorundasınız. Yok, öyle birşey. Adamlar hangi uluslararası antlaşmaya sadık kalmışki buna sadık kalmalarını bekliyorsunuz. Bizler ne zaman onlar adına savaşırız, ne zaman ordu karargahımızı nato merkezine taşırız o zaman durum başka, o zaman verirler. Aksi takdirde değil. Bu tür teknolojiler para ile alınabilecek teknolojiler değil. Ülkeler, bir üst versiyonunu onunda bir üst verisyonunu geliştirmeden bir teknolojiyi satışa çıkarmaz. Yenisini üretir, onunda bir üstünü üretir, sonrası eskisini satar.

bu uçakları alamayacağız, o zaman;
aynen. Bu uçakları asla vermeyecekler. Arkadaşlar, şuan biz amerika ile sahada çatışıyoruz. Amerikanın tüm tatbikatları türkiye ile savaş senaryosunu içeriyor. Biz amerika ile bir savaşa gireceğiz, bu kaçınılmaz. Adamlar bunu biliyor ve hazırlanıyor, bizde biliyoruz bizde hazırlanıyoruz (s-400). Ya izmirliler (yüz yıl öncesi) ve günümüzün chp'si gibi düşmanı bayrakla karşılayacağız, ya da anadolunun şanına yakışır bir dik duruş sergileyip savaşacağız. Şuan boyun eğmeyen birisi ülkenin başında. Şuanki görünüşe göre savaş kaçınılmaz. Sahada çatıştıkları bir ülkeyede adamlar, neden en yeni teknolojilerini versin? Neden bizi ortak kıldılar o zaman? İmzalar atıldığında yani ta 2002 yılında birileri (cia), pentagona bir söz verdi, türkiyenin pentagon kontrolünde bir ülke olacağı sözünü verdide ondan. Gelecek senaryolarda türkiye'ye ihtiyaç duyulacağı söylendide ondan. Şuan japonya'yı çin'e karşı silahlandırdıkları gibi, kendi kontrollerindeki bir türkiyeninde gelecek senaryolar için (rusya, iran vs) silahlandırılması gerektiğini düşündükleri için bizi bu projeye dahil ettiler. Hani, bir türk ne işe yarar, askerlik için yarar görüşü var ya, işte bu doğrultuda bizi bu projeye dahil ettiler. O yüzden bu projenin bir parçasıyız. Planları tutmadı ama. Onların bir planı varsa Allahında bir planı var. Bizleri, pentagona hizmet eden bir ülke haline getiremediler. Şükür Rabbime. Anlayacağınız, bağımsız bir ülke olduk. Bağımsız olduğumuz içinde bu uçakların bizlere teslim edilmesi söz konusu değil.
Bu uçakların bize verileceğini söyleyen uzmanlarda ya geri zekalı ya da bu işleri anlamıyor. Bizim onlara tavsiyemiz; gitsinler kendilerine başka bir meslek bulsunlar.

s-400 almasak bu uçaklar gelirmi;
bunu yaparsak tuzağa düşeriz. Şunu anlamalısınız, f-35'lerin bize gelip gelmemesi s-400'le ilgili değil. Konu bizim bağımsız olmamız, pentagondan bağımsız hareket etmemizle ilgili. S-400'ler bir bahane. Uçakları vermeme tehdidini biz ilk rahip brunson davasında yedik. O yüzden konu s-400 değil. Bizler s-400'lerden vazgeçsek bile, biz bağımsız hareket ettiğimiz müddet bahaneler bitmeyecek. Örneğin bunlar bu sefer pyd'yi bahane edecek. Varsayalımki fıratın doğusuna operasyondan vazgeçtik, bu sefer kıbrısı bahane edecekler. Varsayalımki kıbrıs çevresindeki haklarımızdan vazgeçtik, bu sefer darbeci fetöcüleri serbest bırakın diyecekler. Varsayalımki onları serbest bıraktık, bu sefer bağımsız kürt devletin oluşumuna onay verin diyecekler. Olayı anladınız değilmi? İstekleri hep devam edecek. Nereye kadar? Hangi şartları varsayarak bizi f-35 programına dahil ettiyseler, o ortam bu ülkede oluşancaya kadar istekleri devam edecek. Ülkemizi anahtar teslim fetöye ve onun uzantılarına (chp/ hdp ve ip) bu devleti teslim edinceye kadar devam edecek. Bu taleplerin her birini yerine getirdiğimiz an, işte o zaman türk değil natocu pilotlar, hapiste yatan o fetöcü pilotların kontrolünde f-35' ler semalarımızda uçmaya başladığını görürsünüz. F-35' lerde israr etmemiz bize çok pahalıya patlar. Bedeli, 15 temmuz darbe girişimin başarıyla sonuçlanmasına eşdeğer olur.

f-35'lere birde bu boyuttan bakın;
f-35'leri almakta çok israrlıyız. Şunu ama düşünmenizde yarar var; bu uçakları alsak bile bu uçakları sahada kullanma şansımız olmayacak. Her denememizde bunlar leblebi gibi gökten düşecek. Bu uçakların yazılım güncellemesi otomatik olarak uydu üzerinden yapılıyor. İstedikleri an sizleri kilitleyebilirler.
Bu uçaklarda israr etmeyi iki defa üç defa bin defa düşünün. Amerikanın tasvip etmediği hiçbir harekatta bu uçakları kullanamayacağız. Yunanistan yani egede kullanamayacağız, akdenizde kullanamayacağız, suriye ve irakın kuzeyinde kullanamayacağız. Kendileri bize savaş açtıklarında da kullanamayacağız. Uydu üzerinden uçakları kilitleyecekler ve pisi pisine pilotlarımız kurban gidecek. Bu uçaklarda israr edecekseniz tek bir niyet için israr edin, o da kullanmak değil o teknolojiyi çözmek için. Bu uçakları alabilirseniz alın, sonrası bunları bin parçaya ayırıp sırlarını çözmeye çalışın. Bu uçakların size başka bir yararı olmayacak. Amerikalılar bunu bilmiyormu, elbette biliyor. Adamlar keriz değil. Bu teknoloji elinize geçtiğinde bunun püf noktalarını zayıf noktalarını, açıklarını araştıracağınızı biliyor. O yüzdende vermeyecekler. Alsanız kullanmanıza izin verilmeyecek, almazsanız o teknolojiye kavuşamazsınız.

s-400ler
f-35'leri aldığımızda bunun bize tek bir yararı olacak, o da teknolojisini öğrenmek. Sahada bunu kullanma şansımız yok. S-400'ler ise acilen almamız gereken ve sahada rahat kullanabileceğimiz bir sistem. Neden? Savaştayız ve savaş içinde olduğumuz ülke rusya değil, amerika. Ruslar, rus sistemlerini amerikaya karşı kullanılmamıza izin verir çünkü nato (pentagon) ile bağları koparmış bir türkiyeyi tekrar natoya kaptırmak istemez. İleride rusya ile savaşırsak ne olacak? Bağımsız bir ülke olma adına zaten kendi silah sistemlerimizi geliştiriyoruz. Örneğin; HİSAR. Kendi sistemlerimizin aktif oması 5-10 yıl alır. O zamana kadarda rusya ile bir savaş havada görünmüyor. Amerika ile ama bir savaş görünüyor. Şuan egede, akdenizde, suriyede, irakta libyada somalide, her yerde amerika
karşımıza çıkıyor. Biz şuan sahada ve her yerde amerika ile çatışıyoruz. Amerika bir ülkeye saldırdığında da o ülkeyi ilk önce havadan yumuşatır. Havadan milletin direncini kırar (elektrik, su ve gıda), havadan askeri birliklerin lojistiğini ve savunma sistemlerini çökertir. Bu güce koyma şansımızda yok. Havadaki bu güç farkını dengelememiz gerek. S-400'leri alırsak havadaki bu dengeyi sağlarız. S-400'ler saldırı değil, savunma sistemi. Amerika, bir savunma sistemi almamıza neden karşı sizce? Saldıracağı için. O yüzden s-400 leri almamızı istemiyorlar. S-400 leri alırsak havadan bize saldırmaları kolay olmayacak. Karadan saldırmak zaten imkansız. Geriye tek birşey kalacak; sokak hareketleri ve muhalafet üzerinden toplumsal kaos. Örneğin venezuela. Amerika neden venezuelaya saldıramadı biliyormusunuz? Rusya önden davranıp s-400leri oraya yerleştirdide ondan. Geriye ne kaldı ellerinde; muhalefet üzerinden kaos. Dikkat ederseniz; bizim muhalefette milleti sürekli sokağa çağırıyor. Bunda başırılı olurlarmı?

Değerli dostlar;
şu soru çok sorulur, müttefik kimdir diye. Sorunun cevabı; toprağınızda gözü olmayan. Amerika bizim müttefikimiz değil çünkü topraklarımızda gözü var. Rusya ile, kırım veya suriye veya ukrayna gibi bir çok konuda antlaşamasakta, rusyanın bizim topraklarımızda bir gözü yok. Ülkemiz içinde bölücü faaliyet içinde bulunmuyor. Ülkemizi bölmek isteyen ne kadar örgüt veya siyasetçi varsa, hepsinin batı tarafından kontrol edildiğini görüyoruz. F-35mi S-400mü hangisini tercih edelim sorunun cevabı, dost ve düşman tanımınızda yatıyor. Eğer savaş riski amerika ile görünüyorsa f-35'lerden uzak duracaksınız. Eğer savaş riski rusya ile görünüyorsa o zaman s-400'lerden uzak duracaksınız. Bu soruyu devletin güvenlik bürokrasisi kendisine sordu ve amerika ile sıcak çatışma riskinin yüksek olduğu kanaatine vardı ve s-400 almaya karar verdi. Yani, f-35mi s-400mü sorusu saçma bir soru, biz f-35lerden dolayı s-400 alıyoruz!!