nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     
 

değerli okurlarımız, aklımıza bir fikir düştüğünde bunu anında bir taslak halinde sayfamıza ekliyoruz. Bir sonraki günlerde de birşeyleri ekleye ekleye çıkara çıkara, yazı içimize sininceye kadar üzerinde çalışıyoruz. Tüm bu çalışmalar sizlerin gözü önünde gerçekleşiyor. Kaba taslaktan son haline kadar, yazının tüm aşamasında sadece siz ve ben varım. Yazıyı ilk okuduktan sonra, son halini görmek için lütfen bir hafta on gün boyunca yazıyı takip ediniz. Sizlere hayırlı, huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Kısa Bilgiler

- yeni aldığınız birşey kazaya uğradıysa, onu tamir ettirmeden değerinin yüzde 40'ını hesaplayın ve bir hayır kurumuna bağışlayın. Yeni aldığınız bir eşya eğer kazaya uğrarsa bilinki üzerinde bir hak bir nazar var. O hakkı o nazarı üzerinden kaldırmadığınız müddette aksilikler o eşyayı bulacak. Siz tamir ettireceksiniz, ya o tamir esnasında ya da o tamirden sonrası başka bir yerden kazaya uğrayacak. En güzeli, tamir ettirmeden o hak veya nazarın üzerinden kalkması niyetine bir bağış yapın. O malın yüzde 40 değerini hesaplayın ve sonrası bir yere bağışlayın. Bu Allahın izniyle o malın üzerindeki negatif enerjiyi kaldırır, afiyet içinde kullanmanıza izin verir. Halen kazaya uğruyorsa, o zaman kazancınızı gözden geçirin. Not: Allahu Teala yeryüzünde iki insana dokunmaz, temiz olana ve çok kirli olana. Malına çok haram karıştırmasına rağmen, eğer Allahu Teala birine dokunmuyorsa bilinki onun hesabını öbür hayata bıraktı.

-
bazı art niyetli insanlar kuran-ı kerimi çürütme niyetine derki; bu Kitapta herşeyin açıklandığı iddia edilir, hani 5 vakit namaz hani şu hani bu derler. Buna sizin için bir izah getirelim, bakınız; Allahu Teala, biz bu Kitapta "herşeyi açıkladık" demez, biz bu Kitapta "hiçbir şeyi eksik" bırakmadık der! "Herşeyi açıkladık" kelimeleri ile "hiçbirşeyi eksik" bırakmadık kelimeleri ne kadar çok aynı şeyi ifade ediyor gibi görünsede, aynı şeyi ifade etmez. Herşeyi açıkladık derseniz beş vakit namaz dahil herşeyi açıkladığınızı ifade etmiş olursunuz. Hiçbir şeyi eksik bırakmadık derseniz ama, bilmeniz kadarını size aktardık demeye getirirsiniz. Yani birisi herşey anlamına, diğeri ise bilmeniz kadarını size bildirdik anlamına gelir.

- Allahtan birşeymi istiyorsunuz, o zaman sabırlı olun. Allahtan istediğiniz bir nimet sadece sizin değil, tüm ailenizin hatta daha büyük bir çevrenizin hayatını pozitif anlamda değiştirebilir. İnsanlar ama birşeyleri çekmeleri gerek. Siz Allahtan birşeymi istiyorsunuz, bu isteğiniz ailenizi ve çevrenizi etkileyip etkilemeyeceğine bakın. Eğer etkileyecekse, o zaman o nimete kavuşmakta bekletileceksiniz bunu biliniz. Onlar yaşaması gerekeni yaşamadıkça o nimet size inmez. İlk önce onların o imtihan süresini tamamlamaları beklenir sonrası o nimet size iner. O yüzden dualarınızda dikkatli olun. Allahtan istediğiniz birşey ne kadar çok insanın hayatını etkileyecekse o kadar bekletileceksiniz. Siz kendiniz o duanın gereğini yapsanızda, şartlarını yerine getirsenizde bekletileceksiniz. O yüzden dualarınızda mütevazi olun. Büyük dualar büyük sabırlarlar gerektirir.
İstekleriniz ne kadar büyük olursa ne kadar insanın hayatını etkileyecekse o kadar bekletileceksiniz, bunu biliniz.




Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

tarafınızı belli edin


İmam-ı Şafi'ye sordular: “Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?” Dedi ki: "Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür."

Günümüzde herşey apaçık ortada, bilmiyordum görmedim duymadım deme şansınız yok. Bilhassa günümüzün sosyal medya platformlarında veya google' da bir kelimeyi yazdığınızda önünüze istediğiniz bilgi çıkıyor. Yani günümüzün iletişim çağında siz kendinizi yanlış cepheye konumlandırırsanız bunun bir mazereti olmaz, bunu biliniz. Değerli dostlar, ilk önce düşmanınızı tanımlayın!! Düşmanınız kim? İlk önce kırmızı çizginizi tanımlayın? Kırmızı çizginiz nedir? Bizim kırmızı çizgimiz devletimizin bekası ve dinimizdir. Düşmanımızda bu kırmızı çizgilerimizi tehdit edenlerdir. Ya sizin? Sizlerin kırmızı çizgisi ne? Bizler, bu kırmızı çizgilerimize kim saldırıyorsa, kendimizi alıyoruz ve onların karşısına kendimizi konumlandırıyoruz. Ya siz? Biz erdoğana bakmıyoruz. Biz olayları şahsileştirmiyoruz. Düşmanımızın oklarına bakıyoruz. Düşman olarak tanımladıklarımız hangi kaleye saldırıyorsa, biz o kaleyi savunuyoruz. Neden? O kale düşerse, sıra bize geleceğini biliyoruz. Anladınız. Örneğin; pkk, devletin bekası için bir tehditmi? Evet. Bizde kalkıyor ve onun karşısına kendimizi konumlandırıyoruz. İslam bizim kırmızı çizgimizmi? Evet. Kim ezanımıza saldırıyorsa, biz kalkıyor ve onun karşısına kendimizi konumlandırıyoruz. Anladınız. Onlar olayları erdoğan üzerine okumanızı ister. Yok, böyle birşey. Konu erdoğan değil. O gece ıslıklanan erdoğan değildi ezanımızdı. Özerklik ilan edilen bölgeler erdoğanın malı değildi, devletimizdi. Eğer kandil elebaşları, ak parti ve mhp'yi durdurmazsak bu bizim sonumuz olur videolarını açık açık yayınlıyorsa, yurtdışına kaçan fetöcüler ak parti ve erdoğanı bu seçimlerde durduramazsak bir daha şansımız olmayabilir videolarını yayınlıyorsa ve siz halen onların bulunduğu cephede yer alıyorsanız, o zaman ahiret günü ve savaş sonrası hakkınızda hükümler verildiğinde, benim cephemde kimler vardı bunu bilmiyordum ya da erdoğan gıdayı ve hayatı pahalaştırdı, ben memur olamadım, beni erken emekli yapmadı, ben yerel yöneticelere dargınım gibi mazeretleriniz geçerli olmayacak. Neden? Bir; tüm mal ortada. Kimin nerede durduğu apaçık ortada. Benim safhımda bunların olduğunu bilmiyordum deme şansınız yok. İki; emekli olamadım, memur olamadım, hayat pahalaştı vs bunlar insanın kırmızı çizgisi olamaz. Eğer bunlar sizlerin kırmızı çizgileri ise, o zaman siz bu topraklarda yaşamayı zaten hak etmiyorsunuz. Bu topraklar, ilk önce ben diyen değil, ilk önce bu topraklar diyenleri hak ediyor. ANLADINIZ!!

Kelimeler ile oyun

Diyorlarki, haburda ve osloda pazarlık yapan siz değilmiydiniz, ne istedinizde vermedik diyen siz değilmiydiniz. Bu şeytanlara bir kaç sözümüz olacak. Onlara lafı çakmadan ama sizin anlamanız gereken; bu söylemler bir stratejidir. Kelimeler ile size oyun oynuyorlar. Olmayan birşeyi ortaya atıyorlar ve sizleri olmayan birşeyin olmadığını anlatmaya zorluyorlar. Bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış misali bunlar bir iftira atıyor, sizde olmayan birşeyi olmadığını kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Bir kelime ile sizleri çaresizliğe itiyorlar. Cevabınız olmadığından değil, olmayan şeylerin izahını yapmak zorunda kaldığınızdan. Haltı işleyen onlar, kendisini izah etmek zorunda olan siz oluyorsunuz. İşleri güçleri kelime oyunları. Her türlü haltı işliyorlar, bir cümle ile üste çıkmaya çalışıyorlar. Bunların yaptığını anlamanız için size güzel bir örnek verelim; adem as çocuklarını topluyor ve diyorki, çocuklarım şeytan sizin düşmanınızdır, ondan uzak durun. Bu zihniyet o gün yaşasaydı ne derdi biliyormusunuz; hani cennette kanki idiniz, birlikte iyi zaman geçiriyordunuz, sana boyun eğmeyincemi kötü oldu? Şimdi, buna ne cevabı vereceksiniz? Adamlar cenneten kovulma ve şeytanın düşman olma hadisesini böyle okumuş. Hikayeyi böyle okuyan birine ne cevabı vereceksiniz? Veremezsiniz. Allah islah etsin deyip geçeceksiniz. Cevap vermeye kalksanız, bunun böyle olmadığını izah etmek için bir ton bilgi kullanmanız, günlerce laf dökmeniz gerekecek. Önünü anlatacaksınız sonunu anlatacaksınız, niyetlerden bahsedeceksiniz vs vs vs. Sonunda yine anlamayacaklar. Kötü olanda o ya! Erdoğan ve ak parti bu fetöcüler ile aynı mahallede doğmuş ve büyümüş (muhafazakar mahalle). Bunların gün içinde bir çok defa yolları kesişmiş, aynı hz adem ve iblisin cennette kesiştiği gibi. Siz ahlaksızlarda kalkıyor, mahallede kesişmiş yollardan, fetöcülerin amellerine bizi ortak kılıyorsunuz. Niyet ortaklığı yapıyorsunuz. Çıkarlar çatıştığı için birbirlerine girdi diyorsunuz. Allah dillirinizi bildiği gibi yapsın. Bu iftiraya nasıl bir cevap verebilirsiniz? Veremezsiniz. Aynı mahallede büyümeyi, suça ortak kılmak için yeterli gören bir zihniyete ne anlatacaksınız? Hiçbir şey anlatamazsınız. Bir cümle bir iftira bir kelime ile sizleri nasıl bir çıkmazsa soktuklarını görüyormusunuz? Elbette milyonlarca üyesi olan bir partide niyet işbirliği yapanlar olmuştur. Hani, aday gösterilmeyince hemen başka bir partiye kayanlar var ya, bilinki bunlar oralarda şahsi çıkarlar için bulunuyor. İşte bunlar fetöcüler ile her türlü pisliği yapar. Fakat siz bireyleri değil, bir bütün olarak herkese bu iftirayı attınız. Çok büyük bir günaha itildiniz. Biz bu pislikler ile aynı mahallede büyüdük. Bu kadere müdahale etme şansımız yoktu. Fakat, bunların pisliklerini gördüğümüz bunların hainliklerini tespit ettiğimiz an bunları mahallemizden kovduk. Ya siz? Siz nişantaşı çocuklarısınız. Bizim mahalle nere siz nere? Size ne oluyorda, bizim mahalleden kovulanlara kucak açıyorsunuz?

İslamda bir kaide vardır; bilmediğin bir şeyde vebal sınırlıdır, birşeyi bilmene rağmen yapıyorsan o zaman vebal tüm yüküyle iner. Siz ile biz arasındaki fark; bunların hainlikleri açığa çıktığı an mahallemizden kovduk, devletin kırmızı kitabına geçirdik. Ya siz? Bunların ne mal olduğunu öğrendiğiniz an, bunların yardımına koştunuz, yuvanızı açtınız! Üzücü olan ne; anlatıyorsunuz anlatıyorsunuz, onu misal şunu misal veriyorsunuz, yine anlamıyorlar. Bu delirmiş, hayatı tersten okuyan kafalara birşey anlatamıyorsunuz. Allah sizi bildiği gibi yapsın diyor geçiyorsunuz. Adam kalkıyor ve başörtüsü yasağını biz kaldırdık diyor. Bunun neresini düzelteceksiniz. Başörtüsü serbestliğine engel olmak için anayasa mahkemesine başvuruyor, sonrada biz kaldırdık diyor. Bir laf ortaya atıyorlar, bunlar gerçekmi değilmi şaşkınlığı içinde afalayıp kalıyorsunuz. Bir kurtuluş mücadelesi düşünün, bunun komutanını kutsuyorlar, o mücadeleyi veren milleti ise aşağılıyorlar. Adamlar, kurtuluş mücadelesi iyimi oldu kötümü oldu buna henüz karar verememişlerki, bunlara bişey anlatabilesiniz. Kurtuluş mücadelesi iyi bir şey idiyse neden bu mücadeleyi veren bu milleti ikide bir aşağılıp duruyorsunuz. Eğer kötü bir şey idiyse neden bu mücadeleyi veren komutanı kutsuyorsunuz. Bunların hayatları, inançları ve söylemleri çelişkiler ile dolu. Tarihi ve terimleri böylesine tersten okuyan, söylemleri altında zerre mantık yatmayan bir zihniyetede hiçbir şey diyemiyorsunuz. Bu delilik haline karşı çaresiz kalıyorsunuz. Cevabınız olmadığından değil, oturuyorsunuz ve düşünüyorsunuzki, ben bunun neresini düzelteyim. İsa değil musa, sopa değil asa, dere değil kızıldeniz. Yaşadığımız olayların önüde belli sonuda, bir insan gerçekleri bu kadarmı tersten okur bu kadarmı çarpıtır diyor ve sessizliğe gömülüyorsunuz. Kişiyi Allaha havale edip geçiyorsunuz.

Kesitler üzerinden kurulan tuzak

gelelim kesitler üzerinden hayatı okuma tuzağına. Örneğin; oslo görüşmeleri. Şu can alıcı soruyu kendimize soralım, oslo görüşmeleri devleti satma pazarlığımıydı yoksa pkk'yı silahsızlandırma, terörü ülkemizde yok etme girişimimi? Hiçbir tereddüte mahal bırakmadan bunu bilmenin bir yolu varmı? Var. Kitabı sonuna kadar okuyun. Bu bir hikaye, osloda başlıyor ve yazar bu hikayeyi bir yere taşıyor. Hikayenin sonuna vardığınızda hikayeyi yazanın ne amaçladığını çıkarırsınız. Kitabın sonuna vardığınızda, hikayenin içinde geçen olayları anlarsınız. Başında ve ortalarında varılan her kanaat sizi yanıltabilir. Sabredin ve kitabın sonuna kadar hikayeyi takip edin. Kitabın sonuna vardığınızda da karakterlerin ne niyetler taşıdığını anlarsınız. Bunlar ama ne yapıyor? Sizleri hikayenin sonundan uzak tutuyorlar. Kesitler, hikayenin içindeki anlık eylemler üzerinden sonuca varmanızı sağlıyorlar. Sizlere hikayeden bir kesit sunuyorlar ve bakınız kahramanınız şurada şunu söyledi, bakınız şurada şununla oturdu diyorlar. İki üç kesit üzerinden size hikaye satıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyin. Kesitler üzerinden hayatı ve insanları okumayın. Anlık olaylar size fazla anlam veremeyebilir, hikayeyi bir bütün olarak ele alın. Örneğin; oslo. Oslo da bir hikaye başladı. Hikayemiz iki tarafı konu alıyor. İki ana karakter üzerine kurulmuş bir hikaye. Bir tarafta hükümet diğer tarafta pkk. Konu; barış. Barış yapalım diye masaya oturuyorlar. Hikaye nasıl sonuçlanıyor? Barış için el sıkışan taraflardan birisi, şehirlere silahları yığıyor, giriş çıkışlara hendekler kazıyor ve özerklik ilan ediyor. Hikayenin sonunda diğer taraf yani hükümet ne yapıyor? İyi niyetine ihanet edildiğini görüyor ve bunların başına balyoz gibi inip, ezip geçiyor. Bu kitabı baştan sonuna kadar okuduğunuzda, siz kimi hain kimi kahraman, kimi iyi kimi kötü ilan ederdiniz? Hikayemiz bir masada başlıyor ve bir çatışma ile bitiyor. İyi niyet ile masaya oturuyorsunuz ve hainlik ile karşılaşıyorsunuz. Ak partinin iyi niyetle masaya oturduğunu, kirli pazarlık içine girmediğini nereden biliyoruz? Kitabın sonundan. Hikaye henüz bitmedi arkadaşlar, hikayeyi okumaya devam edin. Siz kitabı açmışsınız ve oslo görüşmelerinde takılı kalmışsınız. O sayfanın ötesine geçememişsiniz. Biz barış sürecini, habur olayını, hendek çatışmalarını, afrini konu alan sayfaları çoktan geçtik, kandile girişimizi anlatan sayfalara geldik. Siz ve biz aynı anda bir kitaba başladık, siz oslodan ötesi geçemediniz biz ise çoktan kandile vardık. Hükümetin oslo görüşmelerini iyi niyet içinde yaptığını nereden biliyoruz; kitabın sonlarından. Özerklik ilan eden belediyelere kayyum atandı ve özerklik ilan edenler hapse atıldı. Eğer hükümet baştan itibaren bunlar ile eşgüdüm içinde hareket etmiş olsaydı, bunlar özerklik ilan ettiğinde, bu arkadaşları anlamak gerek der ve özerkliği destekleyecek adımlar atardı. Baştan itibaren bunlarla birlikte hareket eden birisi, bunlar özerklik ilan ettiğinde bunları dağda ovada ezip geçmezdi. Anladınız. En basiti, devleti bölmek isteyen bir hükümet sınırlarımız boyunca duvar örmezdi. ANLADINIZ!!

Bu arada, bu hikayemizde chp ne yaptı?
Hikayenin başında chp, kahraman ve vatansever gibi göründü. Böyle birşey olamaz, teröristler ile masaya oturulamaz, bunlar vatanı bölecek yaygarasını yaptı. Hikayenin başında hepimiz ne dedik; ne kadar vatansevermiş bunlar dedik. Kitabın sonuna yaklaştıkça neyi gördük? Şok olduk. Meğerki kitabın başında düşman görünenler dostmuş. Danışıklı dönüşüklü kavga ediyormuş. Kitabın başında düşman görünen chp, pkk yok olmak üzereyken arka kapıdan evlerinin içinde korumaya aldılar. Sonrada seçim manifestosunda yerel yönetimlere özerklik vereceklerini vaat ettiler. Müthiş bir kitap okuduk. Her yeri heyecan ve sürprizler ile dolu. Hocam ama hikayenin başındaki chp (baykal) ile, hikayenin sonundaki chp (kılıçdaroğlu) farklı. Son sayfada gördüğümüz chp, tüm chp'lileri temsil etmiyor, haksızlık olmadımı diyorsanız; olmadı. Kılıçdaroğlu yönetimi ne halt işlediyse, siz her defasında, onun değimi ile tıpış tıpış gittiniz ve oyunuzu ona bastınız. Gözlerinizin önünde fetö ile iş tuttu, siz bunu bile bile oyunuzu yinede ona bastınız. Pkk' lılar ile ortaklığa gitti, siz bunu göre göre yinede oyunuzu ona bastınız. Yarın gelse yine basacaksınız. O yüzden siz yüzde yüz, son sayfada olup bitenlerden sorumlu ve suça ortaksınız. Bu hikayede bir aktör daha var, mhp. Bunlar ne yaptı? Kitabın başında mhp, pkk ile masaya oturulmasına karşı çıktı. Ya, kitabın sonunda? Kitabın sonunda da pkk' ya karşı çıktı. Buradan ne anladık. Samimiyet ve vatanseverliklerini. Yazar (Allah), bizlere müthiş bir hikaye anlattı. Nasıl başladı nasıl sonuçlandı. Hepimiz şoke olduk. O yüzden hayattan kesitler ile hayatı okumayın. Kitaptan cımbızlanmış cümleler ile hikayenin aktörleri hakkında niyet okumayın, zan beslemeyin. Sabırlı olun ve hikayenin sonuna kadar bekleyin. Merak etmeyin hikayenin sonu size kimin ne olduğunu net gösterir. Sabredin ve inandığınız değerlere sahip çıkın. Şükür bugünlerimize. O hendekler yaşanırken, o oslo görüşmeleri yaşanırken, biz iyi zan besledik onlar kötü. Rabbime şükür biz haklı çıktık. Onlarda o kötü zanlar ve iftiralarıyla helaka mahkum oldu.

Oslo görüşmeleri hakkında biz ne düşünüyoruz?

Oslo görüşmeleri doğruydu. Konu barış ve kardeşlikse, peygamberimizde bu barış görüşmelerine evet derdi. Arkadaşlar olayları değerlendirirken, bir bütünlük içinde değerlendirin. Kürtler ve Türkler bin yılı aşkın, huzur ve mutluluk içinde birlikte yaşıyor. Bu kardeşlik ortamında pkk nasıl türeyebildi? O kardeşlik hukukunu bozarak. Hersey '80 darbesi sonrası oldu. O ana kadar belki güneydoğu ve doğuda bir avuç apocu vardı veya yoktu. Darbe sonrası, dönemin derin devleti pkk' yı kurmaya ve pkk adına eleman devşirmeye başladı. Bunlar günde 30 tane masum anadolu gencini işkenceden geçiriyordu, kürtleri aşağılayıcı söylemler eşliğinde, sonrada bunları terörist olarak dağa tahliye ediyordu. Nerede oldu bunlar? Diyarbekir Ceza Ve Tevfik Evi yani cezaevinde. Dönemin derin devleti, diyarbekir cezaevini bir pkk üretim fabrikası olarak çalıştırmış. Günde 30 masum genç buraya sokuluyor, akla ve hayale gelmeyecek işkencelerden geçiriliyordu, bir o kadar gençte her gün dağa çıkartılıyordu. Kim bu işkenceleri yaptı? Tunç soyer var ya, chp ve hdp' nin izmirdeki ortak adayı, onun babası! Buradanda kürt kardeşlerimize oynanan oyunları anlayabilirsiniz. Aynı numarayı bunlar saddam sonrası sunnilerede çektiler. Hapishanelerde sunni araplara işkence ettiler, sonrada deaş katılmak üzere serbest bıraktılar. O zulmü yapan sizdiniz veya değildiniz, sonuçta bu işkenceyi yapanlar tc uniforması taşıyan güvenlik görevleriydi. Sizler o yapılan zulümleri görmemezden gelip, çıkmasaydılar dağa diye bilirsiniz. Erdoğan ama böyle düşünmüyor, bunada saygı duyacaksınız. Dağa çıkanlara bu devlet sebep oldu, devletin bu insanlara karşı bir sorumluluğu var deyip, barış sürecini başlattı. Size işkence eden devlet artık yok, biz farklıyız. Biz kürtleri seviyoruz. Bu topraklar hepimize yeter deyip, barış sürecini başlattı. Bizde bu kararını doğru bulduk. İşe yaradımı? Yaradı. Yerel kürt kardeşlerimiz bizim bu barış elini kabul etti. Ağlaştık, kucaklaştık ve helalleştik. Örneğin; hendek operasyonlarında, yerel halk bu ayaklanmaya destek vermedi. Özerklik ilan edenler yurtdışından gelenler, ermeni kökenli ve müslüman olmayanlardı. Bu barş süreci ilk önce yerli olanları olmayanlardan ayırdı. Bu barış süreci birde müslüman olan kürt kardeşlerimizi, müslüman olmayanlardan ayırdı. Müslüman kardeşlik bağımızı tazelede pekiştirdi. Her yönüyle bu süreç doğruydu ve büyük bir kazanımdı. Örneğin; biz onları ezip geçtiğimizde, şehitlerimiz dışında müslüman kanı dökmedik. Müslümanı müslümana kırdırtmaya çalışanların çağında bu büyük bir kazanç. Yani sürecin kesinlikle kazanımları oldu. O süreç için getirebileceğimiz tek eleştiri; berbat yönetildi. O süreci, yalçın akdoğan gibi beceriksiz kişilere teslim ettiler. Fetöcü hainlerin ihanetleride o beceriksiz yöneticilerin faaliyetlerin üstüne, tuz biber oldu. Şunuda burada not düşelim; hükümet sürekli kazık yiyip duruyor, ana sebeplerinden biriside başarısız yöneticileri tasfiye etmeyişi. Bir kişi bir projede başarısızsa, berbat bir yönetim sergiliyorsa ve sen onu halen devlet kurumlarında, parti içinde belirli görevlerde tutmaya devam ediyorsan o zaman kusura bakma, sen kazık yemeyi hak ediyorsun! Devlet yönetiminde yoldaşlık olmaz. Kapasitesi olanı getirirsin, olmayınıda kovarsın. Başarılı olanı terfiye edersin, olmayını azledersin! NOKTA.

Oslo görüşmelerine gelince;
istihbaratın görevi terör örgütleri ile oturup konuşmak. İstihbarat örgütleri bu tür görevler için var. Ya siz? Siz hangi sıfatla gizli kapıları arkasında bunlarla oturup antlaşmalar yapıyorsunuz? Hükümet, bu topraklar adına istediği kişiyle antlaşma yapabilir. Seçilmiştir, anayasa tarafından tanınmıştır. Ya siz? Kim size kandil ile masaya oturma, ortak adaylar belirleme ve belediyeleri paylaşma yetkisini verdi? Hükümet bunlar ile masaya oturduğunda, silahsızlanmayı şart koştu. Ya siz? Siz neyi şart koştunuz? Sizde silahsızlanmayı şart koştunuzmu? Yooo. Siz belediyeleri paylaşma antlaşması yaptınız. Hükümet silahsızlanma siz ise devleti paylaşma antlaşması yaptınız. Utanmadan birde hükümet yaptı, bizde yapıyoruz, ne var bunda diyorsunuz. İki; karar verin artık, barış iyi birşeymi yoksa kötümü? İyi birşeyse niye oslo' yu ikide bir dilinize doluyorsunız. İyi değilse neden hdp ile iş birliği yapıyorsunuz, neden afrin ve kandile girmemize karşı çıktınız, o hendek operasyonları yapılırken neden savaş bir insanlık suçudur dediniz, belediyelere kayyum atandığında, demirtaş ve diğerleri hapse atıldığında bunlara destek çıktınız ve halen çıkıyorsunuz? Eğer bu pkk' lılar iyi çocuklarsa, o zaman erdoğanın son 17 yıl içinde yaptığı en iyi şey oslo görüşmesiydi demeniz gerekmezmi? Eğer pkk'lılar ile masaya oturulmaz bunlar ezilecek birer pislik görüşüne sahip olanlardansanız, o zaman erdoğanın yaptığı en iyi şey bu pkk' lıların başını ezip geçmesi demeniz gerekmezmi? İyi' ye iyi diyemiyorsanız, hakka hakkını teslim edemiyorsanız, siz ne işe yararsınız?

Gelelim ne istedinizde vermedik söylemine

Şunu baştan belirtelim, bu söylemlere açıklama getirmeyi kendimize bir zulh biliyoruz. Bunlara bir açıklama getirmeye çalışmak, bir delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya benzer. Aramızda ama, bu tür söylemlere inanmaya yakın kardeşlerimiz olabilir. Onlar için bu söylemede kısa bir açıklama getirelim. Bu söylem ne anlam içeriyor? Bu söylemin ne anlam ifade edebileceğini tespit edebilmemiz için hikayenin tümüne bakmalıyız. Bu söylem öncesi neler yaşandı, buna bakmalıyız. Bu söylem öncesi neler yaşandı buna baktığınızda, ne niyetle o cümleyi sarfettiğini çıkarırsınız. Bu cümleyi sarfetmeden öncesi neler oldu; 25 aralık oldu. 25 aralıkta üçüncü havalimanı ve üçüncü köprüyü yapan iş adamları tutuklanmak istendi. Hatırlarsanız gezi platformuda bunların yapımına karşı çıkmıştı. Eğer ne istedinizde vermedik söylemi onların anladığı niyette söylenmiş olsaydı, erdoğan daha o dönemlerde üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı projelerinden vazgeçmiş olurdu. Anladınız. Eğer ne istedinizde vermedik sözü, onların anladığı niyette söylenmiş olsaydı, fetöcüler 25 aralığa ihtiyaç duymazlardı. Taa, gezi döneminde erdoğan onların talepleri doğrultusunda tüm projeleri iptal etmiş olurdu. Anladınız. Bu cümleyi sarfetmeden önce, başka ne oldu; 7 şubat mit krizi oldu. Eğer ne istedinizde vermedik söylemi, onların okuduğu niyette söylenmiş olsaydı, 7 şubat diye bir hadise yaşanmazdı. Anladınız. Fetöcüler, 7 şubat günü istihbaratımızı ele geçirmek için o operasyonu yaptılar. Eğer erdoğan onlara istediklerini vermiş olsaydı, bu operasyonu yapma ihtiyacı duymazlardı. Anladınız! Ne istedinizde vermedik cümlesi, sizin okuduğunuz niyette söylenmiş olsaydı, o cümlenin kurulduğu ana kadar erdoğan bunların her istediğini, noksansız yerine getirmiş olurdu. Anladınız. Şimdi; gezi, 7 şubat, 17-25 aralık, sizce bunlar neden yaşandı? Her istediğini elde eden birisi bunlara ihtiyaç duyarmıydı? Şunu merak ediyoruz; bir cümle bir çok anlam taşıyabilir. O cümleyi duyduğunuzda, onca anlam içinde neden aklınıza en kötüsü olanı geldi? Neden iyi zan yapmadınız? Varsayalımki bizim kadar zekalı değilsiniz, hani sürekli eğitim ve akıldan bahsediyorsunuz ya, hani varsayalımki bizim kadar eğitimli ve zeki değilsiniz ve aklınıza ilk gelen şeye göre hareket ediyorsunuz, soru şu; neden en kötü olan şey aklınıza ilk geliyor? Bir kelimenin bir kaç tane farklı anlam taşıdığını, taşıyabileceğini size okulda öğretmedilermi? O cümlede kullanılan kelimenin anlamını çıkarmak için, hangi konteks içinde kullanıldı buna bakmanız gerektiğini size öğretmedilermi? Varsayalımki öğretmediler, iyi zan yapın be kardeşim. İyi zan yapmanız size ne kaybetirir? Kötü zan yaptınızda ne geçti elinize? Kaybettiniz!! O kötü zanda yüzde yüz hatalısınız. Son 10 yıl içinde yaşadığımız tüm olaylar, bu hainlerin istediklerini alamadıklarından dolayı gerçekleşti, onca saldırı sadece bu yüzden gerçekleşti. Sizin iddianızın tam zıttını söyleyen koskocaman bir 10 yılın hadiseleri var. Ne diyelim size. Akılsızlığınızla, delilik halinizle bizleri şaşırtmaya devam ediyorsunuz. Biz bu cümleden ne okuduk ne çıkardık, bunuda size aktaralım; bizler bu cümleyi duyduğumuzda aklımıza 2. abdülhamit geldi. Emanuel karasu adında selanikli bir yahudi bir heyetle geliyor ve ona tahttan indirilme kararını tebliğ ediyor. O an abdülhamit ve biz müslümanlar ne düşündüysek, erdoğan işte o hissiyatı o cümlelere döktü. 400 yıl öncesi sizler avrupada katledilirken biz size kucak açtık, yemeğimizi toprağımızı sizinle paylaştık, neyiniz eksikti, ne istedinizde yapamadınız, bu hainliği neden yaptınız düşünceleri var ya, işte erdoğan abdülhamittin ve bizlerin o hissiyatını o an; ne istedinizde vermedik cümleleri ile özetledi.  

Diyorlarki

madem hdp bir terör partisi neden kapatmıyorsunuz, madem adaylar birer terörist neden müdahale etmiyorsunuz? Bir; bu bir tuzak sorusu. Neden yapmıyorsunuz dediklerini yaptığınız an, anayasa mahkemesine ve avrupa adelet divanına gidecek olan ilk kendileri. Ülkemizde demokrasi yok, muhalefet susturuluyor yaygarasını yapacaklar. Birincisi bu söylemleri samimi değil, art niyet içeriyor. İki; siz neden yapmıyorsunuz? Ülkenin beka sorunu sadece ak parti omuzunda değilki, sizde bu ülkenin bir vatandaşı bir partisi'siniz. Ak parti yapmıyorsa, hdp' nin kapatılması için siz neden anayasa mahkemesine gitmiyorsunuz. Her küçük meselede anayasa mahkemesine koşmasını biliyorsunuz. Madem siz ak partiden daha iyi daha milli bir partisi' siniz, siz neden bu teröristleri mahkemeye taşımıyor, ysk' ya itirazlarda bulunmuyorsunuz? Üç; yasallık ile meşruluk ayrımını iyi bilmelisiniz. Birşey yasal olabilir ama yasal olması onu meşru kılmaz. Bu iki kavram arasındaki en temel fark; meşruiyet halka dayanır, yasalar ise onu yazan fikirlere. Meşruiyet toplumsal vicdana bakar, yasalar ise onu yazan kişilerin değerlerine. Örneğin; içki. Halk içkiyi meşru görmeyebilir, yasaları yazanlar ama görebilir. Meşru olan yasal olmayabilir, yasal olanda halk nezdinde meşru olmayabilir. Şimdi; günümüzün yasaları hdp' ye siyaset yapma izni veriyor çünkü yasalarımızda suçlar bireyseldir ve bir bireyin suçundan dolayı bir parti cezalandırılmaz denilmiş. Yani yasalar kapatılamaz diyor. Meşrumu? Değil. Halkın vicdanı neden bunu kabullenemiyor? Bu partide suçlar bireysel olmayı geçmiş, örgütsel hale dönüşmüşte ondan. Hdp binalarında paralel yargılamalar, hdp belediyelerin kandile eleman devşirme merkezleri olması vs vs vs. Yasalar kapatılamaz desede, toplumun vicdanı bunu kabullenemiyor çünkü bunlar bir bütün olarak bu işin içindeler. Yasal engelden dolayı ama varsayalımki, bu parti kapatılmaktan kendini kurtardı. Varsayalımki sicilik bozuk bu adaylarda yasal bir boşluktan faydalanıp onlarda oradan sıyırdı. Be kardeşim; konu o değilki! Sen niye bunları partinden aday gösteriyorsun? Sen niye sicili sabıkalı adayları listelerine alıyorsun? Böylesine bir sabıka kaydı olanları nasıl listelerinizden aday gösterebiliyorsunuz? Sağa sola kıvırtmadan bunun cevabını verin? Varsaylımki hdp bir terör partisi ve ak partide buna göz yumuyor; suça itilen sensin be kardeş, sen neden bu tuzağa düşüyorsun. Onlar gazı veriyor, sen niye eline bıçağı alıp cinayeti işliyorsun? Onlar bu sabıkalı şahıslara bulaşmıyor, sen bulaşıyor sen aday gösteriyorsun. Konu ak parti değil, konu senin aday belirleme kriterlerin. Daha doğrusu kritersizliğin. Şehirde terör sabıkalı ne kadar terörist varsa hepsini listelerinizden aday gösterdiniz, ankarada sahte çek imzalatanı gösterdiniz, izmirde mason ve işkenceci birinin oğlunu gösterdiniz, istanbulda da 15 temmuz gecesi brükselden sulh mesajları atan birini. Ne bu kardeşim. Chp, iyi parti, saadet ve hdp; bu toplumun geri kalan yüzde elliside biziz diyorsunuz. Birlikler kura kura, on milyonların arasından çıkarabildiğiniz en iyi "mal" bumu? Buysa vay halinize. Sonrada, lafı döndürüyor dolaştırıyor, siz ahlak abideleri bizlerde suçlu oluyoruz. Yok öyle yağma. İşlediğiniz pisliklerden o kadar basit kurtulamazsınız. Kelime oyunları ile insanların akıllarını allak bullak ettiniz. Her türlü haltı işle, sonrada kelime oyunları ile üste çık. Yok öyle yağma.

Sevgili okurlarımız;

erdoğan bize göre, çok ama çok yanlışların içinde. Yanlışlar derken art niyet içinde değil, kötülük içinde değil, sadece yetersiz kalıyor. Sürekli onun kıçını kurtaranda kendi becerisi değil, Allah. Allahu Teala, daha ne kadar onun bu yetersizliği ne tahammül eder; bizim hesabımıza göre daha fazla değil. Neden oy veriyoruz ona, o zaman? İşte sizle bizi ayıran nokta burası; biz erdoğana oy vermiyoruz, biz erdoğanın bulunduğu cepheye oy veriyoruz. ANLADINIZ. Erdoğan devleti ve milleti savunuyor. Biz erdoğana değil, erdoğanın savunduğu değerlere oy veriyoruz. ANLADINIZ. Biz erdoğana değil, devlete yapılan saldırılara karşı oyumuzu veriyoruz! ANLADINIZ. Siz kandil ve fetö ile iş tutarsanız, onca pkk'lıyı üye listelerine sokarsanız, bize erdoğana oy verme dışında bir seçenek bırakmıyorsunuz. ANLADINIZ!!! Gezi, 17-25 aralık, 15 temmuz darbe ve çukur eylemleri olmasaydı, birileri ülkemizde kürdistan nareleri atmasaydı, ülkemizde fetö ve pkk gibi hain örgütlenmeler olmasaydı, birileri sınırlarımıza onbinlerce tır silah indirmeseydi yani bizi beka sorunu ile baş başa bırakmasaydınız, kendi halimize bıraksaydınız, inanın erdoğan bu kadar uzun iktidarda kalamazdı. Patatesleri stoklayanlara karşı önlem almasını bile bilemeyen birini bu toplum iktidarda tutmazdı. Bir kazık, iki kazık derken üçünü kazıkta kapıyı gösterirdi. Çoktan bir kaç tane milli ve yerli muhalefet çıkar, erdoğan tarihe karışır giderdi. Neden çıkmıyor o zaman, neden bu saldırılara karşı acizliğine prim veriyoruz; biz salakmıyız. Saldırı altında olduğumuz bir dönemde neden on parçaya bölünelim. Siz kazanmak için ittifaklar kuracaksınız ve tüm gücünüzü birleştireceksiniz, bizleri ise "yaparsın sen" gazı ile yeni partiler kurmaya itecek, birlik ve beraberliğimizi kendi elimizle yok etmemizi sağlayacaksınız; öylemi? Bizi yutmanız, daha hızlı ortadan kaldırmanız, kendi kendimizi parçalamamız için liderimize karşı ayaklandıracaksınız; öylemi? Biz bu tuzağa düşmeyiz. Düşende bilinki bir haindir. Örneğin; gül ve davutoğlu. Siz bu topraklardan defolun gidin, bizi kendi halimize bırakın, o zaman görürsünüz erdoğana boyunun ölçüsünü gösterecek o baba yiğitleri. Yeterki siz bu topraklardan defolup gidin. Bizler liderlerimize meydan okumayı sulh dönemlerinde yaparız, saldırı altında olduğumuz dönemlerde değil. 2007 yılına kadar ahmet necdet sezer. 2008 yılında 27 nisan e-muhtırası ve ak parti kapatma davası. 2009 yılından itibarende fetö ile mücadele. Siz, bizlere hiç sulh dönemi yaşatmadınızki liderimize meydan okuyalım. Sulh dönemine girinceye kadarda bilinki bizler dimdik liderimizin arkasında dururuz. Maalesef sizler olayı sürekli erdoğan üzerinden okuyorsunuz. Neyin kavgası ediliyor ona bakmıyor, erdoğan üzerinden savaşı yürütüyorsunuz. Kavganın özüne değil, erdoğana bakıyor, erdoğan hangi cephede ise onun karşısına kendinizi konumlandırmaya çalışıyorsunuz. Bu da sizleri çok pis zihniyetlerin içine sürüklüyor. Biz ise erdoğana değil, devlete odaklanıyoruz. Kim devlete saldırıyor ona bakıyor, onun karşısınada bir bütün olarak kendimizi konumlandırıyoruz. Konumladığımız noktada'da erdoğan varsa, hoşgeldin diyoruz. Biz erdoğanın safhına girmiyoruz, erdoğan bizim safhımıza giriyor. ANLADINIZ. Nedir o saf; devletin bekası! Erdoğan ile şahsi meselelerimizide sulh dönemine saklıyoruz. ANLADINIZ!! İlk önce düşmanı yeneceğiz, sonrası kendi iç meselelerimize odaklanacağız.