nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






biyoenerji vs theta terapi


Uzun zamandır alternatif tıp konularına girmemiştik. Son yıllarımızı seçimler ile geçirdik, bizde ülkemiz üzerinde verilen bu mücadeleye duyarsız kalamazdık karınca misali tarafımızı belirtmemiz gerekiyordu, bizde Rabbimin bize sunduğu bu platformu bu amaç doğrultusunda kullandık. Alternatif tıp konularını birazcık ihmal ettik. Umarız bu yazımız ile bunun acısını çıkarırız. Bir kaç hafta öncesi duyarlı bir okurumuz bize theta terapisi hakkında soru sordu. Bu sorunun cevabı herkes tarafından bilinmesi gerektiğine inandık ve yanıtımızı websayfamızda sizlerle paylaşmaya karar verdik. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar diliyoruz...

İnsan beyini farklı hallerimizde farklı frekansta titreşim dalgaları yayar. Yazının başında bunları bilmenizde yarar var.

- Alpha frekansları 8hz- 12hz; sakin halimizde yaydığımız frekanslar.
- Beta frekansları 12hz-40hz: tam uyanık halimizde oluşan beyin dalgaları.
- Theta frekansları 4hz-8hz: bilincin söndüğü uykuya dalma anı oluşan dalgalar.
- Delta frekansları 0hz-4hz: beynin en düşük ölçülür dalgaları (yeni doğanlar, beyin travması).
- Gamma frekansları 40hz-100hz: öfke veya mutluluk duygularımızın zirvesinde olduğu, birşeyleri öğrenmeye çözmeye çalıştığımızda yaydığımız dalgalar.

Theta terapisi vs Theta dalgası

Konuya girmeden terimleri anlamanız gerek. Theta terapisinde kullanılan theta ismi nereden geliyor? Bu isim beynin içindeki theta dalgalarından esinlenmiş bir isim. Bu teknik bilinçaltınızla ilgilendiğini iddia ediyor, bu algıyı oluşturmak yani bilinçaltınıza müdahale edebildikleri algısını oluşturabilmek içinde bilinçaltımızın yaydığı theta dalgalarını almışlar ve bu tekniğe ad olarak koymuşlar. Tekniğin theta dalgaları ile ilgisi varmı? Yok. Teknik olarakta mümkün değil zaten. İsim sadece yanıltma ve algı oluşturmak için. Beyinin theta dalgaları uyku modunda açığa çıkar. Bu dalgaları açığa çıkarabilmeniz için uykuya geçmeniz gerekiyor. Uykuya geçtiğiniz zamanda terapi yapmanız mümkün değil. Theta terapisinde hem hasta hem uygulayıcı tam bir şekilde seansa odaklanmış halde. Bu da değerli dostlar theta dalgalarını değil alpha ve beta dalgalarını ortaya çıkarır. O zaman neden theta ismini koydular? İyi niyet yorumumuz; ilgi çekici ve bilimselliği andırdığı için. Kötü niyet yorumumuz; hollywood filmleri üzerinden sihir ve büyüleri nasıl yaygınlaştırıyor, günlük hayatımızın bir parçası haline getirmeye çalışıyorlarsa, o üst akıl beyini manipüle etme tekniklerinide yaygınlaştırmaya çalışıyor. Theta gibi bir isimde toplum nezdinde bu merakı artırıyor. Hem bilimselliği andırıyor hem tanrısal dokunuşu. Bilim ve maneviyat, ikisi bir arada. Kim buna hayır derki. Sizde lütfen benimde hafızamı silin dersiniz. Anlayacağınız, hepsi bir pazarlama stratejesi. Ne tekniğin kendisinin theta dalgaları ile bir ilgisi var nede "tanrısal dokunuş" cümlesinin Allah ile bir ilgisi var. Nasıl depresyon ilaçları, teknolojik cihazlar ve uyuşturucular ile birileri beyinleriniz üzerindeki hakimiyeti ele geçirmeye çalışıyorsa, o üst akıl doğal terapi yöntemleri üzerinden de bu çalışmalarını yürütüyor. Örneğin; theta terapisi.

Not: bu tekniği uygulayanlar theta beyin dalgasını ortaya çıkarabildiklerine inanır, arkadaşlar teknik olarak bu mümkün değil. O dalgalara ulaştığınız an uykuya dalarsınız, uykuya daldığınız zamanda seansınız mümkün olmaz. İki; terapi esnasında hangi beyin dalgaların ortaya çıktığını sıradan bir ofiste tespit etmeniz mümkün değil. Birisi eğer theta dalgaları ile tedavi ettiğini söylerse, seansta çıkan dalgaların theta boyutunda olduğunu nereden biliyor bunu o kişiye sorun. Örneğin; biyoenerji, reiki veya şakra uzmanları seans yaptıklarında hastaya yönlendirdikleri frekans boyutlarını bilmeleri mümkün değil. Bizde bunu ölçen bir cihaz veya bir his yok. O dalgaları tespit edebilmeniz için bir araştırma hastanesine gidip o kişiyi eeg makinasına bağlamanız gerek. Bir hastayı eeg makinasına bağlamadan theta dalgaların açığı çıktığını nereden biliyorlar bunu onlara sorunuz.

Theta terapistler ne yaptığını iddia eder?

Theta terapistler; dna'nıza güzel duyguların yaratıcı tarafından yüklendiğine, yaşadığınız maddi ve menavi travmalar ama bu duygularınızı değiştirdiğini, kendilerininde değişen bu inanç ve hisleri fabrika ayarlarına geri döndürebileceklerine inanır. Bilinçaltınızın dna kodlama merkezine erişerek duygularınıza bir reset yapabileceklerine inanır. Anadan doğma o temiz hislerimizi geri getirebileceklerine inanırlar. Hatta his yüklemelerinde yüzlerce kişiyi aynı anda, binlerce km uzaklıkta olsada bunlara bir his yüklemesi yapabildiklerine inanırlar.

Not: "uzaktan seans mümkünmü" yazımızda uzaktan seansın beşeri güçler ile mümkün olmadığını, bunu yapanların bilerek veya bilmeyerek cinlerden faydalandığını size anlatmıştık. İki; his ve inançlar ile uğraşıyorsanız yanlış mekanı seçmişsiniz. İnaç ve duygularımızın merkezi bilinçaltı değil kalbimizdir! Eğer inançlara reset yapmak istiyorsanız kalbe odaklanmanızı öneririz. Atalarımız kötü birini anlatırken boş yere kalpsiz tanımını yapmamış. İnsan beyninden bağımsız çalışan çalışabilen tek bir organ var o da kalbimiz. O yüzden de kalp ölümü ile beyin ölümü farklı tanımlanır, tıpta. Eğer kişinin duygularına, inancına hitap etmek istiyorsanız o kişinin kalbine odaklanın. Ama hocam, beyine odaklanıyoruz ve sonuç alıyoruz bu bizlere inanç ve hislerin beyin kaynaklı olduğunu göstermezmi? Hayır. Siz beyinde farklı şeyleri harekete geçiriyorsunuz. Bu yazımızda da bunu size açıklayacağız.

Theta terapi seansı nasıl yapılır?

Theta terapistler dört boyuta odaklanır birincisi günlük yaşantınız. İkincisi genetik kodlamanız. Üçüncüsü geçmişiniz ve dördüncüsü ruhunuz. Seansa başlamadan sizi rahatsız eden nedir, bugün neye odaklanmamızı istersiniz diye sorarlar. Sizde hoşlanmadığınız bir vasfınızı veya ruhsal bir sorununuzu dile getirirsiniz ve bunun üzerine çalışmak istediğinizi söylersiniz. Üzerinde çalışmak istediğiniz konu tespit edildikten sonra, terapistiniz size kas testlerini (
kinesiyoloji) uygular. Gerçektende o sıkıntı sizde varmı yokmu bunun tespitini yapmak ister. Buraya kadar herşey normal. Terapi boyutuna geçildiğinde olaylar karışıyor. Gelin birlikte bir vaka çalışması yapalım; insanlar tarafından kullanıldığınızı varsayın. İyi niyetli birisisiniz ve o iyi niyetiniz sürekli birileri tarafından suuistimal ediliyor. Öyle bir yapıya sahipsinizki kimseye hayır diyemiyorsunuz buda maddi ve manevi sizi yıpratıyor. Bu sıkıntınızı anlattıktan sonra theta terapist gerçektende böyle bir sorununuz varmı yokmu diye size bir kas testi uygular. İşaret parmanığınızı baş parmağınız ile bir araya getirmenizi ister ve bunu yaparken şunu söylemenizi ister; ben insanlar tarafından kullanılıyorum. Siz bunu söylerkende işaret ve baş parmağınızı açmaya çalışır. Rahat açarsa o inanç bilinçaltınıza tam yerleşmemiş yani öyle bir inanç sizde yok, zor açılırsa evet o inanç sizde var. Bu tespiti yaptıktan sonra sorular boyutuna geçilir. Olayın özüne inmek içinde hep şu soruyu sorar; bu sizi neden rahatsız ediyor veya korkutuyor? Örneğin; birilerin sizi kullandığını düşünüyorsunuz. Terapist şunu sorar; eğer isteklerini yapmazsan ne olacağından korkuyorsunuz? Cevabınız dışlanmaktan korkuyorum olur. Terapist bu sefer; dışlanmak neden korkutuyor sizi? Cevabınız yalnız kalmaktan korkuyorum olur. Terapist bu sefer; yalnız olmak neden korkutuyor sizi? Cevabınız bir hiç olmaktan korkuyorum olur. Ne yaptınız, soru sora sora ana korkuya indiniz. Hiçlik en temel histir, bundan aşağıya inemezsiniz. Bu noktada terapist yine bir kas testi uygulayar, gerçektende o hiç olma duygusuna sahip olup olmadığınıza yönelik. Soru sora sora en temel hisse indikmi, şimdi terapi boyutuna geçilir. Gizemde burada başlar. Terapist hastanın elini tutar ve o negatif düşüncelerin yerine güzel düşünceler ekeceğini söyler ve hastadan izin ister. Hiçlik duygusunu alıp, yerine güzel düşünce yerleştirmeme izin veriyormusun der. İzin aldıktan sonra o düşünceye odaklanır ve onu pozitif bir düşünceye dönüştürür. Nasıl dönüştürüyor, gizemde burada. Bunu biyoenerji ile yapmadığı kesin. İnsanın ürettiği enerji ile başkaların düşüncelerine müdahale edemezsiniz. Bir iki dakikalık odaklanma sonrası yine bir kas testi yapılır. O olumsuz düşüncelerin beyninizde değişip değişmediğine bakar. Değişinceye kadarda o enerji yüklemesine devam eder. Bu belki bir seans belki 10 seans alır.

Not: theta terapisi uygulaması biyoenerji ile açıklanabilecek bir uygulama değil. Terapi esnasında tanrıyı devreye sokarak olayı tümüyle metafizik ve ezoterik bir boyuta taşıyorlar. Bu da değerli okurlarımız bizim bilimsel yaklaşımlarımızı aşıyor. Kafamıza takılan onca soruyu açığa çıkartıyorlar; theta dalgalarını kullandıklarını nereden biliyorlar? Tanrı ile nasıl iletişime geçiyorlar? Bahsettikleri tanrı kim? İnancın merkezi bilinçaltı olduğunu nereden biliyorlar? DNA'nın his ve inanç kodlarını içerdiğini hangi bilimsel araştırmadan öğrendiler? O an dna'ya bir yükleme yaptıklarını nereden biliyorlar? Bakınız, biyoenejistler kadar enerji konusunda uzman kişiler yoktur ama, onlar bile bir enerji yüklemesi yaptığında o enerjinin dna'ya yüklenip yüklenmediğini bilemez. Theta terapistler ise bundanda ötesi giderek bir chrosomen içinde hangi dna'ya, o dna'nın içinde hangi gene yükleme yapacaklarını biliyorlar. Bu mikro cerrahi vari enerji yüklemeside bizlerin bilimsel ve mantık bakış açısını aşıyor.

Theta terapisi ve bilim

Bizler yazılarımızda okurlarımıza hep şunu hatırlatıyoruz, bilim bilim bilim ve bilim. Bir işe kalkışıyorsanız mutlaka ve mutlaka işinizin bilimsel altyapısını bileceksiniz. Örneğin; beyin ve hafıza ile uğraşıyorsunuz, beynin fizyolojik yapısını ve anatomisini çok iyi bileceksiniz. Eğer bilmeden bu tür işlere kalkışırsanız saçmalar kendinizi hurafe ve sakıncalı işlerin içine sürüklersiniz. Örneğin; theta terapisi. Theta terapisini ofsayta düşüren yani saçma kılan en temel noktalardan birisi dna ve his iddiaları. İnançlarımızın dna ile belirlendiğine inanıyorlar. Saç rengimiz, boyumuz ve fiziki görünümümüz gibi, duygularımızında dna tarafından belirlendiğine inanıyorlar. Bu da doğru değil! İnsan dna'sı insanın fiziki yapısını ve hücrelerin çalışma ritmini, vazifesini belirler yani anatomisini ve fizyolojisini belirler, insan dna'sında his ve duygu yüklemesi bulunmaz. DNA'mız fiziki yapımız ve fizyolojimizi belirler, karakterimizi, his ve duygularımızı değil. Anladınız! Allahu Teala dna'nın içine duygu ve his yüklemesi yapmamış. Eğer theta terapistler his ve duygular ile uğraştıklarını iddia ediyorlarsa, dna iddialarından uzak dursun çünkü dna'nın his ve duygular ile hiçbir alakası yok! Eğer h
uyunuz dedenize veya ninenize çektiyse onun dna'sını aldığınız için değil, onun şeytanını aldığınız için.

Theta terapisi ve kader

Theta terapi gibi uygulamalar İslami realiteden uzak uygulamalar. Örneğin; İslami açıdan biyoenerji makul bir uygulama çünkü ruh, zihin ve maneviyatla ilgilenmiyor, tıbbi bir müdahale gibi bedensel bir soruna odaklanıyor. Theta terapi ise zihin kodlarınıza hafızanıza odaklanıyor. Nasıl algılıyorsunuz dünyayı, bunu değiştirebilirim diyor. Değerli dostlar hayatta bu kadar basit ve kolay değil işte. Silmek istediğiniz hafızayı veya değiştirmek istediğiniz bir bakış açısını kaderiniz oraya yerleştirdi. Varsayalımki o hafızayı değiştirdiniz bakış açınızıda değiştirdiniz, o hafızayı oraya yerleştiren o olayları size yaşatan kaderinize ne yapacaksınız? Varsayalımki hafızayı o olumsuz bakış açılarınızı değiştirdiniz, o olumsuz hafızaları o olumsuz olayları beyninize kazıyan kaderi nasıl değiştireceksiniz? Bakış açınızı ve hafızanızı değiştirmeniz size sadece geçici bir rahatlama kazandırır. Kaderinize el atmadığınız müddet o kader size o olumsuz olayları yaşatmaya devam edecek. Değerli okurlarımız; üzerinizdeki sorunların gidip gitmemesi birşeyin silinip silinmemesi veya bakış açınızı değiştirip değiştirmemeniz ile ilgili değil, yaşantınız ile ilgili. O sorunları başınıza musallat eden yaşantıyı sürdürdüğünüz müddet başınız olumsuzluklardan kurtulmayacak. Bir olumsuz hafızayı sileceksiniz bir olumsuz bakış açınızı değiştireceksiniz, bir sonraki gün kader size beş olumsuz hadise daha yaşatacak. Theta terapi ile karşılaştığımız ikinci sorun burada; bu tür terapiler size kalıcı çözüm üretemez çünkü sorununuz dünyayı nasıl algıladığınızla ilgili değil, kaderinizle ilgili. Kaderde size sorun arkasına sorun indirmeye karar verdiyse, bir yere kadar theta terapisi veya şununla bununla bardağın dolu tarafına bakabilirsiniz, bir müddet sonra yeter yahu dersiniz. Eyyüb as bile bir yere kadar sabredebildi. Sıkıntısı kalbine nüfus ettiğinde, Rabbim benden bu kadar, sen merhametlilerin en merhametlisisin bana yardım et dedi. Anlayacağınız, sorunlarınızın kaynağı birşeyi nasıl algıladığınız değil, yaşantınızla ilgili. Hafızanıza odaklanma yerine yaşantınıza odaklamanızı tavsiye ederiz. Theta terapisi ile siz sadece suyun akışına karşı kürek sallıyorsunuz, bir sorunu çözüyorsunuz, bir sonraki gün başka bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Değerli okurlarımız, kader size eğer bir olumsuzluk ardından başka bir olumsuzluk yaşatmaya karar verdiyse, buna bir yere kadar direnebilirsiniz. Bir yere kadar bardağın dolu tarafına bakarsınız, bir yerden sonra patlarsınız.

Not: ben hayata olumlu bakarsam olumlu şeyler ile karşılaşırım, herşey beyinde bitiyor diyorsanız, kader o kadar basit işlemiyor işte. Bu tekniği piyasaya süren kadın, rızkınızın bile kendi elinizde olduğunu siz dilerseniz zengin olabileceğinizi iddia ediyor. Arkadaşlar bu tür insanların düşünceleri sınır tanımaz. Onlar rızkın gökten indirildiğine, herşeyin Allahın tasarrufu altında olduğuna inanmaz. Onların hayat felsefesi, sen istersen yaparsın senin sınırların senin hayal dünyan kadar gibi söylemler içerir. Onların düşüncelerini sınırlayan hiçbir inanç yok. Siz eğer müslümanım diyorsanız siz böyle düşünemezsiniz çünkü sizin düşüncelerinizi sınırlayan bir güç var; Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerimde rızkı Allahın indirdiğini, Allahın insanı yedirdiği içirdiğini, güldürdüğü ağlattığını ve dilediğini zengin dilediğini fakir kıldığını söylüyor. Bir Müslüman olarak nasıl bu tür saçmalıkların peşinde koşturuyorsunuz anlamış değiliz.
Örneğin bir kanser hastası. 3-4 yıllık mücadele sonrası göğüs kanserini yeniyor ve hayata o pozitif bakışını hiç kaybetmiyor. Şifaya kavuştuğuna inandığı an ama kanserin beyine yayıldığını duyuyor. Demek birşeye pozitif yaklaşmanız o kötü haberi almanıza engel olamıyormuş. Yine 3-4 yıllık bir mücadele ve onuda atlatıyor. Onuda yendiğini düşünürken omuriliğine yayıldığını duyuyor. Demek birşeye ne kadar olumlu yaklaşsanızda kader size birşeyi yaşatacaksa bunun önüne geçilemiyormuş! Bu kanser hastasının yerinde siz olsaydınız, o son haberi aldığınızda ne hissederdiniz? Yıkılırdınız. Böyle bir durumda ben halen pozitif kalmayı başarırım diyen biri varsa, o yalan söylüyor. Arkadaşlar, eğer kader size olumsuzluklar yaşatacaksa, hayata pozitif bakarak veya theta terapi ile şununla bununla bunun önüne geçemezsiniz. Akıllı olun. Kendinize olumsuzlukları hazmetmeyi öğretme yerine (theta terapisi), olumsuzlukları tekrar yaşamamanın yollarını arayın (İslam)! Kaderiniz sadece sizin bakış açınız doğrultusunda belirlenmiş olsa, görüşünüzde bir haklılık payı olurdu. Siz ne ekerseniz onu almış olurdunuz. Kaderiniz ama o kadar basit hesaplanmıyor. Kaderiniz hesaplanırken sadece sizin inancınız değil üzerinizde kimlerin hakkı varsa (ana, baba, atalar) bunların inanç ve eylemleride hesaba katılıyor. Ne kadar çok ailenizden maddi ve manevi besleniyorsanız, "göbek bağı" ile onlara bağlıysanız onların yanlış ve hataları o kadar çok sizi etkiliyor. Bu konuda batı dünyası kaynaklı hayat hikayeleri sizi yanıltmasın. Orada 16 yaşından itibaren çocukların kendi ayakları üzerinde durması bekleniyor. Onların üzerinde başkaların emeği fazla olmadığı için, daha çok kendi ektiklerini biçiyorlar. Batı dünyasının bireyleri ne ekerse onu biçiyor olabilir. Orada, ben hayata pozitif bakmaya başladım ve hayatım değişti hikayelerini çok duyabilirsiniz. Bizim gibi 40 yaşına kadar, ölüme kadar atalarından beslenen topluluklarda ama, bilinki olay kendi bakış açımızla bitmiyor. Ebeveynlerimizin bizi okutmasını, evlendirmesini araba ve evimizi almasını, bunlarla yetinmeyip birde biz çalışırken çocuklarımıza bakmalarını bi' nevi onlarıda büyütmelerini bekliyoruz. Bu hak hiç ödenirmi? Varsayalımki ebeveynlerinizin üzerinizde fazla bir emeği yok, yinede onların işlediği haltlardan kaçışınız yok, en geç mirastan payınızı aldığınızda ataların o negatif enerjileri size bulaşıyor. O mirasta zerre kadar lanet ve beddua varsa o mirası yediğiniz an, o lanet ve beddua hayatınızı allak bullak edecek. Hayata pozitif bakış açınızda buna engel olamıyacak. Miras olayı batı dünyasında yokmu, elbette var ancak batı kültüründe "yediğin zıkkım olsun", "sütüm haram olsun" gibisine bizde olduğu derinlikte bir lanet ve beddua kültürü yok. Atalarından kalan mirasta birilerin hakkı olsada, lanet ve beddua içermediği için o miras o kişilerin hayatını bizde olduğu kadar etkilemiyor. O hakkın hesabı öbür dünyaya kalıyor. Bu noktada şunuda bilmenizde yarar var; birisi eğer size haksızlık ettiyse o kişinin arkasından lanet ve beddua okumadan önce bin düşünün. O kişiye bunun hesabını bu dünyadamı yoksa cehennemdemi ödetmek istiyorsunuz? Kişinin arkasından lanet ve beddua okursanız bilinki o haksızlığın bedelini bu dünyada ödetiyor, ahiret hayatına hesap bırakmıyorsunuz. Yani, ne ekersem onu biçerim değil, topluca ne ekersek onu biçeriz. Kaderiniz sadece sizin bakış açınıza göre değil, bağlı olduğunuz tüm canlılara göre belirleniyor. Doğanın kendiside öyle değilmi, içinden birşeye dokunduğunuzda bakıyorsunuzki tüm ekosistemin dengesi bozulmuş. Yeryüzündeki düzen öyle veya böyle birbirlerimizin hayatlarından etkilenmek üzere kurgulanmış. Bununda önüne theta terapisi veya şununla bununla geçemiyorsunuz.

Theta terapisi ve şeytan

Beyinde kayıtlı olumsuz bir hissi aldınız ve bunu pozitif bir hisse dönüştürdüğünüzü varsayalım, bu yine sorunlarınızı gidermiyor çünkü sorununuz bir hadiseyı nasıl algıladığınız değil, o kaydın sürekli size hatırlatılması! Farkı anladınızmı? Bu ikisi aynı şey değil. Örneğin; bilgisayarınızda bir müzik parçası yüklü. O müzik parçasını dinlediğinizde onun sizde belirli duyguları canlandırması ayrı, o parçayı çalan "mp3 çalar" ayrı birşey. Bu tür terapilere başvurmadan kendinize şu soruyu sorun, bir olay aklınıza geldiğinde onun sizde canlandırdığı duygularmı sizi rahatsız ediyor, yoksa o olayın size sürekli hatırlatılmasımı? Bu ikisi aynı şey değil. Birisi bir algı diğer ise onu sürekli çalan bir aygıt (şeytan). Tedaviye başlamadan bu kararı vermeniz önemli çünkü bu ikisinin tedavisi birbirinden farklı. Benim sorunum olayları algılamada diyorsanız bunun tedavisini theta terapisi ile yapabilirsiniz. En azından onlar yapabildiklerini iddia ediyor. Benim hatıralarımla bir derdim yok, yaşamam gerekenleri yaşadım diyor ve asıl sorununuz olarak o hatıraların sürekli beyninizde canlanmasını görüyorsanız, o zaman bunun tedavisini theta terapisi ile yapamazsınız. Bunun tek tedavisi İslami yollar. Theta terapisi ile düştüğünüz bir diğer tuzakta burası; theta terapisi ile siz hafızaya dokunuyorsunuz, o hafızayı sürekli beyninizde oynatana değil. O olumsuz düşünceleri beyninizde canlandırana dokunmadığınız müddette, o başka bir gün başka bir olumsuz şeyi size hatırlatacak. Siz sileceksiniz, o size yenilerini hatırlatacak ve bu hiç son bulmayacak. Theta terapisi sorunun kaynağına inmediği için sizi böylesine bir gırdabın içine sürüklüyor. Sürekli duygularınıza müdahele ettiriyorsunuz ve bu hiç son bulmayacak. Duygularınıza, beynin o mahrem alanlarına müdahale ettire ettirede ne olur size ve kişiliğinize? Allak bullak olur. Bir; olumsuz olayları size yaşatan yaşantınızı değiştirmediğiniz müddet siz yeni olumsuzluklar yaşamaya devam edeceksiniz. Belki bir hadiseyi pozitif algılamayı başardınız, yaşantınız ama size bir sonraki gün bir kaç olumsuz şey daha yaşatacak. Yaşantınızı değiştirmediğiniz müddet, ömrünüz theta terapistlerin ofisinde o olumsuz hadiseleri sildirtmekle geçecek. İki; olayları negatif algılamanızı sağlayan beyniniz değil içinizdeki şeytan. Siz o şeytana dokunmadığınız müddette, o başka bir gün beyninizde başka bir olumsuz hissi gündeme getirecek. Örneğin; temizlik takıntısını yendiniz. Bir sonraki gün sizi simetri ile vuracak. Onu yendiniz bir başka gün panik atakla sizi vuracak. Ömrünüzü sebeple değil, sonuçla uğraşmakla geçireceksiniz ve bu hiç son bulmayacak. Ömrünüzü hafızanızı manipüle etmekle geçireceksiniz, o hafızaları beyninizde canlandıran şeytana dokunmak hiç aklınıza gelmeyecek. Siz kendinizi suçlarken, beyin ve duygularınızın mahremiyetini başkaların erişimine (theta terapist) açarkende, o arka planda kahkahalar atacak. 

Not: beyninizde canlanan bir hatırayı o an sizin canlandırıp canlandırmadığınızı nasıl anlarsınız? O an odaklanıyormusunuz odaklanmıyormusunuz o hatıraya ona bakınız. Eğer bir konuya odaklanmadan o bir düşünce olarak aklınıza doğuyorsa bilinki o an hafızanıza siz değil başka birisi erişim sağlıyor. O erişim sağlayanıda yok etmediğiniz müddet olumsuz düşüncelerden kurtulamazsınız. Birisini yok eder, on tane yenisi gelir. 

Şeytan neden bu tür tekniklere cevap versin, bu oyuna dahil olsun?

Çok basit, eğer şeytan sizde bir kararlılık görürse, o rahatsızlığı daha fazla kabul edemeyeceğiniz kararlılığını, o zaman o şeytanlar o çözüm arayışlarınız sizi kazara Allah kelamı okunan bir yere götürmesinden korkarlar. Allah yerine tanrı kelimesi kullanılan (theta terapisi) bu tür yerlerde sizi tutmak, kendi varlıklarını garantiye almak anlamına geliyor. Siz bu tür yerlere gitmeye söz veriyorsunuz yani Allah kelamından uzak durmaya, onlarda belirli konularda sizi rahatsız etmekten vazgeçiyor. Geçicide olsa, size o konuda rahatsızlık vermiyorlar. Allah kelamı okunan bir yere gitseniz mesela, o zaman yaşantınızı düzeltmeniz tövbe etmeniz istenilecek, bu da o şeytanların ölümü anlamına gelir. Theta terapistler şeytanlar için biçilmiş kaftan. Tövbe yok, namaz yok, oruç yok, Kur'an-ı Kerim yok, Allah yok, içki ve zina gibi zevklerden vazgeçme yok. Onlar açısından ne güzel bir arınma yolu. Theta terapistler, üst beyinde var olan negatif bir hatıraya odaklanmanızı sağlıyor, sonrası pozitif telkinler ile bunu ortadan kaldırdıklarına inanıyor. Nasıl başardıklarını kendileride bilmiyor. Biz bu tekniğe şarlatanlık diyemiyoruz, neden? Ortada sonuçlar var. Dünya çapında yüz binlerce insan bu teknikten fayda görmüş ve görüyor. Sadece bir kaç vaka olmuş olsaydı o zaman sonuçların psikolojik olduğunu derdik belki, ama yüzbinlerce vakada pozitif neticeler alınıyorsa demek bu tür seanslarda gerçektende beden içinde birşeyler harekete geçiriliyor. Harekete geçirilen ne, işte gizem burada. Biz bu gizemi aydınlatalım, theta terapistlerine günaydın diyelim, harekete geçirdikleri tanrısal enerji değil, yükleme yapılan yer dna değil, burada harekete geçirilen şey şeytanlar. Bu tür tedavi yöntemleri hafızanızdan hiç birşey silmiyor, silmeleride mümkün değil, onlar sadece şeytanın o hafızayı ikide bir gündeme getirmesine engel oluyor. Nasıl? Şeytan ile antlaşma yaparak. Siz Allah kelamından uzak duracak, fal ve medyumculuk gibi bu tür baatıl teknikler ile uğraşmaya devam edeceksiniz onlarda o konuda sizi rahatsız etmeyi kesecek.

Theta terapisi ve hayat tecrübesi

Şeytanları bir kenara koyalım ve sadece kötü bir hatırayı pozitife dönüştürmeye odaklanalım, bu ne kadar mümkün? Bu o kadarda kolay değil. Örneğin; özgüven. Beynin bir bölgesinin özgüvenden sorumlu olduğunu varsayın. İlkokuldan itibaran yaşadığınız her başarı beynin o bölgesine bir yükleme yapar. Yükleme yaptıkça o bölge güçlenir, aydınlanır. Her başarınız taşa oymak gibi beynin o bölgesindeki hücrelerine kazınır. Otuz veya kırk yıllık bir hayat sonrasıda karşınızda sportif, okul ve iş dünyasında başarılı bir insan profili çıkar. Şimdi bir de hayatı başarısızlıklar ve ezilmişlikler ile dolu bir insanı düşünün. Özgüven ile ilgili o beyin bölgesine hayatı boyunca fazla bir yükleme yapılmadığını düşünün. Siz bir kaç seansta o bölgeye yapay, sunni özgüven yüklemesi yapmaya kalkıştığınızda ne olur biliyormusunuz; hayatın ilk zorluğunda beynin o bölgesi iflas eder. Neden? Özgüven veya hayata olumlu bakabilmek gibi hisler hayat tecrübeleri ile elde edilir, yapay ve sunni yüklemeler ile değil. Bu tür hislerin olgunlaşması yılları alır, bir iki seansta elde edilemez. Hani islam alimleri yaşlılıkta yapılan ibadetler ile gençlikte yapılanları kıyaslamak için örnek verirler, kum il taş örneği. Bunuda o şekilde görebilirsiniz. Hayatın içinde elde edilen pozitif hisler taşa yazmak gibidir, en zor günlerinizde bile sizi taşır, kalıcıdır ve size güçlü bir benlik kazandırır. Bir iki seansta yüklenen hisler ise kuma yazmak gibidir, hayatın ilk fırtınasında kaybolur gider, en zor günlerinizde sizi yapayalnız bırakır. Hocam ama, doğuştan zaten o güzel hisler yüklü, biz sadece onu geri getiriyoruz, biz kişide var olmayan bir yüklemeyi kişiye yapmıyoruzki diyorsanız; tamam, varsayalımki bir saniliğine siz haklısınız ve varsayalımki o hisleri anadan doğma haline geri döndürdünüz. Düşünemediğiniz bir nokta var ama, ha bize göre düşünmediğiniz onlarca nokta varda; siz bir reset yaptığınızda karşınızda artık 30 yaşında ve 40 yaşında bir hasta olmayacak, bir günlük bebek olacak. Olayın bu boyutunu hiç düşündünüzmü? Siz bir reset yaptığınızda karşınızda bir günlük bebeğin hisleri olacak. Varsayalımki reset yaptınız, açığa çıkardığınız yeni hislerin olgunlaşması ve filizlenmesi için ne tür bir program izleyeceksiniz. Yeniden doğan bebek beslendikçe nasıl büyüyor ve büyümesi için zamana ihtiyaç duyuyorsa, hislere reset ettiğinizde de o duygular büyümek için beslenmeye ve zamana ihtiyaç duyacak. Buna nasıl bir çözüm getireceksiniz? Profesyonel spor kulüpleri bile genç oyuncalarını bir anda büyük maçların içine atmıyor. Özgüven ve benliklerin gelişimi için onlara zaman tanıyor. Bir anda büyük maça atarsam o yükün altından kalkamaz, çocuğu kaybederim, tekrar kendisine gelemez diye o genç futbolcuya zaman tanıyor. Ben reset yaptım, artık istediğiniz yükün altına girebilirsin diye birşey yok. Reset yaptığınız an, karşınızda bir günlük bebek var. O bir günlük duygularda beslenmeye ihtiyaç duyuyor. Onlar henüz yaşamın yükünü kaldıracak boyutta değil. Neyle beslenecek? Pozitif olaylar ile. O pozitif duyguların kalıcı olabilmesi için kişinin günlük hayatıda olumlu geçmesi gerek. Pozitif duyguları pozitif olaylar besler. Olayın bu boyutunuda kontrol edemiyorsunuz işte. Muayenehanenizde istediğiniz seansı yapın, hasta dışarıya adım attığında kişi kaderine mahkum. O kaderide değiştirme gücünüz yoksa, insanlara mutlu ve huzurlu yaşam felsefeleri ile kandırmayın. Okurlarımıza tavsiyemiz şu; gerçektende huzur ve mutluluk peşindeysiniz, beyninizdeki olumsuzlukları silerim diyenlerin peşinden değil kaderi kontrol edenin peşinden koşun. Kaderi kontrol eden ancak, mutluluğun garantisini size verebilir. Kaderide kim kontrol ediyor; ALLAH. "Doğrusu güldüren de ağlatan da o'dur" (Necm Süresi; 43).
Yani, öyle veya böyle olay yaşantınızda bitiyor. Siz yaşantınızı değiştirmediğiniz müddet o yaşantı karşınıza yine olumsuz olaylar savuracak beyninizde yine olumsuz hisler doğacak. Sizde ömrünüzü onları sildirmekle geçireceksiniz.

Theta terapisi ve duygular

Benliğimizi oluşturan, hayat tecrübelerimiz ve zamandır. Bir yemek düşünün, hayat tecrübeleriniz malzemeleri sunar, zamanda ateşi. Birilerin sürekli benliğinize yani duygularınıza müdahale ettiğini, sürekli birşeyleri oradan çıkarıp başka şeyleri koyduğunu varsayın. Hayat tecrübeleri ile desteklenmeden zaman ile olgunlaşmasına müsade edilmeden, sürekli birşeylerin benliğinizden çıkarılıp eklendiğini düşünün, bir müddet sonra ne olur size biliyormusunuz; benliğinizi kaybeder, büyük ruhsal ve duygusal çalkantılar yaşarsınız. His ve inançlarınıza lütfen dışarından müdahale ettirmeyin. İnançların oluşumu zaman ister ve hayat tecrübesi ister. Herhangi bir hayat tecrübesi yaşamadan, bir iki seans ile o hisleri beyninize yüklerseniz, bu sizin hayrınıza olmaz.

Theta terapisi ve aynaya bakmak

Bir Müslüman theta terapisini uygulamaz çünkü, ruhsal sorunların şeytan kaynaklı olduğu ve bu şeytanlarında terapi ile giderilemeyeceğini bilir. Ruhsal sorunların kaynağı kişinin yaşantısı ve günahları olduğu ve kişi o yaşantıdan vazgeçmediği müddet o sıkıntıların kalkmayacağını bilir. Kim bu tekniklere yönelir? Kendi yaşantısında bir sorun görmeyen kişi yönelir. Yaşantısını değiştirmek istemeyen yönelir. Başına gelenlerin kendisinden değil, başkalarından kaynaklandığına inanan kişiler gider. Bu kişiler kendi yaşantılarında bir kusur görmez, başkalarından gelen kusurlarıda (travmalar) bu tür teknikler ile giderip lekesiz kusursuz bir yaşantı sürdüreceklerine inanır.

Biyoenerji ile theta terapisi arasındaki en temel fark

İnsan bedeni iki tür enerjiyi içinde barındırır, birisi kendi üretimidir (ısı ve elektromanyetik), diğeri ise dıştan gelen, günahlarımız üzerinden bize bulaşan enerjiler (şeytan). Biyoenerjistler bedenin kendisine has enerjisi ile, theta terapistler ise bedenlerimize dıştan bulaşan enerji ile uğraşır.

İslamın ayrıcalığı

Modern tıp birşeylerin atalardan bizlere geçtiğini kabul ediyor. Ne kadar çok bunu tam bir yere koyduramasada buna genetik diyor ve bu gerçeği kabul ediyor. Uzak doğu uygulayıcılarıda belirli enerjilerin atalardan nesillere geçtiğine inanıyor ve buna yin ve yang diyor. İslam dini bu gerçeği kabullenmektende ötesi, buna bir ad koyuyor; günahlar ve şeytanlar. Diğerleri atalardan ve hatalarımızdan birşeylerin bedenlerimize sindiğini kabul ediyor, İslam ise bundanda öte bunun ne olduğunu bize söylüyor. Diğer inançlar hastalıkların negatif enerjilerden, negatif enerjilerinde hatalarımızdan bize bulaştığını kabul ediyor. İslam dini ise bundanda ötesine giderek, o negatif enerjilere isim koyuyor; şeytan. Eğer, theta terapisinde olduğu gibi bir kişinin geçmiş yanlış ve hatalarını açığa çıkarmaya çalışıyorsanız, bilinki şeytanlar ile uğraşıyorsunuz. Eğer şeytanlar ile uğraşacaksanız, neden uzak doğu felsefelerinden esinlenmiş theta tekniğini kullanıyorsunuz? Müslümansanız, İslamın oruç tekniğini kullanın. Seanslarınızda tanrı kelimesini kullanma yerine, yaratıcıyı kendi ismiyle anın; Allah.

Biyoenerji vs theta terapisi

- biyoenerji bedene has enerji ile uğraşır, theta terapi ise bedene yabani enerji ile uğraşır (şeytan).
- biyoenerji bedenin içindeki enerji yollarına, theta terapisi hislere odaklanır
- biyoenerji seansında hasta ile konuşmazsınız, theta terapistler ise konuşarak terapi yapar.
- biyoenerji bedenle ilgilenir, theta terapi ise beyinle
- biyoenerji bugünle ilgilenir, theta terapisi ise geçmişle ilgilenir
- biyoenerji hastanın inancına ihtiyaç duymaz, theta terapisi ise hastanın inancına ve teslimiyatına muhtaç.
- biyoenerjide kontrol terapistte, theta terapide ise şeytanda.
- biyoenerji beşeri güç ile seans yapar, theta terapistler ulvi güçle yaptıklarına inanır

Not: bazı theta terapistler tedavilerine biyoenerji tekniklerinide entegre etmiş. Bizim burada kıyasladığımız şey bu karma teknikler değil, biyoenerji ile theta terapinin ana yöntemi arasındaki fark.

Özetlersek

Theta terapisinin biyoenerji ve reiki gibi uygulamalardan farkı hislerinize müdahale etmeye kalkışması. Biyoenerji gibi uygulamalar bedeninizle ilgilenir, theta terapisi ise bilincinizle. Neyi kafanıza takıyorsunuz, o hissi değiştirebileceklerine inanırlar. Teknik olarak bu mükünmü? Mümkün değil. Theta terapisi ile organları tedavi edebilirsiniz, hisleri ama değil. Fark? Birisi somut boyutta, diğer ise değil. Var olmayan, sadece kişinin beyinde canlandırdığı bir hisse nasıl müdahale edeceksiniz. Edemezsiniz. Sonuçlar ama ortada hocam diyorsanız; sonuç aldığınız vakalarda siz bir hissi silmediniz, siz sadece şeytanın onu gündeme getirmesine engel oldunuz. Anladınız! Örneğin; hasta bir organınız var. O organı güzel bir bahçe gibi hayal ederek onu parlayan bir yıldız gibi hayal ederek, onun her gün büyüdüğünü filizlendiğini ve çiçek açtığını hayal ederek, organla sürekli konuşup sen iyileşeceksin telkinlerinde bulunarak o hastalıklı organı tekrar iyileştirebilirsiniz. Bu bir biyoenerji tekniğidir, bilimsel açıdanda mümkündür. İki tür biyoenerji seansı var, birisi o bölgedeki enerji akımlarına odaklanan enerji seansı diğeri ise organa odaklanan enerji seansı. Theta terapisi ile bir organa odaklanıp onu iyileştirebilirsiniz. Örneğin; bu tekniği piyasaya süren kadın bu teknik ile kendi kanserini yendiğini söylüyor. Buna bir itirazımız yok. Bu bir biyoenerji tekniğidir. Kullandığınız enerji belli (elektromanyetik enerjisi), odaklandığınız organ belli. Enerji ile hisler boyutuna girdiğiniz zaman ama, hop durun bir bakalım orada deriz. Bununla düşünceleride değiştirebilirim dediğiniz an, durun bakalım orada deriz. Neden çünkü duygu ve hisler hücresel boyutta değil. Örneğin; bir dna'nın içinde değil. Somut boyutta var olmayan, mekanı belli olmayan birşeyede müdahale edemezsiniz. Hatalarınız sırala sırala bitmiyor. Hafızayı silerim diyorsunuz, silemezsiniz. Bunu beşeri güç ile yapmanız mümkün değil. Silebilmeniz için güçlü radyolojik cihazlar getirip beyini resmen yakmanız gerek. DNA'a reset atabilirim diyorsunuz, atamazsınız. İnançlar ve duygular DNA ile kodlanmamışki atabileseniz. DNA'nın içinde olmayan birşeye nasıl reset atacaksınız. İnançlardan bahsediyorsunuz, beyine odaklanıyorsunuz. Halbuki inançların bulunduğu mekan beyin değil kalp. Hisler kalpte doğar beyinde yankılanır. Beyniniz bir hoparlördür. Kalpte doğan hisleri işitmenizi sağlayan bir araçtır. Şeytan veyahut rahman kalbe fısıldar, sizde bunu beyinde bir düşünce olarak işitirsiniz. Bilim dünyasını yanıltan noktada burası. Nerede açığa çıktıysa oraya odaklanıyorlar. Halbuki yanlış yapıyorlar. Birşeyin açığa çıktığı yer ile kaynak aynı nokta olmak zorunda değil. Örneğin; bel fıtığı. Bir ağrıyı bacakta hissetmeniz o ağrının bacak kaynaklı olduğu anlamına gelmiyor. Bel fıtığı durumunda ne yapıyorsunuz, bacağa değil bel'e odaklanıyorsunuz. Yani yankılanan yere değil kaynağa odaklanın. " İsa değil Musa'ydı, değnek değil asaydı, su değil kızıl nehirdi misali bunların neresini düzeltelim bizde şaşırdık, her yerden açık veriyorlar.

Not: theta terapisini piyasaya yayan kadına baktığınızda karşınıza ezik bir insan tipografisi çıkıyor. Ruhuna indiğinizde çok sorunlu bir kadın profili çıkıyor. Size iç huzurdan bahsediyor ancak, bu kadının içi hiçte huzurlu değil bunu biliniz. Bu analizi neden yaptık? Bu kadının özgeçmişinde scientology tahrikatına üyelik yatıyor. Biz bu tekniğin temellerin burada atıldığını düşünüyoruz. Bu tür bir tekniği bu kadının kendi başına çıkaracağı ve yayacağı kanaatinde değiliz. Bu kadın beyin yıkama merkezine (secientology) üye oluyor, oradan ayrıldıktan sonrada ben hafızalarınızı değiştirebilirim demesi bize iyi niyetli gelmiyor. Yani bu olaylar bu kadının boyunu aşan olaylar.

Tuzak

Olumsuz bir düşünceyi olumlu bir düşünmeye dönüştürmek neden kötü olsun. Hayata daha pozitif bakmanız için terapi almanız neden kötü olsun. Evrende var olan olumsuz düşünceleri pozitife çevirelim diyorsanız, bizde buna varız. Bunların her birin altına imza atarız. Ancak her olayın bir görünen birde görünmeyen boyutu var, tehlikede görünmeyen boyutta yatıyor. Değerli okurlarımız şeytan detayda gizlenir. İyi birşey yapıyorsunuz izlenimi verir ve detaylarda sizi saptırır. Bu uygulamada detayda sizi saptırıyor. Bu uyguluma tanrısal dokunuştan bahseder. Bu terapistlerin hangi tanrı ile iletişime geçtiklerini bunlara hiç sordunuzmu? Sizlere kurulan bir diğer tuzakta burada yatıyor. Tanrının enerjisi ile tedavi edeceğim sizi, buna izin veriyormusunuz diye size sorduklarında, siz eğer bir dakika beklermisiniz, bana enerji yüklemesi yapmadan önce bahsettiğiniz tanrı kim diye sormazsınız İslami açıdan hapı yuttunuz! Onun bahsettiği tanrı buddha ise ve sizde buna onay veriyorsanız hapı yuttunuz. Tek bir tanrı var o da Allah. Allahtan başka bir tanrıya odaklandığınızda Allahtan başka bir tanrıdan medet umduğunuzda bu sizi şirke götürür. Theta terapistler tanrısal bir dokunuşla hislerinizi değiştirebileceklerine inanırlar. Soru şu; bahsettikleri tanrı kim? Her inanca hitap etmek için biz bunun ucunu açık bırakıyoruz, kişi neye inanıyorsa tanrı kelimesinin ona hitap edildiğini varsaysın diyorsanız, bu işler böye olmuyor. Bir; gökten enerjiyi aldığını iddia eden sizsiniz dolayısıyla hastanın tanrı kelimesinden ne anladığı değil, sizin ne anladığınız önemli. İnancın merkezi kalptir. Terapist olarak siz tanrı kelimesini kullandığınızda bunun kalbinizdeki karşılığı ne. Buddhamı, evrensel enerjimi, isa mesihmi, ne? Hastanın neye inandığı önemli değil, terapistin neye inandığı tedavinin şirk olup olmadığını belirliyor. Eğer terapistin kalbinde Allah inancı varsa, o zaman seans esnasında neden Allah yerine tanrı kelimesini kullanıyor? Terapiye başlamadan bu soruları kendinize ve terapistinize sormalısınız. Kastettiği tanrı kim bunu terapistinize sorunuz. Allahtan başka bir tanrıdan bahsediyorsa, terapiniz sizde kalsın deyip odadan çıkınız. İki; theta terapisi batı dünyasında çok yaygın. Bunlarında kalbinde Allah inancı yok. Bunlar tanrısal dokunuştan bahsettiğinde bunların çağrılarına kim cevap veriyor? Bu Allah olamaz, çünkü o tanrısal çağrıya Allahu Tealanın cevap vermesi için kalplerinde de Allah inancı yatması gerek. Bu seanslarda Allahın bir parmağı yoksa kimin parmağı var? İşte burada da şeytanlar devreye giriyor. Şeytanlar neden devreye girsin? Detay, detay detay, seansın içinde "tanrısal dokunuş" kelimesinin varlığından ötürü. Sıradan bir uygulamayı ulvileştirdiğinizde, uygulamanın içine "tanrısal dokunuş" kelimesini sokarakta bunu yapıyorsunuz, o zaman seans esnasında sığındığınız ve medet umduğunuz o ulvi makamın Allah olduğuna emin olun. Eğer Allah değilse, batı dünyasında da değil o zaman hem terapiyi uygulayan hem uygulatanı topluca şirke sokuyorsunuz. Böylesine sinsi bir tuzağada şeytanlar hayır diyemez, seve seve bunun bir parçası olur.

Not: varsayalımki Müslüman bir uygulayıcısınız ve Allah ismini anarak bu tedaviyi yapıyorsunuz, yinede Allah size yardım etmez. Neden? İslam inancı, yani Kur'an-ı Kerim bizlere sıkıntılardan arınmanın yollarını anlatıyor, bu yolların hiçbiride kişinin beynin içine girip orasına his veya inanç yüklemesi içermiyor. Tövbe etmeyeceksiniz, günahkar yaşantınıza devam edeceksiniz sonrada Allah sizlere gökten yardım indirecek, öylemi? Belki aspirin kullanımı gibi sıkıntılarınızdan geçici kurtulursunuz, ama şunu bilinizki his ve inançlarınıza sürekli dıştan müdahale ettirirseniz bir müddet sonra gerçek benliğinizi kaybedersiniz. Bir maymun gibi bir duygu modundan diğerine zıplar durursunuz. 30-40 yıllık hayat tecrübeleri ile oluşmuş duyguları, terapiler ile silmeye kalkışır ve yeni duygular yüklettirirseniz o yeni duygular kök salmadan ilk fırtınada sizi yalnız bırakır. Sığınacağınız o eski duygularda ortalıkta olmadığı için, açıkta kalırsınız. Akıllı olun. İslam dini bizlere arınmanın yollarını belirtmiş; tövbe edin, sonrası günah içeren hayatınızdan uzak durun, sonrası helalleşmeniz gereken insanlar ile helalleşin, atalarınızdan size gelen haklar varsa bunlar içinde 40 gün arka arkaya oruç tutun. Ebedi huzura kavuşmanın yolu bu kadar basitken, neden ikide bir beyninizin mahremiyetine tecavüz ettiriyorsunuz? İslami yolu seçin, kırk gün içinde sonsuz huzura kavuşun. Baatıl yolları seçerseniz ömrünüzü bir terapistten diğerine geçmekle geçirirsiniz, dahada kötüsü o günah yükünüzle bu dünyada asla yüzleşmez o günah yükü ile öbür dünyayı boylarsınız.

Sonuç

Theta terapisi, energy medicine, energy therapy, energy healing, psychic healing, spiritual medicine or spiritual healing, recall healing gibi batı kaynaklı tekniklerin inanç ile mayalaştırıp bize sunulmasının hali. Biraz meditasyon biraz hipnoz biraz inanç bir kinesioloji biraz psikoterapi ve sonuç olarak ortaya çıkan theta terapisi. Theta terapisi inanç merkezli bir uygulama. Müslümansanız bu uygulamadan uzak durunuz. Tövbe edin, yaşantınızı İslama uygun hale dönüştürün. Hakkını yedikleriniz insanlar ile helalleşin. Atalardan size gelen negatif enerjiler varsa bunlar adınada 40 gün arka arkaya oruç tutun. Üzerinizdeki o hakların kalkması, mağdur ettiklerinizin ruhlarına bağışlanması niyetine arka arkaya oruç tutun. Allahın izniyle huzura kavuşmanız için bunlar size yeterli olur. İslam dini bize arınmanın çerçevesini çizmiş, huzurlu yaşamanın formülünü bildirmiş, bunun dışına çıkarsanız şeytanların tuzağına düşersiniz. Bir sorunuz çözülür, on tane yenisi sizi bulur. Dikkat ederseniz, bu tür tekniklere yönelen ve merak salanlar İslami yaşantısı olmayan kişilerin arasından çıkar. Bizim ulusalcı ve aydın dediğimiz tayfa varya, genelde bu tür tayfa bu tür tekniklere merak salar. Neden? İnsanoğlu beden ve ruhtan oluşuyor, bedeniniz için spor yapıyorsunuz ruhunuzu ne ile besleyeceksiniz? Bu insanların ruhsal sorunlarını giderecek, ruhlarına hitap edecek birşey yok ellerinde. Biz bir yasin-i şerif dinlediğimizde kalbimiz eriyor, bir namaz kıldığımızda huzura kavuşuyoruz, bir oruç tuttuğumuzda üzerimizde manevi bir hafiflik hissediyoruz. Ya bu kişiler? Bunların hayatında ruhlarını maneviyatlarını besleyecek hiçbir şey yok. Bunlar bu eksiği bu tür terapilerde arar. Ruhsal ve manevi huzuru bu tür tekniklerde arar. Günlük yaşantılarında Allaha sırtını dönen bu tayfayı, kader bi'nevi dahada çok Allahtan uzaklaştırır, Allaha şirk içeren yöntemlerin içine savurur. Biyoenerji gibi yöntemler İslamla çatışmaz çünkü seans esnasında ulvi güçleri çağırmazsınız, theta terapi gibi uygulamalar ise çatışır çünkü ulvi güçleri çağırırlar onlardan medet ve şifa umarlar. Bu da sizi şirke götürür. O yüzden lütfen theta terapisi gibi tekniklerden uzak durunuz.

Dikkat

Herşey iyi niyetle başlar, olumsuz bir düşüncenizi bir hissinizi bir hatıranızı pozitife dönüştürebiliriz derler, sonrası beyininize girebilmek için izin isterler, ya sonrası? Birilerin beyinlerinizin içine girip hatıralarınız ve duygularınız ile oynaması sizi ürkütmüyormu? Birilerin beyniniz üzerinde kontrolü ele geçirmesi, o mahrem alana giriş sağlayabilmesi sizi korkutmuyormu? Bu tür teknikler size singularity diye adlandırdıkları yeni nesil insan projesinin bir ön ayağı gibi gelmiyormu? Bu tür tekniklerin şeytan boyutu, Allaha şirk boyutu varsa birde üst akıl boyutu var. Örneğin; dikkat ederseniz hollywood filmlerinde kötü rol alanlar (avengers- end game), insanlık çok çoğaldı rızık herkese yetmiyor dolayısıyla nüfusun yarısı ölmesi gerek felsefesesini savunuyor. Kötü rol verdikleri bir karaktere neden bunu söylettiriyorlar. Bilinçaltımızı birşeylere hazırlıyorlar. Bir gün birisi bunu gerçektende yaptığında, yeryüzü nüfusun yarısını sildiğinde bizden ses çıkmayacak neden, çünkü bu tür filmler ile bunu bilinçaltımıza yerleştiriyor içten bunu kabullenmemizi sağlıyorlar. Aynı üst akıl teknoloji üzerinden hafızalarınız ve düşüncelerinizide bir merkezden kontrol etmeyi amaçlıyor. Bunu yapabilmek içinde ilk önce, kendi kendinize yetersiz olduğunuzu size inandırtmaları gerek. İlk önce ezik ve yetersiz bir varlık olduğunuz hissiyatını size yüklüyorlar. Örneğin; theta terapisi. Bu tür teknikler siz yetersizsiniz, ancak benle huzur bulursunuz inancını yayıyorlar. Siz kendiniz adına yanlış kararlar veriyor, kendinizi sürekli olumsuz olayların içine sürüklüyorsunuz, sizin için biz düşünelim diyorlar. Sonrası, doğallık ve tanrı adını kullanarak hafızanıza erişim istiyorlar. Ya sonrası, yine tanrı ve doğallık adını kullanarak bunları silme izni istiyorlar. Ne yaptılar şimdi? Hafızayı silme ve beyninizi yıkamayı günlük hayatımızın içine soktular. Rutin ve olağan hale getirdiler. Yirmi ve otuz yıl sonra birileri, gelin sizleri makinalara bağlayalım ve size güzel düşünceler yükleyelim dediğinde, bu size garip gelmeyecek, neden çünkü mahallenizdeki theta terapist çoktan bunu sizlere alıştırmış olacak. Üst aklın öncü elemanları gibi, çoktan piyasayı hazırlamış olacaklar. Bizim mahallede de bir kadın vardı, o da yapıyordu diyeceksiniz. Bir çok insan fayda görmüş diyeceksiniz. Birilerin gelip makinalar ile hafızalarınızı silmesi size hiçte garip ve tuhaf gelmeyecek. Masumane gibi görünen teknikler üzerinden bir üst aklın bizleri nasıl geleceğe hazırladığını görüyormusunuz? Bu tür tekniklerin ne tür sakıncalar barındırdığını görüyormusunuz? İnanın, bu uygulamayı yapan terapistlerin bile bundan haberi yok. Neye hizmet ettiklerinden bi' haberdar değiller.

Özeleştiri

Neden diyanet ve ilahiyat fakülteleri bu tür arınma teknikleri üzerinde çalışmaz? İslam dini doğrultusunda bir teknik neden çıkaramıyoruz? Toplumumuzu neden bu tür baatıl tekniklere mahkum kılıyoruz? Örneğin; yazılarımızında takipçisi olan onca güzel terapist var, İslam dini doğrultusunda insanlara yardım etmeye çalışan. Neden bunlara devlet yardım etmez, neden bunların uygulamaları yaygınlaştırılmaz? Ne kadar saçma teknik varsa bunlar medyada kendine yer bulabiliyor ama doğru olanlar değil. Bunuda bir öz eleştiri olarak ortaya atalım. Bu özeleştiriden herkes payını alsın, biz dahil. Biz bu zamana kadar ruhsal tedavilerden uzak duruyorduk. Uzmanlık alanımız fizik tedavi, hekimliğimize olan saygımızdan dolayıda bu alanın dışına çıkmamaya çalışıyorduk. Theta terapisini görünce ama belkide bu fikri değiştirme vakti geldi....