nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






sokak olayları




muhalefet kendisini sokak olaylarına hazırlıyor. Bu konuda venezuelayı yakından izleyin. Orada olanlar burada olacakların bir habercisi. İlk önce yandaş askerleri darbeye davet ettiler. Olmadı insanları sokağa ve genel greve davet ettiler. Ne dedi guidado; geri dönüş yok, herşeyimizle devam edeceğiz. Ülkemizde de bu kararlıkla hareket edecekler. Chp belediyeleri önderliğinde şehirlerdeki hayat ve ülkemiz kaosa sürüklenecek. Geziden dersi çıkardılar. Bu sefer başlattıkları işi yarıda bırakmayacaklar. Ne pahasına olursa olsun şehirleri felç edecekler. Harıl harıl, buna çalışıyorlar. Geziye kalkışan kitle, yeterince radikal değildi. Bu sefer radikallerden oluşan kitleleri hazırlıyorlar. Belediyeleri radikal unsurler ile doldurmaları bundan dolayı. Kendilerine bağlı sendikaların,
belediye işçilerini sendika değiştirmeye zorlaması bundan dolayı. İşçileri greve itmek, şehirlerdeki hayatı felç etmek için. Yabancı ülkelerde buna hazırlanıyor. Türkçe yayın yapan yeni yayın platformlarını hayata sokuyorlar. Hazırlıklar tüm hız ilerliyor. 24 saat yayına hazırlar. Bu kaosta davutoğlu ve gül gibileride ortalığı kurtatırıcı ve müzakerici olarak ortaya çıkacak. Görevler dağıtıldı, planlar belli. İstanbulu ve ankarayı çalabildikleri için bu planları ertelediler. İstanbul yeniden seçime gider ve ak parti kazanırsa, teşkilatları ve tüm radikal unsurleri sokağa dökecekler. Mağdur edildik diyecekler. Yabancı medyada bu mağduriyeti dünyaya servis edecek. Kimbilir belkide muhalefet liderlerine suikast düzenleyip bunu hükümete yükleyecekler. Örneğin; kılıçdaroğlu. Kimseye haber vermeden onu şehit cenazesine gönderdiler. Üst akıl onun biletini kesti, bilhassa o çok dikkatli olsun. Fıratın doğusuna operasyon yaparsak karıştıracaklar. Öyle veya böyle sokağı karıştıracaklar. Bu sefer yarıda da bırakmayacaklar. Bu son şansları, çünkü. Venezuela gibi ülkeyi iki kutuba ayrıştıracaklar. İktidarı onlara devretmedende bırakmayacaklar. Örneğin; siz chp'den hiç ortamı yatıştırıcı cümle duydunuzmu? Hayır. Duyamazsınız, çünkü onlar o makamlara ortalığı karıştırmak için getirildi. Aklı selim hareket edenler tasfiye edildi, canan kaftancıoğlu gibi radikaller getirildi. Bunlar olup biterken bizim akp'li ezikler ne yapıyor? Her zamanki gibi uyuyor.

Bu amellerinde başarılı olacaklarmı;
Tabiki, hayr. Bu ülkenin geleceği, iktidarın o ezik yöneticilerine bırakılsaydı biz daha nice kazıklar yer nice 15 temmuzlar yaşardık. Şükür ama, Rabbim bizle. Onların bir planı varsa, Allahında var. Değerli dostlar, ilahi düzeni ilahi işleyişi anlarsanız gelecek hakkında da bir hesaplama yapabilirsiniz. Örneğin; hava tahmini. Birşeyin ilmi alt yapısını çözdüğünüzde, o ilim size bir sonraki olayları hesaplama imkanını sunar. İlim nedir? İlim bir sonraki olayları hesaplama sanatıdır. İlim nedir? İlim eşittir Allah. Yani, yeryüzündeki düzenin altında yatan ilmi çözerseniz, Allahu Teala sizlere gelecek hakkında tahminler yürütme hakkını tanıyor. Bunların planı neden çökecek onu size basit bir dil ile anlatalım, bakınız; birşeyin çöküşü takdir edildiyse o şey dibe vurmadan yükselişe geçemiyor. Anladınız. Allahu Teala birşeyin çöküşünü takdir ettiği zaman, o şey mutlak çöküntüye uğramadan yükselişe çıkamıyor. Örneğin fetöcüler. Onlar zirvedeydi, bu ülkenin kralıydı ama, çok azmışlardı, çok ihanet içindeydiler çok şımarmışlardı çok kötülük içindeydiler, Allahta onların çöküşüne karar verdi. 17-25 aralık bu çöküşün başlangıcıydı. Bu çöküş tamamlanmadanda onların tekrar yükselmesi mümkün değil. Onlar zirvedeydi, sonrası çöküşe girdiler. 17-25 aralık, sonrası 15 temmuz, sonrası khk'lar, sonrası ankesörlü telefon soruşturmaları vs. İlahi düzene göre düşüşe giren birşeyde dibe vurmadan tekrar yükselişe geçemez. Bunların tuzakları neden başarısız olacak? Henüz dibe vurmadılarda ondan. 15 temmuza rağmen, bunlar ha
len ülkemizde istedikleri gibi cirit atabiliyor. Örneğin; 31 mart seçimlerin sandık hileleri. Şimdi; 17-25 aralık başarısız, 15 temmuz başarısız. Son 5 yılda bunlar hep kaybetti ve biz kazandık. Kurdukları her tuzaktan biz daha güçlü çıktık, onlar dahada fazla güç kaybetti. Birşeyde sürekli güç kaybediyor birşeyde kazanıyorsa, bilinki birşeyin yükselişi diğerinde çöküşü takdir edilmiş. Bu takdirat yapıldıktan sonrada yükselişi takdir edilen zirveye çıkmadan, çöküşü takdir edilende dibe vurmadan bunu değiştiremezsiniz. Bu dibe vurma hangi boyutta olacak bunu Rabbim bilir. Haşhaşiler gibi tam bir yok oluşlamı karşılaşacaklar yoksa kırk veya elli yıllık, yüz yıllık bir sürgün ve sefalet hayatımı sürdürecekler bunu bakıp göreceğiz. Bize göre tüm bir yok oluşla yüzleşecekler. Herhalukarda çöküşe girdiler, çöküşe girende dibe vurmadan ayağa kalkamıyor. Fetöcüler ne yapsa artık geç. Çabalarıda bataklıkta çırpınmaya benzer, çırpındıkça daha çok pisliğin içine batacaklar, batıyorlarda. Sokak olayları, suikastlar, kirli ittifaklar ve hileler, bu fırsatların bunlara tanınmasıda bunların hayrına değil, helaklarını günah yüklerini artırmak için. Kader onların çöküşünü takdir etti. Artık çok geç. Ne yapsalar bu çöküşü durduramazlar.

En büyük hatanız ne biliyormusunuz?
Yeryüzü olayların Allahtan bağımsız gerçekleştiği inancı taşımanız. Gerçektende niyetlendiğiniz herşeyi yapabilmekte özgür olduğunuza inanıyorsunuz. Yaşadığınız olaylar üzerinde Allahın bir tasarrufu olmadığı, gerçektende eylemlerinizde özgür olduğunuza inanıyorsunuz. Yok böyle bir dünya. Siz dilediğinizi değil, Allah dilediğini size yaptırıyor. Bunu açalım; siz bir konuya niyet edersiniz, başkalarıda o konuya niyet eder, o konuda geçmiş niyetlerde vardır, o konuda hayır ve dualar lanet ve beddualar vardır, o konuda Allahın hakkı vardır, Allahta tüm bu niyetleri alır bir hesaplamaya tabi tutar (levh-i mahfuz) sonrası herkese hak ettiği kadar o konudan payını verir. Ben niyet ettim, dolayısıyla benim olmalı. Yok öyle dünya. Siz 7 milyar insanın içinden sadece bir niyetsiniz. Eğer üzerinde niyet kurduğunuz ülke türkiye ise, o zaman bilinki sizden başka daha 80 milyon insanın bu ülke üzerinde bir niyeti var, belkide 1.2 milyar islam alemin niyeti ve duası var. Diğer niyetleri yok sayıp benimki sayılsın benimki geçerli olsun, yok böyle birşey. Sizin düştüğünüz hata bu; siz hayatın kendi niyetlerinizden ibaret olduğunu sanıyorsunuz. Niyet ettiğiniz herşeyi mutlaka elde edeceğinize inanıyorsunuz. Bu neyin felsefesi; kendi rızkımı kendim belirlerim kendi rızkımı kendim tayin ederim felsefesi. Bu baatıl bir felsefe, insanı şirke götüren bir felsefe. Aman dikkat, kendinizi bu tür felsefelere kaptırmayın. Rızkı indiren Allahtır. Ayetlerlede sabittir. Rızkıda Allahu Teala sadece bir niyete bakarak değil, o şey üzerinde ne kadar hak varsa bunların hepsini hesaba katarak indirir. Örneğin kendi bedeniniz. Siz bedeninize istediğinizi yapamazsınız. Neden? O beden üzerinde sadece sizin hakkınız yokta ondan. Bedeniniz üzerinde Allahın hakkı var, sizi doğurup büyüten anne ve babanızın hakkı var, sizi eğiten öğretmenlerinizin hakkı var, atalarınızın hakkı var, güvende yaşamanızı sağlayan mehmetçiğin hakkı var vs. O bedeniniz üzerinde birşeye niyetlendiğinizde, tüm bunlar hesaba katılıyor sonrası payınız kadar o bedene birşey yapabiliyorsunuz. Beden bana ait dolayısıyla ben istediğimi yaparım, hayır yapamazsın. Bedeniniz üzerinde ne kadar emeğiniz varsa yani hakkınız kadar yapabilirsiniz.
Ülkeyi ele geçirmek için en çok ben bağırıyorum dolayısıyla benim hakkım, yok böyle bir dünya! Bu ülkeyi ele geçirmek için kurduğunuz tuzak kadar, birileride bu ülke için şehit veriyor dua ediyor. Bu ülkeyi ele geçirmek için gösterdiğiniz çabayı, birileride bu ülkenin kalkınması için veriyor. Bu topraklara niyet kurduysanız, sıraya girin. Bu ülke üzerinde niyet kuran tek siz değilsiniz. Sizin niyet ettiğiniz sahiplenmeye çalıştığınız şeye, daha nice insanlar niyet etti. Bu niyetleri bir karara bağlamakta sizi aşar. Bu niyetleri bir karara bağlamak Allaha mahsus birşey. Kendi kendinize rızık tayin etmek diye birşey yok. Eğer gerçektende ben istediğimi yaparım ve kimse bana engel olamaz, hakim olan benim, en büyük silahlar bende dolayısıyla kimse bana dokunamaz gibi düşüncelere sahipseniz İslam tarihini açıp okumanızı tavsiye ederiz. Sizden sayıca daha fazla ve daha güçlü olanlar helak edildi. Onca savaş geminiz ve savaş uçağınızın yok olması bir ebabil kuşuna bakar. Son peygamber ile peygamberlerin inişi son buldu. Sakın ha son peygamberin inişinden, Allahın yeryüzüne sırtını döndüğü ve kendi haline bıraktığı yorumunu çıkarmayın.

Niyetler ve eylemler;
İnsanlar niyet eder, Allahta bu niyetler üzerinden herkese rızkını indirir. Bu rızık bize nasıl iner? Düşünce olarak iner. Bu düşünceler üzerinden de bizler eylemlerimizi gerçekleştirir, yer ve içeriz. Herşey bir düşünce ile başlar. Düşünce yoksa eylemde yok.
Düşünce yoksa bizler bir hiçiz! "Cogito, ergo sum". Düşüncede kimden geliyor? Allahtan. Ben her istediğimi yaparım ve kimse bana engel olamaz diyorsanız, günaydın size. Siz istediğinizi yapamıyorsunuz. Siz ancak düşündüğünüzü yapıyorsunuz. Aklınıza gelmeyen birşeyi nasıl yapacaksınız? Düşünce yoksa eylemde yok. O düşüncelerde kimden geliyor; Allahtan. Sonuç; siz istediğinizi yapmıyorsunuz, Allah istediğini size yaptırıyor. ANLADINIZ!! Robotlar bizim nezdimizde ne ise, bizde Allah nezdinde o'yuz. Biz yazılım üzerinden robotların günlük işlerini tayin ederiz, Allahta bizde bunu düşünce üzerinden yapar. Her gün seher vaktinde, bir meleğin şahitliğinde bize düşünceleri yükler. O düşüncelerde saniye saniye gün içinde aklımızda canlanır ve bizi bir mekandan diğerine sürükler, bir eylemden diğerine bir konuşmadan diğerine. O günün yüklemesi bize yapıldığında da o gün yaşamanız gerekenlere artık engel olamazsınız. Bu yüklemeler size günlük yapılır. Rızkınız haftalık veya aylık değil, günlük size iner. Bu büyük bir lütuf çünkü, her gün bize bir sonraki günlerin rızkını değiştirme şansı sunulur. Bugün iyi niyetleri kalbinizden geçirirseniz, yarının rızkı bugünden daha güzel olur. Kötü niyetler geçirirseniz, bir sonraki günler size inen düşüncelerde kötü olur. O kötü düşüncelerde sizi kötü mekanlara taşır, kötü eylemlere sürükler kötü insanlar ile tanıştırır. Şimdi size bir milyonluk soru; bazıların iddia ettiği gibi, robotlar bir gün insanlardan bağımsız hareket edebilecekmi? Cevap; elbette hayır. İnsanoğlu nasıl kendi yaratıcısından bağımsız hareket edemiyorsa, robotlarda kendi yaratıcılarından bağımsız hareket edemez. İlahi düzeni anlamanın önemini gördünüzmü? İlahi düzeni çözerseniz, birileri tarafından kandırılmaz günlük olaylara sağlıklı yorumlar getirebilirsiniz. Robotların evrimleşeceği inancını, insanoğlunun bir mikroptan türediğine inananlar ortaya attı, bu tür bilim kurgu masallarına lütfen kendinizi kaptırmayın. Biz rızkımızın dışına çıkamayız, robotlarda kendilerine yüklenen yazılımın dışına çıkamaz. Gelelim konumuza; Allahu Teala bizleri kontrolde tutmak için, üzerimize iki sigorta yani güvenlik şarteli yerleştirmiş. Birinci kontrol noktası niyetten düşünceye geçerken. Birşeye niyet ettiğinizde, o kabul görürse düşünceye dönüşüyor. Üzerimizdeki ikinci kontrol noktası düşünceden eyleme geçiş noktasında. Düşünceleriniz hemen eyleme dönüşmesine izin verilmiyor. Niyetleriniz gibi düşüncelerinizde ilk önce levh-i mahfuza çıkması ve hesaba tabi tutulması gerek. Hesap sonrası, bir nasibimiz varsa o eylemde o zaman ancak düşüncelerimizin eyleme dönüştürülmesine izin veriliyor. Örneğin; bir çok konuyu düşünürüz ama eyleme dönüştürmeyi başaramayız. Size inen rızkın bir kısmı düşünce boyutu ile kısıtlı kalır, bir kısmınıda eyleme dönüştürmenize izin verilir. Bilim bunu bilmiyormu, yani beynin düşünce üretmediğini? Elbette biliyor. Bilimin size anlatılan boyutu var birde kendilerine sakladıkları. Size anlatılan bilimde düşüncenin merkezi olarak üst beyine işaret edilir. Bu doğru değil. Üst beyniniz düşünce üretmez. Duyu organlarından gelen verileri depolar, öğrenilmişleri tekrarlamanızı sağlar. Düşünce üretemez. Bu gerçeği bilim dünyası neden gizliyor? Kendileride insana düşünce yüklemek için uğraşıyorda, ondan.

Not: düşünce Allahtan gelir. Size vesvese veren şeytan var ya, ona inen düşüncelerde Allahtan gelir. Robotlara yüklediğiniz yazılımlar var ya, onlarda Allah'tan gelir. Tüm düşüncelerin kaynağı Allahtır. Düşünceler Allahtansa mahşeri sorgu neden? Düşünceler Allahtan ama, niyet sizden! Size inen rızık (düşünce ve eylem), niyetlerinizin bir sonucudur. Siz birşeye niyet edersiniz, o levh-i mahfuzda bir hesaplamaya tabi tutulur, sonrası payınız rızık olarak size indirilir. Bu payın bir kısmı düşünce olarak iner, bir kısmıda eylem. Tekrarlayalım; rızık nedir? Niyetlerinizin hesaplanması sonrası size inen düşünce ve eylemlerdir. Niyet size ait olduğu için, size inen düşünce ve eylemlerinizin sorumlusu sizsiniz. Neden niyet bize bırakılmış? Niyetler ile siz çevrenize zarar veremezsiniz. Allah bizi bu dünyaya yerleştirmiş ama bize güvenmemiş. Hür irademize bıraktığı tek şey niyetlerimiz, bununla da dünyaya zarar veremeyiz. Niyetlerimizin zarara dönüşebilmesi için o niyetler düüşünce ve eyleme dönüşmesi gerek. Yani soyut ve somut boyuta dönüşmesi gerek. İlahi kontrolde bu noktada devreye giriyor.  

Bu yüz yıl ne olacak;
bu yüz yıl Allah, iyinin rızkını artırmak kötü olanında azaltmayı takdir etmiş. Buna nasıl karar veriyor? Bireylere değil, bir bütüne bakarak. O topluluğun içinde iyiler artarsa onların çıkışını takdir ediyor, o topluluğun içinde kötüler artarsa onlarında çöküşünü. Bu yüz yıl siz eğer kötü taraftaysınız (chp-hdp-ip ve saadet), yanlış zamanda doğdunuz ve acilen safhınızı değiştirin. Sizin filizlenme çağınız geçen yüz yıldı, bu yüz yıl sizin çöküşünüz takdir edilmiş. Birşeyin çöküşü takdir edildiği zamanda buna engel olamazsınız. Örneğin; geçen yüz yıl iyilerin çöküşü takdir edilmişti. O dönemde doğmuş olsaydınız, kıçınızı yırtsanız bu çöküşe engel olamazdınız. Neden? Bir yangına müdahale etmek istiyorsanız o yangın henüz kıvlcım halindeyken müdahale etmelisiniz, tüm evi alevler aldığı zaman müdahaleye kalkışırsanız kayıba uğramaktan kurtulamazsınız. Örneğin; osmanlı. Osmanlı 1909 yılında çöktüyse o ateşin kıvılcımları 1810'larda ateşlendi. Osmanlının çöküşünü 1909'da değil, 1809'larda aramaya başlayacaksınız. Kıvılcımlar ilk göründüğünde o müdahale yapılması gerekiyordu, 1910'lara gelindiğinde ve ateş tüm evi sardığında değil. Geçen yüzyılın çöküşünü biz geçen yüz yılda değil, ondanda bir önceki yüzyılda aramalıyız. Bu yüz yılda kötünün çöküşü takdir edildiyse onlarda bu çöküşün sebebini bu yüz yılda değil, 1910'larda arasın. Örneğin; suriye. Suriye bu yüz yıl bir felaket yaşıyorsa, yaşadıkları bu acının kaynağını bu yüz yılda değil bir önceki yüz yıl yaptıkları veya yapmadıklarında arasınlar. Örneğin; cezayir. 1950'lerde soykırıma uğradılarsa, bu acının kaynağını bu yüz yılda değil 1850'lerde arasınlar! Osmanlıya karşı ayaklandıkları o döneme baksınlar. Her nesil, bir önceki yüzyılın bedelini öder. Sevgili dostlar; insanoğlu bir çok şeye niyet eder, Allahta bu niyetleri gerçekleştirmesi için ona bir fırsat tanır, yüz yıllık bir fırsat. Bizler (osmanlı) 1810 ile 1910 arası bu fırsatı teptik. O yüz yıl arası doğru işler yapsaydık, 1910 ile 2010 arasıda halen iktidarda olurduk. Sizde (ittihati terakki) 1910 ile 2010 arası bu fırsatı kaçırdınız. 1910 ile 2010 arası doğru işler yapsaydınız, halen ülke üzerinde muktedir tayfa siz olurdunuz. Örneğin; TÜSİAD elinizde, yargı elinizdeydi, askeriye elinizdeydi, üniversiteler elinizdeydi, medya elinizdeydi. Gelişim kalkınma, adalet, refah huzur, kısacası bu ülkeyi kalkındırmak için her türlü fırsat ve imkan size verildi. Ne yaptınız? Sıfır kalkınma, bol zulüm. Bizim beş yıl içinde geliştirdiğimiz bir motoru, koskocaman tüsiad'ınız yüz yıllık bir sürede geliştirmedi. Kendiniz gibi düşünmeyen kendiniz gibi içip giyinmeyen herkesede zulüm ettiniz. Başka ne yaptınız? Her 10 yılda bir darbe. Yüz yıl öncesi verdiğiniz o sözleri yerine getirmek için, o kalkınma refah ve huzur vaatlerini yerine getirmek için size yüz yıllık bir süre tanındı. Kocaman bir yüz yıl. Ne yaptınız? Vaatlerinizin aksine milleti ezdiniz ve sefalete mahkum ettiniz. Allah nezdinde sizin yüz yıllık faaliyet raporunuz hiçte iyi değil, bunu biliniz. İmtihan sırası şimdi bize geldi. Bu konu hakkında karar verilmiş. Bu ilahi karardanda dönüş yok. Bu yüz yıl bizlerin yükselişi takdir edilmiş, sizinde çöküşünüz. Bunu nereden anlıyoruz? Yüz yıl öncesi ittihati terakki altında örgütlendiğinizde osmanlıyı devirmek için kurduğunuz tüm tuzaklar rast gitti. Kurduğunuz her tuzaktan güçlenerek çıktınız. Buradan sizin yükselişinizin takdiratını anlıyoruz. Bu yüz yıl ise tam aksi bir durumla karşı karşıyayız. Son 10 yıldır hiçbir tuzağınız tutmadı. Her tuzaktanda güç kaybederek çıktınız. Bu da bizlere çöküşünüze karar verildiğine işaret ediyor. O yüzden ne yapsanız boş. Kurduğunuz her tuzak sizleri bir önceki tuzaktan daha büyük hüsrana dahada büyük güç kaybına uğratacak. 28 şubat zulmünüz erdoğanı doğurdu. 15 temmuz ömer halisdemiri doğurdu. Kuracağınız her tuzak, o tuzağı çökertecek birini doğuracak. Hoşunuza gitsede gitmesede, kader size bu yüz yıl bir şans tanımayacak. Bu yüz yıl bu topraklarda kötünün tekrar filizlenme şansı yok. İyi olanlar akıllı davranır Allahın rızasını kazanırsa kıyamete kadar filizlenme şansı yok. Dağılmaya başladınız, bu çöküşü geri çeviremezsiniz artık. Tarihte hiçbir devlet veya millet yokki, çöküşe girip kendisini son anda kurtarmış olsun. Yok böyle bir örnek. Çöküş başladığı an, olayları durduramazsınız. Dibe vuruncaya kadar felaketler arka arkaya sizi bulur. Anlayacağınız, bu sokak olayları dahil, kurduğunuz her tuzak aleyhinize işleyecek. Ne kadar büyük hile, o hileyi çökertmek için o kadar büyük bir kahraman doğacak. Hiç şansınız yok. Gezide olmadı, 15 temmuzda olmadı, sürekli aynı şeyi deneyip her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir?

Ak partinin eziklerine gelirsek;
ak partininde çöküşü takdir edildi. Teşkilat içinde iyiler azaldı, kötüler çoğaldı. Çoğunluk kötüleştiği zamanda orasını Allah ne yapar; yıkar. Teşkilat kötü, hükümet olarakta yetersizler. Süleyman soylu'yu kenara koyarsak, eziklerden kurulu bir kabine var karşımızda. Sürekli kazık yiyor ve kandırılıyorlar.
Saldırı olduğunda da masanın altına saklanıyor, sus pus oluyorlar. Öyle bir ülke haline geldikki devlete ihanet etmek prim getirir hale geldi. Millete hakaretler yağdıranlar kutsanmaya başlandı. Teröre açık açık destek verenler elini kolunu sallaya sallaya mecliste sokakta gezinebiliyor devlete ve millete parmak sallayabiliyor. Mehmetçiğimize kurşun sıkanların cenazesi, törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Var mı bunun dünyada başka bir örneği? Var mı bundan daha büyük bir garabet bir ihanet. Öyle bir devlet haline geldikki, demokrasi ötesi vahşi batıya dönüştük. Kimin sayesinde bu hale geldik, ak partinin ezikleri sayesinde. Yapanların yaptıkları yanında kar kaldığı bir ülkeye dönüştük. Örneğin; gıda terörü. A101 ve BİM, Migros gibi şirketler bu gıda terörünü batıda yapsalardı ne olurdu biliyormusunuz? 30 milyar 50 milyar cezalar kesilir, bu şirketlere el konulurdu. Bizde ise yapan yapanın yanında kar kalıyor. O yüzde 200 yüzde 400 zamları raflarda kalıcı hale getirdiler. Kendilerine dokunan, sesini çıkaranda yok. Neden? Ezik, yalaka ve korkak tipler tarafından yönetiliyoruzda ondan. Dünya üzerinde kendi ülkesi üzerinde bu kadar muktedir olup bu kadar ezik hareket eden başka bir hükümet yok. Ülkesi üzerinde bu kadar muktedir olup içten yani dıştan değil içten bu kadar çok operasyonlara maruz kalan başka bir hükümet yok. Gıda, sendikalar, bankalar, diziler, muhalefet, meslek odaları derken her yerden operasyona uğruyoruz. Neden? İnsiyatifi ele almak, yerleşik düzene dokunmaktan korkan bir hükümet var karşımızda da ondan. O yüz yıllık ezilmişlik ve kölelik ruhu bunların bedenlerine o kadar sinmişki, muktedir olmanın paniğini yaşıyorlar. Mağduru oynamak rahattı, sorumluluk yoktu. Şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Örneğin; istanbul büyük şehir belediyesi veri tabanın kopyalanması. Tüm ülkenin gözünün içine baka baka bizlere ikinci bir kozmik oda faciası yaşattılar. Mahkeme durdurma kararı vermesine rağmen, bir hafta boyunca verileri kopyalamaya devam ettiler. Savcılık emniyetin harekete geçmesini bekledi, emniyet iç işlerine baktı, iç işleri adalet bakanına baktı, adalet bakanı mill istihbarata baktı, milli istihbaratta hükümete. Kimse sorumluluğu üstlenmedi. Herkes birbirinin yüzüne bakınca, tüm ülkenin gözü önünde önemli projeler ile ilgili bilgiler dış istihbarata servis edildi. Bilgiler önemliydi veya önemsizdi, ülkenin gözün içine baka baka bunu yapabilmeleri ancak muz cumhuriyetlerinde yaşanılacak bir olaydı. Ak partinin ezikleride bizleri bir muz cumhuriyetine dönüştürdü. Bakınız, bu tür olaylarda dış güçler devlet kurumların refleksini ölçer. Bir olaya hangi kurum ne kadar hızlı refleks veriyor ona bakar. Bizim kurumlarda bu konuda bir felaket. Kendi başına insiyatif alan bir kurumumuz maalesef yok. Yüz yıl sonrası muktedir olduk, bu güçte kullanmasını bilmeyen, devlete sahiplenmek nedir bunu bilmeyen eziklerin eline geçti. Devran değişir hesap bize patlar deyip, ülkenin kılcal damarlarına sahiplenmekten kaçıyorlar. Sanki birileri bunlara yol yapın köprü yapın, sağda solda kazma kürek uğraşın ama devlete dokunmayın demiş bunlarda 17 yıldır bunu yapıyor. Ortalıkta eziklik ve kölelik ruhu ile dolaşıyor beyaz efendilerine o derin devlete karşı çıkmaktan korkuyorlar. Nasıl bir ezilmişlik ve kölelik ruhuysa kazık yedikçe o kazık atan beyaz efendilerine karşı daha fazla teslimiyat gösteriyorlar. Hakarete uğradıkça hakaret atana karşı daha fazla samimiyet besliyorlar. Onları da anlamamız gerek diyorlar, onları dışlayamayız diyorlar, hep birlikte türkiyeyiz diyorlar ve bu eziklik halllerini bizede yutturuyorlar. YSK'nın chp' nin tehditlerine karşılık vermemesi gibi. Devletin bu ezik ve aciz görünümüne bir müddet sonra erdoğanda tahammül edemiyor ve devreye girmek zorunda kalıyor, ancak onunda bir defosu var; onda da zerre akıl yok. Örneğin; üç çocuk yapmaktan bahsediyor, diğer yandanda kadını iş hayatına sürüklemek için elinden geleni yapıyor. Nasıl olacak bu? Erkekmi doğum yapacak. Muhafazakar bir hükümet olarak karşımıza çıktılar, geleneksel aile yaşantısını yok ettiler. Ben ev hanımı olmak istiyorum diyen bir genç kız bırakmadılar bu ülkede. LGBT'ciler uğraşsaydı bu kadar yapamazdı. Dünyada bir üst akıl, kadın eşittir erkek felsefesi üzerinden insanlığı cinsiyetsizliğe sürüklemek istiyor. Hiçbir ülkede de bizim ülkemizde gördükleri desteği görmüyorlar. Neden erdoğana akılsız diyoruz; bu amaca hizmet ettiğini bilmiyorda ondan. Sonrada ne duyuyoruz ikide bir erdoğandan; kandırılmışız. Kim kandırılır arkadaşlar; aklını kullanmayan.

Bizim mahalle ezikler tarafından yönetiliyor, bu eziklerde devlete ve millete sahiplenmekten korkuyor. Tek sahiplenen erdoğan, onda da akıl yok. 2071 vizyonundan bahsediyor, 18-25 yaş gurubu gençlerden sadece %30'un oyunu alıyor. Nasıl olacak bu 2071 vizyonu? 
Gençliğimiz bize oy vermiyorki ileride bizim vizyonumuzu gerçekleştirsinler. Türk kadını iş hayatının stresinden doğum yapmıyor, doğum yapanların bir kısmı bağımsız kürdistan nareleri okuyor diğer kısmınıda amerika büyütüyor. Okyanus ötesinden birileri o tek göz ekranlar üzerinden 50 yıl sonra nasıl bir türkiye öngörüyorlarsa, o doğrultuda reklamlar, programlar ve diziler hazırlayıp gençliğimize yüklüyorlar. Gençliğimizi büyüten biz değiliz. Realite buyken birisi gelsin ve bana yapılan şu köprüler ve havalimanları ile bu 2071 vizyonun nasıl gerçekleşeceğini anlatsın? Hiçbir ülkenin ana akım medyası, yayınladığı programlarda bizde olduğu kadar transseksüel ve eşcinsellere yer vermiyor. Neslimizin maruz kaldığı görüntü bu. Bu ortamdan 2071 vizyonu çıkarmı? Milletimize bu oyunlar oynanırken devlet nerede; her zamanki gibi uyuyor ve seyretmekle yetiniyor. Hollywood'da nasıl işliyor bu? Senaryolar ve kişiler bir üst akıl tarafından çek edilmeden kimse çekime başlamıyor. Ne denir buna; bir üst akıl. Bizim devlet senaryoları ve kişilerin özgeçmişini kontrol ediyormu; hayır. Bunada ne denir; akılsızlık, lakaytlik, sorumsuzluk vs. O senaryoları yazanlara gelin bakalım dersin, ne yapıyorsunuz siz der ve istekleriniz doğrultusunda senaryoları değiştirirsiniz. Onlar direnecek ve sanatımıza karışmayın diyecekler, sizde; ne sanatı diyeceksiniz, ahlaksızlığınızı sanat olarak bize yutrurmayamı çalışıyorsunuz diyeceksiniz ve kendi evinizde ağırlığınızı hissettireceksiniz. Neden, çünkü o evin sorumluluğunu Allah ve bu millet size vermiş. Müdahale etme zorunluluğu ve sorumluluğu size ait. İlk yaratılıştan itibaren hayatın mücadelesi iyi ve kötü arasında geçti. Kötü olan bozmak için uğraşacak, sizde düzeltmek ve korumak için uğraşacaksınız. Kötünün karşısında her daim iyilik olmak zorunda. Olmazsa, bu oyunu kaybederiz. Allah karşısında da bunun hesabı veremeyiz. Kötülük kötülüğünü yapmak için uğraşacak, sizde bir antidot bir antibiyotik gibi o kötülüğü takip edip onun nüfus ettiği alanlarda etkisini kıracak, yok edeceksiniz. Doğa boşluğu kabul etmez. Siz eğer evinize sahiplenmezseniz, başkaları seve seve sahiplenir. Örneğin; sözcü, cumhuriyet, odatv ve fox. Ülkemizde yaşanılan kutuplaşmanın ana kaynağı bunlar. Neden bunlara dokunulmaz? Bunlara zamanında dokunmazsanız, bugünlerimizde venezuela gibi bir kutuplaşma içinde olmamıza şaşırmayacaksınız. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. Bunu göremeyenede ne denir; akılsız. Örneğin; ülkemiz teröristler hanına dönüştü. Başka ülkeler bunları vatandaşlıktan çıkarıyor, biz ise bırakın vatandaşlıktan atmayı biz yurtdışında olanlarıda ülkemize getiriyoruz. Onbinlerce, yüzbinlerce fetöcü ve pkk'lı hapisten çıktıktan sonra ne yapacak sizce? Yine hırsızlık yapacaklar yine ihanet edecekler. Örneğin; 31 mart seçimleri. 15 temmuz sonrası, bu seferde istanbulu çaldılar. Siz gerçektende bunların uslanacağınımı sanıyorsunuz? Bir sonraki nesillerimizi neden bunların hainlikleri ile karşı karşıya bırakıyorsunuz? Güç elinizdeyken neden kalıcı çözümler üretmiyorsunuz? Arkadaşlar ak parti iktidarı bir facia bir facia. Verdiğim bu örnekler bir ülke üzerinde muktedir olan bir hükümetin yapması gereken en temel şeyler. Kısacası hataları sıralamakla bitmiyor. Bizim oğlan, aklı kısık iyi niyetli bir mahalle kabadayısı gibi arada bir kükrüyor ve uyarıyor, sonrası eski tas eski hamam devam.

Neden oy veriyoruz ona o zaman?
Sizin yanıldığınız konu burası, biz erdoğana değil kendi değerlerimize oy veriyoruz. Siz olayları şahıslar üzerinden okuyorsunuz, okuduğunuz içinde hep yanlış kararlar veriyorsunuz. Kendinizi bir bataklıktan diğerine sürüklüyorsunuz. Siz olayı şahsileştirmişsiniz, sahliştirdiğiniz için mevzuyu kaçırıyorsunuz. Konu erdoğan değil, konu değerlerimiz. Siz erdoğana bakıyorsunuz ve onun karşısına kendinizi konumlandırıyorsunuz. Biz ise değerlerimize bakıyoruz (devlet, millet ve İslam), kim bunlara saldırıyorsa onların karşısına kendimizi konumlandırıyoruz. Siz erdoğana göre kendinizi konumlandırıyorsunuz, biz ise değerlerimize göre. O yüzden siz e
zanı ıslıklayan, mehmetçimize kurşun sıkanlarla aynı safta yer alıyorsunuz, biz ise bunların karşısında. Anlayacağınız, bizim korkaklar masa altına saklanınca, muktedir biz olmamıza rağmen her yerden kazık yiyor her yerden operasyonlara maruz kalıyoruz. Muktedir biz olmamıza rağmen, sabah akşam sopa yiyen hakaretlere uğrayan biz oluyoruz. Chp'nin ortalıkta nasıl havladığını herkese tehditler ve hakaretler yağdırdığını görüyorsunuz. Devlet nerede? Yok. Neden? 20 yıldır oy verdiğimiz ezikler bir türlü devlet olamadıda ondan. Sağdan soldan kişileri alır ve bakan ve milletvekili yaparsan olacağı buydu. Bunların bir kısmı iş çığrından çıkarsa bize patlar diye sorumluluk almaktan korkuyor. Bir diğer kısmı zaten anadan doğma korkak ve ezik. Bir diğer kısım kölelik ruhunu üzerinden atamamış beyaz efendisi ile iyi geçinme derdinde. Bir diğer kısmın senin davanla ilgisi yok (toplama bakan ve vekiller). Bir kısmınında devlet umrunda değil, kendi çıkarların peşindeler. Devleti değil kendilerini ayakta tutma derdindeler. Geriye tek erdoğan kalıyor, onda da akıl yok. Bizim mahallenin kaderide bu. Masa altında kafalarını sıkıştırdıkları zamanda, bizlerin gelip kıçlarını kurtarmalarını bekliyorlar (15 temmuz). Bir yere kadar ama, bir yere kadar bunların ezik ve beceriksiz haline Allah tahammül eder bir yerden sonra iplerini çeker. Örneğin; erbakan. 28 şubatta dik duramadı, Allah'ta ipini çekti ve erdoğanı getirdi. Ne hikmetse erdoğanda aynı hatanın içine düştü. Belki erbakan gibi kaçmadı ama kötüye karşı birşeyde yapmadı. Erdoğan bir şey yapmayınca kaderin kendisi kötüleri tasfiye etmeye başladı. Kötüler bi' nevi kendi kendine tasfiye ediyor. Bir tuzak kuruyorlar sonrada kendileri içine düşüyorlar. Neden? Kader, erdoğanı bekleyemez. Bu yüzyıl iyinin çıkışı kötününde çöküşü takdir edilmiş. Kader, erdoğanı bekledi bekledi, erdoğan kötüye karşı harekete geçmeyince, kader kötüyü harekete geçirdi. 17-25 aralık sonrası 15 temmuz. Vatanı satmamak dışında, kötüye karşı erdoğanın yaptığı bir şey yok. Tam aksi kimi bir yere atıyorsa, o kişi bir evvelkinden daha kötü çıkıyor. Erdoğan, her seçim sonrası ne kadar çok teşkilatı yenilemeye çalışsada, nafile. İstisnalar dışında, atadığı her kişi bir evvelkinden daha kötü çıkıyor. Bu da ilahi kurallara göre çöküşe işaret ediyor. Kader, bu yüz yıl iyiliğin yükselişini takdir etti, bizim eziklerde bu yükü kaldırabilecek kalibrede değil. Muhalefet gibi onlarda bu yükün altında ezilip yok olup gidecekler. Çok ilginç bir döneme girdik. Hem iktidarın hem muhalefetin çökeceği bir döneme girdik. Bekleyip görelim...

tarih: 20.04.2019