nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

isimlerin altında yatan hikmet



bir yerlerde belki duymuşsunuzdur, insanın kendisine konulan ismin özelliklerini aldığını. Bu yazımızda bunun altındaki hikmeti size anlatacağız. Umarız bir sonraki seferde çocuğunuza bir isim koyarken daha dikkatli olur, daha bilinçli hareket edersiniz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

"Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir." (Hucurat Süresi; 11).

Madde ve enerji

Kur'an-ı Kerim bizlere kötü lakaplar, alaycı kelimeler kullanmamayı emreder. Neden? Bunun bir felsefe boyuta var birde bedende gerçekleşen bir etkileşim boyutu. Bunun felsefe boyutunu herkes size anlatabilir. Biz bu yazımızda bedendeki etkileşim boyutunu yani bilinmeyen boyutunu ele alacağız. Değerli okurlarımız ağzınızdan bir kelime çıktığında, o kelime iki boyuttan oluşur. Bir boyutu ses tellerinizle ilgili diğeri ise niyetinizle. Ses tellerinizi beyniniz kontrol eder, niyetinizi ise kalbiniz. Ağzınızdan çıkan her kelime bu ikisi sayesinde ortaya çıkar. Birisi o kelimenin dalga boyutunu oluşturur diğeri ise enerjisini. Bunu bir bilgisayar ile bunun yazılımı gibide düşünebilirsiniz. Kelimeler ağızlarınızdan çıktığında onlar içi boş değil, onlarda bir yazılım yüklü. İnsanların benliğini oluşturanda o yazılım. Kelimeler bir dalgadan ve o dalgaya yüklenen bir yazılımdan ibaret. Ses dalgaları o kelimeyi işitmemizi, yazılım ise ondan feyiz almamızı sağlıyor. Kullandığımız kelimeler ses dalgasından ve onlara yüklediğimiz anlamdan oluşuyor. Ses dalgaları taşıyıcı görevini üstleniyor, kelimeye yüklediğimiz anlamda kişiliğimizi oluşturan yazılımı içeriyor. Kelimelere yüklediğimiz anlamlar yani niyetler bizleri daha güzel ya da daha kötü bir insana dönüştüren gücü ortaya çıkarıyor. Kullandığımız kelimelere güzel anlam (niyet) yüklersek o kelimeler temas ettiği canlılara güzel yazılım yüklüyor, kötü kelimeler kullanırsak kötü yazılım. Sonuç; kelimeler ile çevremizi ya daha güzel kılıyoruz ya da kötü. O yüzden Kur'an-ı Kerim kullandığımız kelimelere dikkat etmemizi emrediyor. Örneğin; "Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz" (Araf Süresi; 58). Güzel bir memleketin tanımı nedir? Güzel niyetlere sahip bir topluluğun yaşadığı yere güzel bir memleket denir. Güzel niyete sahip insanlar kullandıkları kelimelere güzel anlam yükler. Bu güzel anlam yüklü kelimelerde çevreye yayıldığında bitkiler dahil çevredeki canlıları pozitif etkiler. Bitkiler büyür ve faydalı hale gelir. Kötü bir memlekette ise kötü niyetler hakim olur. Kötü niyet yüklü kelimelerin hakim olduğu bir yerde de bitkilere negatif enerji yüklenir. Bitkiler faydasız olur. Karşınızda bir madde olur ama kalorisi, pozitif ortamda büyüyen bir bitki ile aynı olmaz. Not: maalesef ülkemizde lakap takmak yaygın hale gelmiş. Bundan lütfen uzak durun. Bir; İslam dini lakap takmayı, alaycı lakaplar kullanmayı yasaklıyor. Bu büyük bir günah bunu lütfen bilin. İki; kullandığınız lakap iyi bir anlam içermiyorsa, siz o kelimeyi kullandıkça kişiyi daha çok o vasfa dönüştürüyorsunuz. O ses dalgaları o kişiye ulaştığında, kelimeye yüklediğiniz anlam bir heykel traşçısı gibi o kişinin kalbine iniyor ve kalbini o anlam doğrultusunda traşlıyor. Ne yapmış oluyorsunuz? Kişiyi kullandığınız vasfa dönüştürüyorsunuz. Kullandığınız kelimeler güzel ve pozitif kelimeler ise ne güzel, ama eğer kötü ise o zaman vay halinize vay halimize. Kötülüğün uyanması ve filizlenmesinde sizinde katkısı olmuş oluyor. Yeryüzüne yayılan kötülüğe bir gramda siz katkıda bulunmuş oluyorsunuz.

Ağızdan çıkan kelimeye bir yazılım nasıl yüklenir?

Her kelime sizin için bir anlam ifade eder. Kelimenin sizde karşılığı ne ise o kelime dilinize dökülmeden önce kalbiniz o kelimeye o anlamı yükler. Ağzınızdan çıkan kelimeye bi' nevi bir yazılım yüklüyorsunuz. O kelimeyi birisi işittiğinde de ses dalgaları beyinine ulaşıyor, yazılımda kalbine. Sizler ağızdan çıkan kelimelerin tümüyle seslenme boyutundan ibaret olduğunu sanıyor, dahasını akıl etmiyorsunuz. Halbuki dahası var. Siz bir kelimeyi beyninizle işittiğinizde kalbinizde işitiyor. Beyninizle o kelimelerin sesini kalbinizlede yazılımını algılıyorsunuz. Beyin o sözleri işitmek ve cevap vermekle görevli, kalp ise o kelimelerin anlamını sizde açığa çıkarmakla görevli. O yazılımın sizde bir karşılığı varsa, o özelliği sizde daha belirgin hale getirmek yani beslemek ve büyütmekle görevli.

Ya o yazılımın bizde bir karşılığı yoksa?

Bir kişiyi bir vasıfla itham ettiğinizi düşünün, örneğin diktatör olmak veya cimrilik. O kişinin kalbinde bunun bir karşılığı varsa siz o kelimeyi kullandıkça ne yapmış oluyorsunuz; o kişide o özelliği artırıyorsunuz. O vasfın ama o kişide olmadığını düşünelim o zaman ne olur? Bir kelimeye yüklediğiniz anlam o kişinin kalbinde bir karşılık bulamıyorsa (anahtar-kilit), o zaman o kişinin kalbi o sözü göğe gönderir. O söz göğe vardığında, bu sefer o sözün gökte bir karşılığı varmı buna bakılır. Gökte bir karşılığı varmı dediğimiz şey, Allahın kelamı ve vasıfları o sözü destekliyormu. Örneğin; cimrilik veya diktatörlük Allahın vasıflarından birisimi veya kitaplarında bunları destekleyici sözler geçiyormu? Haşa, hayır. Ne cimrilik ne de diktatörlük Allahın düzeninde yer alıyor. Allahın düzeni adalet ve cömertlik üzerine kurulu. Göktede o kelimenin karşılığı olmayınca ne oluyor, o söz kişiye geri dönüyor. Özetlersek; bir kişiye ettiğiniz söz ilk önce o kişiye varıyor, o kişinin kalbinde o vasıflar o niyetler yoksa o zaman kişinin kalbi yanlış adrese posta diye bunu göğe gönderiyor, göktede bunun bir karşılığı olmayınca o kelime dönüp dolaşıp aynı kişiye geri dönüyor. O sözler kişiye geri döndüğünde, bu kez o kelimenin o kalpte bir karşılığı olup olmadığına bakılmıyor. Karşlığı varsa o noktaya akıyor, yoksa o kalpte kendisine yeni bir nokta buluyor ve kişinin kalbinde yeni bir vasıf zuhur ediyor. O yüzden kötü kelimeler kullanmayın. Öyle veya böyle kötülüğün yayılımına katkıda bulunuyorsunuz. Karşı tarafa tutarsa onu daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz, tutmazsa kendinize dönüyor kendinizi daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz. Örneğin; erdoğana diktatör diyenler. O kelimeyi ağzından düşürmeyenler hiç farkında değiller, kendileri diktatöre dönüştü. Zulmetmek, kendilerinden başka kimseye yaşam hakkı tanımamak vs. "
Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. 15﴿ Bu iftirayı işittiğiniz vakit, "Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım! Bu çok büyük bir iftiradır" deseydiniz ya! 16﴿ Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor" (Nur Süresi). Şimdi, neden İslam dinin kötü lakaplar kötü kelimeler kullanmayı yasakladığını daha iyi anladınızmı? Bu ayrıntıyı bilen bu detaya inen başka bir din varmı? Şükür Rabbime yok. Düzeni kuran bizim Rabbimiz olduğu için, bize içten bilgiler aktarıyor. Ne kadar büyük bir lütuf içinde olduğumuzu lütfen bilin ve bol bol şükredin. Not: kalbimiz gökle bağlantıyı kuran noktadır. İlhamların indiği nokta. İnsan bedeninde gök ile iletişim kurabilecek tek nokta kalp. İşittiğiniz kelimelerin anlamını göğe gönderme görevi, o yüzden kalbe verilmiş. Bu arada, kişi orada olmasada o kişi hakkında sarfettiğiniz kelimeler o kişiye ulaşıyor. Ha arkasından konuşmuşsunuz ha önünde, Allah nezdinde hiç farketmiyor. Önünde konuştuğunuzda kulağı ve kalbi, arkasından konuştuğunuzda kalbi işitiyor. Öyle veya böyle o kişi işitiyor, niyetiniz sözünüz o kişiye ulaşıyor. Ulaştığında da ya o kişiyi daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz ya da kendinizi. Konuşacaksanız güzel şeyler konuşun. Eğer kişi için kullanacak iyi bir kelime bulamıyorsanız Allah islah etsin, Allah merhamet etsin deyip geçin.

Bir vaka çalışması yapalım;

Varsayalımki bir kızınız oldu ve kızınızın ismini fatma koydunuz. Yaşadığınız toplulukta bu isim neyi çağrıştırıyorsa, kızınız bu isimle çağrıldıkça o vasıf kızınızın kalbine işlenecek.
Fatma ismide bizim toplumda neyi çağrıştırıyor? Gelenek, örf ve adet, ninelerimizi çağrıştırıyor. İlkokulda, ortaokul ve lisede kızınız bu isimle hitap edildikçe, kızınıza geleneklerimiz yükleniyor bunu biliniz. Kızınız büyüdüğünde atalara hürmet ve geleneklere bağlılık konusunda çok ılımlı düşüncelere sahip olacak. Yani siz kızınıza bu ismi koyduğunuzda kızınızda örf ve adetleri canlandırmış oluyorsunuz. Örneğin; fatma, ayşe, hatice ve gülsüm gibi isimlere sahip kız çocukları daha geleneksel olur.

İkinci bir vaka çalışması yapalım;

Varsaylımki bir erkek çocuğunuz oldu ve buna peygamberimizin dedesinin ismini (
abdülmüttalib) koydunuz veya herhangi bir sahabenin ismini. O mübarek zatların çok güzel şeyler yaptığına inandınız ve onlara hürmet adına veya çocuğunuzunda onlar gibi olması niyetine çocuğunuza o isimlerden birini koydunuz. O çocuk o ismin o güzel özelliklerini kaparmı? Buraya kadar yazdıklarımızdan bir çocuğun kendisine konulan ismin özelliğini kapması o çocuğa bağlı olmadığı, içinde yaşadığı toplumda o ismin neyi çağrıştırdığına bağlı olduğunu anlamış olmasınız. Bir isim koyduğunuzda sizin neye inandığınız değil, yaşadığınız toplumun neye inandığı önemli. O yüzden atalarımız çocuğu bir aile değil, bir köy büyütür demiş. En çok kim o çocuğu o isimle çağırıyorsa en çok o, o çocuğun benliğin oluşumunda katkıda bulunur. Anne ve baba olarak siz nadiren isim kullanıyorsunuz, siz oğlum veya kızım diyorsunuz. Köyünüz veya kasabınızdaki insanlar ama çocuğunuzu ismiyle hitap ediyor. O isimde onlarda neyi çağrıştırıyorsa bilinki çocuğunuzun belleğine o vasıflar yükleniyor. Örneğin; abdülmüttalib ismi türkiyede neyi çağrıştırıyor? Peygamberimizin dedesini değil, bu kesin. İlk veya ortaokul veya lise veya üniversitede hangi çocuk peygamberimizin dedesini tanıyor? Kimse tanımıyor! Çocuğunuzun ömrünün büyük bölümünü geçireceği ortamda kimse o ismin altında yatan hikayeyi bilmiyor. Herkes çocuğunuzu o isimle çağıracak ama kimse o ismin altında yatan kahramanı bilmiyor. Bilmeyince o insanlar ne yapacak? İsmin arkasındaki hikayeyi bilmeyince kelime üzerinden gidecekler. İsim sıradan bir kelimeye dönüşecek ve o kelime kendilerinde neyi çağrıştırıyorsa o isime o anlamı yükleyecekler. Abdülmüttalib kelimeside bizde neyi çağrıştırıyor? Bir arabı. Bir arapta günümüzde neyi çağrıştırıyor? Yobaz, tembel, dünya zevklerine düşkün vs vasıfları. Ne oldu şimdi, siz iyi niyet içinde çocuğunuza abdülmüttalib ismini koyuyorsunuz, yaşadığınız toplumda ama kimse abdülmüttalibin hikayesini bilmediği için, abdülmüttalib ismi sadece arabı çağrıştıran bir kelimeden ibaret oluyor. Çocuğunuzun abdülmüttalibin o güzel vasıflarını alacağı ümidiyle o isimi koyuyorsunuz, ne alıyorsunuz; günümüzdeki bir arabın vasıflarını. Olayı anladınız, değilmi? Çocuğunuza koyacağınız ismin anlamını içinde yaşadığınız topluluk bilmiyorsa, o ismi çocuğunuza koymayın! Her biriniz lügatı açıyor ve çocuklarınıza toplumun bilmediği isimleri koyuyorsunuz, sonrada ama lügatta bunun anlamı çok güzel diyorsunuz. Tamam, çok güzelde, o anlamı sizin dışında kimse bilmiyor. O ismin anlamınıda sizden başka kimse bilmiyorsa, çocuğunuzun o güzel vasfı alması mümkün değil. Siz çocuğunuza bir sahabenin ismini koyarak güzel bir şey yaptığınızı düşünerken çocuğunuza en büyük kötülüğü yapıyorsunuz, bizden söylemesi. Niyetimiz güzel, Allah korumazmı?

Kavimler

Korumaz, çünkü Allahu Teala insanları kavimler içinde yaratmış ve her birimizin kendi kavimini ayakta tutmasını istiyor. Bizler ilk önce kendi kavmimizden sorumluyuz. Bizler eğer bizi yediren ve içeren vatan toprağına bizi koruyan ve büyüten atalarımıza sırtımızı döner, sahabelere veya başkalarına özenmeye başlarsak bu bizim için hiçte hayrla sonuçlanmaz. Vefasızlığa Rabbim rıza göstermez. Siz kendi kavminize sırt çevirir ve başka bir millete özenti duyarsanız, Allahın bundan hoşnut olmasını beklemeyin. Eğer çocuğunuza bu topraklara yabancı bir isim koyarsanız, bilinizki çocuğunuz içinde doğup büyüdüğü kavime yabancı hissedecek. Sonuç; benliğini kaybeden nesiller, yok olup giden kavimler. Bu tür sonuçlara sebep olacak eylemlere Allahu Teala hiç rıza gösterirmi? Göstermez. Bilhassa batı gibi kötü medeniyetlere hayranlık duyuyor, batı kaynaklı isimler koyuyorsanız bunun bedeli size ağır olur. Bilhassa kendi kaviminiz hadisler ile övünülüyorken, bin yıl İslama önderlik yapmışken siz bu kavime sırtınızı dönüyor, başka kavimlere hayranlık besliyorsanız bu sizin için hiçte hayrla sonuçlanmaz. Ahiret hayatında da bedeli size ağır olur. O yüzden, türkseniz türk geleneklerinizi örf ve adetlerinizi muhafaza etmenin yollarını arayın. Kürtseniz kürt, arapsanız arap. Allahu Teala bizleri kavimlere ayırmış. Bunun altında çok güzel nedenler var. Bunlardan biriside İslamla ilgili. Kavimlerden birisi
eğer çökerse o zaman Allah, İslamın bayrağını bir sonraki yüz yıllara taşıma görevini diğer kavimlere veriyor. Kavimler şekilde yaratılmamızın bir sebebi bu. Dünya'ya renk kazandırmak bir sebepse bir diğer sebepte bir bütün olarak yobazlaşmamıza engel olmak için. Kavimler halinde yaratılmış olmamız kendi içimizde kendi değerlerimizi muhafaza etmemizi sağlıyor. Bir kavim bozulursa bu diğer kavimleri etkilemiyor. Örneğin; tüm çocuklarınıza arap veya avrupalı isimler koyuyorsunuz ve aile olarak arap veya avrupa kültürünü yaşıyorsunuz. O arap veya avrupa kültürü çökerse ne yapacaksınız? Kendi kültürünüze sırtınızı çevirdiğiniz ve kendi kültürünüze sahip çıkmadığınız için kendi kültürünüzde çökmüş olacak. Açıkta kalacaksınız. O yüzden her birimiz türk, kürt, malezyalı, pakistanlı vs ilk önce kendi kavmimize sahip çıkmalıyız, ilk önce kendi arka bahçemizi temiz tutmalıyız. Biri çökerse, Allahu Tealanın İslamın o şerefli bayrağını aramızdan bir başkasına vereceği varsayımı ile kendimizi ve kavmimizi hazır ve güçlü tutmalıyız. Türkler çökerse, kürtler hazır kıta beklemesi gerek. Türk ve kürt çökerse, malezyalı ve endonezyalı kardeşlerimiz hazır kıta beklemesi gerek. Onlarda çökerse araplar o zamana kadar ayağa kalkmış olmalı ve bayrağı ayakta tutmalı. Bu bir döngü bir bayrak yarışı. İslam bayrağı asla yere düşmemeli. Bir kavim bir yere kadar, oradanda bir başka kavim o şerefli bayrağı devralmalı. Bu yarışta da bizler başka kavimlerden değil kendi kavimlerimizden sorumlu tutulacağız. Allah nezdinde bizler ilk önce kendi arka bahçemizden sorumluyuz. Mahşeri sorguda neden arap kültürüne sahip çıkmadın denilmeyecek, neden içinde yaşadığın kültüre sahip çıkmadın denilecek. O yüzden bırakın yabancı hayranlığını kendi kültürünüzü ayakta tutmanın yollarını arayın. Not: Allahu Teala kendisi dışında, sadece birine muhabbet beslememize izin verir. Kalpler, Allah dışında sadece birinin aşkını kaldırır o da peygamberimiz sav. Diğer muhabbetler ve aşklar kalbi saptırır. Sahabeler, şıhlar, eşiniz her türlü beşeri aşk kalbi saptırır. Kalbi saptırmayan tek beşeri aşk peygamberimize beslenen aşktır. Hangi kavimden olursanız olun, çocuğunuza peygamberimizin ismini koymanızda bir sakınca yok. Rabbim o çocuğu korur ve o kavmin değerleri üzerinden büyümesini sağlar. O çocuk yerli ve milli olur. Bu ama sadece ve sadece peygamberimiz için geçerli bunuda biliniz. Allahu Teala onu bol zikrettiği ve bizlerinde onu zikretmesini istediği için, o bir istisna. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin" (Ahzap Süresi; 56).

Bir vaka çalışması daha;

günümüzde maalesef, bir çok aile isim konusunda batı kültürünü andıran isimleri tercih ediyor. Konuyu anladınız. Batılı isimler koyduğunuzda, buradan doğacak sıkıntıları sizde tahmin edebilirsiniz. Günümüzde batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyor? Ülkemizi yıkmak isteyen ittifakı çağrıştırıyor. Çocuğunuza batılı bir isim koyduğunuzda bilinki çocuğunuz gezi gibi olaylara karışacak. Ne kadar batı kaynaklı proje varsa, ülkemizi yıkma projesi varsa bunu destekleyecek. Yerli ve milli olmayacak. İki; batının bir yaşantı tarzı var, siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız bilinki çocuğunuz o yaşam tarzını benimseyecek. Çocuğunuza batılı bir isim koyduğunuzda yaşadığınız ortamda insanlar, batı hakkında ne düşünüyorsa çocuğunuza o değerler yüklenecek. Örneğin; çocuğunuza modernliği çağrıştıran bir isimmi koydunuz, bilinki çocuğunuz büyüdüğünde yeni çağ (new age) akımlarına hayranlık duyacak. Ne isim koyarsanız koyun o isim çocuğunuzun geleceğini biçimlendirecek. O yüzden İslam dini ataların çocukları üzerindeki haktan bahsederken, çocukların ebeveynler üzerindeki haklarından da bahseder. Hayrlı bir isim, helal rızık ve hayrlı bir insanla evlendirmek, bunlar çocukların ataları üzerindeki hakları. Hayırlı bir isim böylesine bir hak. Not: mutlaka istisnalar vardır ancak, istisnalar kaideleri bozmaz. Kaide; taşıdığınız isim o toplulukta neyi ifade ediyorsa o isimle hitap edildikçe o vasıflar size işlenir!

Atalarımızın isimlerini koyalım

Bizler ilk önce kendi atalarımızı kendi kavmimizi sevmek ve saymakla, korumak ve ayakta tutmakla mükellefiz. Yüzyıllar içinde kültürümüzün bir parçası haline gelmiş isimler dışında yabancı isimleri koymayın. Buradan kendi çapımızda bir kampanya başlatalım, örf ve adetlerimizi yaşatma kampanyası. Çocuklarınıza lütfen atalarınızın isimlerini koyun; fatma, ayşe, hatice, gülsüm, mehmet ahmet ibrahim fatih gibi isimleri. Koyduğunuz isimler hem geleneklerimizle hem islamla özleşmiş ise dahada güzel. Not: yaşadığınız toplulukta eğer o atanızın güzel bir hatırası yoksa o zaman çocuğunuza onun ismini koymayın. O çocuğu o isimle çağıran herkeste geçmişin kötü anıları canlanır, istemeden o çocuğa o vasıflar bulaşır.