• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

isimlerin altında yatan hikmet


-2015
Bir yerlerde belki duymuşsunuzdur, insanın kendisine konulan ismin özelliklerini aldığını. Bu yazımızda bunun altındaki hikmeti size anlatacağız. Umarız bir sonraki seferde çocuğunuza bir isim koyarken daha dikkatli olur, daha bilinçli hareket edersiniz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Madde ve Enerji, Akıl ve Kalp.
"Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir" (Hucurat Süresi; 11). Kur'an-ı Kerim bizlere kötü lakaplar, alaycı kelimeler kullanmamayı emreder. Neden? Bunun bir felsefe boyuta var birde bedende gerçekleşen bir etkileşim boyutu. Bunun felsefe boyutunu herkes size anlatabilir. Biz bu yazımızda bedendeki etkileşim boyutunu yani bilinmeyen boyutunu ele alacağız. Değerli okurlarımız; insan iki dünya içinde yaşıyor birisi fiziki dünyamız diğeri ise enerji dünyası. Allahta bizi bu iki dünyayı algılayacak ve hitap edecek şekilde yaratmış. Beyin ile bu dünyayı algılıyoruz, görüyor ve işitiyoruz. Kalbimizlede enerji dünyasını algılıyor, görüyor ve işitiyoruz (ilham ve vesvese). "Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı" (Necm Süresi; 11). O yüzden Allah, göz ve kulağı bir şeyi görmek ve işitmekle itham ederken, kalbide buna ekliyor. Çevremizi analiz edebilmek için iki tane algılama merkezi ile yaratılmışız, ilk önce bilmeniz gereken bu.

Neden iki tane algılama merkezimiz var? Bunun altında farklı nedenler var. Birincisi; enerji boyutundan gelen tehlikelere karşı korumasızdım bahanesine sığınmamanız için. Akıl bizleri fiziki dünyaya karşı korurken, enerji dünyasından gelen saldırılara karşıda bir koruma mekanizmasına muhtaçtık, Allahta o boyutu algılayabilmemiz için, aklın yanısıra kalbimizide bir karar verme mekanizması olarak hizmetimize sunmuş. İkincisi; kendi içinizde istişare etmenizi sağlamak için. Allah bizleri iki algılama merkezi ile var ederek, kararlarımızda bu ikisine danışarak hareket etmemizi istemiş. Bir konuya karar verdiğinizde bazen buna içiniz sinmiyor ya, işte o sinmeyen boyut kalbiniz. Demek  o an akılınızla verdiğiniz verdiğiniz kararı
kalbiniz onaylamamış. Örneğin; bazen birşeyin doğru olduğuna inanırsınız, içimde bir his var, böylesi daha iyi dersiniz ama aklınız buna izah getiremez ya, işte içinizdeki o his kalbinizden geliyor. Yeryüzü yaşantımızda verdiğimiz kararların sonucu cehennem olabileceği için, Allah her eylemimizi üç defa düşünerek yapmamızı istemiş. Birisi aklınızla, ikincisi kalbinizle, üçüncüsüde bu ikisinin istişaresi sonucu çıkan nihai karar. Akıl yanlış karar verirse kalbiniz, kalbiniz yanlış karar verirse aklınız buna dur demesi için. Yani aklınıza ilk geleni söylüyor ve yapıyorsanız bilinki yanlış yapıyorsunuz. Örneğin; kalbe danışmadan sadece aklınızla bir karar verdiğinizde kendinizi kötü hissetmeniz gibi. İşte o kötü his kalpten gelir. Üçüncüsü; iki algılama merkezi ile donatılmamızın bir de ahiret hayatı boyutu var. Allah her bir fiziki söz ve eylemimizi kayıt altına aldığı ve bizi bundan sorguya çekeceği için, eylemi yaparken o eylemi ne için yapıyoruz bununda kayıt altına alınsın istemiş. Her bir eylemi ne için yaptığımızı belki mahşer günü hatırlayamayız diye, eylemi yaparken o eylemi ne için yapıyoruz bununda kayıt altına alınmasını istemiş. Bu kayıtada biz niyet diyoruz. Niyet nedir? Eylemleriniz bir posta zarfıysa, niyetinizde üzerindeki adres ve ne için o eylemi yaptığınızı belirten açıklama kısmıdır. Dördüncüsü; iki algılama merkezi ile yaratılmamızın bir de bu dünya boyutu var, Allah bizi bu dünya içine yerleştirmiş ve içinde yaşadığımız bu dünya üzerinde bizede bir tasarruf vermiş. Yaratmak bana ait, bakımı ve filizlemesi size ait demiş. Bizlere çevremizi, tabiatı daha güzel hale çevirme imkanı sunmuş. Nasıl? Kelimlere yüklediğiniz anlamlarla, yani niyetle. Bunları biraz açalım;

Çevremizi nasıl güzelleştiriyoruz? "Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz" (Araf Süresi; 58). Güzel bir memleketin bitkisi iyi çıkıyor, kötününse kötü. Burada Allahu Teala amellerimizle tabiatı etkilendiğimizi anlatıyor. Nasıl? Kalbiniz ve aklınız üzerinden. Güzel niyete sahip insanlar kullandıkları kelimelere güzel anlam yüklüyor. Bu güzel anlam yüklü kelimelerde çevreye yayıldığında bitkiler dahil çevredeki canlıları pozitif etkiliyor. Kötü niyet yüklü kelimelerin hakim olduğu bir yerde de bitkilere negatif enerji yükleniyor, bitkiler faydasız oluyor. Karşınızda bir madde oluyor ama kalorisi, pozitif ortamda büyüyen bir bitki ile aynı olmuyor. Akılda düşünceler üzerinden çevresini etkiliyor. Güzel düşünen insanlar çevreye uzun dalga frekansında dalga yayıyor, bunlarda canlılara faydalı geliyor. Örneğin; kötü düşünceler, öfke ve sinir patlamaları ise kısa dalga boyutunda frekans çevresine yayıyor, röntgen ve gamma ışınları gibi, bunlarda canlılara tabiata zararlı. Gelelim buradan isimlerin altındaki gizeme;

İsimler karakterimizi nasıl etkiliyor?
Ağzınızdan çıkan her kelime akıl ve kalbin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkıyor. Akıl o kelimenin dalga boyutunu oluşturuyor, kalp ise yazılımını. Bunu bir bilgisayar ile bunun yazılımı gibide düşünebilirsiniz. Kelimeler ağızlarınızdan çıktığında onlar içi boş değil, o kelimelerde yazılımda yüklü. İnsanların benliğini oluşturanda o yazılım. Yani kullandığımız kelimeler ses dalgasından ve onlara yüklediğimiz anlamdan oluşuyor. Ses dalgaları o kelimeyi işitmemizi, yazılım ise ondan feyiz almamızı sağlıyor. Ses dalgaları taşıyıcı görevini üstleniyor, kelimeye yüklediğimiz anlamda kişiliğimizi oluşturan yazılımı içeriyor. Kullandığımız kelimelere güzel anlam (niyet) yüklersek o kelimeler temas ettiği canlılara güzel yazılım yüklüyor, kötü kelimeler kullanırsak kötü yazılım. Sonuç; kelimeler ile çevremizi ya daha güzel kılıyoruz ya da daha kötü. O yüzden Kur'an-ı Kerim kullandığımız kelimelere dikkat etmemizi emrediyor.

Lakaplar. İslam dini alaycı lakapları yasaklamasına rağmen, maalesef ülkemizde alaycı, hoş olmayan lakaplar yaygın bir şekilde kullanımda. Haşa Allahla inat edercesine Allah neyi yasaklıyorsa bizzat onu yapıyoruz. Nasıl müslümanlarız anlamış değiliz. Allahın sabrını çok zorluyoruz. Her an helakla karşılaşabiliriz bizden uyarması. İslam dini lakap takmayı, alaycı lakaplar kullanmayı yasaklıyor, bu büyük bir günah, lütfen bu konuda hassas olun. Neden büyük bir günah? Bunun bir çok nedeni var, bir çok nedenini sizde sayabilirsiniz, bizim dikkatinizi çekmek istediğimiz nokta; kullandığınız lakap iyi bir anlam içermiyorsa, siz o kelimeyi kullandıkça kişiyi daha çok o vasfa dönüştürüyorsunuz. O ses dalgaları o kişiye ulaştığında, kelimeye yüklediğiniz anlam bir heykel traşçısı gibi o kişinin benliğine iniyor ve benliğini o anlam doğrultusunda traşlıyor. Ne yapmış oldunuz şimdi? Kişiyi daha çok o vasfa dönüştürmüş, bir kötülüğün daha çok açığa çıkmasına sebep olmuş oldunuz. Eğer kişide o vasıf yoksa, alaycı hitaplarınızla bu sefer siz kişiyi o vasfa dönüştürüyor, yeryüzüne yeni bir kötülüğü siz eklemiş oluyorsunuz. Kötü lakaplar neden yasaklandı, şimdi daha iyi anladınızmı? Kullandığınız kelimeler güzel ve pozitif kelimelerse ne güzel, ama eğer kötüyse o zaman vay halinize vay halimize. Yeryüzüne yeni bir kötülüğü siz çıkarmış oluyor, var olan kötülüğüde daha hırçın ve azgın hale getiriyorsunuz. Bunun hesabıda sizde sorulur. O yüzden kötü kelimelerden uzak duralım ve insanları sürekli güzel kelimelerle hitap edelim. Edelimki içlerindeki iyiliği uyandırıp yeryüzündeki iyiliğin artışına bir gramda bizim katkımız olsun.

Kalbiniz sözlerinize yazılım yüklüyor, başkaların size söylediklerini algılıyor, sonrası karakterinizi o yönde değiştiriyor. Hatırladıysanız "subliminal mesajlar" yazımızda kısaca bu konuya değinmiştik, dünyada ilk defa sizlere kalp ile nefis (alt beyin) arasındaki bağı anlatmıştık. Kalbinizde geçen niyetlerin bir yazılım ortaya çıkardığı ve bu yazılımında alt beyine işlendiğini anlatmıştık. Bu daha önce deşifre edilmemiş bir bilgiydi. Benliğinizin giriş kapısı kalbiniz. Kalpte niyetler oluşur, o niyetler yazılıma dönüşür o yazılımda benliğinize işlenir. Bunu açalım; her kelime sizin için bir anlam ifade ediyor. Kelimenin sizde karşılığı ne ise o kelime dilinize dökülmeden önce kalbiniz o kelimeye o anlamı yüklüyor. Ağzınızdan çıkan kelimeye bi' nevi bir yazılım yüklüyorsunuz. O kelimeyi birisi işittiğinde de üst beyin ses dalgalarını algılıyor, kalpte yazılımı. Sizler ağızdan çıkan kelimelerin tümüyle ses boyutundan ibaret olduğunu sanıyor, dahasını akıl etmiyorsunuz. Halbuki dahası var. İlahi düzen, Allahın ilmi hiç bu kadar basit olurmu? Siz bir kelimeyi beyninizle işittiğinizde kalbinizde işitiyor. Üst beyinle o kelimelerin sesini kalbinizlede yazılımı algılıyorsunuz. Üst beyin o sözleri işitmek ve cevap vermekle görevli, kalbinizde o kelimelerin anlamını sizde açığa çıkarmakla. Benliğinizi o anlam doğrultusunda değiştirmekle görevli. Bu kadar basitmi birinin benliğine (karakter) format atmak? Hayır değil. Kalbiniz o yazılımı algıladığında bunun o kalpte bir karşılığı varmı yokmu ilk önce ona bakılıyor, eğer varsa o zaman kalbiniz o yazılımın benliğinize işlenmesine izin veriyor ve benliğiniz o doğrultuda şekilleniyor.

Başkasına söylediğimiz sözlerin kişide karşılığı yoksa veya bize söylenen sözlerin bizde karşılığı yoksa, halen benliğimiz o sözlerden etkilenirmi?  Bir kişiyi bir vasıfla itham ettiğinizi düşünün, örneğin diktatör olmakla itham ediyorsunuz. Siz kişinin önünde veya arkasında kişiye o lakapla hitap ettiğinizde, o sözler kişinin kalbine ulaşır ve kalpte bunun bir karşılığı varmı diye bakılır. Eğer o kişide o vasıflar varsa, o zaman vasıflar kişide dahada belirgenleşiyor. O özellik o kişide daha da çok açığa çıkıyor. O kişide ama o vasfın olmadığını düşünelim o zaman ne oluyor? Bir kelimeye yüklediğiniz anlam o kişinin kalbinde bir karşılık bulamıyorsa (anahtar-kilit), o zaman o kişinin kalbi o sözü göğe gönderiyor. Yanlış posta yanlış adres diyor ve o kelimeyi göğe gönderiyor. O söz göğe vardığında bu sefer o sözün gökte bir karşılığı varmı buna bakılıyor. Gökte bir karşılığı varmı dediğimiz şey, Allahın kelamı ve vasıfları o sözü destekliyormu ona bakılıyor. Örneğin; diktatörlük. Diktatörlük Allahın vasıflarından birisimi veya kitaplarında bunu destekleyici sözler geçiyormu? Haşa, hayır. Allahın düzeni adalet üzerine kurulu. Göktede o kelimenin karşılığı olmayınca ne oluyor, o söz kişiye geri dönüyor. Kişiye geri döndüğünde ne oluyor? Kişinin başkası için kullandığı kelime kişiye geri döndüğünde, o kişide bunun karşılığı olup olmadığı bakılmıyor, o yazılım doğrudan kişinin benliğine işleniyor. Başkası için diktatör kelimesi kullanın kişi, kendisi diktatör gibi hareket etmeye başlıyor. Özetlersek; bir kişinin arkasında veya önünde ettiğiniz her söz o o kişiye ulaşıyor. O kişinin kalbinde o vasıflar veya o niyetler yoksa o zaman kişinin kalbi, bu yanlış adrese bir posta diyor ve o mesajı göğe gönderiyor. Göktede bunun bir karşılığı yoksa o zaman o kelime dönüp dolaşıp aynı kişiye geri dönüyor ve bu sefer kişinin kalbinde bunun karşılığı olup olmadığına bakılmıyor. Kişinin benliği doğrudan o kelimeler doğrultusunda şekilleniyor. Örneğin; erdoğanı diktatörlükle hitap edenlere bir bakınız, her biri bir diktatör gibi davranıyor, kendi inançları ve görüşleri dışında kimseye yaşam hakkı tanımıyorlar. Diktatör kavramı ne içeriyorsa, o vasıflara sahipler. O yüzden kötü kelimeler kullanmayın. Öyle veya böyle kötülüğün yayılımına katkıda bulunuyorsunuz. Karşı tarafa tutarsa onu daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz, tutmazsa kendinize dönüyor kendinizi daha kötü bir insana dönüşüyorsunuz.
Öyle veya böyle ya kendinizi ya karşı tarafı daha kötü bir varlığa dönüştürüyorsunuz.

Ölünün etini yemek. Kalbimiz gökle bağlantıyı kuran nokta. Gökten bu noktaya ilhamlar inebiliyorsa bilinki çıkabiliyordurda, çünkü ilahi düzen tek yön üzerine kurulu değil, alma ve verme üzerine kurulu. İnsanın bedeninde gökle bağlantı kurabilecek, ilham alıp verebilecek en uygun noktada kalbiniz. Örneğin; organlar beyinden gelen sinyallere göre çalışır, kalp hariç, kalbin kendisine has uyarı sistemi var. Yani akıldan bağımsız çalışabillen tek nokta kalbiniz. Şimdi; bir kişi hakkında konuşuyorsanız, kişi orada olmasada o kişi hakkında sarfettiğiniz kelimeler o kişiye ulaşıyor. Ha arkasından konuşmuşsunuz ha önünde, Allah nezdinde hiç farketmiyor. Önünde konuştuğunuzda kişinin kulağı ve kalbi, arkasından konuştuğunuzda da kalbi işitiyor. Öyle veya böyle o kişi işitiyor, niyetiniz ve sözünüz o kişiye ulaşıyor. Ulaştığında da ya o kişiyi daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz ya da kendinizi. Konuşacaksanız güzel şeyler konuşun. Eğer kişi için kullanacak iyi bir kelime bulamıyorsanız Allah islah etsin, Allah merhamet etsin deyip geçin. Eğer varsa kalp o sözleri onaylar ve o vasıflar kişinin benliğine işlenir. Örneğin; o yüzden Rabbimiz kişinin arkasından dedikodu yapmayın diyor, çünkü kişi orada olması dahi söyledikleriniz kişinin kalbine ulaşıyor. Kişi hakkında söyledikleriniz doğruysa, o zaman kötü vasıflar kişinin benliğine işleniyor ve o vasıflar kişide daha belirgin hale geliyor. Evde oturup lak lak yaparak ne yapmış oldunuz? Kötü işlere bulaşan birisinin arkasından konuşarak, onu daha çok o kötü işlerin içine sürüklemiş oldunuz. O yüzden Allah, goy gıybeti bir kardeşin etini yemekle eş değer tutuyor, çünkü sizin goy gıybetiniz o kişiyi daha çok kötülüğe boğuyor ve o yolda yavaşça ölümüne sebep oluyor. Sizin diliniz kişilerin ölümüne sebep olduğu içinde Allah ne diyor, eğer bu huydan vazgeçmezseniz kabir hayatında o kişilerin etini size yedirtirim diyor. "Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir!" (Hucurat Süresi; 12).


Bir vaka çalışması yapalım. Varsayalımki bir kızınız oldu ve kızınızın ismini fatma koydunuz. Fatma ismin bir kelime anlamı var, bir de o toplulukta çağdaştırdığı anılar ve hatıralar var. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda, siz kızınızı fatma ismi ile hitap ettikçe kızınızın kulağı fatma kelimesini işitecek, kalbi ise fatmanın sizin nezdinizde anlamını ne ise onu işitecek. Kızınızın benliğini şekillendirecek olanda sizin o isime yüklediğiniz anlamlar. Örneğin; içinde yaşadığınız toplum fatma isminden ne anlıyorsa, onlarda fatma ismi neyi çağrıştırıyorsa, kızınız bu isimle çağrıldıkça o vasıflar kızınızın kalbine oradanda benliğine işlenecek. Örneğin; f
atma ismi bizim toplumda neyi çağrıştırıyor? Gelenek, örf ve adet, ninelerimizi çağrıştırıyor. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda kızınız ilkokulda, ortaokul ve lisede bu isimle hitap edildikçe, kızınızda hangi vasıfları canlandırmış oluyorsunuz? Aynen, örf ve geleneklerimizi. Kızınız büyüdüğünde atalara hürmet ve geleneklere bağlılık konusunda çok ılımlı düşüncelere sahip olacak bunu biliniz. Örneğin; fatma, ayşe, hatice ve gülsüm gibi geleneksel isimlere sahip kız çocukları daha geleneksel olur.

İkinci bir vaka çalışması yapalım. Varsaylımki bir erkek çocuğunuz oldu ve buna peygamberimiz sav dedesinin ismini (
abdülmüttalib) koydunuz veya herhangi bir sahabenin ismini. O mübarek zatların çok güzel şeyler yaptığına inandınız ve onlara hürmet adına veya çocuğunuzunda onlar gibi olması niyetine çocuğunuza o isimlerden birini koydunuz. O çocuk o ismin o güzel özelliklerini kaparmı? Kapmaz. Buraya kadar yazdıklarımızdan sizden bunu çıkarmış olmalısınız. Bir çocuğun kendisine konulan ismin özelliğini kapması o çocuğa bağlı değil, içinde yaşadığı toplumda o ismin neyi çağrıştırıyor ona bağlız. Bir isim koyduğunuzda sizin neye inandığınız değil, yaşadığınız toplumun neye inandığı önemli. O yüzden atalarımız çocuğu bir aile değil, bir köy büyütür demiş. En çok kim o çocuğu o isimle çağırıyorsa en çok o, o çocuğun benliğin oluşumunda katkıda bulunur. Anne ve baba olarak siz nadiren çocuğunuzu ismiyle anıyorsunuz, siz oğlum veya kızım diyorsunuz. Köyünüz veya kasabınızdaki insanlar ama çocuğunuzu ismiyle hitap ediyor. O yüzden sizin değil onların beyinlerinde o isim neyi çağrıştırıyor, asıl önemli olan bu. Anlayacağınız, çocuğunuza isim koyarken sizin beğendiğiniz değil, toplumun beğendiği ismi koyun. Çocuğunuzun kimliğini belirleyecek olan onlar çünkü. Örneğin; abdülmüttalib ismi Türkiyede neyi çağrıştırıyor? Peygamberimiz sav dedesini değil. Neden? İlk veya ortaokul veya lise veya üniversitede hangi çocuk peygamberimiz sav dedesinin ismini biliyor veya onun hayatını biliyor? Kimse! Çocuğunuz ömrünün büyük bölümünü geçireceği ortamda (ilkokul-üniversite), kimse o ismin altında yatan hikayeyi bilmiyor. Herkes çocuğunuzu o isimle çağıracak ama kimse o ismin altında yatan kahramanı bilmeyecek. Bilmeyince o insanlar ne yapacak? İsmin arkasındaki hikayeyi bilmeyince kelime üzerinden gidecekler. İsim sıradan bir kelimeye dönüşecek ve o kelime kendilerinde neyi çağrıştırıyorsa o anlamı o isime yükleyecekler. Abdülmüttalib kelimeside bizde neyi çağrıştırıyor? Bir arabı. Bir arapta günümüzde neyi çağrıştırıyor? Yobaz, tembel, dünya zevklerine düşkün vs vasıfları. Ne oldu şimdi; siz iyi niyet içinde çocuğunuza abdülmüttalib ismini koyuyorsunuz, yaşadığınız toplumda ama kimse abdülmüttalibi tanımadığı için, abdülmüttalib ismi sadece arabı çağrıştıran bir kelimeden ibaret oluyor. Çocuğunuzun abdülmüttalibin o güzel vasıflarını alacağı ümidiyle o isimi koyuyorsunuz, ne alıyorsunuz; günümüzdeki bir arabın vasıflarını. Olayı anladınız, değilmi? Çocuğunuza koyacağınız ismin anlamını içinde yaşadığınız topluluk bilmiyorsa, o ismi çocuğunuza koymayın!

İsimlerin lügat anlamı. Her biriniz lügatı açıyor ve çocuklarınıza toplumun bilmediği isimleri koyuyor, sonrada ama lügatta bunun anlamı çok güzel diyor. Güzelde, o anlamı sizin dışında kimse bilmiyorsa, hatta sizde çocuğunuzu o isimle anmayacaksanız, kimsenin bilmediği bir ismi koymanın ne anlamı var? Hiçbir anlamı yok. Hatta tam aksi bir etki oluşturuyorsunuz, topluma aykırı bir isim koyarak çocuğunuzda aykırı olma arzularını uyandırıyorsunuz. Gün gelecek çocuğunuz içinde yaşadığı topluma yabancı hissetmeye başlayacak. Nedenini kendiside bilmeyecek. Suç kimde? Annede. Neden, çünkü anne fantastik, kimsenin daha önce koymadığı bilmediği bir isim koymak istedi. Haltı siz işliyorsunuz, çocuklarda çekiyor. O yüzden ne demiş İslam dini, çocukların üzerinizde hakkı var, bunlardan biriside onlara koyacağınız isimler demiş. O yüzden isim konusunda aman dikkat edin. Bir çocuk koyduğunuz ismin anlamından feyz alabilmesi için, içinde yaşadığı topluluk o ismin anlamını bilmesi gerek. Anladınız!
Niyetimiz güzel, Allahın bilmesi yetmezmi? Yetmez! Biliyorsunuz, başımıza ne geliyorsa iyi niyetimizden ötürü geliyor. Demek niyetimizin iyi olması bizi korumuyormuş. Allah iki akıl vermiş, kalp ve beyin. Kalbinizi kullandığınız kadar aklınızıda kullanacaksınız. Yoksa hapı yutarsınız.

Kavimler. "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık...." (Hucurat Süresi; 13). Allahu Teala insanları kavimlere ayırmış ve her birimizin kendi kavimini ayakta tutmasını istemiş.
Vefasızlığa Rabbim rıza göstermez. Bizler ilk önce kendi kavmimizden sorumluyuz. Bizler eğer bizi yediren ve içeren vatan toprağına bizi koruyan ve büyüten atalarımıza sırtımızı döner, sahabelere veya başkalarına özenmeye başlarsak bu bizim için hiçte hayrla sonuçlanmaz. Siz kendi kavminize sırt çevirir ve başka bir millete özenti duyarsanız, Allahın bunu anlamasını bundan hoşnut olmasını beklemeyin. Eğer çocuğunuza bu topraklara yabancı bir isim koyarsanız, bilinizki çocuğunuz kendisini içinde doğup büyüdüğü kavime yabancı hissedecek. Sonuç; benliğini kaybeden nesiller, yok olup giden kavimler. Bu tür sonuçlara sebep olacak eylemlerede Allahu Teala hiç rıza gösterirmi? Göstermez. Bilhassa batı gibi kötü medeniyetlere hayranlık duyuyor, batı kaynaklı isimler koyuyorsanız bunun bedeli size ağır olur. O yüzden, Türkseniz Türk geleneklerinizi örf ve adetlerinizi muhafaza etmenin yollarını arayın. Kürtseniz Kürt, Arapsanız Arap. Bakınız; Allahu Teala bizleri kavimlere ayırmış. Bunun altında da çok güzel nedenler var. Bunlardan biriside İslamla ilgili. Kavimlerden birisi eğer çökerse o zaman Allah, İslamın bayrağını bir sonraki yüz yıllara taşıma görevini diğer kavimlere veriyor. Kavimler şekilde yaratılmamızın bir sebebi bu. Dünya'ya renk kazandırmak bir sebepse bir diğer sebepte bir bütün olarak yobazlaşmamıza engel olmak için. Kavimler halinde yaratılmış olmamız kendi içimizde kendi değerlerimizi muhafaza etmemizi sağlıyor. Bir kavim bozulursa bu diğer kavimleri etkilemiyor. O yüzden her birimiz türk, kürt, malezyalı, pakistanlı vs ilk önce kendi kavmimize sahip çıkmalıyız, ilk önce kendi arka bahçemizi temiz tutmalıyız. Biri çökerse Allahu Tealanın İslamın o şerefli bayrağını aramızdan bir başkasına vereceği varsayımı ile kendimizi ve kavmimizi hazır ve güçlü tutmalıyız. Türkler çökerse, kürtler hazır kıta beklemesi gerek. Türk ve kürt çökerse, malezyalı ve endonezyalı kardeşlerimiz hazır kıta beklemesi gerek. Onlarda çökerse araplar o zamana kadar ayağa kalkmış olmalı ve bayrağı ayakta tutmalı. Bu bir döngü bir bayrak yarışı. İslam bayrağı asla yere düşmemeli. Bir kavim bir yere kadar, oradanda bir başka kavim o şerefli bayrağı devralmalı. Bu yarışta da bizler başka kavimlerden değil kendi kavimlerimizden sorumlu tutulacağız. Allah nezdinde bizler ilk önce kendi arka bahçemizden sorumluyuz. Mahşeri sorguda neden arap kültürüne sahip çıkmadın denilmeyecek, neden içinde yaşadığın kültüre sahip çıkmadın denilecek. O yüzden bırakın yabancı hayranlığını kendi kültürünüzü ayakta tutmanın yollarını arayın.

Türklerin ayrıcalığı. Şunuda anlamış değiliz, cemaat ve tarikatlar veya batıya haranlık duyan, kendilerini modern gören aileler, bunlar çocuklarına neden Türk isimleri koymaz bunu anlamış değiliz. Peygamberimiz sav mekkeyi fethinden sonra dahi Allah, Kabe'nin bakımını araplara bırakmamış, Türklere emanet etmiş. Tekrar ediyorum; peygamberimiz sav hayattayken dahi Allah kendi evinin bakımını Türklere emanet etmiş. Böylesine güzel bir milletten olma nimetine erişmişsiniz, İslamı dünyaya yayan iki milletten birisisiniz, birisi araplar diğeri siz, yüzyıllarca İslam alemine halifelik yapmışsınız, Allah kutsal emanetleri başka milletlere değilde size emanet etmiş, geçmişinizde soykırım ve kötülük yok, yani böylesine güzel ve ayrıcalıklı bir milletin mensubusunuz, siz ama gidiyor arapları şunları bunları kendinize örnek alıyor, gidiyor onların isimlerini çocuklarınıza veriyorsunuz. Ne anladık biz bundan şimdi.
Allah kendi evini Türklere emanet edecek kadar, kutsal emanetleri Türklere bırakacak kadar Türklerden hoşnut, siz ama çocuğunuza bir Türk ismi koyacak kadar değilsiniz. Allahın kendisine laik gördüğü bir milleti, siz kendi çocuklarınıza laik görmüyor ve gidiyorsunuz başka milletlerin isimlerini çocuklarınıza koyuyorsunuz. Hocam milliyetçilik yapıyorsunuz, İslamda da milliyetçilik yok diyorsanız; hayır, yapmıyoruz. Milletiyle gurur duymak ve buna hamd etmek ayrı birşey, bu üstünlüğü insanların yüzünü vurmak onları hor görmek ayrı birşey. Biz bize bahşedilen lütfu dile getiriyoruz, siz ise nankörlük ediyorsunuz. Sadece bir nankör Allahın bahşettiği bir nimeti bir güzelliği görmemezlikten gelir. "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir" (Nisa Süresi; 58). Nasıl bir milletin mensubusunuz, bunu anlamanız için bu Ayetin iniş nedenini araştırmanızı öneriyoruz. Siz ayakta kalabilesiniz, bir yüz yıl daha bu topraklarda yaşayabilesiniz diye atalarınız canlarını feda etti, siz ise o ataların isimlerini değilde, yüz yıl öncesi size ihanet eden ve size saldıran milletlerin adlarını çocuklarınıza veriyorsunuz. İnanılır gibi değil.

Peygamberimiz. Allahu Teala kendisi dışında, sadece birine muhabbet beslememize izin veriyor. Kalpler, Allah dışında sadece birinin aşkını kaldırır o da peygamberimiz sav. Diğer muhabbetler ve aşklar kalbi saptırır. Sahabeler, şıhlar, eşiniz farketmez, beşeri aşklar insan kalbini saptırır. Bundan muaf tutulan tek beşeri aşk peygamberimiz sav beslenen aşktır. Hangi kavimden olursanız olun, çocuğunuza peygamberimiz sav ismini koymanızda bir sakınca yok. Rabbim o çocuğu korur ve o kavmin değerleri üzerinde büyümesini sağlar. O çocuk yerli ve milli olur. Bu ama sadece ve sadece peygamberimiz için geçerli bunuda biliniz. Allahu Teala onu bol zikrettiği ve bizlerinde onu zikretmesini istediği için, o bir istisna. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin" (Ahzap Süresi; 56).

Bir vaka çalışması daha; günümüzde maalesef bir çok aile isim konusunda batı kültürünü andıran isimleri tercih ediyor. Sizler konuyu anladınız. Bir isim o toplumda neyi çağrıştırıyorsa o kişi o isimle anıldıkça, o ismin çağrıştırdığı vasıfları alır. Örneğin; çocuğunuza batı kültürünü çağrıştıran bir isim koyduğunuzu varsayın, günümüzde bu çocuğunuzu nasıl etkiler? Günümüzde batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyorsa, çocuğunuz o doğrultuda etkilenir. Günümüzde de batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyor? Ülkemizi yıkmak isteyen ittifakı çağrıştırıyor. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız bilinki çocuğunuz o isimle anıldıkça, insanların aklına devletimizi yıkma projeleri gelecek. Çocuğunuz o isimle anıldıkça, çocuğunuza yüklenecek değerler bunlar olacak. Bilinki çocuğunuz büyüdüğünde yerli ve milli olmayacak. Ülkeyi terk etmek isteyen, ülkesini batıya şikayet eden ilk o olacak. Kendisini bu vatan topraklarında yabancı gibi hissedecek, bir türlü bu topraklara bu toprakların değerlerine ısınamayacak. Batılı güçler ülkemizde ne tezgahı pişirirlerse çocuğunuz bilerek veya bilmeyerek bunun parçası olacak. Bununda ötesi, batının bizim akıllarımıza yerleşmiş bir yaşantı tarzı var. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız, bizler çocuğunuzu o isimle çağırdıkça akıllarımıza batının yaşantı tarzı gelecek, bu da çocuğunuza o değerlerin aşılanmasını sağlayacak. Çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız, bilinki çocuğunuz batının yaşam tarzını benimseyecek. Koyduğunuz bir ismin çocuğun üzerindeki etkisini görüyormusunuz? Örneğin; çocuğunuza modernliği çağrıştıran bir isim koydunuzu varsayın, bu durumda ne olur? Çocuğunuz büyüdüğünde yeni çağ (new age) akımlarına hayranlık duyan birisi olur. Neden, çünkü bizim kültürde modernlik yeni çağ akımlarını canlandırıyorda ondan. Özetlersek; çocuğunuza ne isim koyarsanız koyun o çocuğun o isimden feyz alıp almaması içinde yaşadığınız topluma bağlı. Öyle veya böyle ama, koyduğunuz isim çocuğunuzun geleceğini biçimlendirecek. O yüzden İslam dini ataların çocukları üzerindeki haktan bahsederken, çocukların ebeveynler üzerindeki haklarından da bahseder. Hayrlı bir isim, helal rızık ve hayrlı bir insanla evlendirmek bunlarda çocukların ataları üzerindeki hakları. Yani, hayırlı bir isim böylesine bir hak. İstisnalar yokmu? Olmazmı. Mutlaka istisnalar vardır, ancak istisnalar kaideleri bozmaz. Kaide; taşıdığınız isim o toplulukta neyi ifade ediyorsa o isimle hitap edildikçe o vasıflar size işlenir!

Atalarımızın isimlerini koyalım. Bizler ilk önce kendi atalarımızı kendi kavmimizi sevmek ve saymakla, korumak ve ayakta tutmakla mükellefiz. Yüzyıllar içinde kültürümüzün bir parçası haline gelmiş isimler dışında yabancı isimleri koymayın. Buradan kendi çapımızda bir kampanya başlatalım, örf ve adetlerimizi yaşatma kampanyası. Çocuklarınıza lütfen atalarınızın isimlerini koyun; fatma, ayşe, hatice, gülsüm, mehmet ahmet ibrahim fatih gibi isimleri. Koyduğunuz isimler hem geleneklerimizle hem islamla özleşmiş ise dahada güzel. Eğer atanız iyi birisi değilse, toplum nezdinde iyi bir hatırası yoksa o zaman çocuğunuza o atanın ismini koymayın. O çocuğu o isimle çağıran herkeste geçmişin kötü anıları canlanır, istemeden o çocuğa o vasıfları bulaştırır, bulaştıysa açığa çıkartırsınız.



kelimelerden türemiş hurafeler