• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

isimlerin altında yatan hikmet



Bir yerlerde belki duymuşsunuzdur, insanın kendisine konulan ismin özelliklerini aldığını. Bu yazımızda bunun altındaki hikmeti size anlatacağız. Umarız bir sonraki seferde çocuğunuza bir isim koyarken daha dikkatli olur, daha bilinçli hareket edersiniz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Madde ve Enerji, Akıl ve Kalp

"Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir" (Hucurat Süresi; 11). Kur'an-ı Kerim bizlere kötü lakaplar, alaycı kelimeler kullanmamayı emreder. Neden? Bunun bir felsefe boyuta var birde bedende gerçekleşen bir etkileşim boyutu. Bunun felsefe boyutunu herkes size anlatabilir. Biz bu yazımızda bedendeki etkileşim boyutunu yani bilinmeyen boyutunu ele alacağız. Değerli okurlarımız; insan iki dünya içinde yaşıyor birisi fiziki dünyamız diğeri ise enerji dünyası. Allahta bizi bu iki dünyayı algılayacak ve hitap edecek şekilde yaratmış. Beyin ile bu dünyayı algılıyoruz, görüyor ve işitiyoruz. Kalbimizlede enerji dünyasını algılıyor, görüyor ve işitiyoruz (ilham ve vesvese). "Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı" (Necm Süresi; 11). O yüzden Allah, göz ve kulağı bir konuda anarken, örneğin perdelemek, kalbide buna ekler. Çevremizi analiz edebilmek için iki tane algılama merkezi ile yaratılmışız, ilk önce bilmeniz gereken bu.

Neden iki tane algılama merkezimiz var?

Bunun altında farklı nedenler var. Birincisi; enerji boyutundan gelen tehlikelere karşı korumasızdım bahanesine sığınmamanız için. Akıl bizleri fiziki dünyaya karşı korurken, enerji dünyasından gelen saldırılara karşıda bir koruma mekanizmasına muhtaçtık, Allahta o boyutu algılayabilmemiz için, aklın yanısıra kalbimizide bir karar verme mekanizması olarak hizmetimize sunmuş. İkincisi; kendi içinizde istişare etmenizi sağlamak. Allah bizleri iki algılama merkezi ile var ederek, kararlarımızda bu ikisine danşarak hareket etmemizi istemiş. Söz ve eylemlerimiz cehennem ile sonuçlanabileceği için, yani bize çok pahalıya patlayabileceği için Allah her eylemimizi üç defa düşünerek yapmamızı istemiş. Birisi aklınızla, ikincisi kalbinizle, üçüncüsüde bu ikisinin istişaresi sonucu çıkan nihai kararla.
Akıl yanlış karar verirse kalbiniz, kalbiniz yanlış karar verirse aklınız buna dur demesi için. Yani aklınıza ilk geleni söylüyorsanız ve yapıyorsanız bilinki yanlış yapıyorsunuz. Örneğin; kalbe danışmadan sadece aklınızla bir karar verdiğinizde kendinizi kötü hissetmeniz gibi. Üçüncüsü; iki algılama merkezi ile donatılmamızın bir de ahiret hayatı boyutu var. Allah her bir fiziki söz ve eylemimizi kayıt altına aldığı ve bizi bundan sorguya çekeceği için, eylemi yaparken o eylemi ne için yapıyoruz bununda kayıt altına alınsın istemiş. Mahşer günü belki hatırlayamayız bunları, her bir eylemi ne için yaptığımızı, o yüzden Allah eylem esnasında, o eylemi ne için yapıyoruz bununda kayıt altına alınmasını istemiş. Bu kayıtada biz niyet diyoruz. Niyet nedir? Niyetiniz söz ve eylemlerinizin adres kısmı ve ne için o eylemi yaptığınızı belirten açıklama kısmıdır. Dördüncüsü; iki algılama merkezi ile yaratılmamızın bir de bu dünya boyutu var, Allah bizi bu dünya içine yerleştirmiş ve içinde yaşadığımız bu dünya üzerinde bizede bir tasarruf vermiş. Ben bu dünyayı yarattım, sizde bunu sulayın ve bakımını yapın demiş. Yaratılanları, insanlar dahil daha güzel ya da daha kötüye dönüştürme yetkisini vermiş. Nasıl? Kelimlere yüklediğiniz anlamlarla, yani niyetle.

Çevremizi nasıl güzelleştiriyoruz?

"Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz" (Araf Süresi; 58). Güzel niyetlere sahip bir topluluğun yaşadığı yere güzel bir memleket denir. Güzel niyete sahip insanlar kullandıkları kelimelere güzel anlam yükler. Bu güzel anlam yüklü kelimelerde çevreye yayıldığında bitkiler dahil çevredeki canlıları pozitif etkiler. Bitkiler büyür ve faydalı hale gelir. Kötü bir memlekette ise kötü niyetler hakim olur. Kötü niyet yüklü kelimelerin hakim olduğu bir yerde de bitkilere negatif enerji yüklenir. Bitkiler faydasız olur. Karşınızda bir madde olur ama kalorisi, pozitif ortamda büyüyen bir bitki ile aynı olmaz.

İnsanı biçimlendiren yazılım

Ağzınızdan çıkan her kelime akıl ve kalbin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkar. Akıl o kelimenin dalga boyutunu oluşturur, kalp ise yazılımını. Bunu bir bilgisayar ile bunun yazılımı gibide düşünebilirsiniz. Kelimeler ağızlarınızdan çıktığında onlar içi boş değil, o kelimelerde bir yazılım yüklü. İnsanların benliğini oluşturanda o yazılım. Yani kullandığımız kelimeler ses dalgasından ve onlara yüklediğimiz anlamdan oluşuyor. Ses dalgaları o kelimeyi işitmemizi, yazılım ise ondan feyiz almamızı sağlıyor. Ses dalgaları taşıyıcı görevini üstleniyor, kelimeye yüklediğimiz anlamda kişiliğimizi oluşturan yazılımı içeriyor. Kullandığımız kelimelere güzel anlam (niyet) yüklersek o kelimeler temas ettiği canlılara güzel yazılım yüklüyor, kötü kelimeler kullanırsak kötü yazılım. Sonuç; kelimeler ile çevremizi ya daha güzel kılıyoruz ya da daha kötü. O yüzden Kur'an-ı Kerim kullandığımız kelimelere dikkat etmemizi emrediyor.

Not:
maalesef ülkemizde lakap takmak yaygın bir hal almış. Bundan lütfen uzak durun. İslam dini lakap takmayı, alaycı lakaplar kullanmayı yasaklıyor. Bu büyük bir günah bunu lütfen bilin. İki; kullandığınız lakap iyi bir anlam içermiyorsa, siz o kelimeyi kullandıkça kişiyi daha çok o vasfa dönüştürüyorsunuz. O ses dalgaları o kişiye ulaştığında kelimeye yüklediğiniz anlam bir heykel traşçısı gibi o kişinin benliğine iniyor ve benliğini o anlam doğrultusunda traşlıyor. Ne yapmış oldunuz şimdi? Kişiyi daha çok o vasfa dönüştürmüş oldunuz. Bir kötülüğün açığa çıkışına sizde katkıda bulunmuş oldunuz. Kullandığınız kelimeler güzel ve pozitif kelimeler ise ne güzel, ama eğer kötü ise o zaman vay halinize vay halimize. Kötülüğün uyanması ve filizlenmesinde sizinde katkısı olmuş oluyor. Yeryüzüne yayılan kötülüğe bir gramda siz katkıda bulunmuş oluyorsunuz.

Ağızdan çıkan kelimeye bir yazılım nasıl yüklenir?

Hatırladıysanız "subliminal mesajlar" yazımızda kısaca bu konuya değinmiştik, dünyada ilk defa sizlere kalp ile nefis (alt beyin) arasındaki bağı anlatmıştık. Kalbinizde geçen niyetlerin bir yazılım ortaya çıkardığı ve bu yazılımında alt beyine işlendiğini anlatmıştık. Bu daha önce deşifre edilmemiş bir bilgiydi. Benliğinizin giriş kapısı kalbiniz. Kalpte niyetler oluşur, o niyetler yazılıma dönüşür o yazılımda benliğinize işlenir. Bunu açalım; her kelime sizin için bir anlam ifade eder. Kelimenin sizde karşılığı ne ise o kelime dilinize dökülmeden önce kalbiniz o kelimeye o anlamı yükler. Ağzınızdan çıkan kelimeye bi' nevi bir yazılım yüklüyorsunuz. O kelimeyi birisi işittiğinde de üst beyin ses dalgalarını algılar, kalpte yazılımı. Sizler ağızdan çıkan kelimelerin tümüyle ses boyutundan ibaret olduğunu sanıyor, dahasını akıl etmiyorsunuz. Halbuki dahası var. Siz bir kelimeyi beyninizle işittiğinizde kalbinizde işitiyor. Üst beyinle o kelimelerin sesini kalbinizlede yazılımı algılıyorsunuz. Üst beyin o sözleri işitmek ve cevap vermekle görevli, kalbinizde o kelimelerin anlamını sizde açığa çıkarmakla. Benliğinizi o anlam doğrultusunda değiştirmekle görevli. Bu kadar basitmi birinin benliğine format atmak? Hayır değil. Kalbiniz o yazılımı algıladığında bunun o kalpte bir karşılığı varmı yokmu ilk önce ona bakılır, eğer varsa o zaman kalbiniz o yazılımın benliğinize işlenmesine izin verir ve benliğiniz o doğrultuda şekillenir.

Eğer o yazılımın bizde bir karşılığı yoksa?

Bir kişiyi bir vasıfla itham ettiğinizi düşünün, örneğin diktatör olmakla itham ediyorsunuz. Kişinin kalbinde bunun bir karşılığı varsa siz o kelimeyi kullandıkça o kişinin kalbi bu yazılımı onaylar ve bu yazılımın o kişinin benliğine işlenmesine izin verir. Siz o kelimeyi kullandıkça o kişide o vasıf daha çok belirgenleşir. O özellik o kişide daha da çok açıpa çıkar. O kişide ama o vasfın olmadığını düşünelim o zaman ne oluyor? Bir kelimeye yüklediğiniz anlam o kişinin kalbinde bir karşılık bulamıyorsa (anahtar-kilit), o zaman o kişinin kalbi o sözü göğe gönderiyor. Yanlış posta yanlış adres diyor ve o kelimeyi göğe gönderiyor. O söz göğe vardığında bu sefer o sözün gökte bir karşılığı varmı buna bakılıyor. Gökte bir karşılığı varmı dediğimiz şey, Allahın kelamı ve vasıfları o sözü destekliyormu ona bakılıyor. Örneğin; diktatörlük. Diktatörlük Allahın vasıflarından birisimi veya kitaplarında bunu destekleyici sözler geçiyormu? Haşa, hayır. Allahın düzeni adalet üzerine kurulu. Göktede o kelimenin karşılığı olmayınca ne oluyor, o söz kişiye geri dönüyor. Kişiye geri döndüğü zaman ne oluyor? Kişinin başkası için kullandığı kelime kişiye geri döndüğünde, o kişide bunun karşılığı olup olmadığı bakılmıyor ve o yazılım kişinin benliğine işleniyor. Başkası için diktatör kelimesi kullanın kişi, kendisi diktatör gibi hareket etmeye başlıyor. Özetlersek; bir kişiye ettiğiniz söz ilk önce o kişiye ulaşır. O kişinin kalbinde o vasıflar o niyetler yoksa o zaman kişinin kalbi yanlış adrese posta diye bunu göğe gönderir. Göktede bunun bir karşılığı yoksa o zaman o kelime dönüp dolaşıp aynı kişiye geri döner ve bu sefer kişinin kalbinde bunun karşılığı olup olmadığına bakılmaz. Kişinin benliği o kelimeler doğrultusunda şekillenir. O yüzden kötü kelimeler kullanmayın. Öyle veya böyle kötülüğün yayılımına katkıda bulunuyorsunuz. Karşı tarafa tutarsa onu daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz, tutmazsa kendinize dönüyor kendinizi daha kötü bir insana dönüşüyorsunuz.
Öyle veya böyle ya kendinizi ya karşı tarafı daha kötü bir varlığa dönüştürüyorsunuz.

Not:
kalbimiz gökle bağlantıyı kuran noktadır. İlhamların indiği nokta. İnsan bedeninde gök ile iletişim kurabilecek tek bir nokta var o da kalp. İşittiğiniz kelimelerin anlamını göğe gönderme görevi, o yüzden kalbe verilmiş. Kalp evren ile iletişim kuran noktamız. Bir kişi hakkında konuşuyorsanız, kişi orada olmasada o kişi hakkında sarfettiğiniz kelimeler o kişiye ulaşıyor, bilginize. Ha arkasından konuşmuşsunuz ha önünde, Allah nezdinde hiç farketmiyor. Önünde konuştuğunuzda kulağı ve kalbi, arkasından konuştuğunuzda kalbi işitiyor. Öyle veya böyle o kişi işitiyor, niyetiniz sözünüz o kişiye ulaşıyor. Ulaştığında da ya o kişiyi daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz ya da kendinizi. Konuşacaksanız güzel şeyler konuşun. Eğer kişi için kullanacak iyi bir kelime bulamıyorsanız Allah islah etsin, Allah merhamet etsin deyip geçin.


Bir vaka çalışması yapalım;

Varsayalımki bir kızınız oldu ve kızınızın ismini fatma koydunuz. Fatma ismin bir kelime anlamı var, bir de o toplulukta çağdaştırdığı anılar ve hatırala var. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda, siz kızınızı fatma ismi ile hitap ettikçe kızınızın kulağı fatma kelimesini işitecek, kalbi ise fatmanın sizin nezdinizde anlamını ne ise onu işitecek. Kızınızın benliğini şekillendirecek olanda sizin o isime yüklediğiniz anlamlar. Parçası olduğunuz topluluk fatma isminden ne anlıyorsa, onlarda fatma ismi neyi çağrıştırıyorsa, kızınız bu isimle çağrıldıkça o vasıflar kızınızın kalbine oradanda benliğine işlenecek. Örneğin; f
atma ismi bizim toplumda neyi çağrıştırıyor? Gelenek, örf ve adet, ninelerimizi çağrıştırıyor. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda kızınız ilkokulda, ortaokul ve lisede bu isimle hitap edildikçe, kızınızda hangi vasıfları canlandırmış oluyorsunuz? Aynen, örf ve geleneklerimizi. Kızınız büyüdüğünde atalara hürmet ve geleneklere bağlılık konusunda çok ılımlı düşüncelere sahip olacak bunu biliniz. Örneğin; fatma, ayşe, hatice ve gülsüm gibi geleneksel isimlere sahip kız çocukları daha geleneksel olur.

İkinci bir vaka çalışması yapalım;

Varsaylımki bir erkek çocuğunuz oldu ve buna peygamberimiz sav dedesinin ismini (
abdülmüttalib) koydunuz veya herhangi bir sahabenin ismini. O mübarek zatların çok güzel şeyler yaptığına inandınız ve onlara hürmet adına veya çocuğunuzunda onlar gibi olması niyetine çocuğunuza o isimlerden birini koydunuz. O çocuk o ismin o güzel özelliklerini kaparmı? Buraya kadar yazdıklarımızdan bir çocuğun kendisine konulan ismin özelliğini kapması o çocuğa bağlı olmadığı, içinde yaşadığı toplumda o ismin neyi çağrıştırdığına bağlı olduğunu anlamış olmalısınız. Bir isim koyduğunuzda sizin neye inandığınız değil, yaşadığınız toplumun neye inandığı önemli. O yüzden atalarımız çocuğu bir aile değil, bir köy büyütür demiş. En çok kim o çocuğu o isimle çağırıyorsa en çok o, o çocuğun benliğin oluşumunda katkıda bulunur. Anne ve baba olarak siz nadiren isim kullanıyorsunuz, siz oğlum veya kızım diyorsunuz. Köyünüz veya kasabınızdaki insanlar ama çocuğunuzu ismiyle hitap ediyor. O yüzden sizin değil onların beyinlerinde o isim neyi çağrıştırıyor, asıl önemli olan bu. Anlayacağınız, çocuğunuza isim koyarken sizin beğendiğiniz değil, toplumun beğendiği ismi koyun. Çocuğunuzun kimliğini belirleyecek olan onlar çünkü. Örneğin; abdülmüttalib ismi türkiyede neyi çağrıştırıyor? Peygamberimiz sav dedesini değil. Neden? İlk veya ortaokul veya lise veya üniversitede hangi çocuk peygamberimiz sav dedesinin ismini biliyor veya onun hayatını biliyor? Kimse! Çocuğunuz ömrünün büyük bölümünü geçireceği ortamda (ilkokul-üniversite), kimse o ismin altında yatan hikayeyi bilmiyor. Herkes çocuğunuzu o isimle çağıracak ama kimse o ismin altında yatan kahramanı bilmiyor. Bilmeyince o insanlar ne yapacak? İsmin arkasındaki hikayeyi bilmeyince kelime üzerinden gidecekler. İsim sıradan bir kelimeye dönüşecek ve o kelime kendilerinde neyi çağrıştırıyorsa o anlamı o isime yükleyecekler. Abdülmüttalib kelimeside bizde neyi çağrıştırıyor? Bir arabı. Bir arapta günümüzde neyi çağrıştırıyor? Yobaz, tembel, dünya zevklerine düşkün vs vasıfları. Ne oldu şimdi; siz iyi niyet içinde çocuğunuza abdülmüttalib ismini koyuyorsunuz, yaşadığınız toplumda ama kimse abdülmüttalibi tanımadığı için, abdülmüttalib ismi sadece arabı çağrıştıran bir kelime kalıyor. Çocuğunuzun abdülmüttalibin o güzel vasıflarını alacağı ümidiyle o isimi koyuyorsunuz, ne alıyorsunuz; günümüzdeki bir arabın vasıflarını. Olayı anladınız, değilmi? Çocuğunuza koyacağınız ismin anlamını içinde yaşadığınız topluluk bilmiyorsa, o ismi çocuğunuza koymayın!

Not:
Her biriniz lügatı açıyor ve çocuklarınıza toplumun bilmediği isimleri koyuyorsunuz, sonrada ama lügatta bunun anlamı çok güzel diyorsunuz. Güzelde, o anlamı sizin dışında kimse bilmiyorsa, o zaman hapı yutuyorsunuz. Anladınız. O aykırı olma arzunuz çocuğunuzu topluma aykrı bir varlığa dönüştürüyor. Çocuğunuz ruh hali dengesiz, kendisini içinde yaşadığı topluma yabancı hisseden birisine dönüşüyor. Topluma yabancı isimleri lütfen çocuklarınıza koymayınız, çünkü çocuğunuz o topluma yabancı büyüyecek. Bir çocuk bir isimden feyz alabilmesi için, içinde yaşadığı topluluk o ismin anlamını bilmesi gerek. Anladınız!
Niyetimiz güzel, Allahın bilmesi yetmezmi? Yetmez!

Kavimler

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık...." (Hucurat Süresi; 13). Allahu Teala insanları kavimlere ayırmış ve her birimizin kendi kavimini ayakta tutmasını istemiş.
Vefasızlığa Rabbim rıza göstermez. Bizler ilk önce kendi kavmimizden sorumluyuz. Bizler eğer bizi yediren ve içeren vatan toprağına bizi koruyan ve büyüten atalarımıza sırtımızı döner, sahabelere veya başkalarına özenmeye başlarsak bu bizim için hiçte hayrla sonuçlanmaz. Siz kendi kavminize sırt çevirir ve başka bir millete özenti duyarsanız, Allahın bunu anlamasını bundan hoşnut olmasını beklemeyin. Eğer çocuğunuza bu topraklara yabancı bir isim koyarsanız, bilinizki çocuğunuz kendisini içinde doğup büyüdüğü kavime yabancı hissedecek. Sonuç; benliğini kaybeden nesiller, yok olup giden kavimler. Bu tür sonuçlara sebep olacak eylemlere Allahu Teala hiç rıza gösterirmi? Göstermez. Bilhassa batı gibi kötü medeniyetlere hayranlık duyuyor, batı kaynaklı isimler koyuyorsanız bunun bedeli size ağır olur. O yüzden türkseniz türk geleneklerinizi örf ve adetlerinizi muhafaza etmenin yollarını arayın. Kürtseniz kürt, arapsanız arap. Allahu Teala bizleri kavimlere ayırmış. Bunun altında da çok güzel nedenler var. Bunlardan biriside İslamla ilgili. Kavimlerden birisi eğer çökerse o zaman Allah, İslamın bayrağını bir sonraki yüz yıllara taşıma görevini diğer kavimlere veriyor. Kavimler şekilde yaratılmamızın bir sebebi bu. Dünya'ya renk kazandırmak bir sebepse bir diğer sebepte bir bütün olarak yobazlaşmamıza engel olmak için. Kavimler halinde yaratılmış olmamız kendi içimizde kendi değerlerimizi muhafaza etmemizi sağlıyor. Bir kavim bozulursa bu diğer kavimleri etkilemiyor. O yüzden her birimiz türk, kürt, malezyalı, pakistanlı vs ilk önce kendi kavmimize sahip çıkmalıyız, ilk önce kendi arka bahçemizi temiz tutmalıyız. Biri çökerse Allahu Tealanın İslamın o şerefli bayrağını aramızdan bir başkasına vereceği varsayımı ile kendimizi ve kavmimizi hazır ve güçlü tutmalıyız. Türkler çökerse, kürtler hazır kıta beklemesi gerek. Türk ve kürt çökerse, malezyalı ve endonezyalı kardeşlerimiz hazır kıta beklemesi gerek. Onlarda çökerse araplar o zamana kadar ayağa kalkmış olmalı ve bayrağı ayakta tutmalı. Bu bir döngü bir bayrak yarışı. İslam bayrağı asla yere düşmemeli. Bir kavim bir yere kadar, oradanda bir başka kavim o şerefli bayrağı devralmalı. Bu yarışta da bizler başka kavimlerden değil kendi kavimlerimizden sorumlu tutulacağız. Allah nezdinde bizler ilk önce kendi arka bahçemizden sorumluyuz. Mahşeri sorguda neden arap kültürüne sahip çıkmadın denilmeyecek, neden içinde yaşadığın kültüre sahip çıkmadın denilecek. O yüzden bırakın yabancı hayranlığını kendi kültürünüzü ayakta tutmanın yollarını arayın.

Not:
Şunuda anlamış değiliz, bilhassa tarikatlara ve batı kültürüne bulaşmış vatandaşlarımızı anlamıyoruz; peygamberimiz sav döneminde dahi, peygamberimiz sav mekkeyi fethinden sonra dahi Allah Kabe'nin bakımını araplara şunlara bunlara değil türklere emanet etmiş. Tekrar ediyorum; peygamberimiz sav hayatta dahiyken Allah kendi evinin bakımını türklere emanet etmiş. Aranızda bunun anlamını idrak eden varmı? Siz böylesine aziz bir milletin içinde yaşıyorsunuz, ama gidiyor yabancıların isimlerini çocuklarınıza veriyorsunuz. Ne anladık biz bundan şimdi.
Allah kendi evini türklere emanet edecek kadar türklerden hoşnut, siz ama çocuğunuza bir türk ismi koyacak kadar değilsiniz. Allahın kendisine laik gördüğü bir milleti, siz kendi çocuklarınıza laik görmüyor ve gidiyorsunuz başka milletlerin isimlerini çocuklarınıza koyuyorsunuz. Evimi ancak türkler koruyabilir diyor Allah, siz ise türklüğü yok etmek için elinizden geleni yapıyor ve çocuklarınıza yabancı isimler koyuyorsunuz. Anlaşılır gibi değil. Burada milliyetçilikte yapmıyoruz, size gerçeği anlatıyoruz; "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir" (Nisa Süresi; 58). Bu Ayetin iniş nedenini araştırmanızı öneriyoruz. İçinde yaşadıklarınız topraklara ve kültürünüzün yok olmaması için nice şehitler veren atalarınıza sırtınızı dönüyor ve varlığınıza sıfır katkısı olan yabancıların isimlerini çocuklarınıza koyuyor, kendi milletinizin değil onların varlığını bir sonraki nesillere taşımaya çalışıyorsunuz. İnanılır gibi değil. Bununda hesabı sizden elbette bir gün sorulacak.

Not:
Allahu Teala kendisi dışında, sadece birine muhabbet beslememize izin verir. Kalpler, Allah dışında sadece birinin aşkını kaldırır o da peygamberimiz sav. Diğer muhabbetler ve aşklar kalbi saptırır. Sahabeler, şıhlar, eşiniz farketmez, beşeri aşklar insan kalbini saptırır. Bundan muaf tutulan tek beşeri aşk peygamberimiz sav beslenen aşktır. Hangi kavimden olursanız olun, çocuğunuza peygamberimiz sav ismini koymanızda bir sakınca yok. Rabbim o çocuğu korur ve o kavmin değerleri üzerinden büyümesini sağlar. O çocuk yerli ve milli olur. Bu ama sadece ve sadece peygamberimiz için geçerli bunuda biliniz. Allahu Teala onu bol zikrettiği ve bizlerinde onu zikretmesini istediği için, o bir istisna. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin" (Ahzap Süresi; 56).

Bir vaka çalışması daha;

günümüzde maalesef bir çok aile isim konusunda batı kültürünü andıran isimleri tercih ediyor. Sizler konuyu anladınız. Bir isim o toplumda neyi çağrıştırıyorsa o kişi o isimle anıldıkça çağrıştırdığı vasıfları alır. Örneğin; çocuğunuza batı kültürünü çağrıştıran bir isim koyduğunuzu varsayın, günümüzde bu çocuğunuzu nasıl etkiler? Günümüzde batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyorsa, çocuğunuz o doğrultuda etkilenir. Günümüzde de batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyor? Ülkemizi yıkmak isteyen ittifakı çağrıştırıyor. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız bilinki çocuğunuz o isimle anıldıkça insanların aklına devletimizi yıkma projeleri gelecek. Çocuğunuz o isimle anıldıkça çocuğunuza yüklenecek değerler bunlar olacak. Bilinki çocuğunuz büyüdüğünde yerli ve milli olmayacak. Ülkeyi terk etmek isteyen, ülkesini batıya şikayet eden ilk o olacak. Kendisini bu vatan topraklarında yabancı gibi hissedecek, bir türlü bu topraklara bu toprakların değerlerine ısınamayacak. Batılı güçler ülkemizde ne tezgahı pişirirlerse çocuğunuz bilerek veya bilmeyerek bunun parçası olacak. Örneğin; gezi olayları. İki; batının bizim akıllarımıza yerleşmiş bir yaşantı tarzı var. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız, bizler çocuğunuzu o isimle çağırdıkça akıllarımıza batının yaşantı tarzı gelecek, bu da çocuğunuza o değerlerin aşılanmasını sağlayacak. Çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız bilinki çocuğunuz batının yaşam tarzını benimseyecek. Bu toprakların yaşam tarzı kendisine yabancı gelecek. Koyduğunuz bir ismin çocuğun üzerindeki etkisini görüyormusunuz? Veyahut çocuğunuza modernliği çağrıştıran bir isim koydunuz, bu durumda ne olur? Çocuğunuz büyüdüğünde yeni çağ (new age) akımlarına hayranlık duyar. Neden, çünkü bizim kültürde modernlik yeni çağ akımlarını canlandırıyorda ondan. Özetlersek; çocuğunuza ne isim koyarsanız koyun o çocuğun o isimden feyz alıp almaması içinde yaşadığınız topluma bağlı. Öyle veya böyle koyduğunuz isim çocuğunuzun geleceğini biçimlendirecek. O yüzden İslam dini ataların çocukları üzerindeki haktan bahsederken, çocukların ebeveynler üzerindeki haklarından da bahseder. Hayrlı bir isim, helal rızık ve hayrlı bir insanla evlendirmek bunlarda çocukların ataları üzerindeki hakları. Hayırlı bir isim böylesine bir hak. Not: mutlaka istisnalar vardır ancak, istisnalar kaideleri bozmaz. Kaide; taşıdığınız isim o toplulukta neyi ifade ediyorsa o isimle hitap edildikçe o vasıflar size işlenir!

Atalarımızın isimlerini koyalım

Bizler ilk önce kendi atalarımızı kendi kavmimizi sevmek ve saymakla, korumak ve ayakta tutmakla mükellefiz. Yüzyıllar içinde kültürümüzün bir parçası haline gelmiş isimler dışında yabancı isimleri koymayın. Buradan kendi çapımızda bir kampanya başlatalım, örf ve adetlerimizi yaşatma kampanyası. Çocuklarınıza lütfen atalarınızın isimlerini koyun; fatma, ayşe, hatice, gülsüm, mehmet ahmet ibrahim fatih gibi isimleri. Koyduğunuz isimler hem geleneklerimizle hem islamla özleşmiş ise dahada güzel. Not: yaşadığınız toplulukta eğer o atanızın güzel bir hatırası yoksa o zaman çocuğunuza onun ismini koymayın. O çocuğu o isimle çağıran herkeste geçmişin kötü anıları canlanır, istemeden o çocuğa o vasıflar bulaşır.