nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







ak partinin ezikleri ve sevilme takıntısı




not: bu yazımız ortak yayın yapılmadan bir hafta öncesi kaleme alındı. bu yazıya bu notu, ortak yayın yapıldıktan bir hafta sonra düşüyoruz. ortak yayın yapılalı neredeyse bir hafta geçti, türkiyede bir haftadır neyi konuşuyor; ortak yayın öncesi küçükkaya ve imamoğlunun gizli görüşmesi. arkadaşlar bunu öngörmek için bir dahi olmak gerekmiyordu. Şeytan şeytanlığını yapacak. Bunun önüne geçemezsiniz. Öyle gözükiyorki bizim ak partili eziklerde bu gidişle kazık yemeye devam edecekler...


Ak partinin ezikleri bizleri şaşırtmaya devam ediyor...

Duymuşsunuzdur,

ekrem imamoğlu ile gerçekleşecek ortak yayını. Adam her gittiği yerde kendisini kaybediyor. Halkla ilişkler ve imaj açısından tam bir felaket. Adam bir piskopat ve gerçektende şeytani anlamda çok kötü birisi. Bu adamın gerçek yüzünü görmeniz içinde Allah, şeytanlarını ikide bir açığa çıkartıyor. Adam sürekli kendisini kaybediyor sürekli yalan söylüyor iftira atıyor tehditler yağdırıyor ve olay yaratıyor. Sadece bu görünen öfke patlamalarından aslında, bu adamın iyi biri olmadığını anlamanız gerek. Bu adamın arkasındaki üst akılda son hadiseleri nasıl toparlarız, seçim anketlerinde düşüşe geçtik denizde boğuluyoruz nasıl bunun imajını toparlarız derken, birileri bunlara can simidini attı. İmamoğlunun yardımına kim koştu dersiniz, tahmin edin bakalım? Aynen, ak parti. İmamoğlunun cephesi ne yaparız ne ederiz, o şirin çocuk imajını nasıl geri getirebilir nasıl milyonlara ulaşabiliriz, son dönemlerde oluşan o kötü imajı nasıl düzeltiriz derken ak parti çıktı. Binali bey ile bir ortak yayın ayarlarız, bu sayede onun imajını düzeltir tabanınızı tekrar bir seçim havasına sokmuş olursunuz demeye getirdiler. İmamoğlunun tabanı çoktan tatil havasına girmiş, imamoğlunun öfke patlamalarındanda bıkmıştı. Yüz yılın ortak yayınını yaparak ama ak parti kendi eliyle chp tabanını tekrar seçim havasına sokmuş oldu. En kötüsü kendi içlerinde kavga etmeye başlamışlardı. Onlardan uzak durup onları kendi haline bırakmış olsaydılar kendi kendilerini yiyip bitireceklerdi. İnanılmaz birşey yaptılar, batan imamoğlu cephesine can simidi attılar. Bu sıradan bir hata ötesi art niyet içeren bir hamleydi. Bunu 31 mart seçimlerinde de yaptılar. Ak parti istanbul il teşkilatı, tecrübeli ne kadar sandık görevlisi varsa bunları tasfiye etti yerlerine 18 yaşla başlayan tecrübesizleri sandıklara atadı. Atanan gençlerin bir çoğununda kendilerinin ak parti tarafından atandığını, ilçe seçim kurulandan mektup geldiğinde haberi oldu. Hani soruyorsunuz ya, sandıktaki oyları nasıl çaldırdılar diye. İşte buna zemin hazırlayan bir aktörde ak parti istanbul teşkilatın kendisi. İnanılmaz işler dönüyor. Ak parti istanbul teşkilatı resmen biz kazanmak istemiyoruz halen anlamadınızmı diyor ve inanın kaybetmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sanki chp ile birlikte hareket ediyorlar. Bir yandan valiye it diyen, insanları tokatlayan makam gaspı yapan biri var diğer tarafta bununla ortak yayın yapmak isteyen ak parti. Haklı olarak hem imamoğluna fetöcü diyorlar, pontus diyorlar, pkk ya peşkeç çekecek istanbulu diyorlar sonrada onu kendilerine muhatap alıp ortak yayın yapalım diyorlar. Kısacası sözlerin bittiği noktadayız. Ak partinin bu dengesiz tavrı binali beyinde dengesini bozmuş görünüyor. İlk önce sus dediler. Hırsızlar meydanı boş görüp mağdur edebiyatı çekmeye ve sempati kazanmaya başlayıncada bu böyle olmaz dediler ve binali beyi sahaya sürdüler. Bu seferde binali bey kayışı koparmış görünüyor. Bir gün kürdistan diyor bir gün uğur dündar diyor bir gün fox tvye çıkıyor. Birde bol keseden vaat arkasına vaat sıralıyor. Eminim bu istanbul seçimlerine girdiğine bin pişman omuştur. Kaybederse istanbulu kaybeden aday olarak tarihe geçecek. Üzerinde inanılmaz bir baskı var. Bizim tavsiyemiz; sakin ol. Paniğe hiç gerek yok. Nasibinde varsa alırsın, yoksa dünyayı bir araya getirsen alamazsın. Üzerine düşeni yap gerisini Allaha bırak. Şartları zorlamaya, fox tv sözcü ve chp tabanına şirin görünmeye gerek yok. Herkesin bir planı varsa Allahında bir planı var. Herkes oynar çalar, sonunda da hep Allahın dediği olur.

Duymuşsunuzdur,

sorular kimseye verilmeyecekmiş. Hani hocam ortak yayında sorular sorup onu köşeye sıkıştırır gerçek yüzünü türkiye gösteririz diyorsanız, öyle birşey olmayacak. Moderatörlüğü yapan kişi soruları hazırlayacak ve kimseyle paylaşmayacakmış. Tabi inanırsanız. Güya il ve ilçe seçim kurumlarıda sandık başkan ve üyelerinin listesini kimseyle paylaşmayacaktı. Paylaştılarmı; paylaştılar. Chp'lilerin elinden çıktı. Anlayacağınız bu ortak yayında birisi gafil avlanacak. Bir yerde cingözler diğer tarafta avanaklar. Gafil avlanan kim olacak bunu tahmin etmek hiçte zor değil. Cingözler oyuna çoktan başladı bile. İmamoğlu binali beyi neyle suçladı, soruları önceden öğrenmeye çalışmakla suçladı. Ak parti ve binali bey bunu anında yalanladı. İddia ama bir sefer ortaya atıldı. Buna biz ne deriz biliyormusunuz, saptırma operasyonu deriz. İşlemek istediğiniz suçu ilk önce başka birine atarsınız, tüm gözler o kişi üzerindeykende siz o suçu işlersiniz. Konuyu ilk siz dile getirdiğiniz içinde kimse sizden şüphelenmez. Örneğin; ak parti oyları çalacak dersiniz, tüm gözler ak parti üzerindeyken oy hırsızlığını siz yaparsınız. Bunlar chp' nin çok rutin standart taktikleri. Chp tabanını şizofrenik vakaya dönüştürende bu taktikler. Demek yutanlar halen varki bu tür taktiklerden bir türlü vazgeçmiyorlar. Değerli okurlarımız, ortak yayında sorulacak sorular imamoğlunda olacak, binali beyde değil bunu biliniz. Milyonların izleyeceği bir yayında da bu büyük bir avantaj olacak. Birisi 5 dakika içinde o soruyu cevaplamak zorunda olacak, diğeri ise bir kaç gün ve bir kaç danışman eşliğinde o soru üzerinde çalışma şansı bulacak. Ak parti nasıl bunu öngöremiyor nasıl kendisini böyle bir tuzağa itiyor, gerçekten anlamış değiliz. Bu partide akıl olmadığı ama çok aşikar. Son 15 yıldır yedikleri kazıklarda buna şahit. 0.3 lerin seçimin kazanını belirleyeceği bir ortamda insan nasıl kendisini böylesine tuzaklara sürükler, imamoğlu batarken ona nasıl bu can simiti atılır gerçekten inanılır gibi değil. Açık ve net söylüyoruz, imamoğlu cephesi soruları önden bilecek ve takır takır cevap verecek, binali beyde bilmediği için dağınık cevaplar verecek. Seçim tarihimizde ilk defa gerçekleşecek olan, milyonların izleyeceği bir yayında da imamoğlunu parlatacaklar. Teşekkürler ak parti. Hocam, moderatör soruları kimseye vermez herhalde diyorsanız; günaydın. Karşınızda ak parti var. Ak parti dediğinizde de aklınıza ilk "kandırıldık ve kazık yedik" gelmesi gerek.

kandırılan ve kazık yiyenler partisi ak parti

Çok üzgünüz arkadaşlar, bizde böyle olsun istemezdik ama, artık teşhisi koyma ve gerçekler ile yüzleşme vakti geldi. Ak parti eziklerden oluşan bir parti. Bunun yegani sebebide başlarındaki lider erdoğan. Erdoğanın üzerinde bir eziklik karması var, o eziklik karmasıda ne kadar loser varsa onu kendisine çekiyor ve o kişileri bir yere atamasına sebep oluyor. O ezik yöneticilerde sürekli kazık yememize ve kandırılmamıza sebep oluyor.
Hocam ak partiye oy vermekten vazmı geçelim? Hayır. Karşımızda gerçekten çok büyük bir şer ittifakı var. İstanbulda yaşıyorsanız oyunuzu ak partiye basacaksınız. Sandığa gitmemezlik yaparsanız Allahu Teala hiçbir mazeretinizi kabul etmeyecektir. Ak parti ne kadar beceriksiz olursa olsun siz ak partiye oy vermiyorsunuz, siz bu topraklara yapılan saldırıların karşısında duruyorsunuz. Bu ikisi birbirinden çok farklı. Siz ak partiye oy vermiyorsunuz, siz istanbulu işgal etmek isteyenlere dur diyorsunuz. Sizi yönetenler becerikli beceriksiz, bu onlar ile Allahın arasında bir hesap. Allahın huzurunda sizin hesabınız düşmanın karşısında durup durmadığınızla ilgili olacak. Eğer başınızdaki liderlerin ihanetinden şüphe duyuyorsanız, o ayrı. İhanet konusunda varmı bir endişeniz? Yok. En katı ulusalcılar bile bu konuda erdoğana hakkını veriyor. Savaştayız arkadaşlar, tomates patlıcan fiyatına değil liderinizin bu savaşta size ihanet edip etmediğine bakın. İhanetten endişeniz yoksa, o liderin arkasında durun. Örneğin; kurtuluş savaş. Yüz yıl öncesi, enflasyon var kıtlık var batarsa batsın bu ülke dedinizmi; hayır. Yokluk içinde savaştınız. Gazi mustafanın komutası altında savaştığınızda onun içki içip içmediğine baktınızmı; hayır. İnönü bir masonmu değilmi onu sorguladınızmı; hayır. Ne yaptınız? Toprağınızı kim işgal ettiyse ona odaklandınız. Liderlerinizin hal ve hareketlerini seversiniz sevmezsiniz, o ayrı. Demek siz bu kadarına laiksiniz. İsa as'a zina eden bir kadın getirilir, İsa as'da o yahudi topluluğuna güzel bir cevap verir. Bu örnek misali hanginiz memurluğun hakkını veriyorki, erdoğanı eleştirme hakkını kendisinde görüyor? Siz ne malsınızki başınızdaki mala laf çakıyorsunuz. Liderler toplulukların ahlakına göre indirilir. İlk önce kendinizi düzeltin, siz düzeldikçe merak etmeyin liderinizde güzelleşir. Şuanda ama elimizdeki mal bu. Bununla idare edeceğiz. Neden ak parti altında birleşeceğiz çünkü şuan en güçlü kalemiz ak parti. Eski türk beyliklerinde de bu böyleydi, rumlar saldırdığında o dönem en büyük beylik kimse tüm beylikler o beyliğin altında bir araya gelir ve savaşı verirdi. Bugün ak parti altında birleşeceğiz. Yarın mhp en büyük parti olur, o zamanda hep birlikte orada saf alırız. O zamana kadar birlik ve beraberliğimize halal getirmeyeceğiz. Ülke saldırı altındayken ve düşmanlarımız ittifaklar kurarken kendimizi küçük guruplara ayırmak anlamsız. Parçala, böl ve sonra fethet. Akıbetiniz bu olsun istemiyorsanız o zaman birliğinizi muhafaza edecek, en güçlü kalenin altında buluşacaksınız. Örneğin; endülüs devleti. Endülüs devletin yani arapların ispanyadan nasıl yok olup gittiğini iyi araştırın. Birliğinizi bozarsanız sizde anadolu topraklarından yok olup gidersiniz. Yeni partiler barış dönemlerinde açığa çıkar, savaş döneminde değil. Savaş döneminde yeni partiler kurulmaz. Türk islam geleneği bunu emreder. Hocam ama erdoğanda 28 şubat süresinde refahtan ayrıldı, tam savaşın ortasında kaleyi terketti ve bizi böldü, buna ne dersiniz? Bakın arkadaşlar, o dönem kalemiz refahtı ve liderimiz erbakan. Düşman saldırıya geçtiğinde de, sincanda tankların yürüyüşü, erbakan ortalıktan sıvıştı. Teslim oluyoruz bayrağını açtı ve kaleyi düşmana teslim etti. O dönem erdoğan gibilerin ayrılması savaştan ötürü değil, savaşılmadığı düşmana karşı dik durulamadığı içindi. Bir gurup savaşılması gerektiğine inandı bir gurupta boyun eğelim dedi. Boyun eğelim diyenler erbakana tabi olmaya devam etti. Onlarında akıbetini günümüzde görüyorusunuz. Nasıl hdp ve chp ile yan yana geldiklerini görüyorsunuz. Bir gurupta haklı olarak savaşılması gerektiğini düşündü, onlarında akıbetini görüyorsunuz. Allah yürü kulum dedi ve 17 yıldır iyi kötü iktidardalar. Düşmana karşı dik durursanız Allah sizi ödüllendirir, dik durmazsanız Allah ve bu millet cezayı size keser. O dönem erbakana kestiği gibi. 28 şubat sonrası halen erbakana tabi olanlar onu kutsayanlar, Allahın çoktan terk ettiği ve cezayı kestiği birine tabi olmaktalar bunu bilsinler. Allahın terk ettiği bir yerde bir daha iflah olmaz, oradan hayır gelmez. Gümüzün saadeti misali. Örneğin; davutoğlu ve abdullah gül bir parti kurma derdindeler. Eğer ak parti düşmanlarımıza karşı dik durmasa, boyun eğse ve abdullah gül ve davutoğlu bu boyun eğmeye itirazdan ötürü bu partiyi kurmak istemiş olsalardı, inanın Allah ve bu millet onların arkasında olurdu. Erbakan döneminde erdoğanın arkasında durdukları gibi. Davutoğlu ve gül ama savaşan ve dik duran bir partiye sırtlarını döndüler. Tam savaşın ortasında gemiyi terk ettiler, üstüne kaleyi içten parçalamak için girişimde bulunuyorlar. Allah ve bu millet nezdinde de bu affedilebilir birşey değil. Bu dünyada hain olarak damgalanacaklar öbür dünyada da bunun bedeli onlara çok ağır olacak. Bizim size nacizane tavsiyemiz partilere ve isimlere odaklanmayın, ülkemizde pontus ruhunu tekrar canlandırmak isteyen istanbulu tekrar konstantinopol yapmak isteyenler var, onlara odaklanın onlara karşı kim savaşıyorsa o kalenin altında birleşin bu sizin için daha sağlıklı olur. Bizler gibi eleştirileriniz varsa eleştirilerinizi esirgemeyin. Bizler gibi daha iyisini hak ettiğinizi düşünüyorsanız dua edin ve ilk kendinizi düzeltin. Daha iyi daha hayrlı bir lider ininceye kadarda cepheye sırtınızı dönmeyin, düşmana karşı saflarınızı sık tutun!! Ak parti ziyadesiyle bu yazıyı hak ettiği için ama, biz bıraktığımız yerden devam edelim..

duymuşsunuzdur,

bu ortak yayını karşı mahalleden bir sunucu yönetecek. Hani seçim gecelerinde fox tv'de yayın yapan, ak parti kazandığında yüzü asılan biri var ya (ismail küçükkaya), ortak yayını işte o yönetecek, sorularıda o hazırlayacak. Bu teklifide kim yaptı dersiniz? Evet, ak parti. Şimdi kendinize sorun, soruların imamoğlunun eline düşmeme ihtimali ne? Sıfır! Bunuda ismail küçükkaya üzerine alınmasın, bulunduğu camianın realitesi bu. Kendi patronu murdoch'unda içinde bulunduğu camiadan öyle bir baskı olacakki, vermek dışında başka bir seçeneği olmayacak. Hatta ve hatta soruları onlar hazırlayacak. Karşı mahallede demokrasi yok arkadaşlar. Karşı mahallede yüzde yüz kontrol ve baskı var. Onların mahallesinde yaşıyorsanız onların görüşleri doğrultusunda hareket edeceksiniz yoksa linç edilir, o camiada yaşatılmazsınız. Kendilerine yakın araştırma şirketleri bile bundan isyan etti. Neden anketleriniz yanlış çıkıyor diye sorulduğunda, biz seçim anketlerinde bizim mahalle'yi yüksek göstermek zorundayız, eğer göstermezsek linç ediliyoruz diyorlar. Masum insanlara diktatör ve faşist derseniz olacağı bu. O laflar döner sizi kendi mahallenizde vurur. Siz ve içinde yaşadığınız mahalle faşistlere dönüşür. Kısacası ismail küçükkayanın soruları verme dışında bir seçeneği yok. Hocam, bizim gizli saklı birşeyimiz yok, her soruyu cevaplarız diyorsanız sizin yok belki ama bu yarış tek kişilik bir yarış değilki. Karşı tarafı niye parlatıyorsun kardeşim? Karşı taraf reyting bulamıyor, mitinglerine milyonları çekemiyor, kendi içlerinde kavgalılar. Kendi içlerindeki bu huzursuzlukta adaya vuruyor ve sürekli öfke patlamaları yaşıyor. Dibe vurmuş bir aday var karşınızda. Niye kendiniz üzerinden onun milyonlara ulaşmasına kendisini parlatmasına tabanını konsolide etmesine müsade ediyorsunuz? Her anlamıyla kelimelerin bittiği noktadayız. Ak partinin her adımı bir felaket bir garabet. Bu zamana kadar ayakta kalmalarının tek nedenide erdoğanın bu millete ihanet etmeyişi. Yani Allahu Teala ve bu milletin kırmızı çizgisini henüz çiğnemiş değil. Taban her türlü pisliği yapıyor olabilir, baştaki adam ama kişiliği hoşunuza gider gitmez millete ve devlete yamukluk yapmıyor. Yokmu erdoğanın defoları; olmazmı. En büyük defosuda kazık yemelerimizin kaynağı. Negatif negatifi çeker misali, erdoğanda öyle bir özellik varki o özellik kazıkları üzerimize çekiyor. Şimdi birlikte birde liderimizin karakter analizini yapalım. Yapalımki onca kazığın kandırılmış olmanın gerçek kaynağı neymiş onu bilelim.

Sevilme takıntısı;

erdoğanda şöyle bir takıntı var, erdoğanda bir sevilme takıntısı var. Herkes tarafından sevilmek istiyor. Bush'mu başkan bushla dost olması gerek, obama'mı geldi obama ile kanki olması gerek, trump'mı geldi trumpla arkadaş olması gerek macronmu geldi macronla ahbap olması gerek.
Halbuki uluslararası ilişkilerde dostluk yoktur çıkarlar vardır. Her gelen kendisine kazık atıyor yinede, her yeni gelenle dost olmaya çalışıyor. Her yeni gelen devlet başkanına "değerli dostum" şu "değerli dostum" bu gibisine hitap ediyor. Sürekli dışlanma, saygı görmeme ve sevilmeme korkusunu taşıyor. Bu korkuda onu o ilişkilerde hep verici durumuna düşürüyor. Bir ilişkide de hep siz verici olursanız kazık yiyen hep siz oluyorsunuz. Örneğin suriyelileri ağırlamak ve avrupanın tutmadığı onca söz. Bizim medyanında bunda payı yok değil. Sen şöyle hatimsin sen şöyle süpersin, sen reis'sin sen halifesin sen mehdisin derken iyi niyetli bir mahalle kabadayısını dünyanın lideri yaptılar. Erdoğanda gerçekten İslam dünyasını ve ülkemizi kurtaracağını zannediyor. Neye dayanarak, batıya karşı dik duruyor ya ondan ötürü. Birileri bunlara oyunun amacını anlatsın. Bu oyunun amacı ringe çıkıp mertliğinizi göstermek değil. Kimse mertliği ile bir maç bir müsabaka kazanmadı. Ringe çıkıyorsunuz bir ton sopa yiyorsunuz, sonrada ben korkmadım ama diyorsunuz. Arkadaşlar, oyunun amacı dayak yemeye ne kadar dayanıklı olduğunuz veya er meydanına çıkıp çıkmadığınızla ilgili değil, oyunu amacı rakibi alt etmekle ilgili. Bunun içinde dik duruşunuzdan çok daha ötesi meziyetler sahaya sürmeniz gerek. Akıl, strateji vs. Oyunu kazanmak içinde illa onlar kadar büyük ve güçlü olmak zorunda da değilsiniz. Örneğin davut as ve calut. Zeka ve strateji ile sizden kat ve kat güçlü rakipleri altedebilirsiniz. Bununda örneğini tarihte nice defa gördük. Çok küçük ordular kendinden çok daha büyük ordulara karşı zafer kazandı. Biz bu zaferi yaşayabilirmiyiz? Erdoğan ve şuanki komutanlarımızla değil. Erdoğanda akıl olsaydı yediği kazıkları yemez, günümüzün sıkışıklığına ve kaosuna ülkeyi düşürmezdi. Fetöye savaş açtılar darbe ile sonuçlandı. Barış süreci başlattılar hendek kalkışması ile sonuçlandı. Suriyelilere ev sahipliliği yaptık, yapmamızda gerek bunuda burada not düşelim. Onlarda şehirlerimiz koaso sürüklediler. Giriştikleri her iş fiyasko ile sonuçlanıyor. İçişleri bakanımız altı ay müsade istiyor. Arkadaşlar baştan itibaren neredeydiniz? Say say bitmiyor, insan giriştiği her işi bu kadarmı berbat yönetir. Baştan itibaren hiçmi akıl koymaz ortaya. İnanılır gibi değil. Komuta kademesine gelince onlarda da akıl olsaydı, askeriyenin içinde fetöcülerin sivrilmesine müsade etmezlerdi. Anlayacağınız karşımızda ezik ve yalakalardan oluşan bir yönetim kadrosu var. İstihbaratımızı biraz ayrı tutuyorum, yaptıklarından orada bir akıl bir pırıltı görebiliyorum. O da nokta operasyonel akıl. Bir üst akıl orada da yok. Ne olacak halimize derseniz, şuan dik durmaları ile yetineceğiz. Savaş kopmadan öncede ya hz mehdi ya başka bir mucizenin gökten inmesini ümit edeceğiz. Yoksa hiç şansımız yok. Bizim oğlan batı tarafından herkes tarafından sevilmek ve takdir edilmek istiyor. Onay ve takdir görmek istiyor. Bu sevilme ve kabül görme dürtüleride hep yanlış kararlar vermesine sebep oldu ve en kötüsü olmaya devam ediyor. Ondan nefret ediyorsanız dahada çok size ilgi duyuyor. Dahada çok sizinle irtibat kurmak ve muhabbet kurmak istiyor. Hani erdoğan karşıtı twit atan şu piyanocu var ya, onunla iletişime geçmesi gibi veya hep onun karşısında duran barolar birliği var ya onlara yeşil pasaport çıkartması gibi. Hani odtü mezuniyet töreninde ona hakaret içeren pankartı taşıyan gençler var ya onları külliye'ye davet etmesi gibi veya her ortamda ona muhalefet eden sanatçılar ile buluşup onların sorunlarını çözmesi gibi. Hani kongrelerde ona muhalefet eden futbol takımları var ya onlara stat yapmak, vergi borçlarını sıfırlamak ve banka borçlarını yeniden taksitlendirmek için devlet bankalarını harekete geçirmesi gibi. Hani chp belediyelerine hizmet götürmesi. Chp belediyesinin yapması gereken işleri ak partinin yapması gibi. Hani sabah akşam ona küfreden güya aydın tabakası var ya, onlar için taksimde opera binası yapması gibi. Hani yüz yıl boyunca bu ülkeyi sömüren tüsiad var ya, milli araba projesini onlara emanet etmesi gibi. Güya 2019'da milli arabamız seri üretime geçecekti. Adamlar ama projeyi oyaladıkça oyalıyor. Kimin zamanı gidiyor; türk milletin. Suç o hainlerdemi? Hayır. O projeyi onlara emanet edende. Siz onlara bu hoş görüyü gösterirken onlar ne yapıyor; sizin tabana saldırıyor. Örneğin; işçi kıyımları. Bu kıyımlar başka bir ülkede yapılsaydı ne olurdu, o işçi kıyımı yapan belediyelere müfettişler ve savcılar gönderilir ve işçileri geri almaları için 24 saat mühlet verilirdi. 24 saat içinde o işçileri geri almazlarsa o belediyelere devletin ağırlığı hissettirilirdi. Düşmana devletin ağırlığını kendi tabanınada devletin varlığını hissettirirdi. Millet bilecekki devlet arkasında, bilecekki devlet varmış ankarada. Aklımıza şu geliyor, acaba insanlar chp'nin gerçek yüzünü görsün diyemi hükümet bu işçi kıyımlarına göz yumuyor. Düşünüyoruz, ama o da olamaz diyoruz çünkü hükümetin ortada görünmediği tek nokta orası değil, devlet hiçbir yerde ortalıkta görünmüyor. Bir devlet düşününki ezilen taban iktidar partisinin tabanı, cirit atanda muhalefet. Varmı bunun dünyada başka bir örneği? Yok. Erdoğan gençliğinde hiçmi sevilmedi, hepmi ezildi onu artık Rabbim bilir, kabül görme takıntısı olduğu ama çok açık. Bu da millete ve devlete zarar veriyor. Bilhassa uluslararası areneda yemediğimiz kazık kalmadı. Ne kadar çok ondan nefret ediyorsanız o kadar çok sizin takdiriniz peşinde. O yüzden chp ve hdp, ip tabanına diyoruz, siz erdoğan gibi bir lideri tekrar bulamazsınız. Yaptıklarınızı başka bir ülkede yapsaydınız bırakın mahkemeye çıkarmayı, sizi yaşatmazlardı. Liderin bu eziklik bu sevilme ve kabül görme taktıntısı kendisiylemi kalıyor; hayır. Negatif negatifi çeker misali atadığı kişiler ve parti teşkilatıda o tip insanlardan oluşuyor. 17 yıldır atadığı kişilere bakarsanız, süleyman soylu gibi istisnalar dışında yüzde 99'u eziklerden oluştuğunu görürsünüz. Lider öyle olurda teşkilat ve kabine öyle olmazmı, elbette olur. Ülkemizde onlardan nefret eden ne kadar kişi varsa, onlar tarafından sevilmek istiyorlar. Ne kadar onlara hakaret yağdırırsanız, size daha sıcak yaklaşıyorlar. Onları anlamanız onlarla dost olmanızı istiyorlar. Örneğin; bu ortak yayının karşı mahallede yapılması karşı mahallenin moderatörü tarafından yapılması. Kendi elinizle psikolojik üstünlüğü onlara veriyorsunuz. Esas olan onların olduğu, saygın muhabir saygın mahalle onlar olduğu, normları onların belirlediği yani yüz yıl boyunca bizlerin kırmak istediği algıyı bu tür hamleler ile sürekli yeşertiyorsunuz. O yüzden ülkemiz vahşi batıya dönüştü. Karşı mahalleyi şımarta şımarta chp ve tabanı hiçbir yasa tanımaz hale geldi. Kaderin cilvesi ama, sevilmek isteyen her türlü ihanete ve suça göz yuman erdoğana ne lakabını yapıştırdılar; diktatör lakabını. Demek kötüler tarafından sevilmeye çalışmak İslamın onayladığı birşey değilmiş. Demek kötülere hoş görülü davranmanın bize çok kötü bir geri dönüşü oluyormuş.

Anlayacağınız,

hem imamoğlunun hem karşı mahalleye ait bir sunucunun reytingini şişirecekler. Soruları onlar bileceği sizde bilmeyeceğiniz için kendinizede tuzak kurmuş olacaksınız. Kaldıki, s
iz bu insanlara yalancı dediniz, iftira atıyorlar dediniz, teröre destek veriyorlar dediniz, algı üretiyor türkiyeyi karalıyorlar dediniz şimdide kalkıyor bu insanlara, bu yayını siz yönetin sizin adaletinize güveniyoruz diyorsunuz. Cidden, SİZ GERÇEKMİSİNİZ? Devlet bahçeli ben bu yayını izlemem diyor. Bu kabül edilemez diyor. Helal olsun. Demek bizim mahallede ta..kları olanlar varmış. Düşmana bu kadar yalakalık yapan ak parti, bizim mahalleye ne yapıyor dersiniz? Yeni akit gazetesi haber müdürünün bir programda; generaller eşek gibi bu hükümetin arkasında duracak dediğini duymuşsunuzdur. O programda murat alan kardeşimizin ak partiyi savunması ak partiye o kadar koymuşki konuyu mahkemeye taşıyacaklarmış. Taşısınlar bakalım. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner. O cümlelerin altına nokta virgülüne kadar imzamızı atarız. Eşek gibi hizmet edecekler. Kim iktidardaysa onlara hizmet edecekler. Nokta. İlginç bir not düşelim; bizim mahalleden kimse murat kardeşimize sahip çıkmadı biliyormusunuz! Karşı tarafta olsaydı bu, bir bütün olarak sahip çıkarlar tek bir çatlak ses duyamazdınız. Bizim tarafta ise fazla sesiniz çıktığında fazla göze battığınızda anında kurtlara yem ediliyorsunuz. Örneğin; rasim ozan kütahyalı. Kullandığı bir cümleden ötürü erdoğanın arkasında dimdik duran birinin kariyerini mahvettiler. Halbuki onun kullandığı cümlenin çok daha ağırını karşı mahalle sabah akşam kullanıyor. Atalarımızdan giriyorlar ezanımızdan çıkıyorlar. Bir boşnak ezanımızdan dahamı değerli? Hadi sıkıyorsa ezanımızı ıslıklayanların kariyerini mahvedin? Hadi sıkıyorsa 15 temmuz gecesi, sela okunduğu için onca imama saldıranlara dokunun. Hadi sıkıyorsa başörtülü bacılarımıza hakaret eden güya sanatçıya dokunun, onun kariyerini mahvedin. Yapamazsınız, neden çünkü korkak ve ezik tiplersiniz ve iki, onlar kendilerinden birini sizin gibi satmıyor. Hiçbirşey yapamazsınız çünkü bir mahalle olarak dimdik birbirlerinin arkasında duruyorlar. Bizim ezikler ama anında satıyor. Ezikler sizi. Ezik bir partiyede ama bu yakışır. Ezik bir partiye ancak ezik bir medya yakışır. Rasim ozanı seversiniz sevmezsiniz, rasimin diğerlerinden farkı rasim havluyor ısırıyordu. Soros tayfasının örgütlediği bir kaç güya boşnağa ve derneğede onu yem ettiniz. Tebrikler sizi ezikler. Halbuki yaygara koparanlara hadi oradan hadi diyecektiniz, bizim mahalle sayesinde sırpların hırvatların arasında nefes alıyor namusunuzu koruyabiliyorsunuz, chp'nin mahallesi sayesinde değil. Bizim sayemizde boşnak adında bir millet halen varlığını sürdürebiliyor, yediğiniz tabağa sıçmayın deyip türk milletin ağırlığını hissettirecektiniz. Arkadaşlar hep şirin görünmek zorunda değilsiniz. Birazda ağırlığınızı hisettirin. Birazda birbirinize sahip çıkın. Herkes meydanı boş bulmasın. Kendi ülkenizde herkes size meydan okuyabilmesin. Biraz dişinizi varlığınızı gösterinki herkes bu ülkede istediği gibi borusunu öttürebileceğini düşünmesin. Türkiyede yani türklerin devletinde yaşadıklarını bu insanlara hissettirin be kardeşim. Bu lütfu onlara verdiysek almasınıda bildiğimizi bu insanlara hissettirin. Türkler kendi ülkelerinde ikinci sınıf vatandaş durumuna düştü. Kimin sayesinde; ak parti. Ak partiyide kim bu duruma düşürdü; erdoğan.

herkesi kucaklayın talimatı

O sevilme takıntısı var ya, o takıntı doğrultusunda teşkilatlara herkesi kucaklayın talimatını verdi. Bir talimatla teşkilatın elini kolunu bağladı. Bir cümle ile teşkilatını ezikler topluluğuna dönüştürdü. Böylesine güçlü bir talimatı verdiğinizde, ezanı ıslıklayanları üzmemeye çalışırsınız, osmanlıya sövenlere şirin görünmeye çalışırsınız, bir boşnağa şirin görünmek için kendi değerlerinizi satarsınız. Yani herkesi kucaklamaya çalışırken bir ezikler topluluğuna dönüşürsünüz. Birde nasıl beceriyorsa, piyasadaki en ezik tipleri buluyor ve bunları atıyor. Yahu bu abdülhamit gülü nereden buldun, bu ibrahim kalını nereden buldun, bu fahrettin altunu nereden buldun. İdris naim şahinler sadullah erginler yalçın akdoğanlar, davutoğlular taner yıldızlar abdullah güller. Say say bitmiyor. Eee, olacağı buydu ama. Allahtan daha merhametli olmaya çalışırsanız bunun hayırla sonuçlanmayacağı çok aşikardı. Allah herkesi kucaklamadıki siz kimsiniz kucaklamaya çalışıyorsunuz. Siz kimsinizde Allahtan daha şefkatli ve merhametli olmaya çalışıyorsunuz. Ayetlerde Allahu Teala gayrimüslimlerden uzak durmamızı emrediyor, kim onları dost edinirse onlardandır diyor. İslama saldıranlar ile çetin bir şekilde mücadele edin diyor. Bizim ezikler ise Allahın emirlerini yok sayıp herkesle kanki olmaya çalışıyor. Bir ermeniden daha çok ermeni oluyor bir fransızdan daha çok fransız bir hristiyandan daha çok hristiyan oluyor. Allahtan daha çok merhamet göstermeye ve Allahtan daha çok insanı kucaklamaya çalışıyorlar. Allahtanda daha hayrlı olmaya çalışırsanız ne olur? Sizin için hiçte iyi olmaz. Olmadıda. 20 yıldır Allahın uzak durun dediği tayfaya şirin görünmeye çalışıyor. İşe yaradımı, onların rızasını kazanabildimi? Hayır. Tam aksine erdoğandan nefret ediyorlar. Erdoğan onlara ne kadar yalakalık yaptıkça onlar erdoğandan o kadar uzaklışıyor, o kadar nefret ediyorlar. Onlar tarafından sevilmek için herşeyi yaptı halen yapıyor (taksimde opera binası veya yerli arabayı onlara emanet etmesi), karşılık olarak aldığı diktatörlük ve faşist lakaplar. Demek Allahın uzak durun dediği kitlelerin gönlünü kazanmaya çalışmak, bir Müslümana hayrlı bir geri dönüşümü olmuyormuş. Üzerindeki bu sevilme takıntısı atadığı her kişiyede seriyat ediyor, hatta o doğrultuda atamalar yapmasına sebep oluyor. Bir takımda transferden sorumlusunuz ve her yıl transfer ettiğiniz 10 oyuncadan 9'u boş çıktığını düşünün. İstisnasız her yıl böyle olduğunu düşünün, erdoğanın durumu işte bu. 17 yıldır istisnasız böyle. Nerede bir loser tip varsa nerede hain varsa bir mıknatıs gibi kendisine çekiyor. D
iktatör esad ile kankaydı, bundan ötesi varmı? Bir insan bu kadarmı kötü insan analizi yapar, bu kadarmı kötü dostluklar seçer bu kadarmı her atadığı çöp çıkar. Karşı mahalleden biri birazcık kendisi gibi düşünsün anında onu danışman yapıyor. Ülkenin en üst makamda danışman olmak için belirlediği kriterlere bakın. Mahallemiz ezikler, korkaklar çöplüğüne dönüştü. Bildiğiniz loser takımı. Örneğin; seta. Sanki hepsi nur cemaatin tezgahından çıkmış tek tip insan. Sessiz sakin tipler. Sonuç; içimizdeki gür sesleri eleye eleye mahallemizde ısıran ve dik duran biri kalmadı. Sonuç; adamlar medyanın yüzde 30'una sahip ama saflarını şahinler ile donattıkları için sanki medyanın yüzde 70'i onlara aitmiş gibi etki yaratıyorlar. Bizim taraf medyanın yüzde 70'ine sahip, ama ezik ve korkaklardan oluştuğu için anca yüzde 10'luk bir etki yaratabiliyorlar. Örneğin imamoğlu ve valiye it demesi. Siz bunu büyük bir ayıp olarak görüyor ve sürekli dile getiriyorsunuz, onun tabanı ama bunu öyle görmüyor. İmamoğlunun tabanı liderlerinin devlete meydan okumasını, ısırmasını bekliyor. Onlar karşı tarafa sürekli barış mesajları gönderen değil karşı tarafa savaş açan liderler istiyor. İmamoğlunun it demesi o mahallenin liderlerinden beklediği bir davranıştı. Bu konu üzerinde durmanız anlamsız. Sıkıyorsa hapse atarsınız. O yürekte bizim mahallede yok. Ak partinin eziklerine gelince, onlara söyleyeceğimiz çok kelime varda, bu kelimeleri söylersek “isimlerin gizemi” yazımızla ters düşeriz. Anlayacakları dilden konuşalım; yediğiniz tabağa sıçıyorsunuz bizden söylemesi. Sizleri ismal küçükkaya ve fox iktidara getirmedi, akit tv gibi yerli ve milliler getirdi. Yüz yıldır bu millete ihanet edenlere şirin görünmek için kendi tabanınızı satıyorsunuz. Trol hesapları mutlu etmek için kendi tabanınızı satıyorsunuz. Bunun bedeli size çok ağır olur bizden uyarması. Gün gelir arkanızda kimseyi bulamazsınız. Kendi mahallenize aslan kesilme yerine, bu millete kazık atan bu millete ihanet edenlere aslan kesilin. Koçlara değil millete yalakalık yapın. Hadi sıkıyorsa koç holding'in üzerine maliyeyi salın, 20-30 milyarlık bir ceza kesinde görelim boyunuzun ölçüsünü. Ezikler sizi!!

Duymuşsunuzdur,

son seçimlerde istanbulu çalan ve yüzyılın hırsızlığını yapan il ve ilçe seçim kurumları bir sonraki seçimide yönetecek. Bir önceki seçimlerde hırsızlık yapanlar önümüzdeki seçimlerde de görevli olacak. Dünya tarihinde bunun bir örneği varmı acaba? Kimin sayesinde yaşıyoruz bunları; ak parti sayesinde. İstanbulu çalan o seçim kurumu hakimlerini eğer ak parti hsyk'ya şikayet etmiyorsa, bir suç duyurusunda bulunmuyorsa inanın burada bir tuhaflık var. Hsyk, savcılar yani adalet bakanıda bu işi takip etmiyor ve ağırdan alıyorsa inanın burada bir pislik var. İlginç olanı şu, aynı il ve ilçe seçim kurumları altında seçim yenilenir ve ak parti kazanırsa bu sefer chp'ye ysk'ya itiraz etme hakkı doğuyor. Tam kanunsuzluktan başvuru yapma hakkı doğuyor. İnanılmaz işler dönüyor. Üzücü olan ne; bizim mahalleden birisi herhangi birşey yapmış olsaydı çoktan bakanlık ve hsyk devreye girmişti. Hani bir avukatı, eteği kısa olduğu için uyaran bir hakim var ya, işte o aynı gün açığa alındı. Yüz yılın hırsızlığını yapan hakimlere ne oldu dersiniz; hiçbir şey. Önümüzdeki seçimlerde de görev başında olacaklar. Bizmi iktidardayız onlarmı anlamış değiliz. Daha geçen gün bir tüm amirale savcılık bir soruşturma açtı, fetöcülere hain dediği için kendisine bir soruşturma açıldı. Kelimelerin bittiği noktadayız. Eğer bizim mahalleden birisiyseniz ve adliye'ye işiniz düşerse hapı yuttunuz. Bir anda içerideki kripto hakim ve savcılar ortaya çıkıyor ve ananızı ağlatıyor. Aslında hayatın doğal akışı o kriptoları sürekli açığa çıkartıyor. Hakim ve savcıların verdiği günlük kararlardan aslında onların kime hizmet ettiğini net çıkarırsınız. Hsyk ve adalet bakanlığı ama harekete geçmeyince, kendilerini sürekli ifşa eden hakimlerin yaptığı yanlarında kar kalıyor. Olanda bizim mahalleye oluyor. Kripto derkende, illa fetöden bahsetmiyoruz. Adalet uğruna değil kendi veya başkaların çıkarları uğruna çalışanlardan bahsediyoruz. Bir hakimin ve savcının verdiği her karardan onun bir kripto yani başkasına çalışıp çalışmadığını rahatlıkla çıkarırsınız. Yani yargının içinde kriptoları tasfiye etmek aslında çok kolay. Her biri günlük karalarında kendisini ifşa ediyor aslında. Tabi, hsyk ve adalet bakanı uyuyunca cumhuriyet başsavcıları uyuyunca, onlar bu ülkede cirit atıyor olanda bize oluyor.

Duymuşsunuzdur,

binali beyin vaatlerini; dar gelirli birine elektrikte 80 doğalgazda 50 lira destek, su ve doğal gaz açma ve kapatma bedeli kaldırılacak, ispark için ilk 1 saat ücretsiz olacak, her çifte 8 bin lira düğün yardımı yapılacak ve düğünler için belediye tesisleri tahsis edilecek, toplu taşıma öğretmenlere ücretsiz olacak, üniversite öğrencilerine her ay 10gb internet desteği sağlanacak, tüm öğrencilere müze ve şehir tiyatroları ücretsiz olacak vs vs vs. Bunları duyunca sizinde aklınıza şu cümle gelmiştir; günaydın, bu zamana kadar neredeydiniz!! Be kardeşim madem bunları yapma imkanınız vardı, son 20 yıl içinde neden bunları yapmadınız? Bilhassa son 5 yıl içinde bu millet ekonomik krizler ile boğuşurken madem belediyeler üzerinden milleti rahatlatma imkanınız vardı, bu zamana kadar neden bunları yapmadınız? O dönem imkanlar yoktu diyelim ve bugün var, 31 mart seçimlerinde bunları neden akıl edinmediniz? 31 mart seçimlerine hazırlanırken oturdunuz oturdunuz bunları düşünemedinizde bir ay sonramı aklınıza geldi. Sıkışıncamı bunlar aklınıza geldi. Nerenizi düzeltsek bizde şaşırdık. Birileri bunlara bol bol bina yapın demiş, bunun ötesinde de birşeye akılları ermiyor. Ortalıkta akıl olmayıncada kazık üzerine kazık yiyoruz. Son 15 yıldır elektrik, internet, bankalar bu millet her yerden kazık yiyor, bu ağababalara dokunanda yok. En son bim, a101 ve migros gibi mağazalar bu millete operasyon çekti, onlarında yaptıkları yanında kar kaldı. Nasıl seçimlere hazırlanıyorlar nasıl ülkeyi yönetiyorlar, bizde anlamış değiliz. Allah bunlara akıl fikir versin. Ey aziz anadolu insanı biraz daha sabır, az kaldı. Size laik birisi gelecek, ya yarın ya yarındanda yakın.