nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







23 haziran seçimi sonrası



Seçim analizi- 24 haziranda kaleme alındı

Ne kadar ilginç, avrupadaki hükümetleri iktidarda tutabilmek için suriyelileri ülkemizde tuttuk. Sonuç; biz iktidarı kaybettik!! Merkel ve macron iktidarda kalsın, ırkçı partiler seçim kazanmasın diye suriyelilerin avrupaya geçişine izin vermedik. Sonuç; biz başkentlerimizi (istanbul ve ankara) ırkçı bir partiye kaybettik. Değdimi? Hayır!! Ne verdikleri sözleri tuttular, ne de avrupadaki ırkçılığın artışına ve o liderlerin çöküşüne engel olabildik. Üstüne korumaya çalıştığımız liderler her ortamda bize çaktı, aleyhimize söylem geliştirdi aleyhimize kurulan tuzakların parçası oldu. Buna ne denir? Büyük bir kazık denir! Kazık denildiği zamanda akla ilk kim gelir? Ak parti!! Bundan çıkaracağımız ders nedir? Kötünün çöküşünü durdurmaya çalışırsanız yani avrupanın, bu sizin hayrına olmaz sizde onlarla birlikte çökersiniz.

Suriyelilere sahiplenmesemiydik?
Elbette sahiplenin ama kontrolsüz ve başı boş değil! Alıyorsunuz, aradan 6 yıl geçtikten sonrada bize 6 ay mühlet verin, herşeyi düzelteceğiz diyorsunuz. Ülkenize 4.5 milyon insanı alıyorsunuz, bunların sevk ve idaresi konusunda hiçbir plan ve proje geliştirmiyorsunuz. Böyle devlet yönetilmez.

Ezikliğiniz;
tüm seçim süresi içinde, haklı olarak imamoğlunu pontus olmakla itham ettiniz, haklı olarak fetöcü olmakla itham ettiniz, haklı olarak nitelikli dolandırıcılıkla itham ettiniz, haklı olarak veri tabanını kopyalıp casuslukla itham ettiniz, haklı olarak bunun belediyeyi pkk'ya peşkeç çekeceğini söylediniz vs vs vs. Seçim bittikten sonra ne oldu; adama tebrikler üzerine tebrikler yağdırdınız. Arkadaşlar hani o bir pontustu, bir fetöcü bir haindi? Ne çabuk unuttunuz bunları! Vallahi ben kendi mahallemden utanıyorum. Böylesine eziklerin içine doğduğum içinde sizi Rabbime şikayet ediyorum. Karşı mahalle erdoğana karşıysa sonuna kadar söylemlerinin arkasında duruyor. O benim başkanım değil diyor. Söylermisiniz bana, nitelikli dolandırıcılığı kesinleşmiş fetöcülüğü kesinleşmiş, istanbulu batıya satacağı kesin olan birine "başkanım" demeye nasıl gönlünüz rıza gösteriyor? Gerçekten bilmiyoruz, bir insan böyle birine "başkanım" diyebilmesi için ne kadar omurgasız olması gerek. Bunu bilmiyoruz, lütfen birisi bize anlatsın. Bir ulusalcı kadar omurga gösteremiyorsunuz, nasıl bir eziklik bu bunu lütfen anlatın. Onlar sizin başkanınızı başkan olarak kabul etmiyor ve bir duruş sergiliyorlar. Siz neden dik duramıyorsunuz, neden böylesine omurgasızsınız? Madem öyle bir tipi başkan olarak kabul etmeye razıydınız, neden onca günahlarını seçim süresi boyunca dile getirdiniz? Dile getirilmesi gerektiğine inandığınız için dile getirdiyseniz neden şimdi o söylemlerinizin arkasında durmuyorsunuz? Bu omurgasız davranışınızla, yarın onu yargılamak istediğinizde bu imkanıda elinizden almış oldunuz bunun farkındamısınız? İleride onu yargılamak istediğinizde adamların size diyeceği ilk şey; sizde onu tebrik etmiştiniz sizde onunla oturup çay kahve içmiştiniz. O ne kadar fetöcü o ne kadar hainse sizde o kadar fetöcü o kadar hainsiniz dediklerinde ne yapacaksınız? Hiçbir şey. Bir cümle ile elinizi kolunuzu bağlayacaklar. Neden kendinizi böylesine çelişki hallere sokuyorsunuz?

Cumhuriyetin manşeti;
"halk kazandı". Adamları görüyormusunuz, sizi halk olarak görmüyorlar bile. Anladınız!! Siz kazandığınız zaman diktatörlük oluyor, faşisizme boyun eğmeyeceğiz oluyor, onlar kazandığı zaman "halk" kazandı oluyor. Neden bu zihniyete karşı dik duramıyorsunuz, neden onların bizi reddettiği gibi sizde onları reddedemiyorsunuz? Onu yaparsak onlar gibi oluruz, demokrasiyi reddetmiş oluruzmu diyorsunuz, yoksa? Bakınız, "......; saldırmazlık kurallarına riayet karşılıklıdır. Şu halde kim size saldırırsa, onun saldırısının dengiyle siz de ona saldırın. Allah’ın hükmüne saygılı olun ve bilin ki Allah kendisine saygılı olanların yanındadır" (Bakara Süresi, 194). Allah nezdinde birşeyin kabülü karşılıklıdır. Allah derki; değer gördüğünüz kadar değer verin, kabül gördüğünüz kadar karşı tarafı kabül görün. Adamlar ne atalarınızı ne dininizi ne kültürünüzü ne seçtiğiniz liderleri kabul ediyor, siz onların seçtikleri önünde el pençe duruyorsunuz.
Ayetlerden haberiniz yok bunu anladıkta, gururdamı hiç yok! Hatta ve hatta adamın sahte diplomasına girmeseydik, valiyi hakaret etmesini gündemde tutmasaydık, ortak yayının sorularını çaldığını dile getirmeseydik, pontus olduğunu dile getirmeseydik gibi toplumu ilgilendiren ne kadar hainliği varsa bunları toplumdan gizleseydik bu bizim için daha hayırlı olurdu diyorsunuz. Vay be! Hatta, acaba hırsızlığı görmemezlikten gelip yeniden seçime gitmeseydik bu dahamı iyi olurdu düşüncesini ortaya atacak kadar şirazenizi kaybediyorsunuz. Bir kişi ülkenin yönetimine aday ve onun pisliklerini toplumdan gizlemenin, bir hırsızlığı görmemezlikten gelmenin hayrınıza olacağını düşünecek kadar şirazenizi kaybediyorsunuz. Vay be! İmamoğluna oy verenler mahşer günü, rabbim biz bilmiyorduk biz onun ayıplarını ve kusurlarını bilseydik oyumuzu ona vermezdik deseler ne yapacaksınız? Ezik tipler sizi. Beka sorunu beka sorunu dediniz, onun bile arkasında duramadınız. Aleyhimize işler diye o gerçekleri haykırmaktan kaçtınız. Sonuç; yine kaybettiniz. Keşke hakkı söyleyerek, adam gibi kaybetseydiniz. İslami dini derki, eğer elinizde toplumu ilgilendiren bir bilgi varsa bunu paylaşacaksınız, yoksa oluşan zarardan sizde sorumlu kılınırsınız. Elinizde toplumu ilgilendiren bir bilgi varsa o zaman aleyhinize işleyip işlemeyeceğine bakmayıp bunu paylaşacaksınız ve üzerinizdeki vebalden kurtulacaksınız. Haaa, toplum sizin bilgilerinize inanır inanmaz, bu onların sorunu sizin değil. Sonuçta burada imtihanda olan tek siz değilsiniz. Peygamberimizin tebliği gibi, siz tebliğinizi yaparsınız kim inanıyor kim inanmıyor onu Allaha bırakırsınız.

Kuaviye Milliye ruhunu yeniden canlandırıyoruz!!
Hocam, adam seçildi. Kabul etmezsek demokrasiyi inkar etmiş olmazmıyız? Arkadaşlar siz demokrasi olayını yanlış anlaşmışsınız; seçimler yabancı güçleri ülkenizde iktidar yapmak için değil, o vatanın öz evlatlarını iktidara getirmek için düzenlenen bir organizasyon. Seçimler kılıfı altında işgale uğruyorsunuz bilginiz olsun. Bu bir seçim değil, bir işgaldi. Kazık yemeye alıştırmışlar sizi, yediğiniz kazıklardan uğradığınız işgalden haberiniz yok. İstanbulda ne kadar rum ermeni yahudi varsa bunların önderliğinde istanbul batıya kazandırıldı. Hadi geçmiş olsun. Bir sonraki aşama istanbulu türkiyeden koparmak ve istanbul üzerinden türkiyeyi kaosa sürüklemek. İzleyin ve görün. Siz uyutuluyorsunuz. Sizlere bunun sadece bir seçim olduğu söyleniyor. Bu böyle değil. Böyle olmadığını sizin liderlerinizde (ak parti) biliyor, o yüzdende beka sorunumuz var diyorlar. Sizin liderleriniz ama eziklerden oluştuğu için beka söylemin arkasında dik duramadılar. Yargı, istihbarat ve kolluk güçleri gibi devletin gücü kendilerinde olmasına rağmen, bu hainlere dokunmadılar. Sürekli düşmana boyun eğdiler. Düşmana sürekli boyun eğdikleri içinde Allah liderlerinizden ümidini kesti, ak partinin biletini kesti ve çöküşünü başlattı. Varsaylımki l
iderleriniz yenilgiyi kabul etti siz niye ediyorsunuz? Eğer sizde kabül ederseniz o zaman bilinki Allahu Teala liderlerinizin biletini kestiği gibi sizinde biletini keser, hak uğruna savaşmayı başka bir topluluğa nasip eder. Örneğin; biz bu yenilgiyi kabül etmedik. Bunun bir işgal olduğunu gördük ve ilk günden itibaren kuaviye milliye çağrısını yaptık. Milli kuaviye çağrımız bir çoğunuza şaka gibi geliyor olabilir. Hiçte öyle değil. Biz 23 haziran akşamı işgale uğradık 23-24 haziran gecesi, bir gün kaybetmedende çağrımızı yaptık. Niye? Üzerimizde bir vebal var. Bu çağrı ile üzerimizdeki topu size attık. Artık top sizde. Mahşeri sorguda işgale uğradığınızda ne yaptınız denildiğinde biz çağrımızı yaptık deyip üzerimizdeki vebalden kurtulucağız. Ya siz ne diyeceksiniz? Rabbim, ne işgali biz sadece seçim yaptıkmı diyeceksiniz? Karşınıza kandilin pensilvanianın avrupanın yunanistanın söylemleri konulduğunda, içişleri bakanınızın istihbaratınızın beka söylemi önünüze konulduğunda ne yapacaksınız? Değerli dostlar ahir zamanda yaşıyoruz, günümüzde de demokrasi insan hakları ve özgürlük gibi kavramları şeytana hizmet edenler kendi amaçları uğruna kullanıyor. Bu oyunda siz sadece bir piyonsunuz. Demokrasi ve seçimler, insan hakları gibi kavramlar kendileri için geçerli sizin için değil. Bunu halen anlamadınızmı? Anlamadıysanız, cumhuriyetin manşetini tekrar okuyun! Siz seçimleri sadece seçim olarak görüyorsunuz, adamlar ise seçimleri bir ülkeyi ele geçirmek olarak görüyor. Bir damla kan dökmeden ele geçirmek olarak görüyor. Er meydanında bunu yapamadılar, demokrasi adı altında bunu sinsice yapıyorlar. O yüzden bize yıllardır ne dediler; yüzde 90' la kazansanızda asla iktidar olamayacaksınız. Ne demek bu? Türklere asla boyun eğmeyeceğiz demektir. Bu topraklarda sonuna kadar sizinle savaşacağız demektir. Onlar bize bir savaş başlattı, ya biz, biz 20 yıldır onları anlamaya onlara ülkeyi irana dönüştürmeyeceğimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Bizler karşı mahallenin şizofrenlerini ikna etmeye çalışırken,
onlar sabah akşam bize saldırıyor. Halbuki tıp derki; şizofren ikna edilemez, ilaç verilir uyutulur. Biz 20 yıldır bu şizofrenleri ikna etmekten uğramadığımız hakaret kalmadı. Halbuki Kur'an-ı Kerimi açıp Allahın dediğini uygulasaydık çoktan ülkemize huzuru getirmiştik; "Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez" (Bakara Süresi; 190).
Onlar her türlü ortamda bize saldırıyor, içten saldırıyor (fetö) cepheden saldırıyor (pkk), ekonomiden saldırıyor (tüsiad), medyadan saldırıyor (sözcü, odatv), dövizden saldırıyor (dış güçler), bunlar sürekli bize saldırıyor, siz ne yapıyorsunuz; 20 yıldır vallahi billahi biz sizin yaşam tarzına dokunmayacağız konuşmalarını yapıyorsunuz. İşe yaradımı; hayır. Hatta 20 yıl öncesine göre, bugün sizden daha çok nefret ediyorlar. Halbuki İslam ne der; "Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz." Olay bu kadar basit. Şizofren ikna edilmez, şizofrene müdahale edilir. Biz ise hiçbir tedbir ve önlem almıyoruz! "Ey iman edenler, önce yakın çevrenizdeki kâfirlerle savaşın ki, sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Ve iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir (Tevbe Süresi; 123). Bizler yakın çevremizdeki şizofrenleri anlamayı çalışırken, 15 temmuzun bir tiyatro olmadığını onlara anlatmaya çalışırken, o şizofrenler evimizi yakıyor bilginiz olsun. Sonuç; evsiz kalacağız. Birlikte yaşadığınız kişilerin bir çoğununda onların bu işgal harekatını destekliyor olması, bunun bir işgal harekatı olduğu gerçeğini değiştirmez. Yüz yıl önceside birileri ingilizlere boyun eğin, onlar bize kalkınma ve refah, bilim ve aydınlanma getirecek diyordu. Yüz yıl öncesi içinizden birilerin kandırılmış olması, sizleri bir kurtuluş mücadelesi vermekten caydırdımı? Hayır. Demek Allahu Teala size feraset vermiş onlara değil. Demek yeni bir mücadeleyi başlatmak size nasip onlara değil. İmamoğluna oy verenlerin şunu bilmesinde yarar var; bu işin sonu onlar için hiç hayrlı olmayacak bizden söylemesi. İstanbulun yaşayacağı her kötülüğe ortak oldular. Kandil imamoğluna oy istedi, atina istedi pensylvania istedi avrupa birliği istedi, lgbt'ler istedi vs. İmamoğlunun arkasındaki karanlık güçler kendilerini bu kadar ifşa etmişken siz halen ona oy veriyorsanız bilinki bu işin sonunda sizede çok ağır hesap kesilecek. Allahın gazabından mehmet akif kaçamamış sizmi kaçacaksınız. Sultanın karşısında yer aldı, bir ömür sefalete vatansız ve yurtsuzluğa mahkum edildi. Allah herşeyi not ediyor. Bu işin içinde bir çok kişiye çok ağır fatura kesilecek bilginiz olsun. Bu arada biz sizleri yeni bir kuaviye milliyeye davet ediyoruz. İl il, ilçe ilçe örgütlenin!