• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

islamda denklik varmı?


-2019
İnancımızdaki hurafeler; soru: İslamda denklik varmı?
Cevap: Evet, var. Fakat bu denklik sizin bahsettiğiniz denklik değil.

Denklik maneviyatta yatar; Allah çiftler arasında bir denklikten bahseder, fakat bu denklik sizin hocalarınızın bahsettiği denklik değil. Sizin bahsettiğiniz denklik zenginlik ve makam gibi dünyevi zenginliklerle ilgili, Allahın bahsettiği denklik ise manevi değerlerle ilgili. "Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" (Ahzab Süresi; 35). İslam dini bizlere kiminle evlenecebileceğimizi çok açık bir şekilde anlatmış, eğer İslamda denklik adında birşeyden bahsedecekseniz o zaman sabırlı erkek ile sabırlı kadın, zina eden erkek ile zina eden kadın, zikir çeken erkek ile zikir çeken kadın, itaatkar erkek ile itaatkar kadın gibi Ayetlerin belirlediği denkliğe bakın ve ona göre çocuklarınızı evlendirin. Mutlu ve huzurlu bir evliliği ancak bu size sağlayabilir. Örneğin; Allahu Teala mümin erkeği mümin kadına laik görür. Mümin bir insanın tanımını yaparkende siz zengliği veya sosyal sınıfı buna dahil ediyormusunuz? Etmiyorsunuz! Etmiyorsanız, neden Müslümanları sosyal sınıflara ayırmaya, İslamın içinde bir kast sistemi oluşturmaya çalışıyorsunuz? Peygamberimiz sav bunun için gelmedimi, zengin ile fakir arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak için, köle ile sahibi arasındaki farkı ortadan kaldırmak için, beyaz ile zenci arasındaki farkı ortadan kaldırmak için? Evet, bunun için geldi. Peygamberimiz sav geldi ve maddiyata dayalı tüm ayrıcalıkları tüm sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırdı. Siz şimdi niye bunu tekrar İslamın içine sokmaya, toplumu peygamberimiz sav öncesine götürmeye çalışıyorsunuz? Değerli dostlar; müminliğin tanımında ırk, ten rengi, yöre, eğitim düzeyi veya sosyal sınıf varmı? Yok. Bu ne anlama geliyor? Mümin birisiyle evlenecekse, dünya kendisinin aday havuzu, yeterki evleneceği kişi mümin olsun. Olayı anladınızmı? Müminler nerede olurlarsa olsunlar Kur'an-ı Kerime göre yaşarlar. Dünyadaki bütün müminler Kur'an-ı Kerime göre yaşadığı için, bir mümin nereye gelin veya damat giderse gitsin, sosyal sınıfa ve eğitime bakmaksızın orada kendisini ana evinde gibi hisseder o kişilerede bunu hissettirir. Sizlerin ilişkileri yürümüyorsa bu zengin fakir ayrımından değil, Allahın belirlediği kriterlere göre hareket etmediğinizden. Siz yeryüzü kriterlerine (mal mülk eğitim vs) göre evleniyor ve evlendiriyorsunuz. İslamla ilgisi olmayan şeylerde batmaya mahkum. Evliliklerinizin battığı gibi.

Denklik dünya nimetlerinde yatmaz; İslamda denklik var deyip, bu denkliği dünyevi makam ve mevkilere göre tanımlayan güya alimler, en basit tabiri ile halt işliyor. İslama denklik adında bir hurafeyi sokanlar ya art niyetli ya da İslamdan nasibini yeterince almamış tipler. Üzücü olan, günümüzde bunu halen savunan ve bunu fetva olarak yayanların var olması. Öyle bir toplumuzki, bir alimin sözünü sorguya açmayı büyük bir saygısızlık olarak görüyoruz. Halbuki onların bir ömürde çözmeye çalıştıkları sırları biz bir gecede googlede öğrenebiliyoruz. Onların 40 yılda öğrendikleri bilgileri biz 4-5 yıllık üniversite hayatımızda rahatlıkla öğrenebiliyoruz. Onlar tasavvuf, hadis ve meal okuduysa, biz fizik ve kimya okuyoruz. Onların hayal bile edemediği ilimleri öğreniyoruz. Niye kendimizi ve çağımızı bu kadar küçük görüyoruz? İlim açısından biz onlardan çok ama çok daha üstünüz.
Onların hayal edemediği ilimlere vakıfız, neden onların yanlışlarını dile getirmekten korkuyoruz? Geçmiş alimlere saygı gösterin ama lütfen onları kutsamayın. Onların eserlerini kusursuz bir eser olarak görmeyin. Yeryüzünde kusursuz ve tamamlanmış tek bir eser var, o da Kur'an-ı Kerim. Onun dışında, yani tüm beşeri eserler eksik ve yanlışlarla dolu, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. Lütfen ilminize güvenin ve bin yıldır gelen yanlışları düzeltin, eksikleri tamamlayın. Bunların bin yıl daha ayakta kalmasına izin vermeyin.

İki tür ilim var, birisi eşyanın ve olayların ruhunu anlatan ilimler diğeri ise bedenini; bazı ilimler size maddeyi gösterir, bazılarıda ruhunu. Birisi olayın kendisini, diğeri ise olayın perde arkasını anlatır. Olayın kendisini anlatan ilimlere pozitif bilimler diyoruz. Pozitif bilimler bir bilgiyi bir bedene bir şekle sokar ve sizin için görünür hale getirir. Tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji veya tasavvuf ve hadis gibi ilimlerede, olayların ruhunu anlatan ilimler. Bunlarda size olayların ruhunu anlatmaya çalışır. Gördüğünüz ve yaşadığınız olayları size anlamlandırmaya çalışır. Şimdi; iki tür ilim var, birisi beden diğeri ise ruh. Geçmiş alimlerin eserleride ilimlerin ruhunu kapsıyor, bedenini değil. Onlar o günlerin imkanları doğrultusunda kendilerince olayların perde arkasını size anlatmaya çalışmış. Bunuda ellerinde somut bir bilgi olmadan yapmaya çalışmış. Ellerinde somut bilgi olmadan bu eserleri ortaya çıkarmaları ne kadar çok takdiri hak ediyorsada, bu eserlerin bir o kadarda eksik ve yanılgılar içinde olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. Geçmiş eserlere baktığınız zaman eksik eserlere, tamamlanmaya muhtaç eserlere baktığınızı biliniz. O eserleri tabulaştırma yerine o eserleri düzeltin ve eksiklerini tamamlayın. Bizi üzende bu, birilerinin bin yıl öncesi bir şeyleri uydurması değil, bin yıl boyunca bu bilgilerin update yapılamaması, yanlışların
elenememesi. Örneğin; denklik. Denklik İslam inancına İslamın tüm değerlerine zıt bir uygulama, buna rağmen bin yıl boyunca ayakta kalmayı başarmış. Esas üzücü olanda bu. Bizim nezdimizde bunu uyduran alimler kadar, bin yıllar içinde bunu düzeltmeyenlerde bu yanlıştan sorumlu. O yüzden ne diyoruz hep; lütfen sorun ve sorgulayın.

İslam dinin iki yüzü var; İslam dinin iki yüzü var, birisi ahiret hayatı ile ilgili diğeri ise yeryüzü ile ilgili. Ahiret hayatıyla ilgili yüzü, Allah ve ahiret hayatının varlığını anlatır. İslam dinin yeryüzü ile ilgili boyutu ise kardeşliğimize vurgu yapar. Mal ve eğitim, hür ve köle, beyaz ve zenci gibi farklılıkları ortadan kaldırıp bizi birbirimize kardeş kılar. Denklik kavramıda tam bu kardeşliğimize hançeri sokuyor. Allah ve resulünün ortadan kaldırmaya çalıştığı herşeyi tekrar canlandırmaya çalışıyor. İslam dini bizi kardeş yapmak, zengin fakir gibi dünyevi farklılıkları ortadan kaldırmak için uğraşıyor, siz ise bu farklılıklarımıza vurgu yapıyor, bu farklılıklarımız doğrultusunda yaşamamızı emrediyorsunuz. Bunun bir örneğinide biz nerede görüyoruz? Hindistanda, kast sistemi. İslam dinin içindeki birileri hintlilerin kast sistemine benzer bir uygulamayı İslama sokmaya çalışıyor, ya bunu bilerek yapıyor ya da bilmyerek, cehaletlerine kurban gidiyor. Sizde buna destek veriyor, zengin fakir, eğitimli eğitimsiz gibisine toplumu sınıflara ayıran bir kast sistemini
İslama sokmaya çalışıyorsunuz. Hangi sınıfa doğduysanız hangi yörede doğduysanız, gidin ve oradan biriyle evlenin bu sizin için daha hayırlıdır diyorsunuz. Bunuda sinsi fetvalar üzerinden yapıyorsunuz. Elinizde olsa haram deyip İslamı mezheplerinde ötesinde zengin fakir, orta sınıf, üst sınıf ve alt sınıf gibi farklı farklı guruplara ayıracaksınız. Yaptığınız bu halt geçekten çok büyük bir halt, o yüzdende bu konuyu duyar duymaz bir yazı kaleme alma ihtiyacı hissettik. Arkadaşlar; İslam dini bizi gizemde bırakmamış, kimin kiminle evlenebileceğini söylemekle kalmamış, aynı zamanda kimlerin bize yasak olduğunuda belirtmiş; "zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır" (Nur Süresi; 3). Size iki Ayet gösteriyoruz, birisinde kiminle evleneceğiniz size söyleniyor, diğerinde ise kimden uzak durmanız gerektiği. Siz bu iki Ayetin herhangi bi yerinde makam ve mevkiden bahsedildiğini görüyormusunuz? Hayır. Allah böylesine kriterler koymamışken siz niye koyuyorsunuz?

"Hocam ama, zengin bir ailede büyüyen bir kız fakir bir ailede zorlanır veya üniversiteli bir kız ile liseli bir erkek evlendiğinde bu da o ilişkiyi zorlar. Alimlerin bunlara değinmesi o kadarda yanlış değil aslında", diyorsanız; değerli dostlar; zengin bir kadın fakir bir aileye gidiyor ve o ilişki yürümüyorsa bilinki ya o kadın mütevazi bir kadın değildi ya da gelin olarak gittiği aile değildi. Eğitimsiz bir oğlan eğitimli bir kadınla evleniyor ve o ilişki yürümüyorsa ya o oğlan itaatkar biri değildi ya da o kadın. "Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" (Ahzab Süresi; 35). Kimin kiminle bir araya gelmesi gerektiğini Allah net açıklamış, anlamanız için daha ne istiyorsunuz? Allaha inanmıyormusunuz, o zaman boşanma davalarını açıp bir bakınız; ayrılan çiftlerin aynı sosyal sınıftan çıktığını göreceksiniz. Ayrılan çiftler ya aynı mahallede doğdu ya aynı üniversitede okudu ya aynı mesleği paylaşıyor ya da aynı sosyal sınıftan. Sahaya baktığımızda şıhlarınızın önerdiği denklik işe yarıyor gibi görünmüyor.
Demek yanılmaz dediğiniz, kusursuz gördüğünüz hocalarınızı yanılabiliyormuş. Sonuçlar ortada,
İslama aykırı denklikte israr etmeye devam edecekmisiniz? Ne zaman bu hocalarınızı sorgulamaya başlayacaksınız? Orta sınıfsanız orta sınıftan biriyle evlenin fetvasını verdiler, sonuç; boşanan boşanana. Aynı eğitime sahip kişilerle evlenin fetvasını verdiler, sonuç; boşanan boşanana. Şaşırdıkmı buna? Hayır. Allahın kriterlerini yok sayar, kendi kriterlerinizi uydurursanız olacağı buydu. Verdikleri fetvalar ile hocalarınız hayatlarınızı size zindan ediyor, hiçbirinizin aklınada Allah ne diyor bu konuda acaba, bir de Allahı dinleyelim sorusunu sormak gelmiyor.

Namaza dikkat; Allahu Teala Ahzap Süresi 35'de kimi kime laik gördüğünü anlatırken, dikkat ettiyseniz namazı bir kriter olarak saymamış. Sizde evlenirken lütfen namazı olmazsa olmaz bir kriter olarak saymayın.
Neden? Namaz ben merkezli bir ibadet, kişi ile Allah arası bir ibadet, ibadetin amacı kişiyi Allaha yakınlaştırmak. Namazın amacı kişiyi tüm insanlık ve dünyadan soyutlayıp Allaha çekmek. Dolayısıyla namaz ibadetinden kişinin kendisi dışında kimse nemalanamaz. Namaz ibadetini bireylerin yaptığı bir spor dalı olarak görün, evlilik ise bir takım oyunu. Ben değil biz demeniz gereken, Allah değil ailem demeniz gereken, ahiret değil yeryüzü demeniz gereken bir oyun. Allahta ahzap süresi 35 ile bu oyunu oynemek için hangi meziyetleri ortaya sürmeniz gerektiğini anlatmış. Namazıda buna dahil etmemiş. Nedenide, evlilik bir takım oyunu, namaz ise bireysel bir spor dalı. Bireysel spor dalı yapan herkeste, takım oyununa gelemez. Özetlersek; mutlu bir evlilik için Allah ahlaki kriterleri ön planda tutmuş, evlendiğinizde sizde ahlaki kriterleri ön planda tutarak seçiminizi yapınız. Örneğin; sabır, itaatkar, mütevazi olmak gibi. Günümüzde bir çok muhafazakar aile evlilik kriteri olarak namazı belirliyor, lütfen bunu yapmayınız, pişman olursunuz. Allah namazı bir kriter olarak almamış, sizde almayın. Namaz kılıyor, camiye gidiyor diye birisiyle evlenip hayatı zindan olan çok kişi var, lütfen bu hataya düşmeyiniz. Mütevazi ve sabırlı bir erkek namaz kılandan daha hayrlıdır, bilginize. Eğer kişi hem mütevazı ve sabırlı hem namaz kılıyorsa, o zaman piyangoyu vurdunuz, kaçırmayın kısmetinizi. Namazın şöyle bir özelliği var arkadaşlar; namaz ile Allah insanları ifşa eder. Kişinin içindeki özellikleri açığa çıkarır. Kişi iyi ise bunları açığa çıkarır, bu özellikerin zirve yapmasını sağlar, kişi kötü ise o kötülüğü açığa çıkarır. Namaz kılıyor diye biriyle evlenirseniz, kötü süprizlerle karşılaşabilirsiniz. Namaz insanı ifşa edici özelliğe sahip olduğu içinde zaten, vahiy iner inmez namaz farz kılınmadı. Allah ilk önce insanların iç dünyalarını temizlemesi için kendilerine mühlet tanıdı. Belirli bir ahlak hak ve hukuk düzenin kalplere yerleşmesi beklendi, sonrası namazı farz kılındı.






kelimelerden türemiş hurafeler