nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler....

                                                          
                                            



                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

istanbul antlaşması ve kadem'in feministleri



İstanbul antlaşması ve KADEM'in feministleri- 22.07.2019

Uluslararası çapta aile hayatına yönelik bir saldırı var. Ak parti medyası yalaka tiplerden, karşı mahallede hainlerden oluştuğu yani bu projenin parçası
olduğu için bu konuları anca anca akit ve türkiye gazetesi gibi gazeteler dile getirmeyi cesaret ediyor. Son dönemlerde de akit yazarları ile KADEM arasında bir sataşma yaşandı. Okurlarımız bilir, biz yıllardır bu konuyu dile getiriyoruz. Gündemde olduğu için bizde kısaca bu konuya değinelim. Çıbanın başı maalesef erdoğan. Erdoğan ilginç bir karakter. Vatanı ve milleti satmıyor. İyi ve kötü arasında yaşanılan savaşta iyi olan tarafta. Hırsız değil, yolsuzluk içinde değil diktatör zaten hiç değil ama ilginç bir İslam anlayışı var; İslamın reforme edilmesi, günümüzün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Bilhassa kadın hakkında feministleri bile kıskandıracak görüşlere sahip. Zamanında bu, istanbul büyük şehir belediye başkanlığını kadın oyları ve kadınların büyük fedakarlıkları ile kazandı. O dönemden beri kadını, kaleyi içten fetheden bir unsür olarak görüyor. Bunuda açık açık meydanlarda dile getiriyor. Yani seçimleri kazandıran kadındır görüşüne sahip birisi. İktidarda kalmanın sırrı kadın olduğuna inandığı içinde kadına yapmadığı yalakalık kalmadı. Örneğin; istanbul sözleşmesi. Nedir istanbul sözleşmesi? İstanbul sözleşmesi bir avrupa sözleşmesi. Avrupa Konseyi 20 ülke tarafından onaylanmış bir sözleşme. 11 mayıs 2011 tarihinde Türkiyede bu sözleşmeyi imazaladı. Sözleşme çok şeytani bir sözleşme. Görünürde aile içi şiddeti korumaya yönelik bir antlaşma. Perde arkası yani sözleşmenin asıl niyeti ise çocuklar üzerindeki hakkı elinizden almak. Bu nasıl mümkün? Çocuklarınız üzerindeki hakkı almak iki aşamadan oluşan bir proje. Birinci aşama çocuklarınıza sahiplenmek, ikinci aşamada bunun yasal dayanağını hazırlamak. Kural şu; en çok kim çocuğunuzla zaman geçiriyorsa çocuğunuz üzerindeki hakta ona ait olur. Birileride (facebook, instagram, twitter, online oyunları, youtube vs) çocuğunuzla zaman geçirmek için çok ama çok yatırım yaptı, zaman harcadı. Şimdide bunlar çocuğunuz üzerindeki yasal hakkıda talep ediyor. Aslında siz boşuna istanbul antlaşmasına kızıyorsunuz. İstanbul antlaşması bu projenin ikinci ve son ayağı. Siz şimdi uyanıyorsanız, geçmiş olsun size. Siz zaten çocuklarınızı bunlara kaybettiniz. İstanbul antlaşmasıda bunu yasal zemine döküyor, o kadar. Size bir soru? Hanginiz çocuklarını kendisi büyütüyor? Günümüzde bu artık yok denilecek kadar az. Biz değilsek, kimler çocuklarımızı büyütüyor? O tek gözlü ekran var ya (tv, bilgisayar, tablet, cep telefonu) çocuklarınızı büyüten onlar. Diziler, youtuberler, sosyal paylaşım platformları, online oyunları bunlar çocuklarınızı büyütüyor. Anlayacağınız, birileri sizden daha fazla çocuklarınızla zaman geçiriyor. O birileride haklı olarak artık çocuklarınız bizim diyor. Siz bu zamana kadar çocuklarınıza sırtınızı döndünüz, başkalarıda seve seve sahiplendi. Sizler o çocukları sadece doğurdunuz sonrası onları değersiz bir eşya gibi kenara attınız. Siz iş hayatı uğruna dünya kariyer ve nimetleri uğruna çocuklarınızı kenara attınız. İlk önce ben dediniz. Birileride seve seve o çocuklara sahip çıktı. Evleriniz artık çocuklarınız için bir hotel odasından ibaret. Akşamdan akşama uyumak için geldikleri bir yer, dahası değil. Akşamdan akşama hotel müşterileri nasıl lobide karşılaşıyorsa, sizde artık çocuklarınızla akşamdan akşama lobide karşılaşır gibi karşılaşıyorsunuz, çocuklarınızla bundan ötesi bir ilişki kuramıyorsunuz. O ilişkiyi başkaları kurdu. O başkalarıda, buna ister aile ahlakını bozan diziler ister pop star ister survivor ister youtuberler ister sosyal paylaşım platformları deyin, çocuklarınızı büyüten ve çocuklarınıza ahlakı veren artık onlar. Siz farkında değilsiniz belki ama, son 10 yıldır çocuklarınızı siz büyütmüyorsunuz. Çocuklarınızı başkaları büyütüyorsa, o büyütenler doğal olarakta çocuklarınız üzerindeki yasal hakkıda talep ediyor. İstanbul antlaşmasıda tam bu! Bu antlaşma ile çocuklarınızın üzerindeki hak yasal olarakta elinizden alınıyor. Nasılmı? Çocuklarınızın nüfusunu başkaların üzerine geçirerek değil, çocuklarınızı özgürlüğe kavuşturarak. Örneğin; 13 yaşındaki kızınızın sevgilisi olursa bundan sonra çocuğunuza müdahale edemeyeceksiniz. Kızınızı uyarmak ve hatta cezalandırmak istediğiniz an istanbul antlaşmasını önünüze koyacaklar. Aile içi şiddet var diyerek çocuğunuzu elinizden alacaklar. Özetlersek; günümüzde çocuklarınızı siz değil sosyal paylaşım platformları youtuberler büyütüyor. Bu antlaşma ile de çocuğunuz yasal özgürlüğüne kavuşuyor. Çocuğunuz internette birilerin ağına düşüyor ve bende öyle yaşamak istiyorum dediği an, buna yasal olarak müdahale edemeyeceksiniz artık. Bu antlaşma aile içi şiddeti önlemek için değil, çocuklarınız üzerindeki hakkı elinizden almak için icat edildi. Aile bakanlığı, milli eğitim bakanlığıda bunu tam saha uygulamaya soktu.

Bu antlaşmanın cinsiyetsiz toplum projesi ile ilgisi ne?

Cinsiyetsiz toplum projesi bu antlaşmanın tam merkezinde. Ucunda kenarında değil tam merkezinde. İstanbul antlaşması vesile kılınarak ilk önce milli eğitim bakanlığın şemsiyesi altında rehber öğretmenlere ve psikologlara kurslar verilecek. Erkek ve kadın arasında bir fark olmadığı öğrencilere anlatılması istenilecek. Kadına şiddet bahanesiyle yani istanbul antlaşması bahanesiyle ilk okuldan itibaren çocuklarınızın beynine erkek veya kadın hiç fark etmez, hepimiz insanız hepimiz aynıyız sloganları işlenilecek. P
rojenin bir sonraki aşamasında da, kadın ve erkek arasında bir fark yoksa o zaman neden cinsiyete vurgu yapıyoruz deyip cinsiyetsiz kavramlara ve yaşantıya vurgu yapılacak. Bu konuda hollywood, üniversiteler herkes seferber edildi. Plan ve projeler hazır ve amerika ve avrupada tıkır tıkır işliyor. Cinsiyet anlamsızlaştırılıyor ve tamamen yok edilecek. Örneğin; kadın ve erkek eşittir dediğiniz an, cinsiyeti önemsizleştirdiğinizi biliniz. Batıda bu fikirle büyüyen erkek çocukları kadın gibi giyiniyor, kız çocuklarıda erkek olmak istiyor. Nasıl olsa cinsiyet anlamsız, önemli olan insan olmak deyip çocuk ne olmak istiyorsa olabilir baskısı yapılıyor. Bir aile olarakta buna engel olamıyorsunuz. Engel olmak istediğiniz an önünüze istanbul antlaşmasını koyacaklar. Bu antlaşma ile çocuğunuzun hayatına, erkek arkadaşlarına cinsiyet tercihlerine müdahale etmenize engel olunacak. Amerikada çocuklar ailelerin elinden alınıyor, avrupada müslüman ailelerin elinden alınıyor. Ne bahanesi altında? Aile içi şiddet yani istanbul antlaşması adı altında. Şimdiden ülkemizde onlarca dernek kurdular. İnanılmaz bir network kurdular. Biz AK parti olarak buna izin vermeyiz bizim ülkede bunlar yaşanmaz diyorsanız, arkadaşlar sizin avanaklar istanbulu çaldırdı. Bundan daha büyük bir garabet varmı? Yüz yılın hırsızlığı gerçekleşti, halen tutuklu birisi yok. Sizin kazık yemediğiniz bir yer yokki. Bu ülkede size kazık atmayan yokki. Siz şükredin İslamın yükseliş döneminde yaşıyor Allah sürekli kıçınızı kurtarıyor, size kalmış olsaydı kaç defa ülke elden gitmişti. Sizler kazık yemeğe çok müsaitsiniz. Örneğin; istanbul antlaşması. Koyu bir kemalisti kültür bakanı yaptınız bir diğer kemalistide milli eğitim bakanı, sanki 20 milyonluk seçmenlerinizin içinde kimse kalmadı. Bu iki koyu kemalistmi gençliğimizi ve kültürümüzü 2071 hedeflerine taşıyacak? Aileden bahsediyorsunuz. Ailesiz birini aile bakanı yapıyorsunuz. FETÖ ile mücadeleden bahsediyorsunuz, ezik birini adalet bakanı yapıyorsunuz. Siz farkında değilsiniz, siz her yerden ama her yerden sabah akşam kazık yiyorsunuz. Bu konuda da harıl harıl çalışıyorlar, derneklerini kuruyorlar eğitimlerini ve seminerlerini tıkır tıkır veriyorlar, sizde her zamanki gibi uyuyorsunuz. Siz kandırılmaya aldatılmaya çok müsait tiplersiniz. Kim bu öneriyi getirdi? CHP. Kim buna destek veriyor? HDP. Hangi sivil toplum örgütleri bunun arkasında? Mor Çatı. Hani şu eşcinseller var ya onlar. Bu işbirlikten hayır çıkarmı? Asla. Aslında kendinizi bu eşcinseller ile aynı masada oturuyor gördüğünüzde o masadan kalkmanız gerekirdi. Bunlar birşeyi savunuyorsa buradan hayır çıkmaz bunlar farklı şeyin peşinde deyip oradan ayrılmanız gerekirdi. AK Partiye biz ne lakabı takmıştık? Kandırılanlar ve ezikler partisi. Bunlar gün gelecek bu konu hakkında da kandırılmışız diyecekler. Umarız iş işten geçmeden Rabbim bu eziklere müdahalesini yapar.

Birde bu konuyu prof. dr Ahmet Şimşirgil'in kaleminden dinleyin; https://www.youtube.com/watch?v=i7d_sAejyC4

KADEM nedir?

Şu bir gerçek ama, AK Partinin bu kadın hayranlığı kendisinin sonunu getirecek. Kadın kadın diye diye KADEM gibi örgütler altında ülkemizde 18 yaşına girip ev hanımı olmak istiyorum bir anne olmak istiyorum diyen bir genç kız bırakmadılar. Değerli dostlar, herşey iyi niyetle başlar sonrası şeytan sizi kandırır. Şeytan sizi kötülükle kandırmaz, iylikle kandırır. İlk önce kötü birşeyi iyi ve makul birşeymiş gibi size anlatır
sonrası sizi sinsi sinsi kötülüğe iter. KADEM olayıda böyle başladı. Herşey iyi niyetle başladı. Bunlar baktılarki, tüm sivil toplum örgütleri batının elinde. Bu böyle olmaz deyip bizde kendi sivil toplum örgütlerimizi oluşturalım dediler. Muhafazakar tabanı savunan, muhafazakar tabana bir yanlış yapıldığında ortamı ayağa kaldıracak sivil toplum örgütlerimiz olsun dediler. Artı siyasi areneda kalıcı olmak istiyorsan sivil toplum veya meslek odaları üzerinden topluma kök salmak gerek dediler (chp ve atatürkçü düşünce dernekleri) ve KADEM'i bunun bir ayağı olarak hayata geçirdiler. Kim? Erdoğan ve tayfası. Siyasi arenada kalıcı kalmak istiyorsan topluma kök salman gerek. Bu ak parti için neden önemli? CHP, MHP ve HDP bunlar kurumsal ideolojik partiler, AK parti ama değil. Sıkıntıda burada. Ak parti tabanı ideolojik bir görüşe sahip değil. AK parti tabanı ihvan harekatı gibi harekat. Muhafazakar değerleri var ve bunlar doğrultusunda kararını veriyor. Aslına bakarsanız AK parti tabanı seçmenler arasında en akılcı seçmen. İdeoloji ve duygular ile hareket eden bir kitle değil, akıl ile hareket eden bir kitle. Bu kitleyide AK parti kalıcı olarak kendine bağlamak istiyor. Bunu nasıl başarabilir? O toplumun içinde örgütlenerek. Aksi takdirde uzun yaşaması mümkün değil. Refah gibi anavatan veya demokrat partisi gibi tarihe karışır gider. KADEM'de bunun bir ayağı olarak kuruldu. İster topluma kök salma adına ister muhafazakar kadını koruma adına KADEM gibi bir derneği kurma düşüncesi güzeldi. Başörtülü bir kadına bir saldırı olduğu an, baş örtülü bir kadına bir haksızlık yapıldığı an kadın adına sesini çıkaracak bir kuruluş olacaktı. Herşey iyi niyetle düşünülmüştü. Fakaaaat, bir yanlış yaptılar. KADEM, muhafazakar tabana kök salması için kuruldu fakat KADEM'in başına aile hayatından uzak ne kadar kadın varsa onları getirdiler. Siz muhafazakar tabana kök salmak için bir kadın örgütü kuruyorsunuz ama, muhafazakar değerlerden uzak kadınları başa getiriyorsunuz. Tabanla bu dernek arasında bir çatışma çıkacağı baştan belliydi. Niyet muhafazakar kadının sesi olmaktı, KADEM'in başına geçen kadınlar ise KADEM'i aldı ve KADEM'i kendileri gibi düşünen kendileri gibi hareket eden "kadın yetiştirme" kurumuna dönüştürdü. Düşünebiliyormusunuz, 28 şubat mağduriyetleri tekrar oluşmasın diye kuruldu, 28 şubat mağduriyetini yaşatan zihniyetin düşüncelerini aldılar ve bunları tüzüklerine yerleştirdiler. Siz eğer KADEM'in tüzüğünde aile ve gelenekten, İslamdan bahsedildiğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. KADEM'in tüzüğü çağdaşlıktan ve cinsiyet "adeletinden" bahseder. Üye olabilmeniz içinde bu değerleri benimsemeyi ön şart koştular. Ne derler buna? "Stockholm Sendromu" derler. Bu cinsiyet eşitliği projeside kimin projesi, soros'un. Bunları dinlediğinizde herkesten fazla "aileci" kesilirler, ilginç olanı ama tüzüklerin hiçbir yerinde aile kavramı geçmez. Muhafazakar tabana hitap ederler, tüzüklerin hiçbir yerinde geleneksel yaşantıdan bahsetmezler. Feminist bir kadından daha tehlikeli olan kimdir biliyormusunuz? Başörtülü bir feminist! Neden? İslamdan uzak niyetlerine baş örtüsünü araç ettikleri için, o baş örtüleri bu yanlış yolda onları koruma yerine azdırır. 
                  
Allahtan daha adil olamazsınız!

Değerli okurlarımız, siz Allahtan daha adil olamazsınız. Eğer erkek ve kadın eşit olsaydı Allahu Teala erkek kadar kadın peygamberde yeryüzüne indirirdi. Yüzbinlerce erkek peygamber indirdi. Allahu Teala bırakın yüzbinlerce kadın peygamber indirmeyi, bir tane kadın peygamber bile indirmemiş. Bu size birşey anlatmalı. Erkek ve kadın birbirine eşit değil. KADEM'de bu ilahi karara baş kaldırmış durumda. Muhafazakar tabana kök salmak için kuruldu, yönetim ve düşünce şekli ise ulusalcı kadınları bile kıskandıracak boyutta Allahın düzenine meydan okuma içeriyor. KADEM, muhafazakar yaşantıyı koruma yerine geleneksel aile yaşantısını yok eden bir kurum olarak karşımızda duruyor. Muhafazakar aileler kızlarını bunlara veriyor, bunlarda bu genç kızların beyinlerine evlenmek zorunda değilsin, evde kalmak zorunda değilsin, oku ve kendi ayakların üzerinde dur felsefesini yerleştiriyor. Bu beyin yıkama süreci sonrasında da bu genç kızlar kalkıyor ve ilahi düzene isyan etmeye başlıyor. Neden biz evde kalmak zorundayız diyorlar? Buna cevabımız çok net; bu konuda muhatabınız biz erkekler değiliz. İlahi düzene olan nefretinizi biz erkeklerden çıkarmayın. Bu konuda bir derdiniz varsa bize değil şikayetinizi Allaha iletin. 9 ay boyunca bebeği karınıza koyan o, iki yıl boyunca bebeği emzirmeniz gerek diyen o, biz erkekler değil! Dört çocukta etti bu 12 yıl. Erkek değil, Allahın yarattığı düzen kadını eve mahkum kılıyor. Düzenle bir sorununuz varsa muhatabınız biz değil Allah. İsyanınızı bize değil Allaha yöneltin. Haa; ben ilahi düzeni takmam derseniz o başka.
Örneğin KADEM'in kadınları. Evlenmezsiniz, çocuk yapmazsınız, yaptığınızda çocuğunuzu emzirmezsiniz, iki çocukta bırakırsınız, erkeğinize ayda bir ilgi gösterirsiniz, doğan çocuklarıda bakıcıya verirsiniz olur biter. Sonuçta hür irade var. Dünya nimetlerin peşinde koşturmakta özgürsünüz. Mahşer gününde ama bu Ayet önünüze koyulduğunda ağlamayacaksınız; "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). Bakınız, kadını erkeğe eşit kılmaya çalışmakla Allahın düzenine savaş açmış oluyorsunuz bizden uyarması. Bu sizin hayrınıza sonuçlanmaz. Bu hal ve harektleriniz Allaha isyan olarak, Allahın düzenine savaş olarak not ediliyor bizden söylemesi. Kısacası KADEM, muhafazakar genç kızları aldı ve bu genç kızları erkeğin önüne rakip olarak çıkardı. Bunun bir benzerinide suudi prensi yapıyor, bunu açılım altında yapıyor. Bizimkiler KADEM altında, suudi prenste açılım altında bunları yapıyor. Bunlarda kimin projesi? Soros! KADEM çok açık ve net soros'a hizmet ediyor. AK parti, orta yaşlarda ve aile ile işi olmayan ne kadar baş örtülü kadın varsa bunları birer simge olarak muhafazakar genç kızların önüne koydu, genç kızlarımızda bunlar gibi olmak için ev hayatını terk edip kariyer hırsı peşine düştü. AK partili kadın yöneticilere sorduğunuzda aile bizim en büyük değerimiz diyorlar. Bu kadınlara baktığınızda ama yarısı bekar diğer yarısıda haftada bir kocasını görüyor. Bunlara ne denir? Bunlara protokol aile denir. Kağıt üzerinde aileleri var, yaşantılarına baktığınızda uzaktan yakından eşleri veya çocukları ile ilgileri yok. Ağızlarından aile birliğini düşürmezler, yaşantılarına baktığınızda ama tam tersini görürsünüz. Ne çocukları ile bir alakaları var ne de eşleri ile. Tüzüklerinde bile "aile" kelimesi yok. Söylemler farklı eylemler ve yaşantı farklı.

AK parti muhafazakar yaşantıyı, aileyi yok ediyor!

Keşke tüzüklerinde çağdaşlık ve cinsiyet eşitliliği yerine aileye yer verseydiler. Aile nedir, aile nasıl korunmalı, müslüman bir kız nasıl bir anne nasıl bir eş olmalı keşke bu gibi kavramlara yer verseydiler ve bunları kendilerine misyon kılsaydılar. İnanın bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim" (Ahzab Süresi; 28). İslam dininde dünya nimetleri peşinde koşan bir kadına gösterilecek muamele boşanmadır. Bu yoruma açıkta değildir. AK partili kadınların bir aile hayatı yok, genç kızlarımızıda bu yaşantıya sürüklüyorlar. Sonrada dört çocuktan bahsediyorlar. Nasıl olacak bu? Erkeklermi doğum yapacak. Ya da onların hayal ettiği aile ortamı, çocuklar bakıcıda kendileride farklı farklı işlerde, dağınık kopuk bir aile hayatımı? Ah erdoğan ah, bunların bedeli sana çok ağır olacak koçum bizden söylemesi. Karını bir süs objesi gibi yanında taşıyıp duruyorsun, bu İslama ters bunu sana anlatan hiçbiri olmadımı? Senin çevrende bunu sana söyleyecek hiç bir bilge insan yokmu? İslamda kadının yeri evdir çocukların başıdır, dünya nimetleri peşinde koşmak değil.
"Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Üzücü olan, bu kadınların hepsi baş örtülü ve Müslümanım, muhafazakarım diye geçiniyor. Kötü kötülüğünü yapacak, örneğin sanat alemin çektiği diziler. Bizi üzen ise, bizim gibi görünüp içten bizi yıkanlar. Muhafazakar görünüp içten aile hayatını yıkanlar. Muhafazakar diye bunları seçtik, feministlerden daha çok aile hayatına zarar verdiler. Örneğin; ticaret bakanı. Diyorki; gelişmiş ülkelerde kadınların iş hayatına atılma oranı yüzde elli civarındaymış bizim ülkede ise bu oran yüzde otuzmuş. Bizim ülkede de bu oran yüzde elli seviyelerine getirilmesi gerekiyormuş. Bu hanımefendi acaba yüzde elli oranda olan ülkelerdeki doğum oranın ne olduğunu biliyormu? O ülkelerin yok olmakla karşı karşıya olduğunu, kadınları evde tutmak için her türlü teşviği yaptıklarını biliyormu? Onlar kadını evde tutmak için teşvik yapıyor, bizde ise kadını iş hayatına sürüklemek için her türlük destek yapılıyor. Onlar kadının iş hayatına atılmasının bedelini çok ağır ödüyor. Bizde bunun bedelini çok ağır ödeyeceğiz bizden söylemesi. Önümüzde bunun bedelini ödeyen örnekler varken göz göre göre aynı hatanın içine sürükleniyoruz. İnanılır gibi değil. Sonrada kandırılmışız ve aldatılmışız söylemlerini duyarız bu eziklerden. Örneğin; kadınların iş hayatına yüksek oranda katıldığı ülkelerde kadınların ilk hamile olma yaşının 24 den 28-30 civarına doğru kaydığını biliyormuydunuz? Bir veya iki çocuk yapıyorlar, bunuda 30 yaşlarına kadar erteliyorlar. 20 yaşında hamile kalmamı sizce daha sağlıklı yoksa, üniversite ve sınavlar ile yıpranan 30'lu bir bedenmi? Veyahut kadının yüksek oranda iş hayatına atıldığı bir ülkede ahlaki değerler, sosyal ve aile yaşantısı bundan nasıl etkilendi bunu hiç araştırdınızmı? Bunları ve dahasını araştırmadıysanız, kadını iş hayatına atmayı hangi akıl ve mantık doğrultusunda yapıyorsunuz?

Batıya ve pkk'ya tavsiyemiz

Kandilde dağın başında bir devlet kurmaya hiç zahmet etmeyin. Siz beş altı çocuk yapmaya devam edin. AK Partinin kadın kolları AK partinin hayata düşkün kadınları olduğu müddet, bu doğum oranlarıyla siz zaten 20 yıl içinde tüm Türkiye'ye sahip olursunuz. Seçimler ile istediğiniz hükümeti getirir istediğinizi devirirsiniz. Güzelim anandoluya sahip olmak varken, kandilde dağın başında devlet kurmakla uğraşmayın.


Bir profesörün yazısını paylaşmak istiyoruz sizlerle

Tanımadığımız ve güvenmediğimiz isimlere sitemizde yer vermeyiz. Burada bir istisna yaptık. Bu yazıyı kaleme alan profesör hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz, bunu baştan okurlarımızla söyleyelim. Bir okurumuz bu yazıyı bizle paylaştı bizde yazı çok güzel olduğu, konumuzla ilgili olduğu için sizinle paylaşmak istedik. Yazı bir analiz içermiyor, sadece bir durum tespiti yapıyor. Halimizi anlamanız açısından da çok güzel bir tespit olmuş.


"ÖZELLİKLE KIZLARIMIZ OKUSUNLAR."

|Prof.Dr. Serdar Demirel|

Postmodern Çağda Müslüman Bilincin İnşâsı 1

Geçenlerde, bir dönemin ilahiyat mezunları buluşmasında idim. Ve maalesef yeni nesil ilahiyatçılar arasında bile “ev hanımı olmak, anne olmak ne de zor bir durummuş”, bunu gözlemledim.

Okumaktan evliliğe vakit ayırmayan ve artık bir öğretmen, kk öğreticisi, vesaire kurum ve kuruluşlarda görevli olarak “ayakları üzerinde duran” hanımlar alkışı hak ederken ev hanımı olan ve çocuğuna baktığını mahcubiyetle ifade eden ve “ben görev ALAMADIM” diyerek üzüntüsünü ifade eden ilahiyatlı bacıların o hâlini görünce tüm hayat gayesi devlete sırtını dayayıp bir meslek sahibi olmak olan ve “kariyer” denilen şu lanet ego azdırıcısını kendine put edinen günümüzün yaygın gençliğine kim kızabilir ki.

Suçu tümüyle gençlerde buluyor da değilim. Meslek sahibi olan kız öğrencisiyle gurur duyan hocalar, ayakları üzerinde duran kızlarını el üstünde tutun aile ve akrabalar, aldıkları maaşlarla modanın hızını yakalayan arkadaşları ile ortak muhabbet konusu bulamayan bir sosyal çevre olduktan sonra, yani; “Paranı kazanıyor, kendi ayakların üzerinde durabiliyor ve kocanın eline bakmıyorsan senden iyisi yok” diyen bir toplum olduktan sonra ve bir de böyle bir algıya sahip olup “illa çalışanla evlenirim” veya “çalışıyor olması tercih sebebidir” diyen erkekler çoğunlukta olduktan sonra hangi kızdan “anneliği” kutsal bir vazife addetmesini, gururla “ev hanımıyım” demesini bekleyebilirsiniz ki!

Artık sadece erkeklerimiz değil, kızlarımız da işsizlik endişesi taşıyor.

Zira artık erkek ve kadın eşit. Zira artık feminist zihniyet ülkemin her yerinde. Öyle ki, artık sadece genç kızlar değil, kızları yetiştiren anne ve babalar da zihinlerinde erkek ve kız çocuklarını eşitledi.

O kadar çok duyar oldum ki; “Kızım ekmeğini eline almadan, kendi ayakları üzerinde durmadan evlenemez. Parasını kazanacak, kocasının eline bakmayacak. Eğer kocası sorun çıkarırsa çıkıp gelecek, nasıl geçinirim diye düşünmeyecek.” Öyle de oluyor zaten...

Kadınlar habire boşanıp baba evine çıkıp geliyor. Zira bilinçaltına işleniyor anne ve babalar tarafından.

Velhasıl kız ve erkeklerin eşit olmadığı tek yer kaldı. O da Allah’ın (c.c) kitabı. Kitap’ta hâlâ erkek ve kadın farklı yazıyor. Hâlâ erkeklere ve kadınlara farklı sorumluluklar yükleniyor.

İşte böyle bir zamanda, yemin ediyorum, kendisine kariyer planlaması sorulduğunda bir kızın;

Allah’ın (c.c) fıtratıma koyduğu annelik vazifesini yerine getirmek için öncelikle evlenecek ve çocuklarımın bu ümmete hayırlı birer ferd olmaları için elimden geleni yapacağım. Bu asli vazifemin haricinde de elimden geldiğince etrafıma faydalı olacak etkinliklerde görev alacağım” diye cevap verdiğine şahit olursam…

Veya kendisini tanıtan evli bir kadının gururla ve yüksek sesle; “Şu yeryüzündeki en kutsal görevi yerine getiriyorum! Ben bir anneyim ve çocuğumu kreşlere emanet etmiyor, ona benim gibi kimsenin bakamayacağını bildiğimden dolayı Allah’ın bana olan emanetini, O’na layık bir kul olsun diye bizzat kendim yetiştiriyorum” diye haykırdığına şahit olursam, geleceğe ümitle bakabileceğim.

Çünkü dindar nesil ne 7 yaşından sonra okulda haftada bir saat gördüğü din kültürü ve ahlâk dersiyle, ne İmam Hatip Ortaokulları ve liseleriyle, ne Kur’ân kurslarıyla ve ne de ilahiyatlarla yetişir.

Dindar nesil ancak televizyonun karşısında yavşayan değil, seccadenin başında gözyaşı döken ve yavrusunun ahlâklı bir Müslüman olması için çalışıp çabalayan dindar ebeveynlerin kucaklarında yetişir.

Dindar nesil, “Anneliği” tüm kariyer hayatının temeli olarak gören ve “Ev Hanımıyım” demekten utanmayan “Ana”larla, ve

Çocuğuna evden veya arabadan değil, güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakamayacağının bilincinde olan “Baba”larla yetişir.."

Bil vesile cumamız mübarek ve feyizli olsun...