nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

istanbul antlaşması ve kadem'in feministleri



İstanbul antlaşması ve KADEM'in feministleri- 22.07.2019

Uluslararası çapta aile hayatına yönelik bir saldırı var. Ak parti medyası yalaka tiplerden, karşı mahallede hainlerden oluştuğu yani bu projenin parçası
olduğu için bu konuları anca anca akit ve türkiye gazetesi gibi gazeteler dile getirmeyi cesaret ediyor. Son dönemlerde de akit yazarları ile KADEM arasında bir sataşma yaşandı. Okurlarımız bilir, biz yıllardır bu konuyu dile getiriyoruz. Gündemde olduğu için bizde kısaca bu konuya değinelim. Çıbanın başı maalesef erdoğan. Erdoğan ilginç bir karakter. Vatanı ve milleti satmıyor. İyi ve kötü arasında yaşanılan savaşta iyi olan tarafta. Hırsız değil, yolsuzluk içinde değil diktatör zaten hiç değil ama ilginç bir İslam anlayışı var; İslamın reforme edilmesi, günümüzün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Bilhassa kadın hakkında feministleri bile kıskandıracak görüşlere sahip. Zamanında bu, istanbul büyük şehir belediye başkanlığını kadın oyları ve kadınların büyük fedakarlıkları ile kazandı. O dönemden beri kadını, kaleyi içten fetheden bir unsür olarak görüyor. Bunuda açık açık meydanlarda dile getiriyor. Yani seçimleri kazandıran kadındır görüşüne sahip birisi. İktidarda kalmanın sırrı kadın olduğuna inandığı içinde kadına yapmadığı yalakalık kalmadı. Örneğin; istanbul sözleşmesi. Nedir istanbul sözleşmesi? İstanbul sözleşmesi bir avrupa sözleşmesi. Avrupa Konseyi 20 ülke tarafından onaylanmış bir sözleşme. 11 mayıs 2011 tarihinde Türkiyede bu sözleşmeyi imazaladı. Sözleşme çok şeytani bir sözleşme. Görünürde aile içi şiddeti korumaya yönelik bir antlaşma. Perde arkası yani sözleşmenin asıl niyeti ise çocuklar üzerindeki hakkı elinizden almak. Bu nasıl mümkün? Çocuklarınız üzerindeki hakkı almak iki aşamadan oluşan bir proje. Birinci aşama çocuklarınıza sahiplenmek, ikinci aşamada bunun yasal dayanağını hazırlamak. Kural şu; en çok kim çocuğunuzla zaman geçiriyorsa çocuğunuz üzerindeki hakta ona ait olur. Birileride (facebook, instagram, twitter, online oyunları, youtube vs) çocuğunuzla zaman geçirmek için çok ama çok yatırım yaptı, zaman harcadı. Şimdide bunlar çocuğunuz üzerindeki yasal hakkıda talep ediyor. Aslında siz boşuna istanbul atnlaşmasına kızıyorsunuz. İstanbul antlaşması bu projenin ikinci ve son ayağı. Siz şimdi uyanıyorsanız, geçmiş olsun size. Siz zaten çocuklarınızı bunlara kaybettiniz. İstanbul antlaşmasıda bunu yasal zemine döküyor, o kadar. Size bir soru? Hanginiz çocuklarını kendisi büyütüyor? Günümüzde bu artık yok denilecek kadar az. Biz değilsek, kimler çocuklarımızı büyütüyor? O tek gözlü ekran var ya (tv, bilgisayar, tablet, cep telefonu) çocuklarınızı büyüten onlar. Birileri sizden daha fazla çocuklarınızla zaman geçiriyor. O birileride haklı olarak artık çocuklarınız bizim diyor. Siz bu zamana kadar çocuklarınıza sırtınızı döndünüz, başkalarıda seve seve sahiplendi. Sizler o çocukları sadece doğurdunuz sonrası onları değersiz bir eşya gibi sattınız. Siz iş hayatı uğruna dünya kariyer ve nimetleri uğruna çocuklarınızı sattınız. Birileride seve seve o çocuklara sahip çıktı. Evleriniz artık çocuklarınız için bir hotel odasından ibaret. Akşamdan akşama uyumak için geldikleri bir yer, dahası değil. Akşamdan akşama hotel müşterileri nasıl lobide karşılaşıyorsa, sizde artık çocuklarınızla akşamdan akşama lobide karşılaşır gibi karşılaşıyorsunuz, çocuklarınızla bundan ötesi bir ilişki kuramıyorsunuz. O ilişkiyi başkaları kurdu. O başkalarıda, buna ister aile ahlakını bozan diziler ister pop star ister survivor ister youtuberler ister sosyal paylaşım platformları deyin, çocuklarınızı büyüten ve çocuklarınıza ahlakı veren artık onlar. Siz farkında değilsiniz belki ama, son 10 yıldır çocuklarınızı siz büyütmüyorsunuz. Çocuklarınızı başkaları büyütüyorsa, o büyütenler doğal olarakta çocuklarınız üzerindeki yasal hakkıda talep ediyor. İstanbul antlaşmasıda tam bu! Bu antlaşma ile çocuklarınızın üzerindeki hak yasal olarakta elinizden alınıyor. Nasılmı? Çocuklarınızın nüfusunu başkaların üzerine geçirerek değil, çocuklarınızı özgürlüğe kavuşturarak. Örneğin; 13 yaşındaki kızınızın sevgilisi olursa bundan sonra çocuğunuza müdahale edemeyeceksiniz. Kızınızı uyarmak ve hatta cezalandırmak istediğiniz an istanbul antlaşmasını önünüze koyacaklar. Aile içi şiddet var diyerek çocuğunuzu elinizden alacaklar. Özetlersek; günümüzde çocuklarınızı siz değil sosyal paylaşım platformları youtuberler büyütüyor. Bu antlaşma ile de çocuğunuz yasal özgürlüğüne kavuşuyor. Çocuğunuz internette birilerin ağına düşüyor ve bende öyle yaşamak istiyorum dediği an, buna yasal olarak müdahale edemeyeceksiniz artık. Bu antlaşma aile içi şiddeti önlemek için değil, çocuklarınız üzerindeki hakkı elinizden almak için icat edildi. Aile bakanlığı, milli eğitim bakanlığıda bunu tam saha uygulamaya soktu.

Bu antlaşmanın cinsiyetsiz toplum projesi ile ilgisi ne?

Cinsiyetsiz toplum projesi bu antlaşmanın tam merkezinde. Ucunda kenarında değil tam merkezinde. İlk önce milli eğitim bakanlığın şemsiyesi altında rehber öğretmenlere ve psikologlara kurslar verilecek. Erkek ve kadın arasında bir fark olmadığı öğrencilere anlatılması istenilecek. Kadına şiddet bahanesiyle yani istanbul antlaşması bahanesiyle ilk okuldan itibaren çocuklarınızın beynine erkek veya kadın hiç fark etmez, hepimiz insanız hepimiz aynıyız sloganları işlenilecek. P
rojenin bir sonraki aşamasında da, kadın ve erkek arasında bir fark yoksa o zaman neden cinsiyete vurgu yapıyoruz deyip cinsiyetsiz kavramlara ve yaşantıya vurgu yapılacak. Bu konuda hollywood, üniversiteler herkes seferber edildi. Plan ve projeler hazır ve amerika ve avrupada tıkır tıkır işliyor. Cinsiyet anlamsızlaştırılıyor ve tamamen yok edilecek. Örneğin; kadın ve erkek eşittir dediğiniz an, cinsiyeti önemsizleştirdiğinizi biliniz. Batıda bu fikirle büyüyen erkek çocukları kadın gibi giyiniyor, kız çocuklarıda erkek olmak istiyor. Nasıl olsa cinsiyet anlamsız, önemli olan insan olmak deyip çocuk ne olmak istiyorsa olabilir baskısı yapılıyor. Bir aile olarakta buna engel olamıyorsunuz. Engel olmak istediğiniz an önünüze istanbul antlaşmasını koyacaklar. Bu antlaşma ile çocuğunuzun hayatına, erkek arkadaşlarına cinsiyet tercihlerine müdahale etmenize engel olunacak. Amerikada çocuklar ailelerin elinden alınıyor, avrupada müslüman ailelerin elinden alınıyor vs. Ne bahanesi altında? Aile içi şiddet yani istanbul antlaşması adı altında. Şimdiden ülkemizde onlarca dernek kurdular. İnanılmaz bir network kurdular. Okullarda üniversitelerde sapkınlığa meğilliği çocukları tarıyorlar ve bu çocukları ailelerin elinden alıp kendilerince özgürlüğe kavuşturacaklar. Biz AK parti olarak buna izin vermeyiz bizim ülkede bunlar yaşanmaz diyorsanız, arkadaşlar sizin avanaklar istanbulu çaldırdı. Bundan daha büyük bir garabet varmı? Yüz yılın hırsızlığı gerçekleşti, halen tutuklu birisi yok. Sizin kazık yemediğiniz bir yer yokki. Bu ülkede size kazık atmayan yokki. İlginç olanı tüm tuzaklar ve yediğiniz kazıklar lehinize dönüşüyor, insanlarda marifeti sizden biliyor. Siz şanslısınız çünkü Allahu Teala bu yüz yıl İslamın yükselişini takdir etmiş. Ne halt işleseniz lehinize dönmesinin sebebi bu. Sizin becerinizden değil, ilahi takdirattan. Bir de kalkıyor başarıları kendinizden biliyorsunuz. Siz şükredin Allah arkanızı sürekli temizleyip duruyor, sürekli yanlışlarınızı yediğiniz kazıkları ve bu ülkeye yaşattığınız faciaları lehinize dönüştürüyor yoksa size kalmış olsaydı siz çoktan bu ülkeyi batırmıştınız. Sizler kazık yemeğe çok müsaitsiniz. Örneğin; istanbul antlaşması. Koyu bir kemalisti kültür bakanı yaptınız bir diğer kemalistide milli eğitim bakanı, sanki 20 milyonluk seçmenlerinizin içinde kimse kalmadı. Bu iki koyu kemalistmi gençliğimizi ve kültürümüzü 2071 hedeflerine taşıyacak? Söylemleriniz ve eylemleriniz örtüşmüyor. 1071 değerlerinden bahsediyorsunuz, bu değerlerden uzak birilerini milli eğitim bakanı ve kültür bakanı yapıyorsunuz. Örneğin; aileden bahsediyorsunuz. Ailesiz birini aile bakanı yapıyorsunuz. Örneğin; fetö ile mücadeleden bahsediyorsunuz, ezik birini adalet bakanı yapıyorsunuz. Siz farkında değilsiniz, siz her yerden ama her yerden sabah akşam kazık yiyorsunuz. Bu konuda da harıl harıl çalışıyorlar, derneklerini kuruyorlar eğitimlerini ve seminerlerini tıkır tıkır veriyorlar. Bizim altında olmaz diyorsunuz ama, oluyor ve sizde her zamanki gibi uyuyorsunuz. Siz kandırılmaya aldatılmaya çok müsait tiplersiniz. Kim bu öneriyi getirdi? CHP. Kim buna destek veriyor? HDP. Hangi sivil toplum örgütleri bunun arkasında? Mor Çatı. Hani şu eşcinseller var ya onlar. Aslında kendinizi bu eşcinseller ile aynı masada oturuyor gördüğünüzde o masadan kalkmanız gerekirdi. Bunlar birşeyi savunuyorsa buradan hayır çıkmaz bunlar farklı şeyin peşinde deyip oradan ayrılmanız gerekirdi. Bu antlaşma uzun yıllardır amerikada yürürlükte. Bu antlaşmanın nelere yol açacağını merak ediyorsanız amerikaya bir bakın. AK Partiye biz ne lakabı takmıştık? Kandırılanlar ve ezikler partisi. Bunlar gün gelecek bu konu hakkında da kandırılmışız diyecekler. Umarız iş işten geçmeden Rabbim bu eziklere müdahalesini yapar.

Birde bu konuyu prof. dr Ahmet Şimşirgil'in kaleminden dinleyin; https://www.youtube.com/watch?v=i7d_sAejyC4

KADEM nedir?

Şu bir gerçek ama, AK Partinin bu kadın hayranlığı kendisinin sonunu getirecek. Kadın kadın diye diye KADEM gibi örgütler altında ülkemizde 18 yaşına girip ev hanımı olmak istiyorum bir anne olmak istiyorum diyen bir genç kız bırakmadılar. Değerli dostlar, herşey iyi niyetle başlar sonrası şeytan sizi kandırır. Şeytan sizi kötülükle kandırmaz, iylikle kandırır. İlk önce kötü birşeyi iyi ve makul birşeymiş gibi size anlatır. İnancınız ne ise oradan argümanlar alır ve sizi ikna etmek için aklınıza binlerce düşünce indirir
. Sizi o pisliğin içine attıktan sonrada sizi sinsi sinsi kötülüğe iter. Siz yanlış yolda olduğunuzu anlasanızda, o pislikten çıkmanız imkansız olur. Şeytanlarınızı yenseniz bile, nefsiniz hatasını kabullenmekte zorlanır ve bu sefer nefis sizi o pisliğin içinde tutar. Yanılmışım, hata işlemişim gibi kavramlar nefse ağır kavramlar. Nefis bunları kabullenmektense o yanlışın içinde yoğrulmayı tercih eder. Birde kalbinizde kin ve nefret varsa, her feminist kadında var, o zaman zaten bu pislikten çıkmanız mümkün değil. KADEM olayıda böyle başladı. Herşey iyi niyetle başladı. Bunlar baktılarki, tüm sivil toplum örgütleri batının yani ulusalcı kemalist tayfanın elinde. Bu böyle olmaz deyip bizde kendi sivil toplum örgütlerimizi oluşturalım dediler. Muhafazakar tabanı savunan, muhafazakar tabana bir yanlış yapıldığında ortamı ayağa kaldıracak sivil toplum örgütlerimiz olsun dediler. Artı siyasi areneda kalıcı olmak istiyorsan (örneğin chp ve atatürkçü düşünce dernekleri), sivil toplum veya meslek odaları üzerinden topluma kök salmak gerek dediler ve KADEM'i bunun bir ayağı olarak hayata geçirdiler. Kim? Erdoğan ve tayfası. CHP, MHP ve HDP bunlar kurumsal ideolojik partiler, AK parti değil. Eğer AK parti siyasi areneda kalıcı olmak istiyorsa kurumsallaşması, topluma kök salması gerek. Aksi takdirde uzun yaşaması mümkün değil. Refah gibi Anavatan veya Demokrat partisi gibi tarihe karışır gider. İster kurumsallaşma adına ister muhafazakar kadını koruma adına KADEM gibi bir derneği kurma düşüncesi güzeldi. Başörtülü bir kadına bir saldırı olduğu an, baş örtülü bir kadına bir haksızlık yapıldığı an kadın adına sesini çıkaracak bir kuruluş olacaktı. Herşey iyi niyetle düşünülmüştü. Fakaaaat, bir yanlış yaptılar. KADEM'in başına aile hayatından uzak ne kadar kadın varsa onları getirdiler. Değerli dostlar, sizin ne olduğunuzu binanız, tabelanız veya broşürünüze bastığınız "misyonumuz" yazınız belirlemez, sizin ne olduğunuzu o kurumun içindeki insanlar belirler. Niyet muhafazakar kadının sesi olmaktı, KADEM'in başına geçen kadınlar ise KADEM'i aldı ve KADEM'i kendileri gibi düşünen kendileri gibi hareket eden "kadın yetiştirme" kurumuna dönüştürdü. 28 şubat mağduriyetleri tekrar oluşmasın diye kuruldu, 28 şubat mağduriyetini yaşatan zihniyetin düşüncelerini aldılar ve bunları tüzüklerine yerleştirdiler. Üye olabilmeniz içinde bu değerleri benimsemeyi ön şart koştular. Ne derler buna? "Stockholm Sendromu" derler. Siz eğer KADEM'in tüzüğünde aile ve gelenekten, İslamdan bahsedildiğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. KADEM'in tüzüğü çağdaşlıktan ve cinsiyet "adeletinden" bahseder. Bu cinsiyet eşitliği projeside kimin projesi, soros'un. Bunları dinlediğinizde herkesten fazla "aileci" kesilirler, ilginç olanı ama tüzüklerin hiçbir yerinde aile kavramı geçmez. Muhafazakar tabana hitap ederler, tüzüklerin hiçbir yerinde geleneksel yaşantıdan bahsetmezler. Feminist bir kadından daha tehlikeli olan kimdir biliyormusunuz? Başörtülü bir feminist! Neden? İslamdan uzak niyetlerine baş örtüsünü araç ettikleri için, o baş örtüleri bu yanlış yolda onları koruma yerine azdırır. 
                  
Allahtan daha adil olamazsınız!

Değerli okurlarımız, siz Allahtan daha adil olamazsınız. Eğer erkek ve kadın eşit olsaydı Allahu Teala erkek kadar kadın peygamberde yeryüzüne indirirdi. Allahu Teala bırakın erkek kadar indirmeyi, bir tane kadın peygamber bile indirmemiş. Buradan siz birşey bir mesaj çıkaramıyorsanız, yazık size. Bu konuda kafası karışık olan okurlarımıza "İslamda kadının konumu nedir" yazımızı öneririz. Bir erkeğin bir kadından ne kadar farklı olduğunu orada detaylarıyla öğrenebilirsiniz. KADEM muhafazakar tabana hitap ediyor ama, muhafazakar yaşantıyı koruma yerine geleneksel aile yaşantısını yok eden bir kurum olarak karşımızda duruyor. Muhafazakar aileler kızlarını bunlara veriyor, bunlarda bu genç kızların beyinlerine evlenmek zorunda değilsin, evde kalmak zorunda değilsin, oku ve kendi ayakların üzerinde dur felsefesini yerleştiriyor. Soruyoruz, bu geleneksel aileyi bozmuyorda ne yapıyor? KADEM'in, AK parti kadın kolları kadınların nefisleri ilahi düzeni reddediyor; erkek evde kalsın, neden biz evde kalmak zorundayız diyorlar? Cevabımız; bu konuda muhatabınız biz erkekler değiliz, ilahi emirlere olan nefretinizi biz erkeklerden çıkarmayın. Bu konuda bir derdiniz varsa bize değil şikayetinizi Allaha iletin. 9 ay boyunca bebeği karınıza koyan o, iki yıl boyunca bebeği emzirmeniz gerek diyen o, biz erkekler değil! Dört çocukta etti bu 12 yıl. Erkek değil, doğanın yani Allahın şartları kadını eve mahkum kılıyor. Haa, siz; ben bunu takmam derseniz o başka.
Örneğin KADEM'in kadınları. Evlenmezsiniz, çocuk yapmazsınız, yaptığınızda çocuğunuzu emzirmezsiniz, iki çocukta bırakırsınız, erkeğinize ayda bir ilgi gösterirsiniz, doğan çocuklarıda bakıcıya verirsiniz olur biter. Sonuçta hür irade var. Dünya nimetlerin peşinde koşturmakta özgürsünüz. Mahşer gününde ama bu Ayet önünüze koyulduğunda ağlamayacaksınız; "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). Kısacası KADEM, muhafazakar genç kızları aldı ve bu genç kızları erkeğin önüne rakip olarak çıkardı. Bunun bir benzerinide suudi prensi yapıyor, bunu açılım altında yapıyor. Bizimkiler KADEM altında, suudi prenste açılım altında bunları yapıyor. Bunlarda kimin projesi? Soros! KADEM çok açık ve net soros'a hizmet ediyor. Bunlara soros'a hizmet ediyorsunuz denildiği zamanda alınıyorlar, alınmayın. Bilerek veya bilmeyerek o bizi ilgilendirmez, soros'un amellerine hizmet ediyormusunuz; ediyorsunuz. Nokta. AK parti, orta yaşlarda ve aile ile işi olmayan ne kadar baş örtülü kadın varsa bunları birer simge olarak muhafazakar genç kızların önüne koydu, genç kızlarımızda bunlar gibi olmak için ev hayatını terk edip kariyer hırsı peşine düştü. AK partili kadın yöneticilere sorduğunuzda aile bizim en büyük değerimiz diyorlar. Bu kadınlara baktığınızda ama yarısı bekar diğer yarısıda haftada bir kocasını görüyor. Bunlara protokol aile denir. Kağıt üzerinde aileleri var, yaşantılarına baktığınızda uzaktan yakından eşleri veya çocukları ile ilgileri yok. Ağızlarından aile birliğini düşürmezler, yaşantılarına baktığınızda ama tam tersini görürsünüz. Ne çocukları ile bir alakaları var ne de eşleri ile. Tüzüklerinde bile "aile" kelimesi yok. HDP'li vekillerin demokrasi ve barış söylemleri gibi. Söylemler farklı eylemler ve yaşantı farklı.

AK parti muhafazakar yaşantıyı, aileyi yok ediyor!

KADEM'e bir sormak gerek, onların aile tanımı nedir diye? Onlar için bir ailede kadının rolü nedir erkeğin rolü nedir? Keşke tüzüklerinde çağdaşlık ve cinsiyet eşitliliği yerine aileye yer verseydiler. Aile nedir, aile nasıl korunmalı, müslüman bir kız nasıl bir anne nasıl bir eş olmalı gibi kavramlara keşke yer verseydiler ve bunları kendilerine misyon kılsaydılar. İnanın bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim" (Ahzab Süresi; 28). İslam dininde dünya nimetleri peşinde koşan bir kadına gösterilecek muamele boşanmadır. Bu yoruma açıkta değildir. AK partili kadınların bir aile hayatı yok, genç kızlarımızıda bu yaşantıya sürüklüyorlar. Sonrada dört çocuktan bahsediyorlar. Nasıl olacak bu? Erkeklermi doğum yapacak. Ya da onların hayal ettiği aile ortamı, çocuklar bakıcıda kendileride farklı farklı işlerde, dağınık kopuk bir aile hayatımı? Ah erdoğan ah, bunların bedeli sana çok ağır olacak koçum bizden söylemesi. Karını bir süs objesi gibi yanında taşıyıp duruyorsun, bu İslama ters bunu sana anlatan hiçbiri olmadımı? Senin çevrende bunu sana söyleyecek hiç bir bilge insan yokmu? İslamda kadının yeri evdir çocukların başıdır, dünya nimetleri peşinde koşmak değil.
"Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Sürekli medya önünde olmak, sürekli insanların gözü önünde olmak bir nefis için ağır bir yük. Örneğin; emine hanımın nice yüz gerdirme müdahaleleri geçirdiği çok aşikar, bu mu genç kızlara örnek gösterdiğiniz yaşantı? Sizin bu yaşantınızla bir istanbul sosyetisinin yaşantısı arasında ne farkı var? Bir gün Allahın huzuruna çıktığınızda da, "ama ben başımı örttüm" demeniz sizin lehinize olmayacak, o baş örtü aleyhinize ifade verecek bilginiz olsun. İlginç olanı kendi kızları ve gelinleri, çocuklarının başında birer ev hanımı. Ülkenin genç kızlarına gelince ama veriyorlar gazı. Siz şöyle muhteşemsiniz siz şöyle züpersiniz. Örneğin; aile bakanlığına birini atıyorlar, eşi yok çocuğu yok okulunuda gurbette okumuş yani kadının hayatında aile diye bir kavram yok. Bu kadınmı aile geleneklerimizi koruyacak? Bu kadının aile diye bir derdi olsaydı ilk önce kendi yuvasını kurardı. Ya bundan önceki? O da emzirik çağında olan çocuğunu bırakıp dünya işlerin peşine koştu. Kendi çocuğunu bırakıp başka işlerin peşinde koşan bir kadının başka çocuklara faydası olurmu? Olmaz. Olsaydı kendi çocuğuna olurdu. Atalarımız görünen köy kılavuz istemiş demiş, bakanlarınız bu olursa malda o olur. Son 10 yılda da ailenin nasıl bir çöküntü içinde olduğunu zaten hep birlikte görüyoruz. Üzücü olan, bu kadınların hepsi baş örtülü ve Müslümanım, muhafazakarım diye geçiniyor. Kötü kötülüğünü yapacak, örneğin sanat alemin çektiği diziler. Bizi üzen ise, bizim gibi görünüp içten bizi yıkanlar. Muhafazakar görünüp içten aile hayatını yıkanlar. Muhafazakar diye bunları seçtik, feministlerden daha çok aile hayatına zarar verdiler. Örneğin; ticaret bakanı. Diyorki; gelişmiş ülkelerde kadınların iş hayatına atılma oranı yüzde elli civarındaymış bizim ülkede ise bu oran yüzde otuzmuş. Bizim ülkede de bu oran yüzde elli seviyelerine getirilmesi gerekiyormuş. Bu hanımefendi acaba yüzde elli oranda olan ülkelerdeki doğum oranın ne olduğunu biliyormu? O ülkelerin yok olmakla karşı karşıya olduğunu, kadınları evde tutmak için her türlü teşviği yaptıklarını biliyormu? Onlar kadını evde tutmak için teşvik yapıyor, bizde ise kadını iş hayatına sürüklemek için her türlük destek yapılıyor. Onlar kadının iş hayatına atılmasının bedelini çok ağır ödüyor. Bizde bunun bedelini çok ağır ödeyeceğiz bizden söylemesi. Önümüzde bunun bedelini ödeyen örnekler varken göz göre göre aynı hatanın içine sürükleniyoruz. İnanılır gibi değil. Sonrada kandırılmışız ve aldatılmışız söylemlerini duyarız bu eziklerden. Örneğin; kadınların iş hayatına yüksek oranda katıldığı ülkelerde kadınların ilk hamile olma yaşının 24 den 28-30 civarına doğru kaydığını biliyormuydunuz? Bir veya iki çocuk yapıyorlar, bunuda 30 yaşlarına kadar erteliyorlar. 20 yaşında hamile kalmamı sizce daha sağlıklı yoksa, üniversite ve sınavlar ile yıpranan 30'lu bir bedenmi? Veyahut kadının yüksek oranda iş hayatına atıldığı bir ülkede ahlaki değerler, sosyal ve aile yaşantısı bundan nasıl etkilendi bunu hiç araştırdınızmı? Bunları ve dahasını araştırmadıysanız, kadını iş hayatına atmayı hangi akıl ve mantık doğrultusunda yapıyorsunuz?

Batıya ve pkk'ya tavsiyemiz

Kandilde dağın başında bir devlet kurmaya hiç zahmet etmeyin. Siz beş altı çocuk yapmaya devam edin. AK Partinin kadın kolları AK partinin hayata düşkün kadınları olduğu müddet, bu doğum oranlarıyla siz zaten 20 yıl içinde tüm Türkiye'ye sahip olursunuz. Seçimler ile istediğiniz hükümeti getirir istediğinizi devirirsiniz. Güzelim anandoluya sahip olmak varken, kandilde dağın başında devlet kurmakla uğraşmayın.


Bir profesörün yazısını paylaşmak istiyoruz sizlerle

Tanımadığımız ve güvenmediğimiz isimlere sitemizde yer vermeyiz. Burada bir istisna yaptık. Bu yazıyı kaleme alan profesör hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz, bunu baştan okurlarımızla söyleyelim. Bir okurumuz bu yazıyı bizle paylaştı bizde yazı çok güzel olduğu, konumuzla ilgili olduğu için sizinle paylaşmak istedik. Yazı bir analiz içermiyor, sadece bir durum tespiti yapıyor. Halimizi anlamanız açısından da çok güzel bir tespit olmuş.


"ÖZELLİKLE KIZLARIMIZ OKUSUNLAR."

|Prof.Dr. Serdar Demirel|

Postmodern Çağda Müslüman Bilincin İnşâsı 1

Geçenlerde, bir dönemin ilahiyat mezunları buluşmasında idim. Ve maalesef yeni nesil ilahiyatçılar arasında bile “ev hanımı olmak, anne olmak ne de zor bir durummuş”, bunu gözlemledim.

Okumaktan evliliğe vakit ayırmayan ve artık bir öğretmen, kk öğreticisi, vesaire kurum ve kuruluşlarda görevli olarak “ayakları üzerinde duran” hanımlar alkışı hak ederken ev hanımı olan ve çocuğuna baktığını mahcubiyetle ifade eden ve “ben görev ALAMADIM” diyerek üzüntüsünü ifade eden ilahiyatlı bacıların o hâlini görünce tüm hayat gayesi devlete sırtını dayayıp bir meslek sahibi olmak olan ve “kariyer” denilen şu lanet ego azdırıcısını kendine put edinen günümüzün yaygın gençliğine kim kızabilir ki.

Suçu tümüyle gençlerde buluyor da değilim. Meslek sahibi olan kız öğrencisiyle gurur duyan hocalar, ayakları üzerinde duran kızlarını el üstünde tutun aile ve akrabalar, aldıkları maaşlarla modanın hızını yakalayan arkadaşları ile ortak muhabbet konusu bulamayan bir sosyal çevre olduktan sonra, yani; “Paranı kazanıyor, kendi ayakların üzerinde durabiliyor ve kocanın eline bakmıyorsan senden iyisi yok” diyen bir toplum olduktan sonra ve bir de böyle bir algıya sahip olup “illa çalışanla evlenirim” veya “çalışıyor olması tercih sebebidir” diyen erkekler çoğunlukta olduktan sonra hangi kızdan “anneliği” kutsal bir vazife addetmesini, gururla “ev hanımıyım” demesini bekleyebilirsiniz ki!

Artık sadece erkeklerimiz değil, kızlarımız da işsizlik endişesi taşıyor.

Zira artık erkek ve kadın eşit. Zira artık feminist zihniyet ülkemin her yerinde. Öyle ki, artık sadece genç kızlar değil, kızları yetiştiren anne ve babalar da zihinlerinde erkek ve kız çocuklarını eşitledi.

O kadar çok duyar oldum ki; “Kızım ekmeğini eline almadan, kendi ayakları üzerinde durmadan evlenemez. Parasını kazanacak, kocasının eline bakmayacak. Eğer kocası sorun çıkarırsa çıkıp gelecek, nasıl geçinirim diye düşünmeyecek.” Öyle de oluyor zaten...

Kadınlar habire boşanıp baba evine çıkıp geliyor. Zira bilinçaltına işleniyor anne ve babalar tarafından.

Velhasıl kız ve erkeklerin eşit olmadığı tek yer kaldı. O da Allah’ın (c.c) kitabı. Kitap’ta hâlâ erkek ve kadın farklı yazıyor. Hâlâ erkeklere ve kadınlara farklı sorumluluklar yükleniyor.

İşte böyle bir zamanda, yemin ediyorum, kendisine kariyer planlaması sorulduğunda bir kızın;

Allah’ın (c.c) fıtratıma koyduğu annelik vazifesini yerine getirmek için öncelikle evlenecek ve çocuklarımın bu ümmete hayırlı birer ferd olmaları için elimden geleni yapacağım. Bu asli vazifemin haricinde de elimden geldiğince etrafıma faydalı olacak etkinliklerde görev alacağım” diye cevap verdiğine şahit olursam…

Veya kendisini tanıtan evli bir kadının gururla ve yüksek sesle; “Şu yeryüzündeki en kutsal görevi yerine getiriyorum! Ben bir anneyim ve çocuğumu kreşlere emanet etmiyor, ona benim gibi kimsenin bakamayacağını bildiğimden dolayı Allah’ın bana olan emanetini, O’na layık bir kul olsun diye bizzat kendim yetiştiriyorum” diye haykırdığına şahit olursam, geleceğe ümitle bakabileceğim.

Çünkü dindar nesil ne 7 yaşından sonra okulda haftada bir saat gördüğü din kültürü ve ahlâk dersiyle, ne İmam Hatip Ortaokulları ve liseleriyle, ne Kur’ân kurslarıyla ve ne de ilahiyatlarla yetişir.

Dindar nesil ancak televizyonun karşısında yavşayan değil, seccadenin başında gözyaşı döken ve yavrusunun ahlâklı bir Müslüman olması için çalışıp çabalayan dindar ebeveynlerin kucaklarında yetişir.

Dindar nesil, “Anneliği” tüm kariyer hayatının temeli olarak gören ve “Ev Hanımıyım” demekten utanmayan “Ana”larla, ve

Çocuğuna evden veya arabadan değil, güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakamayacağının bilincinde olan “Baba”larla yetişir.."

Bil vesile cumamız mübarek ve feyizli olsun...