• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

cemaat ve tarikatlar- giriş yazısı

-2013
Bu yazı dizilerimizde İslami konulara giriyoruz, İslami konulara girdiğimiz an da cemaat ve tarikatlara değinmeden olmaz. En azından bizim için olmaz. Yeni bir düzen inşa etmek istiyorsanız, ilk önce varolanı yıkmalısınız. Sıkıntı nerede; cemaat ve tarikatlar İslam dinini kendi patentli ürünü olarak görüyor, birinci sıkıntı burada. İslam inancının babalarının malı olmadığını arada sırada bunlara hatırlatmakta yarar var. İkincisi, kendilerini bu alanda tek uzman tek bilge kurum olarak görmeli. Üçüncüsü, İslamı hurafe kalıpların içine hapsetmeleri. Giyim kıyafetten sakal bıyığa kadar. Dördüncüsü, sorgusuz sualsiz bir biat sistemi kurmaları. Beşincisi, şıhları kutsallaştırmaları. Rabıta, destur vs. Bizim amacımızda İslamı onların prangalarından kurtarıp özgürleştirmek. Bu yazılarımızla bu yönde ilk adımlarımızı atmış olalım. Devamını getirmek bizlere veya başkalarına nasip olur inşallah.

Tekeli nasıl kurdular?

Tarikatlar İslamla ilgili konularda kendilerini bilir kişi olarak topluma nasıl kabul ettirebildi? Soru sormayı yasaklayarak! Cemaat ve tarikatlara girdiğinizde kimse kalkıp size burada düşünce ve fikir üretmek yasaktır demez. Bunu çok sinsi yaparlar çok sinsi yoldan sizi sustururlar. Nasılmı? Örneğin; sen arapça biliyormusun veya rehber olmadan saparsın veya sen şu şu şu ilimlere vakıfmısın gibisine söylemlerle sizi sustururlar. Bu tür söylemler duyduğunuzda biliniz ki siz bir biat kültürüne zorlanıyorsunuz. Biliniz ki aklınız elinizden alınıyor. Buna müsade ettiğiniz zamanda, ne uygulanan ritüelleri sorguya çekebilirsiniz ne de verilen fetvaların içeriğini. Maalesef insanlarda bundan razı görünüyor; onlar yıllarını vermiş, rehbersizde bu işler insanı saptırıyor, dolayısıyla onların aklı ile hareket etmek daha güvenilir diyor ve o biat kültürüne razı oluyor. İnsanlar gönüllü olarak biata nasıl razı olabiliyor? Kendi akıllarını kullanırlarsa sorumluluğun kendilerinde olacağına, başkalarının aklıya hareket ettiklerinde ise tüm sorumluluk onlara ait olacağına inandığı için. İster buna kolaycılık deyin ister sırtını başkasına daya ve hayatı yaşa deyin, insanlar biat zinciri içine girmekte bahis görmüyor. Alan memnun veren memnunsa, bizim sorunumuz ne? İslam dini onlara ait değil. Sorunda tam bu. İslam dinine yapılan her tecavüzden Allah bizide sorumlu kılacak. Yani benim sorunum deme şansımız yok. İslamın namusunu korumak hepimizin üzerine bir farz. İnsanları aydınlatmak hepimizin üzerinde bir farz. Örneğin; bu insanlar sırtlarını tarikata dayıyor, yaptığı herşeyin sorumluluğu onlara ait olduğuna inanıyor, bilmiyor mahşeri sorguda kendisinin sorguya çekileceğini. Sadece onlarmı, hayır bizde sorguya çekileceğiz. Bizim gibi konulara vakıf insanlarda sorguya çekilecek, neden insanları uyarmadınız neden toplumu tarikatların eline bıraktınız diye. Bizde bu vebalden kurtulma adına, mesleğimiz bu olmamasına rağmen bu yazılarımızla olabildiği kadar üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz.

Tarikat ve cemaatler bu yobaz duruma nasıl düştü?

Farklı nedenleri var, birincisi art niyetli şıhlar, ikincisi pozitif bilimlerden uzak durulması ve üçüncüsü tüm yükü bireylerin üzerine yüklemeleri. Bize görede en sıkıntılı nokta ve üzerinde durulması gereken nokta burası. Bu gerek İslam inancı gerek ülke yönetimi olsun, bizler toplumumuzu bireylerin üzerine inşa etmişiz. İyi birisi geldiği zamanda toplum olarak yükselmişiz gelmediği zamanda çöküşler yaşamışız. Bu da tabii ki böyle olmamalıydı. Bizler bireylere dayalı bir düzen kurmamalıydık. Maalesef bireylerin çabaları ile ayakta kalan bir toplumuz. Sırtımızı birisine yaslamayı yan gelip yatmayı seven bir milletiz. Bunun tezahürünü cemaat ve tarikatlarda da görüyoruz. Örneğin; alim olmak için 7 farklı dalda uzman olma zorunluluğu. Bir kişinin herşeyde uzman olması bekleniyor. Böylede bir dünya yok. Herkes her alanda uzman olamaz. Bu basit mantık meselesi, bir konuya ne kadar zaman ayırırsanız o kadar uzman, ne kadar çok farklı alana dalarsanız o kadar orta şeker olursunuz.
Sonuçta bir konuya ayırmanız gereken zamanı farklı konulara ayırıyorsunuz. Bir konuda sivrilme yerine her konuda orta şeker orta kültürlü birisi oluyorsunuz. Bizler tüm sorumlulukları bireylere yüklerken, batı dünyası ne yaptı, nasıl olduda onlar bu yarışta sivrildi biz geride kaldık; onlar sorumlulukları dağıtmış. Tüm sorumluluğu bir bireyin üzerine değil birden fazla kişinin omuzuna yüklemiş. Örneğin; tıp ilmi. Tıp ilmi latince ve eski yunanca dilini kullanır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan hekim göremezsiniz. Sistemi nasıl kurmuşlar? Görev dağıtımı yapmışlar! Tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. Bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor. Her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. Yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! Medrese eğitiminde ne yapıyorlar; tüm yükü bir bireyin üstüne bindiriyor, 7 dalda uzman olmazsan seni alim kabul etmem diyorlar. Batı alemi sadece bir konuda uzman ol bana yeter diyor, İslam dünyası ise 7' den aşağıya uzmanlık kabul etmem diyor. Sonuç; biz hiç bir konuda sivrilemeyen uzmanlara sahibiz, onlar ise farklı dallarda zirveden zirveye koşturan uzmanlara sahip. Bizler herşeyi anlamaya çalışırken hiçbir şeyi anlamayan uzmanlar yetiştiriyoruz.

Görev dağıtımı nasıl yapılır?

Konuyu daha iyi anlamanız için kendimizden örnek verelim; biz arapça bilenlerden değiliz, fakat size Ayetlerin tefsiri ve mealini yapıyoruz, nasıl oluyor bu? Arapça bilmeden meal ve tefsiri
nasıl yapabiliyoruz? Arapça bilen uzmanların bilgilerinden yararlanarak bunu yapıyoruz. Örneğin; elmalı hamdi yazır'ın meali. Birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış bizde pozitif bilimler üzerinde ihtisas yaptık, işbirliği yapmak varken neden 5-10 yılımızı arapça dilini öğrenmekle geçirelim? Haracanacak bolca zamanınız varsa bunu yapabilirsiniz, ama bizim gibi dünya ile yarışıyorsanız çözmeniz gereken onca soru varsa, kaybedecek zerre zamanınız yoksa o zaman ne yapmanız gerek; yük paylaşımı! Kaldı ki siz arapça öğrenseniz dahi, sizi eleştirmek isteyen yine bir açığınızı bulur, arabistanda yaşamadan arapça öğrenilmez der. Arabistanda yaşayıp öğrenseniz, bu sefer Kur'an lisanı sıradan arapça değil der ve yine bir açığınızı yakalamaya çalışır. Biz o yüzden insanlar ne der ona göre değil, batının sırrı nedir ona göre hareket ettik. Kim hangi alanda ihtisas yapmışsa onların ilmini öğrenmek yerine onların bilgilerinden yararlandık. En sağlıklı yaklaşımda budur. Herkes herşeyde iyi olamaz. Bazıları dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. Herkese herşeyi öğretme yerine, kişiyi fıtratına uygun alana teşvik etmek gerekir. Örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzmanlaşmış, bizde pozitif bilimlerde uzmanız. Onun sahip olduğu bilgi bizde yok, bizim sahip olduğumuz ilimde onda yok. Ne yapmalıyız o zaman? Birbirimizin ilmini öğrenme yerine, akıl derki; işbirlği yapın. Gücünüzü ve ilminizi birleştirin. Başkasına kendi bilginizi şart koşma yerine, ortak üretime odaklanın!!! Batının başarı sırrıda bu. Bizden akıllı olduklarından veya daha fazla çalıştıklarından değil, sorumluluğu birden fazla kişiye yüklemelerinden. Bizde yazılarımızda bunu yaptık. Herşeyi bilme ve öğrenme derdine girmedik, başkalarının ilminden yararlandık. Örneğin; elmalılı hamdi yazır'ın o temel kuran-ı kerim mealini aldık, bizde olan ilimlede o meali bir üst safhaya taşımaya çalıştık. Biz elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmedik veya onun ilmini yok saymadık, ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabiliriz bunun hesabını yaptık. Doğru yol ve yaklaşımda budur.

Her daldan orta şeker çalma yerine bir alanda uzmanlaşın

Bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen alimler gelebilir, eğer geliyorsa unutun o alimleri. O alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. Neden? O alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. Örneğin; said nursi. Risaleleri kendisinin yazmadığını, gayptan birilerinin yazdırdığını nurcuların kendiside itiraf ediyor. Anlayacağınız, birisinin bir çok ilimde uzmanlaştığının bir örneği yok. O yüzden gençleri buna zorlamanın bir anlamı yok. Biz her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen ilmiyle dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. O yüzden "şunuda bilmen gerek" yahut "şunuda bilmezsen bunu yapamazsın" deme yerine, "bizde de şu ilim var, çalışmalarında nasıl katkıda bulunabiliriz,
zaman kaybetmeme açısından bizim bilgi ve çalışmalarımızdan da faydalanabilirsin"
derseniz bu İslam alemi için daha hayrlı yaklaşım olacaktır.

Bilgiyi alınız, sonrası onu kendi ilminizle bir üst safhaya taşıyınız

Geçmiş alimler ömürlerini zor şartlar altında medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi, belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz, ama arkadaşlar biraz kendinize ve çağınıza güvenin. O alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi, siz ise o bilgileri saniyede öğreniyorsunuz (google). Biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. Bilhassa kimseyi gözünüzde kutsallaştırmayın ve büyütmeyin. Sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. Yapacağınız en büyük hata bu olur, kutsallaştırmak. Kişileri eğer kutsallaştırırsanız, eserlerinin üstüne birşey dikemezsiniz. O bilgi seviyesinde taklı kalırsınız.
Sorgulanamayacak, tamamlanmış olup üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. O yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin. Onların hata ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını unutmayınız. İlim bir bayrak yarışı ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. Kişileri ve eserlerini kutsallaştırdığınız zaman ama bunu yapamazsınız. O seviyeyi ilmin son noktası olarak görür, üstüne birşey koymaya cesaret edemezsiniz. O yüzden ne diyoruz hep; kutsallarımız belli (Allah, Kuran-ı Kerim ve peygamberimiz sav), onların dışında herşey kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya muhtaçtır. Bu tamamlanmayı ya siz yapacaksınız ya da batı yapacak. Onlar yaparsa çağ atlayan onlar, kölede siz olursunuz. Bir yüz yıl daha onların akıttığı kan, yaydığı adaletsizlik ve kötülüğe dur diyemez, devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. Eğer bugünki yaşantınızı ve okuduklarınızı geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.





kelimelerden türemiş hurafeler