• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

hastalıkların sırrı ve çözümü- giriş yazısı



Bu yazı dizilerimizde İslami konulara giriyoruz, İslami konulara girdiğimiz an da cemaat ve tarikatlara değinmeden olmaz. En azından bizim için olmaz. Sıkıntı şu arkadaşlar; cemaat ve tarikatlar İslam dinini belirli kalıpların içine hapsetmiş. Bunlar İslam dinini kendi patentli ürünü gibi görüyor ve bunu kendi inançları doğrultusunda dünyaya pazarlıyor. Bizde buna dur deme, onların kurduğu çarka çomak sokma vakti saati geldi diye inanıyoruz. Bu yazılar bu yönde bir başlangıç olsun, devamınıda inşallah bizler veya başkaları getirir.

Cemaatler ve tarikatlar düşünceyi nasıl yasaklar?

Cemaat ve tarikatlara girdiğinizde kimse kalkıp size burada düşünce ve fikir üretmek yasaktır demez. Bunu çok sinsi yaparlar çok sinsi yoldan sizi sustururlar. Nasılmı? Sen arapça biliyormusun derler. Bu ilim çok karmaşık bir rehbere muhtaçsın yoksa saparsın derler. Bu konuda kaç eser kaleme aldın derler. Sen şu şu şu ilimlere vakıfmısın, vakıf olmadan anlamazsın derler.
Bu tür söylemler duyduğunuzda bilinizki siz bir biat kültürüne zorlanıyorsunuz. Bilinki aklınız elinizden alınıyor. O aşamadan sonra ne uygulanan ritüelleri sorguya çekebilirsiniz, ne de verilen fetvaların içeriğini. Onlar yıllarını vermiş ben değil, rehbersizde bu işler insanı saptırıyor, dolayısıyla kendi aklımızı kullanıp sapacağımıza onların aklı ile hareket edip güvende olmak daha mantıklı deyip insanlar biat kültürüne razı oluyorlar. Alan memnun veren memnunsa, bizim sorunumuz ne? İslam dini onlara ait değil. Sorunda tam bu. İslam dinine yapılan her tecavüzden Allah bizi sorumlu kılacak. Yani benim sorunum deme şansımız yok. İslamın namusunu korumak hepimizin üzerine bir farz. Bizde bu yazılarımızla olabildiği kadar üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz.


Cemaat ve tarikatlar nasıl cahil kaldı?

Cemaat ve tarikatların ilimde geride kalması günümüz çağını yakayamamasının en güzel nedenlerinden birisi eğitim sistemleriyle ilgili. Çok yanlış bir eğitim müfredatına sahipler. Örneğin; bir talebenin bir çok alanda uzman olmasını bekliyorlar. Böylede bir dünya yok. En basiti birisi eğer herşeyi bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. Sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. Örneğin; arapça bilmeden İslam alimi olamıyorsunuz. Arapça bilmeden olmaz ama hocam diyorsanız, neden olmasın? Batıda bunun en güzel örneği tıp ilmi. Tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. Sistemi nasıl kurmuşlar? Görev dağıtımı yapmışlar! Tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. Bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor. Her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. Yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! İslam alemi 7 dalda uzman olmazsan seni alim kabul etmem diyor, batı alemi ise sadece bir konuda uzman ol bana yeter diyor. Sonuç; biz hiç bir konuda sivrilemeyen uzmanlara sahibiz, onlar ise farklı dallarda zirveden zirveye koşturan uzmanlara sahip. Bizler herşeyi anlamaya çalışırken hiçbir şeyi anlamayan uzmanlar yetiştiriyorsunuz.


Görev dağıtımı nasıl yapılır?

Konuyu daha iyi anlamanız için kendimden örnek vermek istiyorum; ben arapça bilmiyorum ama size Ayetlerin tefsirini ve mealini yapıyorum, nasıl oluyor bu? Arapça bilmeden nasıl meal ve tefsir yapabiliyorum? Çok basit, arapça bilen uzmanlardan yararlanarak bunu yapıyorum. Birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış bende pozitif bilimler üzerinde ihtisas yaptım, işbirliği yapmak varken neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? Haracanacak bolca zamanınız varsa bunu yapabilirsiniz, ama bizim gibi dünya ile yarışıyorsanız çözmeniz gereken onca soru varsa kaybedecek zerre zamanınız yoksa o zaman ne yapmanız gerek; yük paylaşımı! Kim hangi alanda ihtisas yapmışsa onların ilmini öğrenmek yerine onların bilgilerinden yararlanıyoruz. En sağlıklı yaklaşımda budur. Herkes herşeyde iyi olamaz. Bazıları dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. Herkese herşeyi öğretme yerine, kişiyi fıtratına uygun alana teşvik etmek gerekir. Örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzmanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. Onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. Ne yapmalıyız o zaman? Birbirimizin ilmini öğrenme yerine, akıl derki; işbirlği yapın. Gücünüzü ve ilminizi birleştirin. Yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. Ortak üretime odaklanın!!! Bende bunu yapıyorum. Elmalılı hamdi yazarın o temel kuran-ı kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. Ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum veya onun ilmini yok saymıyorum, ben ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. Doğru yol ve yaklaşımda budur.


Her daldan orta şeker çalma yerine bir alanda uzmanlaşın

Bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir, eğer geliyorsa unutun o alimleri. O alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. Neden? O alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. Biz her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen ilmiyle dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. O yüzden "şunuda bilmen gerek" veyahut "şunuda bilmezsen bunu yapamazsın" deme yerine "bizde de şu ilim var, çalışmalarında nasıl katkıda bulunabiliriz,
zaman kaybetmeme açısından bizim bilgi ve çalışmalarımızdan da faydalanabilirsin"
derseniz bu İslam alemi için daha hayrlı yaklaşım olacaktır.


Bilgiyi alın ve kendi ilminizle bunu bir üst safhaya taşın

Eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi, belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. O alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. Siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. Biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. Eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. Sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. Onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. Sorgulanamayacak, tamamlanmış olup üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. O yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin. Büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. İlim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. İlmin sınırı yok. Ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. Yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. Onların akıttığı kanı, yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. Devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. Eğer bugünki yaşantınızı ve okuduklarınızı geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunu biliniz.