oruç, çocuklar ve ebeveynlerin günahları- giriş yazısı



Bu yazı dizilerimizde İslami konulara giriyoruz, İslami konulara girdiğimiz an da cemaat ve tarikatlara değinmeden olmaz. En azından bizim için olmaz. Sıkıntı şu arkadaşlar, cemaat ve tarikatlar İslam dinini belirli kalıpların içine hapsetmiş. Bunlar İslam dinini kendi patentli ürünü gibi görüyor ve bunu kendi inançları doğrultusunnda dünyaya pazarlıyorlar. Bizde diyoruzki, artık İslamı bu yobaz ve art niyetli zihniyetlerin elinden kurtarma İslamı özgürleştirme vakti geldi.

Cemaatler toplumu nasıl kontrol eder?

Cemaatler düşünceyi yasaklayarak toplumu kontrol eder.
Düşünce nasıl yasaklanır? Cemaat ve tarikatlara girdiğinizde kimse kalkıp size burada düşünce ve fikir üretmek yasaktır demez. Bunu çok sinsi yaparlar çok sinsi yoldan sizi sustururlar. Nasılmı? "Sen arapça biliyormusun", "bu ilim çok karmaşık bir ilim, sen bu alana girdiğinde sapıtabilirsin", "sen kaç eser kaleme aldın" veya "sen kaç ilim biliyorsun", "senin yaşın daha neki" gibi kavramlar kullanırlar. İşte bu tür kavramlar sayın okurlarımız karşı tarafı susturmanın, bir düşünce ve bir fikre karşı gelmenin, başkalarını kendi düşüncelerinize boyun eğdirmenin sinsi bir yoludur. Hocam ama en basiti arapça bilmek gerekmiyormu? Bakın arkadaşlar, herkes herşeyi bilemez ve bilmekte zorunda değil. Yok öyle bir dünyada. En basiti birisi eğer herşeyi bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. Sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. Bunun en güzel örneği tıp ilmidir. Tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. Sistemi nasıl kurmuşlar? Görev dağıtımı yapmışlar! Tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. Bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor. Her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. Yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! Siz ise bir kişinin her dalda her konuda uzman olmasını bekliyorsunuz. İslam alimi olmak istiyorsa en azından7 dalda uzman olması gerek diyorsunuz. Sonuç? Hiçbir konuda uzman olmayan alimler yetiştiriyorsunuz. Herşeyi anlamayı çalışırken hiçbir şeyi anlamayan uzmanlar yetiştiriyorsunuz. Konuyu daha iyi anlamanız için kendimden örnek vermek istiyorum; mesela ben arapça bilmiyorum ama size Ayetlerin tefsirini ve mealini yapıyorum. Nasıl oluyor bu? Arapça bilmeden nasıl meal ve tefsir yapabiliyorum? Çok basit, arapça bilen uzmanlardan yararlanarak bunu yapıyorum. Birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış bende pozitif bilimler üzerinde ihtisas yaptım, işbirliği yapmak varken neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? Haracanacak bolca zamanınız varsa bunu yapabilirsiniz, ama bizim gibi dünya ile yarışıyorsanız çözmeniz gereken onca soru varsa kaybedecek zerre zamanınız yoksa o zaman ne yapmanız gerek; yük paylaşımı! Kim hangi alanda ihtisas yapmışsa onların ilmini öğrenmek yerine onların bilgilerinden yararlanıyoruz. En sağlıklı yaklaşımda budur. Herkes herşeyde iyi olamaz. Bazıları dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. Herkese herşeyi öğretme yerine, kişiyi fıtratına uygun alana teşvik etmek gerekir. Örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzmanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. Onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. Ne yapmalıyız o zaman? Birbirimizin ilmini öğrenme yerine, akıl derki; işbirlği yapın. Gücünüzü ve ilminizi birleştirin. Yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. Ortak üretime odaklanın!!! Bende bunu yapıyorum. Elmalılı hamdi yazarın o temel kuran-ı kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. Ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum veya onun ilmini yok saymıyorum, ben ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. Doğru yol ve yaklaşımda budur.

Not: bu noktada bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir. Eğer geliyorsa unutun o alimleri. O alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. Neden? o alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. Bize her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen ilmiyle dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. O yüzden "şunuda bilmen gerek" şunuda bilmezsen bunu yapamazsın" deme yerine "bizde de şu ilim var biz sana nasıl katkıda bulunabiliriz,
zaman kaybetmeme açısından benim bilgi ve çalışmalarımdan da faydalanabilirsin" derseniz bu İslam alemi için daha hayrlı olacaktır.

Lütfen, size verilen bilgileri sorgulayın

Evet, eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi. Belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. O alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. Siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. Biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. Eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. Sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. Onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. Sorgulanamayacak, tamamlanmış olup üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. O yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin. Büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. İlim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. İlmin sınırı yok. Ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. Yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. Onların akıttığı kanı, yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. Devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. İslamın ilk emri "ikra- oku". İkra emrini yerine getirebilmeniz içinde ilk önce hür olmalısınız. Hür olabilmeniz içinde ilk önce kendi aklınızı kullanmalısınız. Kendi aklını bir cemaate bir tarikata veya herhangi bir guruba emanet eden biri hür değildir, hür olmayanda ikra emrini yerine getiremez. Siz ne kadar çok kitap okusanız ve ezberlesenizde, başkaların söylediklerini mutlak doğru kabul ettiğiniz müddet okuduklarınız ve aldığınız onca eğitimin hiçbir anlamı kalmıyor. Bu durumda siz içi boş bir kütüksünüz, sırtında kitap taşıyan bir merkepsiniz dahası değil. Okuduğunuz kitaplar ve aldığınız eğitimle sırtında kitap taşıyan bir merkep konumuna düşmek istemiyorsanız başkaların tezi ile değil kendi aklınızla kendi doğrularınızla hareket edin. Eğer bugünki yaşantınızı, okuduğunuz kitapları kaleme alan geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.