nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler....

                                                          
                                            



                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

oruç, çocuklar ve ebeveynlerin günahları- giriş yazısı



Bu yazı dizilerimizde İslami konulara giriyoruz, İslami konulara girdiğimiz an da cemaat ve tarikatlara değinmeden olmaz. En azından bizim için olmaz. Sıkıntı şu arkadaşlar, cemaat ve tarikatlar İslam dinini belirli kalıpların içine hapsetmiş. İslam dinini kendi patentli ürünü gibi görüyor ve bunu kendi inançları doğrultusunnda dünyaya pazarlıyorlar. Bizde diyoruzki, artık İslamı özgürleştirme vakti geldi.

Cemaatler toplumu nasıl kontrol eder?

Düşünceyi yasaklayarak.
Düşünce nasıl yasaklanır? Cemaat ve tarikatlara girdiğinizde kimse kalkıp size burada düşünce ve fikir üretmek yasaktır demez. Bunu çok sinsi yaparlar çok sinsi yoldan sizi sustururlar. Nasılmı? "sen arapça biliyormusun", "bu ilim çok karmaşık sen sapıta bilirsin", "sen kaç eser kaleme aldın" veya "sen kaç ilim biliyorsun",  "senin yaşın daha neki" gibi kavramlar kullanırlar. İşte bu tür kavramlar sayın okurlarımız karşı tarafı susturmanın, bir düşünce ve bir fikre karşı gelmenin, başkalarını kendi düşüncelerinize boyun eğdirmenin sinsi bir yoludur. Hocam ama en basiti arapça bilmek gerekmiyormu? Bakın arkadaşlar, herkes herşeyi bilemez eğer bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. Sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. Bunun en güzel örneği tıp ilmidir. Tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. Sistemi nasıl kurmuşlar? Görev dağıtımı yapmışlar! Tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. Bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor. Her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. Yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! Siz ise bir kişinin her dalda her konuda uzman olmasını bekliyorsunuz. İslam alimi olmak istiyorsa en azından7 dalda uzman olması gerek diyorsunuz. Sonuç? Herşeyi anlamayı çalışırken hiçbir şeyi anlamayan insanlar ortaya çıkıyor. Örneğin; ben. Ben arapça bilmiyorum. İslam dini hakkında uzmanlaşmak için bilmeyede gerek duymuyorum. Neden? Birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış, onların meallerinden faydalanmak varken, neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? Zamanın varsa bunu yap, ama çözmen gereken sorular varsa birşeyleri üretmen gerekiyorsa, dünya seninle yarışıyorsa o zaman buna ayıracak zamanımız yok. O yüzden bırakın herkes en iyi yapabildiği işi yapsın, birileri dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. Örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzamanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. Onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. Ne yapmalıyız o zaman? Birbirlerimizin ilmini öğrenme yerine, akıl derki; işbirlği yapın. Gücünüzü ve ilminizi birleştirin. Yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. Ortak üretime odaklanın!!! Ben mesela ne yapıyorum; elmalılı hamdi yazarın o temel kuran- kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. Ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum, onun ilmini yok saymıyorum, ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. Doğru yol ve yaklaşım budur.

Not: bu noktada bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir. Eğer geliyorsa unutun o alimleri. O alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. Neden? o alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. Bize her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen, ilmiyle dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. Özeti; "şunuda bilmen gerek" şunuda bilmezseniz bunu yapamazsanız" "benim gibi arapça bilmeden yapamazsın" deme yerine, "sen hangi alanda uzmansın, bu alanda biz bir uzmana ihtiyaç duyuyoruz, senin bilgilerinden faydalanmak isteriz" diyebilirsiniz veyahut "ben bu alanda çalışma yaptım, ben sana nasıl yardımcı olabilirim" "zaman kaybetmeme açısından benim bilgi ve çalışmalarımdan da faydalanabilirsin" diyebilirsiniz. Bu tarz bir yaklaşım ümmet için daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Lütfen, size verilen bilgileri sorgulayın

Evet, eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi. Belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. O alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. Siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. Biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. Eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. Sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. Onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. Sorgulanamayacak ve üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. O yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin, büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. İlim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. İlmin sınırı yok, ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. Yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. Onların akıttığı kanı, yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. Devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. İslamın ilk emri "ikra- oku". İkra emrini yerine getirebilmeniz içinde ilk önce hür olmalısınız. Hür olabilmeniz içinde ilk önce kendi aklınızı kullanmalısınız. Kendi aklını bir cemaate bir tarikata veya herhangi bir guruba emanet eden biri hür değildir, hür olmayanda ikra emrini yerine getiremez. Siz ne kadar çok kitap okusanız ve ezberlesenizde, başkaların söylediklerini mutlak doğru kabul ettiğiniz müddet okuduklarınız ve aldığınız onca eğitimin hiçbir anlamı kalmıyor. Bu durumda siz içi boş bir kütüksünüz, sırtında kitap taşıyan bir merkepsiniz, dahası değil. Okuduğunuz kitaplar ve aldığınız eğitimle sırtında kitap taşıyan bir merkep konumuna düşmek istemiyorsanız başkaların tezi ile değil kendi aklınızla kendi doğrularınızla hareket edin. Eğer bugünki yaşantınızı, okuduğunuz kitapları kaleme alan geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.