nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

��akra tekerleklerin bilimsel a

bu açıklamalar dünyada bir ilk, bu yazımızda sizlere şakra tekerleklerin doğuş hikayesini aktaracağız, bu bilgileri başka bir yerde bulamazsınız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

İnsan bedeni binlerce yıl modern cerrahi müdahalelerden, ilaçlardan ve görüntüleme tekniklerinden mahrum yaşadı. Bu yoksunluk içinde yaşayan insan, kendisine bulaşan hastalıkları nasıl tedavi edebildi, kendisini nasıl koruyabildi? Allah insana haksızlık edermi, elbette etmez. İlahi adalet doğrultusunda her çağa o çağın sıkıntılarına bir çözüm sunan bir ilim indirilir. Bu günümüzün çağında teknoloji, geçmiş çağlarda ise elektromanyetik enerjisi oldu. Nasılmı?
Her çağın bilgi gelişimine hitap eden, organlar üzerinde denetleyici, düzenleyici ve şifa verici bir etkiye sahip tek bir güç var o da elektromanyetik enerji. Çok ilkel bir yaşam sürdüren topluluklar bu enerji akımları nasıl keşfetti, bu bir gizem; bizim tahminlerimize göre ya peygamberler vasıtasıyla o bilgiler o topluluklara aktarıldı ya da cinler vasııtasıyla. Kendileri bunu keşfetmiş olamazmı? Olamaz çünkü insanın gözleri elektromanyetik akımları görebilecek nitelikte değil, siz göremediğiniz birşeyin varlığını nereden bileceksiniz, ötesi onun haritasını nasıl çizeceksiniz? Mümkün değil! Bu haritalar ve bilgiler ama ortalıkta dolşatığı için öyle veya böyle farklı kültürler bu akımları keşfetmiş ve kendi inanç ve kültürleri doğrultusunda bu akımlara bir ad vermiş. Hint uygulayıcılarıda bu akımlara sanskritçeden gelen ve "tekerlek" anlamını taşıyan "chakra" adını verir. Şakra nedir, şakra tekerlekleri nasıl ortaya çıkar, yazımızın konusu bu, sizlere hayırlı okumalar.

Elektromanyetik akımların varlığı ve bunların haritaları

Bedenimizin içindeki elektromanyetik akımların varlığı, bilimsel açıdan tartışmaya açık bir konu değil, örneğin; EKG, EEG veya MR gibi görüntülerin hepsi bedenimizdeki elektromanyetik akımlar sayesinde elde edilir. Tıp dünyası bu akımları daha fazla araştırmaktan kaçınır, bunuda bizler anlayışla karşılamalıyız. Kas, kemik veya kan damarları gibi bu akımlarında haritalarını çizmeye kalkışırlarsa bin yıllardır ortalıkta dolaşan haritaların gerçekliğini kendi elleri ile tasdiklemiş olurlar, kimsede kendi bacağına bacağına kurşun sıkmaz. Ortada menfaat ve çıkarlar olduğu müddet bilim dünyasının vurdum duymaz ve inkarcı yaklaşımını normal karşılamalıyız. Bu yaklaşım tabi bizim için geçerli değil, bizler menfaat ve çıkarlar peşinde değiliz, bizler gerçeklerin peşindeyiz bizler Allahın sınırsız ilmini keşfetme derdindeyiz bizler en sağlıklı tedavi yöntemleri hangileri onları açığa çıkarma çabası içindeyiz. Bu çalışmalarımızı siz bilim literatürlerinde bulamıyorsanız bu çalışmalarımızın bilim dışı olduğundan değil, bu bilgiler o dergileri kontrol edenlerin çıkarlarına ters düştüğü için, bunuda lütfen bir yere not ediniz. Onlar kendi çıkarları doğrultusunda araştırma yapar, bizde kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız! Şimdi kendinize şu soruyu sorun; yaşadığınız her saniye içinde kalbiniz atar ve beyniniz çalışır, bir saniye, dakika veya saat önce organlarınızın ürettiği bu elektromanyetik atıklara ne olur, bunlar nereye gider? Maddeye dönüşmüş cisimlerin atık güzergahı anatomi kitaplarında bulabilirsiniz, örneğin; idrar yolları ve sindirim sistemi ama enerji boyutların güzergahını bulamazsınız. Bu noktadan itibaren göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Allahtan bu konuyu sıfırdan ele almamıza gerek yok, zaten sıfırdan ele alma şansımızda olmazdı. Enerji otoyollarını tespit etmek insani gücün ötesinde bir şey! Bizler elimizde var olan haritalar üzerinden bir değerlendirme yapalım, sizler için bunların doğruluğunu bir testten geçirelim. Eski çağların alternatif tıp bilginleri o dönemlerde iki tür harita kaleme alabilme başarısını göstermiş, bir harita akupunktur bilginleri tarafından çizilmiş bir taneside şakra bilginleri tarafından. Günümüze kadar sadece iki farklı harita gelebilmiş, sıkıntı ama bu iki harita birbirinden çok farklı. Bu iki haritanında doğru olma ihtimali nedir, hangisine inanalım? 

   - şakra haritası

                     

   - akupunktur haritası

                       

Hangisi doğru?

Şakra bilginlerin çizdiği enerji haritaları herhangi bir atık güzergahı göstermez, çizilen tablolar enerjinin olduğu yerde, dışa bağımsız döndüğünü gösteriyor. Bu enerji nereden gelir ve nereye gider, olduğu yerde sürekli dönmesini sağlayan mekanizma nedir bunları bu yazıya kadar bilen yok. Zamanında birileri bu tekerlekleri besleyen, onların dönmesini ve ortaya çıkmasını sağlayan akımlara evrensel enerji veya mistik enerji gibi tanımlama yapmış ve bin yıllardırda bunu kimse sorgulamamış! Akupunktur bilginleride bir harita çizmiş, bu haritalarda ama bedenimizin enerji atıkları gövdenin merkezinde bir tekerlik gibi dönmez tam aksine azalara doğru düz ilerler. İki uzak doğu ilmi iki farklı enerji güzergahı hangisine inanlım, birisi bi' nevi dünyanın düz olduğunu diğeri ise yuvarlak olduğunu iddia eder. Bizim araştırmalarımıza göre ikiside doğru, bu nasıl olur hocam derseniz dünyada bir ilk olarak bu konuyada sizler için bir açıklama getirelim, sonuçlardan çok şaşıracağınıza eminiz. Bu tekerlekler nedir, bunları olduğu yerde döndüren mekanizma nedir, bunu açıklamadan önce var olan, günümüze kadar ortaya atılan tezleri birlikte şöyle bir gözden geçirelim; 

   -1) mistik enerji tezi

Şakra haritalarını anlatan anlatmaya çalışan çok farklı tez var, bunlardan birisi bu enerji tekerleklerini oluşturan enerjinin kendi parmak izinizi taşımadığı yani organlarınızın ürettiği atıklar olmadığı bu akımların evrensel enerji içerdiği. Nedir evrensel enerji diye sorduğunuz zamanda kimse buna bir cevap getiremez. İsmi üzerine mistik, mistik dediğiniz an kimse sizden bunu açıklamasını yapmanızı beklemez! Hani birileri Müslümanlara, neden Allaha, Peygamberine ve Kitabına boyun eğiyorsunuz diyor ya, o birilerine sormak gerekiyor onlar neden acaba sorgusuz sualsiz uzak doğu masallarına boyun eğer? Bizler bu kayıp ruhları aydınlatalım, onları bilimin diliyle aydınlatalım; evrende dışa bağımsız, enerji takviyesine ihtiyaç duymayan ve sönmeyen, olduğu yerde sürekli yanan ve var olan bir enerji şekli yok!

   - 2) organlar tezi

Bir görüş evrensel enerji tezini savunur, bir başka kesim ise bu tekerleklerin organların salgıladığı enerjiden oluştuğu tezini. Organ tezini savunanlar bu tekerleklerin organların enerjisinden beslendiği, organlar hastalandığı zamanda bu tekerleklerde düzensizlikler oluştuğuna inanır. Bu tez mantığa aslında o kadarda ters değil, ama yinede yanlış. Neden yanlış? Şakra haritalarına baktığınızda enerji tekerleklerin tam gövdenizin ortasına yerleştirildiğini görürsünüz, eğer tekerlekler gerçekten gövdenizin ortasında ise o zaman bu enerjinin kaynağı organlar olamaz. Neden? Bedenimizin tam ortasında bu tür enerji tekerleklerin oluşabilmesi için bu tekerleklere bedenimizin sağından ve solundan eşit miktarda enerji akması gerek, yani organlarınız bedeninizin içinde simetri içinde olması gerek. Anatomi bilim dalı ama organlarımızın bedene simetrik yerleştirilmediğini söyler, sağ ve sol ciğer arasında bile fark bulunur. Sağ ciğer üç kısımdan oluşur sol ise iki lopdan veya sağ böbreğiniz sola göre biraz daha aşağıda kalır veya bazı insanlar hayatlarını sadece sağ elini kullanarak geçirir veya mideniz, karaciğer, kalp ve pankreas gibi organlarınız tek. Şakra tekerleklerin enerji kaynağı organlarımızın enerjisi olamaz, neden olamaz çünkü şakra tekerlekleri tam gövdenizin ortasında, organlar ama değil. Bedenin gövdesinde böylesine bir enerji tekerliğin oluşabilmesi için organlarınızın her biri ya tam gövdenin ortasında olması gerek ya da her organdan iki tane olması gerek ve bu iki organ gövdenin sağı ve solunda eşit büyüklükte ve uzaklıkta olması gerek. Örneğin; kalbimiz bedenimizin sol tarafında ve müthiş bir enerji üretir, eğer bedenimizdeki enerji tekerleklerin kaynağı organlarımız olmuş olsaydı o zaman göğüs bölgesindeki enerji tekerleği gövdenin tam ortasında değil kalbimizin ürettiği enerjiden etkilenip tekerleğin merkezi sola doğru kaymış olurdu.

   - 3) sinir sistemi tezi

Bazı görüşlerde bu tekerleklerin sinir sistemi kaynaklı olduğunu iddia eder, bu doprumu? Doğru değil, elektrik her zaman toprağa yönelir, olduğu yerde bir tekerlek gibi dönmez. Eğer şakra tekerlekleri sinir sistemi kaynaklı olsa ve gövdenizde dönüp dursaydı o zaman beden içinde ürettiğiniz elektrik akımları deşarj edemez hale gelir, bedenleriniz kısa bir süre içinde iflas noktasına gelirdi.

o değil bu değil, bu şakra tekerlekleri nedir o zaman...

Şakra tekerlekleri birer gırdaptır

Yazılarımızı okuduğunuzda farklı olaylara çözüm ararken bazen kurnazlık yaptığımızı bazen mantığımızı kullandığımızı görüyorsunuzdur. Bizde sanıldığı gibi gizemli yetenekler yok veya gaybi güçler kullanmıyoruz. Biz bir soruna bakıyoruz, sonrası elimizdeki nimetlerden hangisi ile bunu çözüme kavuştururuz onun etüdünü yapıyoruz. Örneğin; mantıkla çözümlenecek bir sorunmu, pozitif bilimler veya Ayetler ile çözümlenecebilecek birşeymi ya da kurnazlığamı başvurmamız gerek gibisine. Bu sefer bizler bir kurnazlığa başvurmamız gerekti. Bu tekerlekler gözlem dışı olduğu için bunu pozitif bilimler veya elimizdeki diğer bilgiler ile çözümlememiz imkansızdı. Nasıl bir kurnazlık yaptık? Siz, size yabancı olan bir dünyanın içinde var olan birşeyi araştırmak istiyorsanız o zaman kendi dünyanızda bunun muadili varmı onu tespit edip onun üzerinde araştırma yapabilirsiniz, bizde bunu yaptık. Biz gerçeği üzerinde değilde kopyası üzerinde araştırma yaptık. Yeryüzünde yaşayan her canlı cansız aynı fizik kanunlarına bağlı, gözlem dışı bir olay varsa onun gözle görülür muadilini bulabilir ve onu araştırırsanız, o bilgiler gözlem dışı olan içinde geçerli olur. Biz kendi bedenimizin içindeki tekerlekleri anlayabilmek için yeryüzünde bunun benzeri varmı, olduğu yerde dönen enerji oluşumları varmı ona baktık oradan elde ettiğimiz bilgileride bedenimizin tekerleklerin çözümünde kullandık. Doğa deyip geçmeyiniz, doğadan çıkarabileceğimiz çok ders var, yeterki bizler ona bakıp onu dinlemesini bilelim. Doğaya baktığımızda doğada olduğu yerde dönen olaylar varmı? Var, bu akımlara doğada gırdap (hortum) denilir. Gırdapları uzayda, gökte veya suda görebiliriz. Fotoğraflardaki gırdaplara bakarsanız onlar neyin içindeseler kendilerini oluşturanında o olduğunu görürsünüz; suyun içindeki gırdabı oluşturan suyun kendisi, havada meydana gelen gırdabın kaynağıda havanın kendisi. 

 

                    

 

                        

 

                        


   - insan bedenin enerji gırdapları

Doğanın içinde oluşan gırdapları araştırın, onları ortaya çıkaran mekanizmalar ne ise bedeninizin içindeki tekerlekleri ortaya çıkaran mekanizmalarda o! Bir gırdabın oluşumu için neler gerekli? 1) Bir akıntı olması gerek, o akıntı neyden oluşuyorsa o gırdapı oluşturanda o olur. Beden içindeki gırdaplar enerjiden oluştuğu için, o gırdapları oluşturan bedenimizin içindeki enerji akımları (meridyen) olabilirmi? 2) O gırdabın oluşabilmesi için zıt güçler bir araya gelmesi gerek, örneğin hortumlarda soğuk ve sıcak hava bir araya gelir. Enerji gırdaplarında bu artı ve eksi yüklü akımlar olabilirmi? 3) Gırdabın oluştuğu yerde farklı basınç olması gerek, alt tabakada farklı bir basınç üstte farklı. Sırt bölgesinde akan meridyenler ile göğüs bölgesinde akanlar arasında bir basınç farkı olabilirmi?
Biz bu fotoğrafla sizi bir müddet başbaşa bırakmak istiyoruz, bakalım çizimden ne tür ilhamlar alacağınız onu merak ediyoruz. Bu basit ama olayı net aktardığını düşüdündüğümüz çizim kendimize ait.

meridyenler organlarınızın enerjisinden oluşur, şakra tekerlekleri ise geri kalan dokuların enerjisinden. birisi bi'nevi toplar damar görevini üstlenir (meridyen), diğeri ise lenf bezleri görevini (şakra tekerlekleri). şakra tekerlekleri bir hortum gibi, organların etrafındaki dokuların enerjisini emer ve onu merdiyenlere ve beden dışına aktarır!

   

   - sayın okurlarımız,

eğer bedenlerinizi sadece kemik ve et parçasından ibaret olduğunu sanıyorsanız, insanın bu kadar basit bir yaratılış formuna sahip olduğunu düşünüyorsanız o zaman sitemizdeki bilgiler size göre olmayabilir. Size batı dünyasının maymundan türeme teorileri veya uzak doğunun mistik enerji kavramları daha uygun olabilir. Siz ama eğer insanın mükemmel bir tasarıma sahip olduğuna, içinde nice sırlar ve ilimler barındırdığına, et ve kemikten daha ötesi, kendi başına bir dünya olduğuna inanıyorsanız o zaman bizim yazılarımız ve anlatmak istediklerimiz tam size göre. Bu yazılar bizlerin bir hobisi, daha fazla detaya inmek bizi aşar, devamını bu alanda profesyonel çalışanların getirmesini ümit ediyoruz. Bu alanda çalışanlar şu fotoğraf ve bilgilere baktığında bütün bildiklerini sil baştan yeniden ele almalı, tekerleklerin kendiliğinden dönen ve dışa bağımsız oluşumlar olmadığı, onlar daha kompleks bir sistemin bir parçası olduğunu anlamalarını sağlamalı. İnşAllah bu bilgiler onlara bin yıllardır anlatılan masallardan ve ideolojik görüşlerden arındırmak için yeterli olur. 

Her bilge adam kendi çağın dilinden konuşur ve konuşmalı

Çağınızın insanına hitap etmek istiyorsanız çağımızın dilinden konuşun, bin yıl önce anlatılan masallar ile çağımızın insanını uyutmaya kalkışmayın. Eski çağların ilim hazinesi çok kısıtlı ve toplumsal cehalet çok yaygındı, o dönemin uygulayıcıları toplumun kabul edebileceği değerler ve felsefi görüşler doğrultusunda onların sorularını cevaplayıp bu akımlara bir açıklama getirdi. Sonuçta bir şeyi icat ediyorsanız o zaman onu ne amaçla icat ettiğinizi halka anlatmalısınız, mecazi anlamda halka boş bir bardağı sunamazsınız, içini bir şeylerle doldurarak sunmalısınız. Bu akımların ne olduğu size sorulduğunda halkın anlayabileceği dilden cevaplar verebilmelisiniz, o dönemin uygulayıcılarıda tam bunu yaptı. Birisi size uzak doğu yöntemlerin felsefi boyutunu anlatmaya başladığında, aklınıza anında cahil bir topluluğa yapılan konuşma gelsin ve kendinize; ben cahilmiyim, ben hangi çağın insanıyım sorusunu sorun! Geçmiş çağların topluluklarını bu tür hurafe açıklamalar ile tatmin edebilirsiniz ama siz neden oluyorsunuz, günümüzün billim çağında siz neden cahil toplulukların dilini kullanmayı tercih ediyorsunuz? Bir japon, hint veya çin uygulayıcı binlerce yıl önce yapılan bu açıklamaları sorgulamaz ve araştırmaz, neden; çünkü o felsefi açıklamalar kendi dini inançları ile örtüşür! Eğer bu tür açıklamaları sorgulamaya veya araştırmaya kalkışırlarsa sadece bir uygulamayı çürütmek ile karşı karşıya kalmazlar aynı zamanda kendi inançlarınıda çürütebilirler. Onlar bu alandaki bir araştırmanın işi hangi boyutlara taşıyabileceğini gayet iyi bilir, o yüzden bu uygulamaların bilimsel çalışması üzerinde durmaz, bin yıllardır anlatılan masalları olduğu gibi kabul etmek onlara daha mantıklı gelir. Onları anladıkta sizler neden araştırmıyorsunuz, sizleri bu tür uygulamaları araştırmaktan alıkoyan güç ne? Neden halkımızı hurafe ve batıl masallar ile uyutuyor, beyinlerini uzak doğu felsefeleri ile hipnoz altına alıyorsunuz?