• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

hayr ve şer kimden gelir?


Bir çok yazımızda başınıza gelen iyiliğin Allahtan, kötülüğün ise kendi elinizle işlediğinizden ötürü geldiğini söylüyoruz. Bu bazı okurlarımızı düşünceye sevk etmiş, biz ama hayrın ve şerrin yani iyininde kötününde Allahtan geldiğine inanıyoruz (amentü duası), burada bir tezatlık yokmu diye bize soru sorarlar. Farklı bir yazımızda bu konuya değinmiştik, burada konuya biraz daha detaylandıralım inşallah. İlk önce şunu baştan belirtelim, amentü duası ismi üzerine bir dua bir Ayet değil. Amentü duasında hayr ve şerrin Allahtan geldiği söylenir, bu söylemi destekleyen bir Ayet varmı? Var! “..Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” (Nisa Süresi; 78). "Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, «Bu bizim hakkımızdır» derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler" (Araf Süresi; 131). Eğer iyilik veya kötülük, kısacası herşey Allahtan geliyorsa o zaman burada bir tezatlık yokmu, bazı Ayetlerde Allah iyilik benden kötülük sizden diyor, bu iki Ayette ise iyilikte benden kötülükte benden diyor. Bunu nasıl okumalıyız?

Değerli dostlar; bunun cevabını anlamak için yeryüzündeki kötülüğe ve batı sinemasına bakmanız yeterli. Batı dünyası ve bin yıllardır yeryüzüne yayılan kötülük, tanrının gök krallığına hükmettiği yeraltı krallığınada şeytanın hükmettiği algısını yaymaya çalışır. Şeytanın gökten bağımsız hareket ettiği ve cehenneme hükmettiğine inanılır. Bunlardanda önemlisi, Allah ve şeytan arasında yeryüzü için bir iktidar savaşı yürütüldüğü ve kazananın yeryüzüne hükmedeceğine inanılır. Yani küresel bir çete, yeryüzünün gökten bağımsız bir alan olduğu, iyi ve kötünün uğruna bir savaş verdiği bir alan olarak bunu topluma yansıtıyor. Bu şeytani algıyı yıkmak içinde bu iki Ayet iner. Dikkat ederseniz bu iki Ayette iki şeye vurgu yapılır, hayr ve şerrin kimden geldiğine (Nisa Süresi; 78) ve nereden geldiğine (Araf Süresi; 131). Ayetleri incelerken bu ince detaylarada çok dikkat etmelisiniz. Bunları bir yapboz oyunun parçacıkları gibide düşünebilirsiniz. Bu vurgular neden önemli? Eğer Allahu Teala bu iki Ayeti indirmeseydi, kötülük sizden geliyor deyip konuyu geçiştirseydi o zaman insanlar kötülüğün gökten bağımsız hareket ettiğine inanırdı. Eğer bu iki Ayet inmeseydi, herşeyin gökten geldiği söylenmeseydi o zaman şeytanların gökten bağımsız kendi kaderlerini kendileri belirlediği algısı oluşurdu.
İnsanlar; Allah nasıl olsa yeryüzüne müdahale etmiyor, kötü olanda şuan üstün ve galip geliyor, biz kendimizi kötü tarafa atalımda yeni dünya düzeninde kendimize yer bulalım derdi, günümüzde bir çok insanın dediği gibi. Bu tür algılara sebep vermemek içinde Allah herşeyin kendisinden kendi katından geldiğini belirtme ihtiyacı hissetmiş. İki farklı Ayet ikiside aynı konuya temas ediyor. Birisi kaderi belirleyen güce işaret ediyor (Nisa Süresi; 78) diğeri ise kaderin belirlendiği mekana (Araf Süresi; 131). Birisi Allahın iradesi dışında bir güç olmadığı, cin şeytan melek veya insan tüm canlıların onun iradesine bağlı olduğuna vurgu yapıyor, diğeri ise Allah katı dışında kaderi belirleyen bir mekanın olmadığını anlatıyor. Yani ben yeryüzüne indirildim dolayısıyla artık gökten bağımsızım, burada bana kimse dokunamaz artık ben özgürüm ve istediğimi yaparım diye birşey yok. "Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun karar kıldığı yeri ve geçici durduğu yeri bilir" (Hud Süresi; 6).


Kader nedir?
İşlediğiniz günahlar sonucu başınıza gelen kötülüklere, hayr ve dualarınız sonucuda Allahın lütfu olarak üzerinize indirilen iyiliklere kader deriz. Yani kader iki bölümden oluşur, hayr ve şer. Hayrlar Allahın bir lütfu, kötülüklerde işlediğiniz günahların
sonucu size iner. Bunlar nasıl hesaplanır nasıl size iner? Olayın gizemi levh-i mahfuz adında devasa bir kitapta yatıyor. Bunu her canlı ile bir ağ bağlantısı üzerinden iletişim içinde olan, canlının günlük verilerini alıp bunları bir analizden geçirdikten sonrası bunu rızık olarak kişiye geri gönderen bir bilgisayar gibide düşünebilirsiniz. Günlük niyet, söz ve eylemleriniz oraya akıyor, orada bir hesaplamaya tabi tutulup rızık olarak size geri dönüyor. Anne rahminde göbek bağı üzerinden annenizden rızıklandırılıyorsunuz ya, işte doğum sonrasıda böylesine gökten rızıklandırılmaya devam edilirsiniz. Kaderin belirlendiği bir mekan olduğu ve kaderin kağıda alındığını nereden biliyoruz? “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (levh-i mahfuz) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah´a göre kolaydır” (Hadid Süresi; 22). Bu Ayet bize birşey canlanmadan öncesi o şey mutlaka bir kitapta yazılmış olması gerektiğini anlatıyor. Mahşer günü insanlar bir bahaneye sığınmaması, Allaha sen benim kaşımı sevmedin gibisine özürler arkasına sığınmaması için ve işin ucunda cehennem olduğu için, Allahu Teala işi sıkı tutmuş ve vukuu bulacak herşeyi kağıt altına almış. Kağıt altına alınmayan hiçbirşeyinde gerçekleşmesine izin vermemiş. Bunu kamuda çalışan bir memurun, yazılı bir emir gelmeden kendi kafasına göre hiç bir eylemin içine girişmemesine benzetebilirsiniz. Veriler ilk önce hesaplanıyor, sonrası elde edilen sonuçlar günlük olarak bir kağıda yazılıyor, sonrası Allah bunları son bir defa gözden geçiriyor (bağışlaması gerekeni bağışlıyor, ertelemesi gerekeni erteliyor vs), en sonunda da Allah "ol" diyor ve yazılı olan canlanıyor ve rızık olarak yeryüzüne canlılara iniyor. Bu rızık bir ışık hüzmesine dönüştükten sonrada olayları durdurma şansınız yok, kişi o gün için yaşaması gerekeni yaşıyor. Bu bölümde anlamanız gereken Allahu Teala bu düzene dıştan olumsuz anlamda müdahale etmiyor. Mesela Rad Süresinin 39. Ayeti Kerimesinde ben kaderinizde olanı silerim veyahut sabit bırakırım diyor, kaderinizi ben yazarım veya değiştiririm demiyor. Silerim veya sabit bırakırım dediğiniz zaman, bununla yeni birşey eklemediğinizi ima etmiş oluyorsunuz. Kader nasıl hesaplanıyorsa o şekilde hesaplandığı, buna dıştan müdahale etmediğinizi ima etmiş oluyorsunuz. O yüzden kötülüğün kaynağı sizsiniz diyor Allah. Müdahale etme ihtyacı duyduğu zamanda silme dışında birşey yapmadığını söylüyor. O yüzdende iyilik benden diyor. "Nimet (iyilik) olarak size ulaşan ne varsa, Allah´tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O´na yalvarırsınız" (Nahl Süresi; 53).

Hayr ve Şer Allahtan gelir. İyi veya kötü, yaşadığınız herşey ilk önce levh-i mahfuzdan geçmesi gerektiği ve bu Kitapta Allah katında olduğu için, herşey Allahtan geliyor söylemi doğru bir söylem. “....Her olayın gerçekleşme zamanının kaydı, her sonuçlanacak işin, her ömrün yazılı (levh-i mahfuz) bir vâdesi vardır”
(Rad Süresi; 38). Birşey bu kitaba yazıldıktan sonra Allah dilediği kullarında o kadere engel olduğu (bağışlama sonucu siliyor) dilediği kullarında da engel olmadığı (helak) için herşey Allahtan geldiği söylemi doğru bir söylem; “Yahut da Allah kazandıkları günahlar yüzünden onları helâk eder ve birçoğunu da bağışlar(Şura Süresi; 34). Birşey bu kitaba yazıldıktan sonra Allah dilediğini sildiği dilediğinide sabit bıraktığı için herşey Allahtan geldiği söylemi doğru bir söylem; “Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır” (Rad Süresi; 39). Birşey kaderinize yazılmasına rağmen, Allah onu dilediği kulları için erteleyebildiği için herşey Allahtan geldiği söylemi doğru bir söylem; “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler” (Nahl Süresi; 61). Dilediği kullarınında da yaptıkları işler ne tür kötü sonuçlara sebep oluyor, bunu görmeleri bu hatalarından dönmeleri için kitapta yazılanın vukuu bulmasına izin verdiği için herşey Allahtan geliyor söylemi doğru bir söylem; "İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah - o kötü yoldan dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor" (Rum Süresi; 41).


Özetlersek. İyilik Allah tarafından, kötülük ise sizin tarafınızdan belirleniyor, veriler bir Kitapta (levh-i mahfuz) hesaplanıyor sonrası size kader olarak iniyor. Yani kaderinizi belirleyen verilerin bir kısmı sizden (kötülük) bir kısmıda Allahtan geliyor (iyilik). Fakat, kaderinizin size ait bölümünde hangi eylemlerinizin sabit tutulacağı hangilerin affedileceği hangilerin silineceği, ne zaman bunların kader olarak size indirileceği ve hangi yoğunlukta indirileceği ve kaderin yeryüzüne inmeden Allahın onayından geçmesi gerektiği için, kaderinizin bir bütün olarak nihai belirleyicisinin Allah olduğunu söyleyebiliriz. Kaderin size ait bölümün içeriğini siz belirliyorsunuz, bu içeriğin hangisi ama size inecek ve ne zaman inecek ve bunların hayat bulabilmesi için Allahın "ol" demesine muhtaç olduğu için, bir bütün olarak kaderin nihai belirleyicisi Allah olduğunu net söyleyebiliriz. O yüzden neye iman ettik diyoruz, hayr ve şerrin yani herşeyin Allahtan geldiğine! Buna iman etmeniz neden önemli, Allah dışında kaderi belirleyen başka bir gücü aramamamız açısından önemli. "Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun karar kıldığı yeri ve geçici durduğu yeri bilir" (Hud Süresi; 6).

Kaderin nihai belirleyicisi Allah ise, o zaman Allahu Teala neden iyilik benden kötülük sizden demeye, bu ayrımı yapmaya ihtiyaç duyuyor? Bununda çok basit bir nedeni var, o da Allahı iyi birisi olarak tanımanız ve bilmeniz açısından. Yeryüzü kötülükler ile dolu, bu kötülüklerinde Allahtan gelmediğini bilmeniz için Allah bu konuya değinmeye ihtiyaç duymuş. Allah iyidir. NOKTA. Bu konuda hiçbir tartışmaya mahal vermemek içinde Allah bunu farklı farklı Ayetlerde tekrar ve tekrar değinmeyi gerekli görmüş. "Bu, kendi yaptıklarınızın bir sonucudur.' Kuşkusuz ALLAH kullara karşı zalim değildir"
(Al-i İmran Süresi; 182). Yahut; Ona: “İşte bu, kendi ellerinle yaptıklarının cezasıdır. Ve hiç şüphesiz Allah, kullarına zulmedici değildir” denilir" (Haç Süresi; 10). Yahut; "İşte bu; ellerinizin yaptığının karşılığıdır. Muhakkak ki Allah; kullarına asla zulmedici değildir" (Enfal Süresi; 51). Kaderinizin her aşaması Allahın kontrolü içinde gerçekleşiyor, ancak yeryüzü kötülük dolu olduğu ve insanların başına sürekli kötü şeyler geldiği için Allahu Teala bunun sebebi kendisi olmadığını tekrar ve tekrar açıklama ihtiyacı hissetmiş. Allah öyle bir düzen kurmuşki, ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz; "Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz..." (İsra Süresi; 7). Geleceğiniz tamamıyla sizin elinizde; "Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir" (Zilzal Süresi; 7-8). Kaderiniz ektiğinizi biçmek üzere kurulmuş. Kıssasa kıssas kuralıda buradan gelir; "İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir" (Rahman Süresi; 60). "Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür (Şura Süresi; 40). Allah kıssaslarını ve kurallarını koymuş sonrası yeryüzünde yaşam başlasın demiş. Bu düzende de, kimseye haksızlık edilmiyor. Yapılan iş ne kadar küçük olsada o yazılıyor ve siz onun karşılığını görüyorsunuz; "Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz" (Enbiya Süresi; 47).

Özetlersek.
Başınıza isabet eden herşey Allah katından (levh-i mahfuz) geldiği için, rızkınızın hesaplanmasından size inişine kadar her aşama Allahın onayı ve müdahalesine maruz kaldığı için, başınıza gelen herşeyin Allahtan geldiğini söyleyebiliriz. İyilik benden, kötülük ise sizden Ayetlerini yanlış anlamamanız yani kötülüğün gökten bağımsız hareket ettiğini düşünmemeniz içinde, Allahu Teala musibetlerinde ilahi onaya maruz kaldığını anma ihtiyacı hissetmiş;
"Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez..." (Tegabun Süresi; 11). Demek herşey ama herşey var olabilmesi için ilahi onaya muhtaç. Herşeyin Allahtan geldiğini ilahi onaya muhtaç olduğunu bilmeniz Allah dışında kaderi belirleyen bir güç aramamanız için. Ne peygamberler ne şıhlarınız ne şeytanlar ne de taptığınız putlar kaderi bilir ne de kaderlerinde özgürdür. Herşeyin Allah katından geldiğini bilmeniz şeytanların gökten bağımsız hareket etmediğini anlamanız açısından önemlidir. Allah katı dışında kaderi belirleyen başka bir mekan aramamanız açısından önemlidir. Ne yeryüzünde ne de melekler katında kaderi belirleyen bir güç var. Kaderin belirlendiği tek bir nokta var o da Allah katı. Hayır veya şer Allahtan ve Allah katından gelir söylemleri kaderin kimin himayesi altında gerçekleştiği, var olmadan önce kimin onayına muhtaç duyduğunu ve nerede hesaplandığını size aktarır. İyilik benden kötülük sizden söylemi ise o hesabın içeriği nasıl belirleniyor ona işaret eder. O yüzden Ayetlerde tezatlık yok. Müdürünüzün veya patronuzun imzası olmadan siz birşey yapabiliyormusunuz? Hayır. Nisa Süresi 78 ve Araf Süreside 131'de bu imzaya işaret eder. Veriler toplanır hesaplanır, yürürlüğe sokulmadan öncede patronun imzasına sunulur. Bu imzada Allah nezdinde "ol" demektir. Herşey Allah katından ve Allahtan geliyor Ayetleri kaderinizin nereden geldiğini, kimin denetimi altında hesaplandığını ve kimin onayına mutaç olduğunu anlatıyor. İyilik Allahtan kötülük sizden diyen Ayetler ise gökte belirlenen kaderinizin nasıl hesaplandığını size anlatıyor. Yani amentü duasındaki hayr ve şer Allahtan gelir söylemi, kaderin hesaplandığı mekana (Allah katı- Araf Süresi; 131) ve bunu denetleyen onaylayan kişiye (Allah- Nisa Süresi; 78) işaret eder, iyilik benden kötülük sizden söylemini içeren onca Ayet ise o hesapta kullanılan veriler nereden geliyor (iyilik içeren veriler Allah- kötülük içeren kişinin kendisinden) onu anlatır. Umarım konuyu anlamışsınızdır!









kelimelerden türemiş hurafeler