"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





covid-19 arkasındaki gizem

- 05.11.2020
Bir çok okurumuz covid-19 ile ilgili bir yazıyı neden kaleme almadığımızı merak ediyordu, bizde zamanı değil henüz cevabını vermiştik. Yazının zamanı geldi, şimdi size yazıyoruz. Fazla detaya girmeden, olayların arka yüzü hakkında size genel bir tablo çizmeye çalışacağız, sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz..


Covid-19 nedir?

Laboratuvarda geliştirilen bir virüs. Bunu insanlığa karşı kullandığınız zaman, kullanıldı, o zaman buna biyolojik bir silahta diyebilirsiniz. Laboratuvarda geliştirildiğini nereden biliyoruz? Çok basit; sahip olduğu özelliklerin doğada kendi halinde oluşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekir. Bu virüsün bir kaç yıl içinde bu boyutta bir mutasyona uğraması bilimsel açıdan mümkün değil. Üzerine farklı farklı özelliklerin laboratuvar ortamında eklendiği çok aşikar. Kim bunu yaptı? Küreselciler.

Neden?

Amerikadaki seçimlerde Trump'ı devirmek için. Küreselciler Trump'ı devirmeleri gerekiyor. Ekonomiyi krize sürüklemedende bunu yapamayacaklarını anladılar ve tamda seçim yılında ekonomiyi hedef alacak bir virüsü piyasaya sürdüler. Ekonomiyi batırma dışında bu salgınla birşey daha hedeflediler, o da posta yoluyla oy verme yolunun önünü açmak. Salgın var, insanlar evden çıkmasın dediler ve posta yoluya oy vermenin önünü açtılar. Sonrası ne yaptılar, kritik eyaletlerde yüzbinlerce sahte oy pusulası basıp seçim günü gidişata göre bunları sahaya sürdüler. Hangi eyalette Trump önde götürüyorsa bir anda sağdan soldan oy torbaları çıkmaya başladı. Bunları saymaya başladıklarında da 100bin oy pusulası varsa 100bin tane Biden'a oy çıktı. Anlayacağınız düpedüz seçimleri çaldılar. Fakat Trump dahil herkes sansürlendiği için kimse olup biteni anlamadı. Amerikalılar oy çalmak nedir bunu bilmedikleri için onlarda buna inanmak istemedi. Aslında 2016 seçimlerinde bu hileyi yapacaklardı, elektronik oyları manipüle edeceklerdi ama ulusalcılar ruslardan yardım isteyerek digital ortamda müdaheleye izin verdirtmedi. Hatırlarsanız 2016 seçimleri sonrası ruslar müdahale etti diye yaygara koparmıştılar. Bu sefer işi her yönüyle garantiye aldılar ve hile yapmak için alternatif bir yola başvurdular, posta üzerinden oy kullanmak. Posta yoluyla oy verenler gerçek kişilermi yoksa CİA ve FBİ'ın digital ortamda uydurdukları kişilermi, bilen yok.
Bu küresel çete covid-19 ile hem Amerikadaki seçimleri kazanmak istedi hemde ulus devletlerin ekonomisini batırıp iktidarları devirmek ve şirketleri ucuza satın almak. Bunlar bir salgınla bir çok kuş vurmaya çalışıyor. Ana hedef ama ulus devletlerini yıkmak, başta Amerika. Bu salgından nemalanacak olan kitlede, dünyayı biraz daha kendisine borçlandırak olan küresel çete. Bunları açalım...

Ulusalcı ve Küreselciler arasındaki mücadele

Ulusalcı olarak adlandırılanlar rockefeller ailesi gibi amerikada yerleşik olan aileler. Bunların Amerika dışında gideceği bir yer yok. Küreselci olarak adlandırdıklarımızda rothschild gibi merkez bankalarını ve parayı kontrol eden aileler. Bunlarında ulusalcıların aksine bir ülkesi yok. Bunlar dünyanın kendilerine ait olduğuna inanır. Tek dünya devleti tek din tek ırk tek cinsiyet, işte bunların hepsi küreselcilerin aklından çıkan hastalıklı fikirler. Bunlar bir ülkeyi merkez olarak seçer, orasını o yüzyılın süpergücü yapar, orası batmaya başladığı anda kendilerine başka bir yer bulurlar. Bir parasit gibi bir bedenden diğerine konarlar. Düne kadar birlikte hareket eden bu iki akım nasıl birbirine düştü? Küreselciler kendi çıkarları uğruna amerikayı dünyanın farklı köşelerinde savaşa soktu ve trilyonlarca dolar kendine borçlandırdı. Amerika artık iflah olmaz dedikleri anda tüm ekonomik gücünü ve teknolojisini aldı ve Çin'e yerleşti. Amerikadaki ulusalcılarda siz bizi burada sömürdünüz, bir ton borç bize bıraktınız şimdide bizi iflasa terk ettiniz, bizim buradan başka gidecek bir yerimiz yok, biz sizden bunun hesabını sorarız dediler ve aralarında bir savaş başladı. Küresel paylaşımdan ziyade, küreselcilerin Çin'e taşınması ve Amerikanın bu borç batağından kendi başına kurtulamayacağı gerçeği Amerikadaki ulusalcıları rahatsız etti. Trump bu kavgada ulusalcı akımı, biden'da küreselcileri yani yaşadıkları topraklara ihanet eden yurtsuzları temsil ediyor. Tahmin edin bakalım FETÖ kimi destekliyor? Kendileri gibi yurtsuz vatansız, yaşadıkları toprağa ihanet eden küreselcileri destekliyor. Kan kanı çekermiş. Amerikan halkınıda aslında bu kavgaya hazırladılar, arka arkaya iki tane hollywood filmi çıkardılar, birisi ulusalcılara ait DC Comics tarafından (Batman v Superman: Dawn of Justice) diğeri ise küreselcilere ait Marvel tarafından (Captain America: Civil War). Toplumu bir nevi bir iç çatışmaya ve bir taraf tutmaya hazırladılar.

Yeni dünya düzeni

Herkes bu kavrama kendi uzmanlık alanına göre bir tanımlama getiriyor, bizde bu farklı izahatlara katkıda bulunalım, detaya girmeden sistemin içeriğine yönelik değil yapısal kurgusu nasıl olacak o konuda bir katkıda bulunalım;
yeni dünya düzeni ile ulus devletlerinden yoksun, 2000 civarı devletin bir dünya konseyi tarafından yönetildiği ve kontrol edildiği bir dünyadan bahsediliyor. Örneğin; küreselciler yönetimde olursa savaşlar artacak, pyd ve pkk'ya destek artacak, nedenide evanjelistler ve isa tanrı değil, amaçları ülkeleri olabildiği kadar çok küçük parçalara bölmek ve sonrası bunları tek bir dünya konseyi adı altında yönetmek. Dijital para ve teknolojide bu yeni dünya düzenini yönetmenin idare boyutları. Birşeyi idare etmeden öncesi ama ne olması gerek, o şey fiziki olarak var olması gerek. Bu var etme, yeni devletcikler oluşturma projesi üzerinde de şuan yoğun bir şekilde uğraşıyorlar. Bu yüz yılın ilk çeyreğinde ortadoğu ve İslam çoğrafisinin parçalanması öngörüldüğü için Erdoğan ve Putin parçalanacak çoğrafinin içinde. O yüzden Trump sonrası onlarında tasfiyesi üzerinde çalışacaklar. Küresel çete kimi hedef alıyorsa bilinki onlar ulusalcı, kime destek veriyorsa bilinki onlar ülkelerini parçalayacak. O yüzden kılıçdaroğluna, akşener ve imamoğluna dikkat diyoruz.

Amerikadaki başkanlık seçimleri

Trump şubat aylarında seçim anketlerinde açık ara öndeydi. Ekonomik göstergeler, toplumun refahı herşey Trump'ın açık ara kazanacağını gösteriyordu. Trump'ın tekrar kazanmasına ama küreselciler müsade edemezdi. Neden? Küreselciler bu yüz yıl Çin'e yerleşmeye ve dünya'yı oradan dezayn etmeye karar verdi. Çin ama askeri ve küresel çapta henüz Amerika ile rekabet edecek konumda değil. Bir beş yıla daha ihtiyacı var. Trump tekrar seçilseydi işte bu zamanı onlara vermeyecek, onların başını ezecekti. Trump eğer seçimleri tekrar kazanırsa, Çin'i durdurmak için sıcak çatışma dahil her türlü müdahaleyi yapacak. Küreselcilerde bunu biliyor. O yüzden bu seçimler onlar için hayati önem taşıyor. Trump asla ve asla kazanmaması gerekiyor. Bunu önlemek içinde ne yaptılar? Seçim yılında amerikalıların en değer verdiği şeyi (refah) ellerinden alacak bir silahı ortaya attılar, covid-19. Biyolojik bir silah ile ekonomiyi durdurdular. Ekonomi duruncada 6 milyon civarı olan işsizlik rakamı altı ay içinde 30 milyon civarına dayanıverdi. Refahına düşkün amerikalılar gelecek kaygısına girdiği anda elindeki yokluğun sorumlusunu arar. Görsel, yazılı ve dijital medya platformlarıda küreselcilere ait olduğu için, bu krizden sorumlu olarak halkın önüne Trump atıldı. Herşeyden o sorumlu tutuldu ve bir cadı avı başlatıldı. Skeçlerde her ortamda onunla dalga geçildi. Amerikada Trump sempatizanıyım demek utanılacak bir hal aldı. Trump'ın bana operasyon çekiliyor, seçimlerde hile yapıldı söylemlerinede gülüp geçtiler. Trump'ın bu veryansınları delilik ve koltuğu bırakmak istememekle yorumlandı. Biz ama, onun neler yaşadığını ve neyden bahsettiğini çok iyi anlıyoruz, çünkü seçim yılında küresel çetenin operasyonlarına maruz kalmanın, mahalle baskısına maruz kalmanın ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Bir düşünün facebook, google ve twitter gibi Amerikan şirketleri Trump'a yani Amerikanın başkanına sansür uyguluyor. Bunu daha önce nerede görmüştük? Almanyanın Erdoğana yasak getirmesi, seçim konuşma yasağı. CHP seçim konuşması yapmak istediğinde her türlü imkanı seferber ettiler ve ediyorlar, Erdoğana ama yasak. Buradan da Trump'ın kimler ile mücadele ettiğini çıkarabilirsiniz.

Seçim süresi boyunca Biden ne dedi?

İlk önce şunu belirtmeliyiz, Biden kazanırsa 4 yılını tamamlamayabilir. Kendisi demenz hastası, bir çok defa nerede olduğunu ve o an neler olduğunu unutuyor. Büyük ihtimallede küreselciler uzun vadede onunla değil, yardımcısı olan kadınla plan yapıyorlar. Küreselciler kadını yüceltir, LGBT ve istanbul sözleşmesi
ve cinsiyet odaksız bir yaşam fikirlerin arkasında onlar var. O yüzden Biden'ı pasifize edip yardımcısı olan kadını başkan yapabilirler. Gelelim seçimlere, seçimlerde Biden tarafı ne dedi; seçilirsem covid-19 salgını önlemlerini artıracağım ve eğlence mekanlarını restoranları vs kapatacağım dedi. Başka ne dedi; kurumlar vergisini artıracağım yani iş adamı ve şirketler üzerindeki vergileri artıracağım dedi. Şimdi; siz eğer salgını bahane edip tüm mekanları kapatırsanız ne olur, ulusal şirketleri ve küçük işletmeleri batırırsınız. İşte buradanda Biden kime hizmet ettiğini (Çin) ve kimi hedef aldığını (ABD) çıkarabilirsiniz. Adamın hedefi Amerikayı batırmak. Ne demiştik küreselciler hakkında, küreselciler Çin dışındaki tüm süpergüçleri yok etmek ve tüm ulus devletlerini küçük küçük parçacıklara bölmek istiyor. Şuan BM'de 200 devlet varsa, bunu 2000 üzerine çıkarmak istiyor. Bunun içinde her devlet 5-10 parçaya bölünmesi gerek. Örneğin; sevr haritası. Türkiye'ye ne olacak derseniz, onlar için Türkiye çantada keklik. Erdoğan sonrası Türkiye zaten paramparça olacak. Kılıçdaroğlunun CHP'sine ve FETÖ'nün kurduğu İP'e oy veren bir kitle olduğu müddet, onlar açısından Türkiye çantada keklik. İçimizdeki bu nefret dolu kitle zaten bizi dilim dilim parçalayacak, yabancıların devreye girmesine gerek bile yok. Buradan çıkarmanız gereken ders; kim salgınla ilgili önlemleri artırmamız gerek diyorsa bilinki onlar küresel çeteye hizmet ediyor bilinki onlar ülke ekonominizi batırmak istiyor. Neden bunu yapmak istesinler; ekonominiz batarsa işsizlik artar, işsizlik artarsa insanlar aç ve açıkta kalır, insanlar aç ve açıkta kalırsa sokağa dökülür, insanlar sokağa dökülmeye başlarsa hükümetler devrilir. Burdaki amaçta bu, ekonomi üzerinden ulusal devletleri yıkmak. CHP önlemleri artırın diyorsa neden dediklerini anlayınız. AK Parti de işletmeler açık kalmalı diyorsa, bunu neden dediğini buradan anlayınız.

Seçim süresi boyunca Trump ne dedi?

Ben seçilirsem Çin'i bu salgından sorumlu tutacağım dedi. Tarihin en büyük vergi indirimini yapacağım dedi. Bundan sonra dünya polisi oynamak, başkaları için askerimizi çatıştırmak yok dedi. Yani küreselcilerin dünya üzerindeki amaçlarına ulaşması için askerimi kullandırtmayacağım dedi. Bu tarz söylem ve çıkışlardan da keza, onun kime hizmet ettiğini (ABD) ve kimi kendisine düşman kıldığını (küreselci) çıkarabilirsiniz. Kendi ülkeme yöneleceğim kendi şirketlerimin refahını düşüneceğim diyor, yani ilk önce Amerika diyor. AB'miş NATO'muş bunlar artık beni ilgilendirmez diyor.

Covid-19 biyolojik bir silah olduğunu neden ülkemizin bilim adamları söylemiyor?

Bilim camiasında yaşanan sıkıntı bilim camiasının özgün ve özgür olmamasıyla ilgili. Bilim camiası dünyanın en büyük tarikatıdır. Sizi birşeyleri biat etmeye zorlar ve bunu bilimin arkasına sığınarak yapar. Kendisini sorgulatmaz ve kendisini mutlak doğrunun sahibi olarak gösterir. Kim bunlar? Nobel ödülünü veren, bilim dergilerini basan, büyük üniversite ve araştırma merkezlerini yönetenler, yani küresel çete. Bilgiler burada belirlenir, doğru nedir yanlış nedir burada belirlenir sonrası farklı yayın araçları üzerinden dünyaya yayılır. Dünyadaki tüm bilim adamlarıda, biz bunlara mürit diyoruz, bunlarda bu bilgileri sorgulamadan araştırmadan bunları doğru olarak kabul eder ve bu bilgileri kendi ülkesinde yayar. Bildiğiniz klasik vahiy tebliğ, şıh mürit ilişkisi. Bilim camiasındaki insanlar kendilerini ataist olarak tanımlar, inançlı insanlar ile dalga geçer, aydın olmayı överler, fakat bu beyinsizlerin kendileri bir inanç sistemin içine hapsolmuş bunu bilmezler. Kendileri birer koyun, kendileri sorgusuz sualsiz biat içinde, bunun farkında değiller.
Bizim ülkenin bilim adamları nedenmi covid-19'un bir laboratuvar ürünü olduğuna inanmıyor, çünkü tabi oldukları tarikat onlara bir felsefe aşılamış, hayatın tesadüfen ortaya çıktığı felsefesini. Bunlar kategorik olarak yaşamın arkasında bir üst akıl olduğuna inanmıyor. Bunlar için her türlü yaşam formu kendiliğinden, tesadüfen ortaya çıktı. Hayatı tesadüfler üzerine kuranlarada siz organize bir kötülükten veya iyilikten bahsedemezsiniz. İnsanın maymundan türediğine inanan birisi, bir virüsün mutasyona uğradığı yalanını dünden yutar. 40-50 yıl boyunca bir camianın içinde yaşadığınızı, onların eğitim müfredatı, kitapları ve dergileri ile bir ömür beslendiğinizi, dışarıdan zerre bilgi almadığınızı varsayın, aynı işid/pyd/pkk eğitim kampları gibi, böylesine bir beyin yıkamadan geçen kişilerde de siz özgün ve özgür düşünce bekleyemezsiniz. Nitekimde öyle oldu, corona çıkar çıkmaz tüm bilim adamları afalladı, ne söyleyeceklerini şaşırdı, ilk önce bağlı oldukları tarikata danıştı (bilim dergileri, araştırma merkezleri, dünya sağlık örgütü vs), onların bu konuda bir fetva vermesini bekledi, sonrası ekran ekran dolaşıp o fetvayı yaydılar.

Değerli dostlar;
hakikatın şöyle bir güzelliği var, hakikat değiştirilemez. Şeytanlar ne kadar çok hakikatı sizden gizlemeye çalışsada bunu ancak sözle (algı) yapabilir, hakikatın kendisini gizleyemezler. Gerçekleri öğrenmek istiyorsanız örtüyü (algı) kaldırmanız yeterli. Hakikatın üstündeki o algı örtüsünüde nasıl kaldırırsınız; soru sorarak. Lütfen içinde bulunduğunuz dünyayı ve olayları sorgulayın. Algıları çökertmenin ve gerçekleri ortaya çıkarmanın tek yolu bu, soru sormak. O yüzden b
ilimin en temel kuralı, soru sormaktır. Soru sorarak hakikata, keşiflere ulaşılır. Birileri eğer soru sormanızdan hoşlanmıyorsa bilinki onlar gerçekleri gizliyor, var ettikleri o algının çökmesini istemiyor. Bizim için mutlak doğru Kur'an-ı Kerim, sorgusuz sualsiz biat edilecek tek makam Allah. Şıhlarınız, bilim adamlarınız, bilim camianız, bunların hepsi bizim için defoludur, kusurludur, sorguya açıktır.

Covid-19 sürecini ülkemiz nasıl götürdü?

Bu covid-19 silahı ulusal hükümetleri devirmek için ortaya atıldı. AK Parti ulusal yani ülke çıkarlarını önde tutan bir iktidar olduğu için bu salgının kendisinide hedef aldığını bilmeli. Bu biyolojik silahın amacı ekonomiyi durdurmak, işsizliği artırmak ve muhalefetin eline malzeme vermek. İktidar bu mücadeleyi bu zamana kadar nasıl yürüttü? Bize göre artıları var eksileri var. Sağlık sisteminde zamanında yapılan reformlar ve yeni hastaneler, AR-GE politika ve destekleri bugünlerde
meyvelerini verdi (yerli solunum cihazı). Kısa çalışma ödeneği ile fesih kısıtını getirerek küresel çeteye bağlı şirketlerin işçi çıkarma niyetlerinin önüne geçildi. Yanlışlara gelirsek, bizim her zaman şikayet ettiğimiz konu, o da bir üst akıl eksikliği. Maalesef süreci, olayların perde arkasını okuyan ve analiz eden bir devlet aklımız yok. Süreci okuyamadığımız içinde sürekli yanlışlar yapıyoruz. Örneğin; bu sürecin yönetimini bilim kurulu heyetine devretmek hataydı. Neden? Bilim adamları kitaba göre hareket etmeye yönelik programlanmış. Protokole göre hareket ederseniz, işler yanlış gitsede kimse sizi sorumlu tutmaz. Ben protokole göre hareket ettim der ve işten sıyırırsınız. O yüzden bilim adamları birşeyden sorumlu tutulmama adına, bilhassa hekimler çizilen protokollerin dışına çıkmaz. Bu salgın sürecinde hükümet sorumluluğu bilim kurulu üyelerine attı, bilim kurulu ne yaptı; onlarda dünya sağlık örgütünün belirlediği protokole göre hareket etti, yani bu salgını piyasaya sürenlerin belirlediği protokole göre hareket etti. Salgın başladığında birşey olmaz deyip hiçbir önlem almayan ve yayılmasına sebep olan dünya sağlık örgütü var ya, onların herhangi bir önlem almamaların sebebi bu, kendilerinin bizzat bu tuzağın bir parçası olması. Tuzağı kuranın tavsiyeleri ile hareket ettiğiniz zamanda ne olur, tuzağa düşersiniz. Nitekimde öyle oluyor. Tuzağın tutması için sürekli bir korku ve panik havası körüklüyorlar. Yani hayatı ve ekonomiyi durdurarak hükümetleri zor durumda bırakmak için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar.

Bu virüs insana yönelik değil

Bu virüsün hedefi insan değil bunu biliniz. Hedef insan olabilmesi için ölümcül olması gerekiyor, bu virüste ölümcül değil. Ölümcül kavramın tanımı; yaşlı veya genç, zayıf veya güçlü herkesi öldürmesi. Bu virüste öyle bir virüs değil. Sağlıklı birisi bu virüse yakalandığında virüse yakalandığını anlamıyor
bile. Ölen bir kaç gence gelirsek; onları covid-19 çökertmedi, kanser, diyaliz veya şeker hastalıkları çökertti. Kaldıki sağlıklı olup covid-19 sonrası ölseydiler yinede o ölümlerin istatiksel bir değeri olmazdı. Binde bir görünen bir olayın istatiksel bir değeri olmaz. Her ilacın binde bir görünen yüzlerce yan etkisi var, eğer binde bir görünen birşeyin istatiksel bir değeri olsaydı kullandığınız hiçbir ilaç piyasaya sürülemezdi. Sizi bir kaç gencin ölümü ile korkutanlar, hergün yazdıkları ilaçlarla o virüsün bedeninize verdiği tahribattan çok daha büyük tahribat veriyor. Birde olaya İslami açıdan bakın; bu yıl covid-19'a yakalanıp ölenler covid-19'a yakalandıkları için ölmedi, ölüm vakitleri geldiği için öldü!! Eğer ölümü belirleyen covid-19 olsaydı covid-19 yakalanan herkes ölürdü. Kişilerin ölüm tarihini covid-19 belirlemiyor, doğdukları gün Allah belirliyor. Bu yıl ölümünüz takdir edildiyse ve bu ölümünüz solunum yolu enfeksiyonu üzerinden takdir edildiyse, covid-19 virüsü olmasaydı bile yine bir solunum yolu rahatsızlığından yine bir virüsten bu yıl gidecektiniz. Solunum yolu enfeksiyonlarından her yıl ölen 50 bin hasta var ya, onlardan birisi olacaktınız. Önlem almayacakmıyız; elbette alacaksınız fakat herşeyin bir ölçüsü var. Mevsimsel bir giribin (covid-19) ölçüsüde insanları eve kapamak değil. Kaldıki mikroplardan kaçamazsınız, çünkü mikropsuz bir dünya olmayacak. Ya şimdiden bu mikroplar ile yaşamayı öğrenecek ve bağışıklığınızı buna alıştıracaksınız ya da yok olmayı göze alacaksınız. Size tavsiyemiz, eğer sağlıklıysanız bedenlerinizin virüslerle temasa geçmesine izin verin. Bağışıklık sisteminiz bunları tanısın, bunlarla mücadele etmeyi öğrensin ve bir bağışıklık kazansın. Genç ve sağlıklı dönemininizde bu bağışıklığı elde edemezseniz, yaşlandığınız zamanki virüslere zaten dayanamaz, en küçük bir saldırıda gidersiniz. Gençliğinizde yaşlılığınıza yatırım yapın, virüsler ile temasa geçmekten korkmayın. Sizi öldürmeyin daha güçlü yapar. Eğer öldürüyorsa, bilinki o virüsten ötürü ölmediniz ölüm vaktiniz geldiği için öldünüz!!!

Sürü bağışıklığı nedir?

Bir çok ülke, insanları serbest bırakıp virüsle temasa geçmesini ve bağışıklık kazanmasını istedi. İnsanları sürü halinde bir virüse maruz bıraktığınız zamanda buna sürü bağışıklık politikası denir. Bir çok ülke bunu yapmaya çalıştı, sürü bağışıklık politikası yürütmeye çalıştı çünkü doğru olanı buydu. Hani bazılarınız hocam siz bilim kurulundan dahamı iyi bileceksiniz
diyebilir, o okurlarımıza batı dünyasını örnek verelim, oradaki uzmanlar sürü bağışıklığa gidilmesi gerektiği, bu virüslerin önüne geçmenin mümkün olmadığı, en sağlıklı yol kişileri virüsle temasa geçirip kendi kendilerine bağışıklık kazanmalarını sağlamak olduğunu söyledi. Bu hem bilimsel açıdan doğru olanı, hem genel mantık açısından doğru olan. Bizim bilim kurulu heyeti bunu neden önermedi; önermedi çünkü sorumluluk almak istemedi. Bu süreçte ne hükümet ne de bilim kurulu sorumluluk almak istedi. Herkes sorumluluğu başkasının üzerine atma yoluna gitti. Bu salgında hükümet uyanık davrandı, bir bilim kurulu heyeti kurdu ve sorumluluğu onların omuzuna yükledi. Kedisine salgınla ilgili bir eleştiri geldiği zamanda, bilim adamları ne diyorsa onu yapıyorum dedi ve eleştirileri susturdu. Bilim mutlak doğru olarak algılandığı için, kimse bilim kurulunu eleştirmeye cesaret ve cüret edemedi. AK Parti sorumluluğu bilim kuruluna yükledi, bilim adamlarıda ne yaptı; onlarda iş kötüye giderse benim başıma patlar, ben bu işi garantiye alayım dedi ve sokağa çıkma yasağı getirdi, yani herkesi eve tıkarak o da işi garantiye almaya gitti. Salgınla mücadelemizin özeti bu. Bilim heyetinin aldığı kararların hiçbirisi bilimle ilgili değil, sorumluluğu nasıl üzerimizden atarızla ilgili. Herkes sorumluluk almaktan kaçtı. Bunun üstüne, bir de sağdan soldan soyu sapı ve niyeti belli olmayan uzmanlar ekranlara bağlanınca, ne yapıyorsunuz siz, sosyal mesafede yetmez şunuda yapacaksınız bunuda yapacaksınız deyip korku gazını basınca, muhalefet hiç boş dururmu onlarda ölüler aslında yüzbinler, iktidar gerçek rakamları saklıyor deyip algıya tam gaz devam edince, bunları duyan gariban halkımda öyle bir panik oluştuki, onlarda bizi niye eve kapatmıyorsunuz diye devleti suçlamaya, lütfen bizi eve kapatın diye yalvarmaya başladı. Salgınla mücadelenin özeti nedir diye soruyorsanız, salgınla mücadelenin özeti bu.

Bağışıklık nedir?

Bağışıklık kavramını bazı okurlarımız bilmeyebilir, onada bir açıklık getirelim; aşı üzerine bilim adamlarımız çalışıyor ya, işte o aşıyı insanın kendiside geliştirebiliyor. Bilim adamları bir aşı için ortalama 15 ay çalışması gerekirken, insan bedenin kendisi o aşıyı 10 gün içinde geliştiriyor. Bedeninizin bu aşıyı geliştirebilmesi içinde o virüsle temasa geçmesi yetiyor. Yani kendi aşınızı üretebilmeniz için virüsle temasa geçmeniz gerekiyor. Evden dışarıya çıkmayın, insanlar ile temasa girmeyin demekte neye benziyor biliyormusunuz, siz silah üretmeyin biz size onu ucuza satarız demeye benziyor. Siz kendiniz aşı üretmeyin, biz size o aşıyı satarız demeye geliyor. Şimdi; velevki buna tamam dedik, bedenlerimiz bunu üretmesin, siz laboratuvarda üretin ve bunu bize satın dedik, sıkıntı şu; bir virüs çıktığında bilim adamların o aşıyı üretmesi en az bir yıl sürüyor. Soru şu; her virüs çıktığında onlar aşı üretinceye kadar biz
bir yıl boyunca ne yapacağız? O bir yılı ev hapsindemi geçireceğiz? Örneğin; iki yıl sonra yine bir virüs saldılar, yinemi insanları eve kapatacaksınız? Mümkün değil. Her salgında siz insanları eve hapsedip o ülkedeki hayatı durduramazsınız. Bir yıl bunu yaparsınız, ikinci yıl yaparsınız sonunda sallayın gidin herkes hayatını yaşamaya baksın dersiniz. Doğru olanıda bu. Doğru olanıda ertelemeyin. Bu tür virüslerin önüne aşılar ile geçilemeyeceği, bunu insan bedenine bırakmanın en iyi yol olduğunu batı dünyasıda biliyor, bildiği içinde bir çok avrupa ülkesi önlem almadı, bırakın temesa geçen geçsin dedi. Bunada sürü bağışıklığı deniliyor. Neden bunu hayata geçiremediler; küresel çete buna izin vermedi. Kurdukları tuzak boşa çıkmaması adına medya ve muhalefet üzerinden baskı ve panik havası oluşturdular, o ülkelerin iktidarlarıda toplumsal baskıya direnemeyip sürü bağışıklık politikasından vazgeçmek zorunda kaldı. Örneğin almanya örneğin ingiltere örneğin brazilya örneğin amerika vs. Bunların her biri tuzağı okudu ve sürü bağışıklık dedi ama tuzağı kuranlar daha çok bağırdığı için sonunda onların dediği oldu ve insanlar birer hayvan gibi eve kapatıldı. Artı, o panik havası insanları temizlik ve panik atak hastasına dönüştürdü, toplumu patlama noktasına getirdi.

Covid-19 ağır geçirenlere gelirsek;

toplumun %90 covid-19 yakalandığını anlamıyor, anlayanlarında sadece %1 süreci ağır geçiriyor. Siz eğer ağır geçirenlerdenseniz, neden başkaları sıkıntı yaşamıyorda ben yaşıyorum deyip başkasını değil, ilk önce kendinizi sorguya çekin. Size bir soru; daha önce gribe yakalandığınızda hiç
ilaç almadan, yatakta kalarak bedeninizin kendi imkanlarıyla o gribi atlatmasına fırsat tanıdınızmı? Hayır. O gün bedeninize o fırsatı vermediğiniz içinde bugün bunun acısını çekiyorsunuz. Bu virüsün sıradan bir grip virüsünden daha öldürücü olmasının üç nedeni var; birincisi sizlerin antibiyotik kullanımıyla ilgili. Her küçük nezle ve gripte antibiyotiğe sarılmanız, sizleri bağışıklığı zayıf birer varlığa dönüştürdü. Bedeninizin bir savunma hattı var. Bu savunma hattıda mikroplarla temasa geçtikçe pratik yapıyor ve direnç kazanıyor. Siz eğer şuan hastane köşelerinde yıkılıyorsanız bunun sebebi sizsiniz, bağışıklık sisteminizin virüslere karşı pratik yapmasına müsade etmediğiniz için sizsiniz. Küçüklüğümüzde hatırlarız, gribe yakalandığımızda yorganları üzerimize atar ve iki üç gün bol terler sonrası düzelirdik. Hanginiz bedenine bu şansı tanıdı? Hiçbiriniz. Bedeniniz bir mikroba karşı harekete geçtiği her defasında, bir ateş düşürücü bir antibiyotikle o harekatı yarıda kestiniz. Bedenlerinizi savaşmayı bilmeyen birer ülkelere dönüştürdünüz. Bedelinide şimdi ödüyorsunuz. Şuan dökülüyorsanız suçu covid-19 da aramayın kendinizde arayın. Gelelim buradan ikinci hususa; her savaşın birde psikolojik boyutu var. Bazen savaşlar sahada değil, insanların beyninde kazanılır veya kaybedilir. Bu virüsün insanlar üzerinde bu kadar etkili olmasının bir nedenide bu, topluma virüsün üstünlüğünü kabul ettirdiler. Virüs hakkında o kadar korku pompladılarki, insanlar virüse yakalandığında ben öldüm bittim moduna girdi. Yenileceğini baştan kabul edende o savaşı kaybetmeye mahkum. Ölümle korkuttuğunuz birşeye karşı insanlar mücadele etmez. Baştan boyun eğer. Bu hastalıkta semtomların bu kadar ağır seyrediyor olmasının bir nedenide bu, korku! Gelelim üçüncü nedene; bu virüs normal grip virüsünden daha azgın, fakat bu da ağlamanız sızlamanızı gerektirmez çünkü bu yüzyılın virüsleri böyle olacak. Yani ağlamayı sızlamayı bırakın ve yeni dünya şartlarına adapte olmanın yollarını arayın. Çağımızın virüslerine adapte olmanın tek yoluda sokağa inip virüsle yüzleşmek. Bir yere kadar bu mücadeleden kaçarsanız, sonunda çağımızın virüslerin birisine yakalanacaksınız. Korku, panik ve ev hapsinde hayatınızı geçireceğinize bugünün virüsleri ile yüzleşmeyi göze alın. Eğer bugün bu yüzleşmeyi göze alamıyorsanız, yarınların virüslerine karşı zaten hiçbir şansınız olmayacak çünkü yarınların virüsleri covid-19 dan daha azgın ve tehlikeli olacak. Bugün korkularınızla yüzleşinki yarınlarınızı kurtarın. Genç yaşınızda bu mücadeleyi verinki yaşlandığınızda bunun meyvelerini toplayın.

Özetlersek;
işlerim var, bir hafta boyunca ben yatakta kalamam, verin bana ateş düşürücü ve antibiyotik yaklaşımınız var ya, işte şimdi onun bedelini ödüyorsunuz. Keşke o günlerde istirahat edip bedeninize bir hafta on günlük zamanı tanısaydınız, bedeninize o mücadeleyi kendi başına verme şansı tanısaydınız, o günün mikroplarına karşı bedeninize dövüşmeyi öğretseydiniz bugünlerinizde covid-19 dan dayak yemezdiniz. İki; sabah akşam korku pompolayanlar var ya, şuan ölümlerin bir kısmından da onlar sorumlu çünkü insanların psikolojik direncini kırdılar. Öyle korku pompaladılarki, insanları ürkek birer varlığa dönüştürdüler. Kişi baştan itibaren yenileceğine inandığı zamanda yenilir. Üç; şunu unutmayınız, bundan sonra her salgın bir öncekinden daha yıkıcı olacak. Bedenlerinizi bu yeni çağa alıştırın. Virüsler hayatımızın bir parçası ve bundan bir yere kadar kaçabilirsiniz. Geçmişte yapılan yanlışların bedelini şimdi ödüyorsunuz, şimdi yapılan yanlışların bedelinide yarın ödeyeceksiniz. Virüsler dahada azgınlaşacak, bununla yüzleşin. Her salgında eve kapanıp birilerin size aşı geliştirilmesini beklemeyin, kendi hayatınızın kontrolünü kendi elinize alın. Ölümden kaçış yok, ölümden korkmanın bir anlamıda yok. Eğer bu yıl sizin için ölüm takdir edildiyse, kendinizi eve kapatsanızda ölüm sizi bulur. O yüzden diyoruzki, korkak bir yaşam sürdüreceğinize mertçe yaşayın ve mertçe ölün.

Neden bu virüs hakkında insanları o kadar korkuttular? 

Bu tür saldırılar nasıl işler bunu size izah edelim; birileri saldırıyı gerçekleştirir, başkalarıda saldırının hedefini ve toplumda bırakacağı hasarı belirler. Buradanda bu tür saldırıların örgütlü olduğunu anlarsınız. Örneğin; birisi bir şehirde bombayı patlatır. O bomba neyi amaçlıyorsa, örneğin iktidarı yıpratmak veya müslümanları kötü düşürmek veya o terör örgütünü olduğundan daha büyük ve tehlikeli göstermek, bunuda başkaları yapar (muhalefet, medya vs). Almanya ve ingiltere gibi ülkeler mesela covid-19'un biyolojik bir silah olduğunu gördü ve sürü bağışıklığına gideceğiz, bu saldırıya boyun eğmeyeceğiz dedi. Sonra ne oldu; muhalefet ve medya bu virüs hakkında öyle bir dezenformasyon yaydıki ülke yöneticileri üzerinde toplumsal bir baskı oluşturdular ve toplumsal panik o yöneticileri politikalarını değiştirmeye itti. Birileri virüsü piyasaya sürdü, virüs neyi amaçlıyorsa bunun gerçekleşme görevide o örgütün başka elemanlarına (medya ve muhalefet, sivil toplum örgütleri) bırakıldı. Algı nedir? Kelimeler ve görüntüler ile gerçek olmayanı var gibi göstermektir. Örneğin; Çin'de sokakta epilepsi nöbeti geçiren, baygınlık geçiren ne kadar görüntü varsa bunları covid-19 vakası olarak batıya servis ettiler. Örneğin; siz ülkemizde hiç sokakta covid-19 nedeniyle bayılıp öleni gördünüzmü? Çin' de çekilen görüntüler üzerinden öyle bir korku pompalandıki insanlar filmlerde gibi zombileşeceklerini zannetti. Mevsimsel gripten bir farkı olmayan bir virüs hakkında öyle bir algı oluşturdularki, bizi korkak ve ürkek, evden dışarıya çıkmaya korkan bir topluma dönüştürdüler. Sanki 15 temmuz gecesi dışarı çıkmamızın acısını bizden alır gibiler. Atalarımızın elini öpmek, sarılmak, gezmek ve çevremizi keşfetmek, hayatı yaşamak gibi türk milletini tanımlayan değerleri elimizden söküp aldılar. Bizi korkak, temizlik takıntılı ve panik hastası bireylere dönüştürdüler. Dünyaya çektikleri algı her yönüyle tuttu. Neden, çünkü medya artık birinci kuvvet. Medya'yı kontrol eden olaylara bakış açınızı kontrol eder. Bunada algı denir. Bu tuzak ülkemizde neden tuttu, çünkü bu tuzağı okuyan bir devlet aklımız yok, çünkü muhalefet milli değil, çünkü bilim adamlarımız küresel çeteye bağlı, çünkü ilk günden itibaren tüm medya küresel çeteye hizmet etti ve topluma korku pompaladı.

İkinci dalga

Birinci dalga ile çınarı (Türkiye) deviremediler, ikinci dalga ile devirmeye çalışacaklar. Bilinçli bir şekilde korku pompalanıyor, bu tuzağa düşmeyin. Muhalefet her yeri kapatın, daha sıkı yasaklar getirilmesi gerek desede, herşey açık olmalı ve işletmeler açık kalmalı. Unutmayın, deniz baykal'a kaset operasyonu sonrası biz muhalefeti kaybettik. Kılıçdaroğlu ve tayfası küreselcilere hizmet ediyor. Önümüze sevr antlaşmasını koyanlar ile bu salgında ölenlerin sayısı az gösteriliyor, döviz kuru yükseldi biz batıyoruz diyenler aynı merkezden yönetiliyor. Onların beklentisi sokakta insanların ölmesi, hastane koridorlarında hasta yığınları oluşması ve işletmelerin iflas edip milyonlarca insanın işsiz kalması. Bunlar olmayınca tam aksine beş yıldız konforunda hastaneler hizmet verince, kısa çalışma ödeneği ve fesih kısıtı getirilip küresel çeteye hizmet eden işletmeler işcileri işten çıkaramayınca ayarları bozuldu. Bu salgında kendilerine bol malzeme gelmesi gerekiyordu, gelmeyince algıya, yalanlara ve iftiralara sarıldılar. Bunlardan felaket senaryoları duyacaksınız, her yeri kapatın diyecekler, çünkü biliyorlarki bunları yaptığınızda işletmeler batacak ve ülke daha çok kötü duruma düşücek. İktidarı devirmek içinde herşey daha kötüye gitmesi gerek. Bunlar bugün seçim seçim diye bağırıyorlarsa, biliyorlarki bu salgın süreci içinde iktidarı devirdiler devirdiler, çünkü ekonomi toparlanmaya başlarsa fırsatı kaçırmış olacaklar. Sanmayınki muhalefet sağlığınızın derdinde. Onların derdi başka. Bu salgının birde insanları aşıya zorlama boyutu var. Aşı konusunu sonra kaleme alırız, aşılar çıksın sonra bakar ve değerlendiririz.

İnsanlık ve ülkeniz saldırı altında, devletinizin arkasında durun

M
uhalefet edilecek konular var edilmeyecek olanlar, muhalefet edilecek zamanlar var edilmeyecek anlar. Bugünde muhalefet etme zamanı değil. Bu salgın tüm ülkeleri etkiledi tüm ülkelerin ekonomisini duraklattı. Herkes ölüm kalım mücadelesi veriyorken, sadece bizim ekonomi duraklamış ve kötü gidiyormuş gibi göstermeye çalışanlar bilinki bu tuzağın Türkiye ayağı. Dünya ve insanlık saldırı altındayken, insanlık var olma mücadelesi verirken işsizlik arttı, döviz çıktı gibi söylemleri ortaya atanlar bilinki bu operasyonun Türkiye ayağı. Değerli dostlar; bağımsızlğın bir bedeli olacak, siz mavi vatan derseniz bunun size bir bedeli olacak, siz kendi kafanıza göre akdenizde doğal gaz ararsanız bunun size bir bedeli olacak, siz suriye'ye libya'ya ve irak'a operasyonlar düzenlerseniz bunun size bir bedeli olacak, kanal istanbul derseniz veya nükleer santral derseniz bunun size bir bedeli olacak. Ne beklediniz, adamların öylesine oturup büyümenizi güçlenmenizi bekleyceğinimi sandınız? Elbette döviz kurları üzerinden saldıracaklar elbette ekonomi üzerinden sizi yıpratmaya çalışacaklar. Siz şükredin siz elinizdeki iphone'un pahalaşmasıyla bu istiklal ve istikbal mücadelesini veriyorsunuz, Allah daha fazlasını omuzlarınıza yüklemiyor. Yüz yıl öncesi bu istiklal ve istikbal mücadelesini atalarımız yalın ayak, yokluk içinde bedenlerini kurşunlara siper ederek verdi. Şuan kurşun sıkamıyorlar, ama yinede siz en basit saldırılara (döviz kur) karşı bile dik, devletinizin arkasında duramıyorsunuz. Sağa sola oynamayın, bir karar verin; ya batının izni olmadan hareket etmeyelim diyeceksiniz, ya da biz bağımsız ülkeyiz kendi kararımızı kendimiz veririz deyip sonuçlarına katlanacak, dolar çıktığında da ağlayıp sızlamayacaksınız, hükümetinize çakmayacaksınız.