• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

covid-19 arkasındaki gizem


- 05.11.2020
Bir çok okurumuz covid-19 ile ilgili bir yazıyı neden kaleme almadığımızı merak ediyordu, bizde zamanı değil henüz cevabını vermiştik. Yazının zamanı geldi, şimdi size yazıyoruz. Fazla detaya girmeden, olayların arka yüzü hakkında size genel bir tablo çizmeye çalışacağız, sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz..


Covid-19 nedir?
Laboratuvarda geliştirilen bir virüstür. Bunu insanlığa karşı kullandığınız zaman, kullanıldı, o zaman buna biyolojik bir silahta diyebilirsiniz. Laboratuvarda geliştirildiğini nereden biliyoruz? Çok basit; sahip olduğu özelliklerin doğada kendi halinde oluşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekir. Bu virüsün bir kaç yıl içinde bu boyutta bir mutasyona uğraması bilimsel açıdan mümkün değil. Üzerine farklı farklı özelliklerin laboratuvar ortamında eklendiği çok aşikar. Kim bunu yaptı? Küreselciler.

Neden
Amerikadaki seçimlerde Trump'ı devirmek için. Küreselciler Trump'ı devirmeleri gerekiyor. Ekonomiyi krize sürüklemedende bunu yapamayacaklarını anladılar ve tamda seçim yılında ekonomiyi hedef alacak bir virüsü piyasaya sürdüler. Ekonomiyi batırma dışında bu salgınla birşey daha hedeflediler, o da posta yoluyla oy verme yolunun önünü açmak. Salgın var, insanlar evden çıkmasın dediler ve posta yoluya oy vermenin önünü açtılar. Sonrası ne yaptılar, kritik eyaletlerde yüzbinlerce sahte oy pusulası bastılar ve seçim günü gidişata göre bunları sahaya süreriz dediler. Nitekimde öyle oldu. Trump önde götürünce bir anda sağdan soldan oy torbaları çıkmaya başladı. Bunları saymaya başladıklarında da 100bin oy pusulası varsa 100bin tane Biden'a oy çıktı. Düpedüz seçimleri çaldılar. Fakat Trump dahil herkes sansürlendiği için kimse olup biteni anlamadı. Amerikalılar oy çalmak nedir bunu bilmedikleri için onlarda buna inanmak istemedi. Eğer sizde buna inanmayanlardansanız, size beylik düzü belediyesi ve istanbul seçimlerini hatırlatalım. Bir beylikdüzü belediyesi bile istanbul seçimlerinden bir yıl öncesi belediye çalışanlarını sahte nüfus kayıtları yapması için görevlendirmeyi akıl ve cüret ediyorsa, küreselcilerin kazanmasını isteyen CİA ve FBİ neler yapar, hemde kendi evlerinde onuda artık siz hayal edin. Aslında 2016 seçimlerinde bu hileyi yapacaklardı, elektronik oyları manipüle edeceklerdi ama ulusalcılar ruslardan yardım isteyerek digital ortamda müdaheleye izin verdirtmedi. Hatırlarsanız seçim sonrasıda ruslar müdahale etti diye yaygara koparmıştılar. Bu sefer işi her yönüyle garantiye aldılar ve hile yapmak için alternatif bir yola başvurdular, posta üzerinden oy kullanmak. Posta yoluyla oy verenler gerçek kişilermi yoksa CİA ve FBİ'ın digital ortamda uydurdukları kişilermi, bilen yok. Not: bugün 07.11.2020 ve yazıya bir ekleme yapıyoruz, bugün Biden kendini başkan ilan etti ve dünya medyası ülkemizinki dahil ve bazı ülkeler Biden'ı tebrik etmeye başladı. Biz bu oyunu daha önce görmüştük, nerede? İstanbul seçimlerinde. İmamoğlu hileyle kazandı, AK Parti'de buna itiraz etmişti, imamoğlu'da ne yaptı; yargı sürecini beklemeden kendini başkan ilan etti ve başkan ünvanı ile ortalıkta dolaşmaya ve imzalar atmaya ve dünya basınından tebrik mesajları almaya başlamıştı. Sonrası ne oldu? Yargı tekrar seçim kararını verince, mağdur edebiyatına sarıldı.
Şimdi, Amerikada da yargı tekrar seçim veya tekrar oy sayımı derse ve Trump bunun sonucu kazanırsa, o zaman ne olur, siz Biden'a oy verenlerin buna tepkisini hayal edebiliyormusunuz, Trump hırsız konumunda olur ve sokakları yakıp yıkarlar. İşte küresel çete bu. Her türlü pisliği yapar, medyayı kendi kontrol ettiği için ama hep kendisini iyi, gerçek mağdurlarıda kötü olarak gösterir. Dördüncü kuvvet olarak bilinen medya, günümüzde artık birinci kuvvet konumunda. Medyayı yöneten algıları yönetir. Algıları yönetende devletleri yönetiyor, kimin kötü kimin iyi olduğunu, kimin haklı kimin haksız olduğunu belirliyor. Bu küresel çete covid-19 ile hem Amerikadaki seçimleri kazanmak istedi hem ulus devletlerin ekonomisini batırıp iktidarlarını devirmek ve şirketlerini ucuza satın almak istedi hemde o devletleri kendilerine borçlandırmak hem aşılar üzerinden insanı kontrol etmek. Aşılar üzerinden insan nasıl kontrol edilir, vakti geldiğinde bu konuda da sizi uyarırız inşallah. Bunlar bir salgınla bir çok kuş vurmaya çalışıyor. Ana hedef ulus devletlerini yıkmak, başta Amerika. Bu salgından nemalanacak olan kitlede, dünyayı biraz daha kendisine borçlandırak olan küresel çete. Virüsün arkasındaki gücü, kim bundan zarar gördü kim nemalandı buna bakarakta tespit edebilirsiniz. Bunları açalım...

Ulusalcı ve Küreselciler arasındaki mücadele
Ulusalcı olarak adlandırılanlar rockefeller ailesi gibi amerikada yerleşik olan aileler. Bunların Amerika dışında gideceği bir yer yok. Küreselci olarak adlandırdıklarımızda rothschild gibi merkez bankalarını ve parayı kontrol eden aileler. Bunlarında ulusalcıların aksi bir ülkesi yok. Bunlar dünyanın kendilerine ait olduğuna inanır. Tek dünya devleti tek din tek ırk tek cinsiyet, işte bunların hepsi küreselcilerin aklından çıkan fikirler. Bunlar bir ülkeyi merkez olarak seçer, orasını o yüzyılın süpergücü yapar, orası batmaya başladığı anda, kendilerine başka bir yer bulurlar. Bir parasit gibi başkasının bedenine yerleşir orasını tükettikten sonra başka bir bedene konarlar. Düne kadar birlikte hareket eden bu iki akım nasıl birbirine düştü? Küreselciler kendi çıkarları uğruna amerikayı dünyanın farklı köşelerinde savaşa soktu ve trilyonlarca dolar kendine borçlandırdı. Amerika artık iflah olmaz dedikleri anda tüm ekonomik gücünü ve teknolojisini aldı ve Çin'e yerleşti. Amerikadaki ulusalcılarda siz bizi burada sömürdünüz, bir ton borç bize bıraktınız şimdide bizi iflasa terk ettiniz, bizim buradan başka gidecek başka bir yerimiz yok, biz sizden bunun hesabını sorarız dediler ve aralarında savaş başladı. Trump bu kavgada ulusalcı akımı, biden'da küreselcileri yani yaşadıkları topraklara ihanet eden yurtsuzları temsil ediyor. Tahmin edin bakalım FETÖ kimi destekliyor? Kendileri gibi yurtsuz vatansız, yaşadıkları toprağa ihanet eden küreselcileri destekliyor. Kan kanı çekermiş. Amerikan halkınıda aslında bu kavgaya hazırladılar, arka arkaya iki tane hollywood filmi çıkardılar, birisi ulusalcılara ait DC Comics tarafından (Batman v Superman: Dawn of Justice) diğeri ise küreselcilere ait Marvel tarafından (Captain America: Civil War). Toplum, bir nevi bir iç çatışmaya ve bir taraf tutmaya hazırlandı.

Küreselciler ne istiyor?
Dünya hakimiyeti istiyor. Tek dünya devleti, tek din ve tek tip insan modeli diyor. İnsanı çiple kontrol etmekten bahsediliyor ya, işte bu küreselcilerin hastalıklı zihniyetinden türemiş planlardan birisi. Küreselciler toplulukların kültür, din, ahlak gibi özelliklerini yok etmeye ve kendilerinin belirlediği değerler üzerinden insanlığı bir çatı altında buluşturmaya çalışıyor. Reklamlar mesela, dünyanın neresine giderseniz gidin reklamlarda aynı tip insan profili (jenerasyon z) kullanılır. Bu zihniyetin arkasında masonik teşkilatlar ve satanik örgütlenmeler var. Bunların savaşla ne derdi olabilir? Oğul bush'un ulusal güvenlik danışmanı condolezza rice'ın 2003 yılındaki sözünü hatırladınızmı, Türkiye dahil 22 ortadoğu ülkesinin sınırları değişecek sözünü. Bunların amacı yeni bir dünya düzeni kurmak. Yeni dünya düzeni kavramını duymuşsunuzdur, nedir bu düzen? Yıldızlar savaşındaki konsey gibi, farklı farklı kabilelerin, ırkların ve inanç sistemlerin temsil edildiği bir konsey kurmak. Kendi başına yetersiz olan, korunmaya muhtaç, çevresi ile kavgalı, sürekli yok olma kaygısı içinde yaşayan küçük şehir devletcikleri oluşturmak sonrada bunları bir çatı altında birleştirmek. Küresel çetenin amacı ulus devletlerinden küçük küçük kabile devletleri şehir devletleri mezhep devletleri çıkarmak ve bunların her birininde diğeri ile kan davalı ve kendi kendisine yetecek halde olmamasını sağlamak. Herkesi birbiriyle çatıştıracak, sonrası huzuru ve güvenliği sağlayan bir oluşum olarak kendisini sahaya sürecek. Bu salgın ortaya çıktığında dünya sağlık örgütü, devletler bu mücadelede kendi başına yetersiz kalıyor, bu tür salgınları ülkelerin kendisi değil bir merkezden yönetilmesi gerek dedi ya, işte bu küresel çete krizler ve yangın yerleri oluşturup devletlerin acizliğini yetersizliğini gün yüzüne çıkarmak, insanların aklına bir dünya devleti fikrini yerleştirmek istiyor. Çatışma bölgelerindeki insanlar NATO veya AB gelsin ve bizi kurtarsın dedikleri gibi. İnsanları birbirine kırdırarak toplulukları tek dünya devletine mecbur ve zorunlu bırakmak istiyorlar. Sonrası yıldızlar savaşı filminde olduğu gibi bir konsey olacak, her devletçik oraya bir senatör yani temsilci gönderecek ve dünya tek bir merkezden yönetilecek. Dikkat ederseniz bu salgında da bunu söylediler, ülkeler bu tür krizleri kendi başına yönetemiyor, bu mücadele tek bir merkezden yönetilmesi gerek dediler, işte bu onların bilinçaltı projelerin açığa çıkışı. Son 20 yılda Trump dışında tüm amerikan başkanları bu amaca hizmet etti, oğul bush dahil. Bush gibi muhafazakar tabanlı (cumhuriyetçi) geldiğinde haçlı seferi dedi, İslami terör dedi, isa tanrı, armageddon ve süleyman tapınağı dedi ve tabanını kandırdı. Obama gibi demokrat tabanlı biri geldiğinde de özgürlük dedi demokrasi dedi ve askeri operasyonlara meşruiyet sağladı. Tüm terör örgütlerin arkasında küreselciler var. Bunlar bir yere terörle mücadele etmek için girerse, o terör örgütünü sevk ve idare etmek, başkaların onu yok etmesini engellemek için girer. Örneğin; pyd'yi koruma altına almaları gibi. Her bir terör örgütü o ülkeyi en azından üç parçaya bölüyor, halklar arası kan davaları oluşturuyor, toplulukları kabilelere aşiretlere kadar ayırıyor. Bu da tam küresel çetenin istediği. Tüm amaç ulus devletleri parçalayıp küçük şehir ve kabile devletleri oluşturmak. Örneğin; küreselci obama neden iran'a yaptırımları kaldırdı, çünkü sunni devletleri paramparça etmek için perslere muhtaçlar. Persler, İslam dünyanın içinde küreselcilerin bir truva atı. Trump neden iran'a karşı, çünkü Trump ulusalcıları temsil ediyor. İran'ın yayılımcı politikaları İsrail'in ulus devletini tehdit ediyor. Ulusalcılar ulus devletleri, küreselciler ise küçük küçük birbirine düşman şehir, kabile ve azınlık inançlı devletcikler istiyor. Yüz yıl öncesi imparatorlukları parçalayıp ulus devletleri oluşturdular, bu yüz yılda ulus devletlerini parçalayıp şehir devletcikleri oluşturmak istiyorlar. Örneğin; izmir ve istanbul. CHP boş yere federalizm, yerel hükümet, kendi kaderini kendin tayin etme hakkı, şehir bayrağı ve parası demiyor. Bilhassa bu tunç soyer ve ekrem imamoğlu bunlar çok tehlikeli tipler, sizde bunun farkında değilsiniz, umarız geç olmadan uyanırsınız.

Yeni dünya düzeni
Farklı farklı kişilerden yeni dünya düzeni kuruluyor kavramını duymuşsunuzdur, herkesin buna kendi uzmanlık alanına göre farklı bir tanımı olabilir, bazıları yeni dünya düzenin Türkiye merkezli olacağını, bazılarınında dijital para ve teknoloji merkezli
olacağını söylüyor, bizde size buradan konuya farklı bir pencere açalım; yeni dünya düzeni ile ulus devletlerinden yoksun, BM ve AB gibi üst çatıların olmadığı, ülkelerin küçük küçük parçacıklara bölündüğü ve bunlarında yeni bir üst çatı yönetimi (konsey) tarafından kontrol edildiği bir dünyadan bahsediliyor. Örneğin; küreselciler yönetimde olursa savaşlar artacak, pyd ve pkk'ya destek artacak, nedenide evanjelistler ve isa tanrı değil, amaçları ülkeleri parçalayıp tek bir dünya konseyini kurmak. Erdoğana tavsiyemiz, dünya beşten büyüktür BM reforme edilmeli kelimelerine çok dikkat etsin, birileri kendi çıkarları adına bu kavramı ve Erdoğanı kullanabilir. BM yıkılsın diye ona gaz verenler ile Erdoğan aynı niyeti paylaşmıyor, bunu bilsin. Gelenler gidenleri aratır misali, kimler ile dans ettiğini çok iyi bilsin,. BM yıkılırsa yerine gelecek olan daha kötü olabilir. BOP projesinde bu tuzağa düştü. Onun anladığı BOP ile ona gaz verenlerin anladığı BOP farklıydı. Geçte olsa bunu anladı, aynı kazığı tekrar yemesin. Bu arada, dijital para ve teknoloji bunlar yeni dünya düzeni nasıl yönetilecek olayın idare boyutuna giriyor. Birşeyi idare etmeden öncesi ama ne olması gerek, o şey var olması gerek. Eğer var olan birşeyin yerine o şeyi getirmek istiyorsan o zaman ilk önce var olan düzeni yıkman gerek. Bu var etme, yeni devletcikler oluşturma projesi üzerinde de şuan yoğun bir şekilde uğraşıyorlar. Bu yüz yılın ilk çeyreğinde ortadoğu ve İslam çoğrafisinin parçalanması öngörüldüğü için Erdoğan ve Putin parçalanacak çoğrafinin içinde. O yüzden Trump sonrası onlarında tasfiyesi üzerinde çalışacaklar. Küresel çete kimi hedef alıyorsa bilinki onlar ulusalcı, kime destek veriyorsa bilinki onlar ülkelerini parçalayacak. O yüzden kılıçdaroğluna dikkat diyoruz.

Ulusalcılar ne istiyor?
Ulus devletler istiyor. Ülkelerdeki sağ akımların arkasında ulusalcıları görürsünüz. Örneğin fransadaki ayaklanmalar. Macron ulusal cepheyi, sarı yelekliler ise küresel çeteyi temsil ediyor. Ulusalcılar kendi kendisine yetinen, kendi ırkların korunduğu devletler istiyor. Örneğin; avrupadaki İslam karşıtlığı. Bunun arkasında ulusalcılar yatıyor. Biliyorlarki şimdi önlem almazlarsa bir 20 yıl sonra kendi ırkları yok olup gidecek. Yaşlı ve genç nüfus oranı, yerli ve yabancı oranı kritik seviyeye geldi, şimdi müdahale etmezlerse kendilerince ileride bunun telafisi olmayacak. Irkçı saldırılar ilede Müslümanları göçe zorlamak istiyorlar. Macron'un İslam karşıtı söylemlerinide bu boyuttan bakın. Bu arada bu saldırılar artacak. Gurbetçilere nacizane tavsiyemiz, yavaş yavaş ülkemize dönüş yapmaya başlasınlar. Antifa gibi sol akımları küreselciler kontrol eder, sağ akımları ise ulusalcılar.

Amerikadaki başkanlık seçimleri
Trump şubat aylarında seçim anketlerinde açık ara öndeydi. Ekonomik göstergeler, toplumun refahı herşey Trump'ın açık ara kazanacağını gösteriyordu. Trump'ın tekrar kazanmasına ama küreselciler müsade edemezdi. Neden? Küreselciler bu yüz yıl Çin'e yerleşmeye ve dünya'yı oradan dezayn etmeye karar verdi. Çin ama askeri ve küresel çapta henüz Amerika ile rekabet edecek konumda değil. Bir beş yıla daha ihtiyacı var. Trump tekrar seçilseydi işte bu zamanı onlara vermeyecek, onların başını ezecekti. Trump eğer seçimleri tekrar kazanırsa, Çin'i durdurmak için sıcak çatışma dahil her türlü müdahaleyi yapacak. Küreselcilerde bunu biliyor. O yüzden bu seçimler onlar için hayati önem taşıyor. Trump asla ve asla kazanmaması gerekiyor. Bunu önlemek içinde ne yaptılar? Seçim yılında amerikalıların en değer verdiği şeyi (refah) ellerinden alacak bir silahı ortaya attılar, covid-19. Biyolojik bir silah ile ekonomiyi durdurdular. Ekonomi duruncada 6 milyon civarı olan işsizlik rakamı altı ay içinde 30 milyon civarına dayanıverdi. Refahına düşkün amerikalılar gelecek kaygısına girdiği anda babasını tanımaz, elindeki yokluğun sorumlusunu arar. Görsel, yazılı ve dijital medya platformlarıda küreselcilere ait olduğu için, bu krizden sorumlu olarak halkın önüne Trump atıldı. Herşeyden o sorumlu tutuldu ve bir cadı avı başlatıldı. Skeçlerde her ortamda onunla dalga geçildi. Amerikada Trump sempatizanıyım demek utanılacak bir hal aldı. Bu küresel çeteye karşı Trump'ın verdiği mücadele bize birazda Erdoğan'ı anımsattı, tüm batının onu hedef tahtasına oturttuğu ve onun yapayalnız bir mücadele verdiği günleri hatırlattı. Trump'ın bana operasyon çekiliyor, seçimlerde hile yapıldı söylemlerinede gülüp geçtiler. Trump'ın bu veryansınları delilik ve koltuğu bırakmak istememekle yorumlandı. Biz ama onun neler yaşadığını ve neyden bahsettiğini çok iyi anlıyoruz, çünkü seçim yılında küresel çetenin operasyonlarına maruz kalmanın, mahalle baskısına maruz kalmanın ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Bir düşünün facebook ve twitter gibi Amerikan şirketleri Trump'a yani Amerikanın başkanına sansür uyguluyor. Bunu daha önce nerede görmüştük? Almanyanın Erdoğana yasak getirmesi, seçim konuşma yasağı. CHP seçim konuşması yapmak istediğinde her türlü imkanı seferber ettiler ve ediyorlar, Erdoğana ama yasak. Buradan da Trump'ın kimler ile mücadele ettiğini çıkarabilirsiniz.

Tuzak tuttumu?
Onların bir tuzağı varsa, Allahında bir tuzağı var. George Floyd'un ölümü böylesine bir tuzaktı. Nasıl? Küresel çete, bu siyahinin ölümünüde kendi lehine kullanmak istedi. Bu da bize tanıdık, ölüler üzerinden siyasi rant elde etmek, bunu biz nereden tanıyoruz; CHP. CHP'nin ikizi demokratlar, bu ölümden faydalanalım, hem siyahi oyları konsolide eder hem insan hakları üzerinden Trump'ı biraz daha yıpratırız dedi. Fakat yağmalamalar, şiddet görüntüleri, amerikan bayrakların yakılması ve beyazlara yapılan mahalle baskısı ters tepti. Ekonominin kötü gidişatından ötürü Trump'a kızgın olan beyaz kitleyi harekete geçirdi. Sokakların yakılıp yıkılması bu sefer ulusalcıları harekete geçirdi ve daha sık Trump'ın arkasında durmasını sağladı. Gezi olayların ters tepmesi gibi, örneğin yüzbinlerin Erdoğanı havaalanında karşılamaya gitmesi. Küreselciler bu sokak eylemlerin kendi aleyhlerine dönmeye başladığını gördüğü zamanda zaten bunları durdurdu. Seçimleri kazanacakları kadar covid-19 tuzağı tuttumu? Seçimi başa başa getirecek kadar tuttu. Birde unutmayınız, çuval çuval kaynağı belli olmayan posta yoluyla gelen oylar var. Küreselciler dediğimiz kitle istanbul seçimlerinde AK Partiye giden oyları CHP'ye yazan ve oy hırsızlığı yapan kitle. Bunlardan herşey beklenir. Konu mahkemeye taşındı, artık bekleyip göreceğiz. Anlamanız gereken, ulus devletleri ile küreselciler arasında bir mücadele var. Küresel güce karşı koyacak tek ulus milletide Amerika. Sadece onlar ekonomi ve askeri anlamda küreselcileri altedebilecek güce sahip. Eğer onlar yenilirse, o zaman küreselci çeteyi (satanizim) insan eliyle durdurma şansımız kalmıyor. O yüzden bu seçimler sadece Amerikanın seçimleri değil, insanlığın seçimleri. Eğer beni amerikadaki seçimler ne ilgilendirir diyorsanız, tekrar düşünün. CHP sözcüsünün biden'a yaptığı çağrıyı unutmayın, biden'ın türkiyedeki iktidarı devirmek için herşeyi yapacağız mülakatını unutmayın. Eğer biden gelirse
melhame-i kübra kaçınılmaz. İsa as'a inandıklarından değil, insanların inançlarıı kullanıp rusya, türkiye ve iran gibi ulus devletlerini birbiri ile savaştırıp parçalamak.

Ne olacak şimdi?
Konu mahkemede, bekleyip görmek gerek. Fakat orada olup bitenler bize yabancı değil. CHP'nin her seçimde neler yaptığını hatırlayın, küreselciler Amerikada da aynısını yapacak. İlk önce yüzde yüz kazanacaklarına dair algı oluşturacaklar (anketler), sonrası seçimlerde hile yapacaklar, sonrası biz kazandık diyecekler, hileleri açığa çıkıp kaybettikleri zamanda kendilerini mağdur gösterecekler. İstanbul seçimlerini hatırlayın. Oyları çaldılar, sonrası hileleri açığa çıktı ve yeniden seçime gidildi, fakat öyle algı oluşturdularki kendileri mağdur, anti-demokrat olanda iktidar oldu, bir kesimde bunu yuttu. Eğer trump yargı yoluyla seçime hile karıştırıldığını ispat edebilirse, oyların yeniden sayılmasını veya belirli illerde yeniden seçim yapılmasını sağlayabilirse, CHP gibi küreselcilerde mağduriyet edebiyatı çekip halkı sokağa çağıracak. Halkta tüm anketlerde biz öndeydik, bizim elimizden çalındı yalanına kanarak sokağa akın edecek. İlginç olaylar bizi bekliyor, bekleyelim ve görelim. Bu olayın tabiki birde kader boyutu var, o da Allahın elçilerin inme vakti geldimi gelmedimi boyutu var? Eğer geldiyse Biden kazanması gerek. Eğer gelmediyse o zaman Trump. Bunu açalım; insanlık kendi eliyle kötülüğe dur deme şansı olduğu müddet Allah elçilerini indirmez. Ne zaman insanlığın son kalesi düşer, kötülük insanın kendi eliyle yok edemeyeceği boyuta gelir, o zaman Allah yardımını indirir. Şuan amerikadaki ulusalcılar, milyonlarca evanjelist, küresel satanizme karşı son mücadeleyi veriyor, onlar kazanırsa Allah elçilerini indirmez. Kötülüğün karşısında eşit bir güç olduğu müddet Allah yardımını indirmez. Eğer ama bu seçimi ulusalcılar kaybederse o zaman küresel çeteyi durdurabilecek son insani güçte mağlup olmuş olur ve Allah gökten yardımını indirir. Yani soru şu; Allahın elçilerin (Hz Mehdi) inme vakti geldimi gelmedimi. H
er zaman olduğu gibi, bu seçimlerin sonucunuda kader belirleyecek.

Seçim süresi boyunca Biden ne dedi?
İlk önce şunu belirtmeliyiz, Biden kazanırsa 4 yılını tamamlamayabilir. Kendisi demenz hastası, bir çok defa nerede olduğunu ve o an neler olduğunu unutuyor. Büyük ihtimallede küreselciler uzun vadede onunla değil, yardımcısı olan kadınla plan yapıyorlar. Küreselciler kadını yüceltir, LGBT ve istanbul sözleşmesi
ve cinsiyet odaksız bir yaşam fikirlerin arkasında onlar var. O yüzden Biden'ı pasifize edip yardımcısı olan kadını başkan yapabilirler. Bu da ne anlama geliyor, biden kazanırsa bu hz mehdi dönemine girdik anlamına girdiği için, kadını yüceltenler kadın önderliğinde mehdiye savaş açmış olacak. Burada sadece iyi ve kötünün değil, erkek ve kadının mücadelesinide göreceğiz. Yani batı medeniyeti kadının önderliğinde çökecek. Bu da atakadın kültürü arzulayanlara güzel bir ders olacak. Kadınlar yönetimi devraldığında ne oluyormuş, bunun dersinide Allah bunlara verecek. Onlar nasıl bir taşla bir kaç kuş vurmayı amaçlıyorsa, bir taşla kuşlar nasıl vurulur bunun dersinide bunlara elbette verecektir. Batının çöküşü çok sembolik olacak, bu şimdiden çok net. Gelelim seçimlere, seçimlerde Biden tarafı ne dedi; seçilirsem covid-19 salgını önlemlerini artıracağım ve eğlence mekanlarını restoranları vs kapatacağım dedi. Başka ne dedi; kurumlar vergisini artıracağım yani iş adamı ve şirketler üzerindeki vergileri artıracağım dedi. Siz eğer salgını bahane edip tüm mekanları kapatırsanız ne olur, ulusal şirketleri ve küçük işletmeleri batırırsınız. İşte buradanda Biden kime hizmet ettiğini (küreselci) ve kimi hedef aldığını (ulusal işletmeler) çıkarabilirsiniz. Adamın hedefi Amerikayı batırmak. Ne demiştik küreselciler hakkında, küreselciler küçük devletcikler istiyor. Amerika ve Rusyada buna dahil. Bunlar yönetimi devralırsa Amerika ile Rusyayı savaştırırlarsa hiç şaşırmayın, bir taşla iki kuş vurmuş olurlar, hem Amerika paramparça hem Rusya. Türkiye'ye ne olacak derseniz, onlar için Türkiye çantada keklik. Erdoğan sonrası Türkiye zaten paramparça olacak. Kılıçdaroğlunun CHP'sine FETÖ'nün kurduğu İP'e oy veren kitle olduğu müddet, onlar açısından Türkiye çantada keklik. Muhalefet yani içimizdeki adamları zaten bizi dilim dilim parçalayacak, onların bizzat devreye girmesine gerek yok. Örneğin; imamoğlu. Salgın başladı metrobüs sefer sayılarını azalttı. Kim bunu yapar? Salgının artmasını isteyen. Neden bunu istesin? Salgın artarsa hastaneler yığın yığın olur, işletmeler çöker ve düzen çöker. Düzen çöktüğü zamanda kim bundan nemalanır? Muhalefet! Bu salgın kimin işine yarıyor, oradan bu salgının arkasındaki gücü anlarsınız. İmamoğlu gibi insanların art niyetini nasıl anlarsınız; uygulama ve sözleri arasındaki tezatlığa bakarak. Bir yanda metrobüs seferlerini azaltıyorsa, diğer tarafta iki üç hafta boyunca her yeri kapatalım diyorsa, söz ve eylem arası çelişki varsa bilinki bunlar art niyetli. Eğer kişi her yeri kapatalım, virüs insanlara bulaşmasın söyleminde samimi olsaydı, metrobüs seferlerini azaltmazdı. Buradan çıkarmanız gereken ders, kim salgınla ilgili önlemleri artırmamız gerek diyorsa bilinki onlar küresel çeteye hizmet ediyor bilinki onlar ülke ekonominizi batırmak istiyor. Neden bunu yapmak istesinler; ekonominiz batarsa işsizlik artar, işsizlik artarsa insanlar aç ve açıkta kalır, insanlar aç ve açıkta kalırsa sokağa dökülür, insanlar sokağa dökülmeye başlarsa hükümetler devrilir. Burdaki amaçta bu, ekonomi üzerinden ulusal devletleri yıkmak. CHP önlemleri artırın diyorsa neden dediklerini anlayınız. AK Parti de işletmeler açık kalmalı diyorsa, bunu neden dediğini buradan anlayınız.

Seçim süresi boyunca Trump ne dedi?
Ben seçilirsem Çin'i bu salgından sorumlu tutacağım dedi. Tarihin en büyük vergi indirimini yapacağım dedi. Bundan sonra dünya polisi oynamak, başkaları için askerimizi çatıştırmak yok dedi. Bu tarz söylem ve çıkışlardan da keza, onun kime hizmet ettiğini ve kimi kendisine düşman kıldığını çıkarabilirsiniz. Kendi ülkeme yöneleceğim kendi şirketlerimin refahını düşüneceğim diyor, AB'miş NATO'muş bunlar artık beni ilgilendirmez diyor.

Covid-19 biyolojik bir silah olduğunu neden ülkemizin bilim adamları söylemiyor?
Bilim camiasında yaşanan sıkıntı bilim camiasının özgün ve özgür olmamasıyla ilgili. Bilim camiası dünyanın en büyük tarikatıdır. Sizi birşeyleri biat etmeye zorlar ve bunu bilimin arkasına sığınarak yapar. Kendisini sorgulatmaz ve kendisini mutlak doğrunun sahibi olarak gösterir. Kim bunlar? Nobel ödülünü veren, bilim dergilerini basan, büyük üniversite ve araştırma merkezlerini yönetenler, yani küresel çete. Bilgiler burada belirlenir, doğru nedir yanlış nedir burada belirlenir sonrası farklı yayın araçları üzerinden dünyaya yayılır. Dünyadaki tüm bilim adamlarıda, biz bunlara mürit diyoruz, bunlarda bu bilgileri sorgulamadan araştırmadan bunları doğru olarak kabul eder ve bu bilgileri kendi ülkesinde yayar. Bildiğiniz klasik vahiy tebliğ, şıh mürit ilişkisi. Bilim camiasındaki insanlar kendilerini ataist olarak tanımlar, inançlı insanlar ile dalga geçer, aydın olmayı överler, fakat bu beyinsizlerin kendileri bir inanç sistemin içine hapsolmuş, kendileri birer koyun, kendileri sorgusuz sualsiz biat içindeler bunun farkında değiller. Değerli dostlar; şeytanın dünyaya attığı en büyük kazık var olmadığını insanlara inandırtmak. İnsanlar gerçektende hayatlarına müdahil olunmadığını, özgür olduklarına inanıyor. Bir avuç insan dünyayı kontrol ediyor, izlediğimiz dizilerden yediğimiz besinlerin içeriğine kadar herşeyi belirliyor ama insana öyle bir algı operasyonu çekiyorlarki, insan kendisi üzerinde kimsenin niyeti olmadığını, dizilerden modaya kadar herşeyin tesadüfen ve kendiliğinden geliştiğini zannediyor. Örneğin; ekonomi. Ekonominin temel taşları var, bunlar kredi derecelendirme kuruluşları, dünya bankası, dolar, finans kuruluşları, yatırım fonları, swift sistemi, merkez bankaları, dünya ticaret örgütü vs. Bu temel taşların her biride aynı kişiler tarafından kontrol ediliyor, ama bir algı ile bunun serbest piyasa ekonomisi olduğuna
size inandırtıyorlar. Bir sistemin tüm mehenk taşları aynı kişiler tarafından kontrol ediliyorsa, bunlar istedikleri zaman o sisteme müdahale edebiliyorsa o sistem nasıl "serbest" ve "bağımsız" oluyor? O sisteme bağlı bir uzmansanız, onların söylemlerini sorgusuz sualsiz kabul ederseniz o zaman oluyor işte. HDP ve "barış" gibi en saçma tanımlamalar, tartışılamaz bir hakikat oluyor.

Kötülüğün varlığına inanıyormusunuz inanmıyormusunuz?
Hayata bakış açınız inançlarınızı, inançlarınızda hayata bakış açınızı belirler, biz neden herşeyde bir kötülük arıyoruz, çünkü Allah bizi kötülük hakkında uyarmış, şeytan size bulaşacak, tuzaklarına dikkat edin demiş.
"İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16).  "...Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler... (Araf Süresi; 27). Örneğin; bizi telefonlar üzerinden dinleyip takip etmiyorlarmı, ediyorlar, 1500 yıl önceside Allah bu konuda bizi uyarmış. Sizin görmediğiniz yerden birileri sizi gözetleyecek demiş. Bizim ülkenin bilim adamları nedenmi covid-19'un bir laboratuvar ürünü olduğuna inanmıyor, çünkü kendi hayatları üzerinde başkaların bir ameli olabileceğine inanmıyorlar. Kendi ülkeleri üzerinde başkaların bir ameli olabileceğine inanmıyorlar. Kendi inançları üzerinde başkaların bir ameli olabileceğine inanmıyorlar. Olay baştan sakat. Bu arkadaşlar hayatı tesadüfler üzerine kurmuş. Yeryüzünde bir kötülük olduğu, bu kötülüğünde organize hareket ettiği ve insan üzerinde tasarruf hak ettiğini bilmiyorlar ve buna inanmıyorlarda. Değerli dostlar; hakikatın şöyle bir güzelliği var, hakikat değiştirilemez. Şeytanlar ne kadar çok hakikatı sizden gizlemeye çalışsada bunu ancak sözle (algı) yapabilir, bundan ötesini değil. Gerçekleri öğrenmek istiyorsanız örtüyü (algı) kaldırmanız yeterli. Bu da nasıl olur, sorular sorarak. Bilimin en temel kuralı, soru sormaktır. Soru soranlar ile bir bilim adamı eğer dalga geçiyorsa, komplo teorilerisi diyorsa bilinki o bir bilim adamı değil bir mürit. Bilim tarikatına üye bir mürit. Kendisini mutlak doğrunun sahibi gören, kendisi gibi düşünmeyenle dalga geçen ve kendisine yüzde yüz biat edilmesini isteyen bilim tarikatın müridi. Bu tarikata biat eden, sorgusuz sualsiz iman edenlerede yolunuz açık olsun denilir, başka şey değil. Bizim için mutlak doğru Kur'an-ı Kerim, sorgusuz sualsiz biat edilecek tek makam Allah. Gerisi bizim için defoludur, kusurludur, sorguya açıktır.

Covid-19 sürecini ülkemiz nasıl götürdü?
Bu covid-19 silahı ulusal hükümetleri devirmek için ortaya atıldı. AK Parti ulusal yani ülke çıkarlarını önde tutan bir iktidar olduğu için bu salgının kendisini hedef aldığını bilmeli. Bu biyolojik silahın amacı ekonomiyi durdurmak, işsizliği artırmak ve muhalefetin eline malzeme vermek. İktidar bu mücadeleyi bu zamana kadar nasıl yürüttü? Bize göre artıları var eksileri var. Sağlık sisteminde zamanında yapılan reformlar ve yeni hastaneler, AR-GE politika ve destekleri bugünlerde
meyvelerini verdi (yerli solunum cihazı). Kısa çalışma ödeneği ile fesih kısıtını getirerek küresel çeteye bağlı şirketlerin işçi çıkarma niyetlerinin önüne geçildi. Yanlışlara gelirsek, bizim her zaman şikayet ettiğimiz konu, o da bir üst akıl eksikliği. Maalesef süreci, olayların perde arkasını okuyan ve analiz eden bir devlet aklımız yok. Süreci okuyamadığımız içinde sürekli yanlışlar yapıyoruz. Örneğin; bu sürecin yönetimini bilim kurulu heyetine devretmek hataydı. Neden? Bilim adamları kitaba göre hareket etmeye yönelik programlanmış. Protokole göre hareket ederseniz, işler yanlış gitsede kimse sizi sorumlu tutmaz. O yüzden bilim adamları birşeyden sorumlu tutulmama adına, bilhassa hekimler çizilen protokollerin dışına çıkmaz. Hükümet sorumluluğu bilim kurulu üyelerine attı, bilim kurulu ne yaptı; onlarda dünya sağlık örgütünün belirlediği protokole göre hareket etti, yani bu salgını piyasaya sürenlerin belirlediği protokole göre hareket etti. Salgın başladığında birşey olmaz deyip hiçbir önlem almayan ve yayılmasına sebep olan dünya sağlık örgütü var ya, onların herhangi bir önlem almamaların sebebi bu, kendileri bizzat bu tuzağın bir parçası olması. Tuzağı kuranın tavsiyeleri ile hareket ettiğiniz zamanda ne olur, tuzağa düşersiniz. Nitekimde öyle oluyor. Sürekli bir korku ve panik havası körüklüyorlar. Hayatı ve ekonomiyi durdurmamız için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar. Sizde kalkıyorsunuz ve bu tuzağı bize kuranları ülkenize davet ediyor ve bir ofis açmalarını sağlıyorsunuz. Eziklik nedir biliyormusunuz? Size yanlış yapana güler yüz göstermektir. Birisi size bir laf söylediğinde ona laf yetiştirmeniz ezik olup olmadığınızı belirlemez, ona göstereceğiniz muamele belirler. Örneğin; biz yunanistanla savaş eşiğine geldik, bize her türlü tehditi yaptılar her türlü hakareti ve iftirayı attılar, dışişleri bakanımız yunan mevkidaşı ile bir araya geldiğinde ama gülücükler havada uçuştu, samimiyeti bir görseniz şaşırırsınız. İşte buna eziklik denir. Ezikliğin tanımı nedir diye merak ediyorsanız, sizi yok etmeye ant içmiş birine gösterilen o gülücükler deriz. 

Bu virüs insana yönelik değil
Bu virüsün hedefi insan değil. Hedef insan olabilmesi için ölümcül olması gerekiyor, bu virüste ölümcül değil. Ölümcül kavramın tanımı nedir? Yaşlı veya genç, zayıf veya güçlü herkesi öldürmesi gerek. Bu virüste öyle bir virüs değil. Sağlıklı birisi bu virüse yakalandığında virüse yakalandığını anlamıyor
bile. Ölen bir kaç gence gelirsek; her ilacın binde bir görünen yan etkisi var, onbin kişiden birinin bir olaydan etkilenmesi bilimsel açıdan istatiksel bir değeri yok. Yüzbin vakadan birisinde görünen şikayetler ile insanları korkutmayın. Eğer onbin veya yüzbin kişiden birisinde görünen birşeyin istatiksel bir değeri olsaydı kullandığınız hiçbir ilaç piyasaya sürülemezdi. Hani size bir kaç gencin ölümü ile korkutan, yüzbin vaka arasında sadece birinde görünen akçiğer tahribatı ile korkutan hekimler var ya, onların her gün yazdıkları ilaçlar bu tahribatların daha beterini yapıyor. Ölenlere genel olarak bakarsak, bakın arkadaşlar; biz yani Türkiye her yıl 50 bin vatandaşını solunum yolu enfeksiyonlarına kaybediyor zaten. Covid-19' un sebep olduğu ölümlerin fazlasını biz her yıl veriyoruz ve covid-19 ortadan kalktıktan sonrasıda vermeye devam edeceğiz. Artı Müslümansınız, birazda olaya İslami açıdan bakın, bu yıl covid-19'a yakalanıp ölenler covid-19'a yakalandıkları için ölmedi, ölüm vakitleri geldiği için öldü. Eğer ölümü belirleyen covid-19 olsaydı covid-19 yakalanan herkes ölürdü. Kişilerin ölüm tarihini covid-19 belirlemiyor, doğdukları gün Allah belirliyor. Bu yıl ölümünüz takdir edildiyse ve bu ölümünüz solunum yolu enfeksiyonu üzerinden takdir edildiyse, covid-19 virüsü olmasaydı bile yine bir solunum yolu rahatsızlığından yine bir virüsten gidecektiniz. Her yıl ölen o 50 bin hasta var ya, onlardan birisi olacaktınız. Anladınız. Önlem almayacakmıyız; elbette alacaksınız fakat herşeyin bir ölçüsü var. Mevsimsel bir giribin (covid-19) ölçüsüde insanları eve kapamak değil. Kaldıki mikroplardan kaçamazsınız, çünkü mikropsuz bir dünya olmayacak. Ya şimdiden bu mikroplar ile yaşamayı öğrenecek ve bağışıklığınızı buna alıştıracaksınız ya da yok olmayı göze alacaksınız. Size tavsiyemiz, eğer sağlıklıysanız bedenlerinizin virüslerle temasa geçmesine izin verin. Bağışıklık sisteminiz bunları tanısın, bunlarla mücadele etmeyi öğrensin ve bir bağışıklık kazansın. Genç ve sağlıklı dönemininizde bu bağışıklığı elde edemezseniz, yaşlandığınızda en küçük bir saldırıda gidersiniz. O yüzden bir çok ülke, bırakın insanlar virüsle temasa geçsin ve bağışıklık kazansın dedi. Sürü halinde insanları bir virüse maruz bıraktığınız zamanda buna sürü bağışıklık politikası denir. Bir çok ülke bunu yapmaya çalıştı, sürü bağışıklık politikası yürütmeye çalıştı çünkü doğru olanı buydu. Hani bazılarınız hocam siz bilim kurulundan dahamı iyi bileceksiniz diyebilir, o okurlarımıza batı dünyasını örnek verelim, oradaki uzmanlar sürü bağışıklığa gidilmesi gerektiği, bu virüslerin önüne geçmenin mümkün olmadığı, en sağlıklı yol kişileri virüsle temasa geçirip kendi kendilerine bağışıklık kazanmalarını sağlamak olduğunu söyledi. Bu hem bilimsel açıdan doğru olanı, hem genel mantık açısından doğru olan. Bizim bilim kurulu heyeti bunu neden önermedi; önermedi çünkü sorumluluk almak istemedi. Bu salgında AK Parti uyanık davrandı ve sorumluluğu bilim adamlarına attı. Kedisine konuyla ilgili bir eleştiri geldiği zamanda, bilim adamları ne diyorsa onu yapıyorum dedi ve eleştirileri susturdu. Bilim mutlak doğru olarak algılandığı için, kimse bilimi eleştirmeye cesaret ve cüret edemedi. AK Parti sorumluluğu bilim adamlarına yükledi, bilim adamlarıda ne yaptı; onlarda iş kötüye giderse benim başıma patlar, ben bu işi garantiye alayım dedi ve sokağa çıkma yasağı getirdi, yani herkesi eve tıkarak o da işi garantiye almaya gitti. Salgınla mücadelemizin özeti bu. Bilim heyetinin aldığı kararların hiçbirisi bilimle ilgili değil, sorumluluğu nasıl üzerimizden atarızla ilgili. Herkes sorumluluk almaktan kaçtı. Bunun üstüne, bir de sağdan soldan soyu sapı belli olmayan uzmanlar ekranlara bağlanınca, ne yapıyorsunuz siz, sosyal mesafede yetmez şunuda yapacaksınız bunuda yapacaksınız deyip korku gazını basınca, muhalefet hiç boş dururmu onlarda ölüler aslında yüzbinler, iktidar gerçek rakamları saklıyor deyip algıya tam gaz devam edince, bunları duyan gariban halkımda öyle bir panik havası oluştuki bizi niye eve kapatmıyorsunuz diye devleti suçlamaya başladı. Gerçekten güzel bir tiyatro sergileniyor, bazen dram bazen komik, bazende trajikomik.

Yapılan testler
Piyasaya sürülen testler bedende zararsız, ufacık virüsler ve vücudumuzda atılan hücre atıklarını tespit ediyor. Testi pozitif çıkanların büyük bir yüzdeliği covid-19 hastası bile değil. Burada hedeflenen amaç korku pompalamak. Rakamları yüksek göstererek toplumu tedirgin etmek, insanları aşılara mecbur bırakmak, iktidarlar üzerinde baskı uygulamak.

Sürü bağışıklık nedir?
Bağışıklık kavramını bazı okurlarımız bilmeyebilir, onada bir açıklık getirelim; aşı üzerine bilim adamlarımız çalışıyor ya, işte o aşıyı insanın kendiside geliştirebiliyor. Bilim adamları bir aşı için ortalama 15 ay çalışması gerekirken, insan bedenin kendisi o aşıyı 10 gün içinde geliştiriyor. Bedeninizin bu aşıyı geliştirebilmesi içinde o virüsle temasa geçmesi gerekiyor. Kendi aşınızı üretebilmeniz için virüsle temasa geçmeniz gerekiyor, evden dışarıya çıkmayın, insanlar ile temasa girmeyin demekte neye benziyor biliyormusunuz, siz silah üretmeyin biz size onu ucuza satarız demeye benziyor. Siz kendiniz aşı üretmeyin, biz size o aşıyı satarız demeye geliyor. Şimdi, velevki buna tamam dedik, bedenlerimiz bunu üretmesin, siz laboratuvarda üretin ve bunu bize satın dedik, sıkıntı şu; bir virüs çıktığında bilim adamların o aşıyı üretmesi en az bir yıl sürüyor. Soru şu; her virüs çıktığında onlar aşı üretinceye kadar biz
bir yıl boyunca ne yapacağız? O bir yılı ev hapsindemi geçireceğiz? Örneğin; iki yıl sonra yine bir virüs saldılar, yinemi insanları eve kapatacaksınız? Mümkün değil. Her salgında siz insanları eve hapsedip o ülkedeki hayatı durduramazsınız. Bir yıl bunu yaparsınız, ikinci yıl yaparsınız sonunda sallayın gidin herkes hayatını yaşamaya baksın dersiniz. Doğru olanıda bu. Doğru olanıda ertelemeyin. Bu tür virüslerin önüne aşılar ile geçilemeyeceği, bunu insan bedenine bırakmanın en iyi yol olduğunu batı dünyasıda biliyor, bildiği içinde bir çok avrupa ülkesi önlem almadı, bırakın temesa geçen geçsin dedi. Bunada sürü bağışıklığı deniliyor. Neden bunu hayata geçiremediler; küresel çete buna izin vermedi. Kurdukları tuzak boşa çıkmaması adına medya ve muhalefet üzerinden baskı ve panik havası oluşturdular, o ülkeleri yönetenlerde toplumsal baskıya direnemeyip sürü bağışıklık politikasından vazgeçmek zorunda kaldı. Örneğin almanya örneğin ingiltere örneğin brazilya örneğin amerika vs. Bunların her biri tuzağı okudu ve sürü bağışıklı dedi ama tuzağı kuranlar daha çok bağırdığı için sonunda onların dediği oldu. Bizim ülkede bu uygulanamazmıydı; sürü bağışıklık bizim ülkede tam uygulanamazdı çünkü ülkemizde kronik hasta sayımız fazla. Obez ve kronik astalarımızın sayısı 50 milyona yaklaştı. Biz sürü bağışıklığına gitmiş olsaydık ölümlerin önüne geçemezdik. Bu yıl ölümü takdir edilen herkes coronodan giderdi. Fakat, herkesi eve tıkamakta yanlıştı. Sürü bağışıklığı değilde yarı sürü bağışıklığı politikası yürütülmesi gerekirdi. Kronik vakalara olayın ciddiyeti anlatılması gerekiyordu, 50 yaşı altı olanlarada bunun mevsimsel gripten farklı birşey olmadığı, hiçbir şey yokmuş gibi hayatı yaşamaları gerektiği söylenmesi gerekiyordu. Bu korku ve panik havası oluşturulmaması gerekiyordu. REsmen insanları temizlik ve ruh hastasına dönüştürdüler, toplumu patlama noktasına getirdiler. Bir millet bu kadar sıkılmaz. İnce bir ayar var, hem dikkat edin hem hayatınızı yaşayın, korkmaya gerek yok denilmesi gerekiyordu, bu ince ayarıda AK Parti tutturamadı. Topu bilim adamlarına attı, bilim adamlarıda dünya sağlık örgütüne. Yani tuzağı kuranlara yönetimi devrettik. Kendi elimizle halkımızı çakallara teslim ettik. Üstüne ülkemizde bir ofis açmalarına izin verdik. İnanılır gibi değil. Maalesef ama maalesef, AK Partide olayların perde arkasını okuyan bir akıl yok. Yazılarımızı dikkatle okuyorsanız, iktidara yönelik ana eleştirimizin bu olduğunu görürsünüz, olayları okuyamaması. Her tuzağı yutuyor. Onca danışman ne işe yarıyor, sabah akşam ne yapıyor, inanın anlamış değiliz.

Hocam ama covid-19 normal girpten daha öldürücü diyorsanız; bu mikrobu rahat geçiren geçiriyor ama, eğer siz geçiremiyorsanız ilk önce bir aynaya bakın. Size bir soru; daha önce nezleye yakalandınız, hiç
ilaç almadan, bir kaç gün yatakta kalarak, bedeninize bunu kendi imkanlarıyla atlatma fırsatı tanıdınızmı? Hayır. Eeee, geçmişte bedeninize o fırsatı vermediğiniz için şimdi acısını çekiyorsunuz. Bakınız, bu virüsün sıradan bir grip virüsünden daha öldürücü olmasının üç nedeni var; birincisi sizlerin antibiyotik ve ateş düşürücü kullanımıyla ilgili. Her küçük nezle ve gripte antibiyotiğe sarılmanız, sizleri bağışıklığı zayıf birer varlığa dönüştürdü. Bedeninizin bir savunma hattı var. Bu savunma hattıda mikroplarla temasa geçtikçe pratik yapıyor bir direnç kazanıyor. Siz eğer şuan hastane köşelerinde yıkılıyorsanız, bunun sebebi siz kendinizsiniz. Küçüklüğümüzde hatırlarız, gribe yakalanırdık, yorganları üzerimize atardık, iki üç gün bol terler sonrası düzelirdik. Hanginiz bedenine bu şansı tanıdı, mikroplarla kendi başına mücadele etme şansını tanıdı. Hiçbiriniz. Hatta tam aksini yaptınız, ateş düşürücüye başvurdunuz. Ateş, beden savunmasını hareket geçiren bir parçar beden savunmasının olmazsa olmazıdır. 40 dereceye kadarda hayatı tehlike içermez. Siz ne yaptınız, 38-39 derecelere çıktığında panik yaptınız ve bedeninize bastınız ateş düşürücülerini. Bedeniniz bir mikroba karşı harekete geçtiği her defasında, bir ateş düşürücü alarak o harekatı yarıda kestiniz. Bedenlerinizi savaşmayı bilmeyen birer ülkelere dönüştürdünüz. Bedelinide şimdi ödüyorsunuz. Şuan dökülüyorsanız suçu covid-19 da aramayın kendinizde arayın. Covid-19'dan neden bu kadar etkilendiniz bunun nedenini kendinizde arayın. Eğer hatayı kendinizde değilde devlette veya mikropta ararsanız, yanlışınızı düzeltmez bir sonraki mikropta gidersiniz. Gelelim buradan ikinci hususa; her savaşın birde psikolojik boyutu var. Bazen savaşlar sahada değil, insanların beyinde kazanılır veya kaybedilir. Bu virüsün insanlar üzerinde etkili olmasının bir nedenide bu, psikolojik olarak virüsün üstünlüğünü kabul etmişiz. Virüs hakkında o kadar korku pompladılarki, insanlar virüse yakalandığında, anında ben ölüyorum gittim bayıldım moduna giriyor. Virüse karşı savaşı baştan kaybetmişiz. İnsanlar korkutmakla kendi bacağımıza kurşun sıktık. Ölümle korkuttuğunuz birşeye karşı insanlar mücadele etmez. Baştan boyun eğer. Bu hastalıkta semtomların bu kadar ağır seyrediyor olmasının bir nedenide bu, korku! Gelelim üçüncü nedene; bu virüs normal grip virüsünden daha azgın. Normal bir gripten daha ağır semtom yaşamanız normal. Fakat, bu da ağlamanız sızlamanızı gerektirmez çünkü bu yüzyılın virüsleri böyle olacak. Yani ağlamayı sızlamayı bırakın ve yeni dünya şartlarına adapte olmanın yollarını arayın. Bugün bu mücadeleden kaçarsanız, yarınların virüslerine karşı zaten şansınız olmaz. Bedenleriniz bugün covid-19 mağlup düşüyorsa, bilinki 5-10 yıl sonrası daha azgın mikroplar ortaya çıktığında bunlarla başetme şansı zaten olmayacak. Özetlersek; benim işlerim var, bir hafta boyunca ben yatakta kalamam verin bana ateş düşürücü ve antibiyotik yaklaşımınız var ya, işte şimdi onun bedelini ödüyorsunuz. Keşke o günlerde istirahat edip bedeninize bir hafta on günlük zamanı tanısaydınız, bedeninize o mücadeleyi kendi başına verme şansı tanısaydınız, şimdi covid-19 dan dayak yemezdiniz. Sabah akşam korku pompolayanlar var ya, şuan ölümlerin bir kısmından da onlar sorumlu çünkü insanların psikolojik direncini kırdılar. Öyle korku pompaladılarki, insan baştan boyun eğdi virüse. Bir de şunu unutmayınız, bundan sonra her salgın bir öncekinden daha yıkıcı olacak. Bedenlerinizi yeni çağa alıştırın. Virüsler hayatımızın bir parçası ve bundan bir yere kadar kaçabilirsiniz. Geçmişte yapılan yanlışların bedelini şimdi ödüyorsunuz, şimdi yapılan yanlışların bedelinide yarın ödeyeceksiniz. Ne yapılmalı? Salgınla mücadele bu salgını piyasaya süren dünya sağlık örgütüne ve bilim adamı değilde müritler yetiştiren tıp camiasına bırakılmamalı. Her alanda küresel çetenin hegomanyasını kırmamız gerek, tıp camiası ilede güzel bir başlangıç yapılmalı. Bizler ilaç şirketlerin mümessilliğini yapan, küresel çetenin dergilerde bastığı bilgileri bize aktaran değil, kendi aklıyla hareket eden bilim adamlarına muhtacız.

Neden bu virüs hakkında insanları o kadar korkuttular? 
Bu tür saldırılar nasıl işler bunu size izah edelim; birileri saldırıyı gerçekleştirir, başkalarıda saldırının hedefini ve toplumda bırakacağı hasarı belirler. Buradanda bu tür saldırıların örgütlü olduğunu anlarsınız. Örneğin; birisi bir şehirde bombayı patlatır. O bomba neyi amaçlıyorsa, örneğin iktidarı yıpratmak veya müslümanları kötü düşürmek veya o terör örgütünü olduğundan daha büyük ve tehlikeli göstermek, bunuda başkaları yapar (muhalefet, medya vs). Almanya ve ingiltere gibi ülkeler mesela covid-19'un biyolojik bir silah olduğunu gördü (adamlarda akıl var) ve sürü bağışıklığına gideceğiz, bu saldırıya boyun eğmeyeceğiz dedi. Sonra ne oldu; muhalefet ve medya bu virüs hakkında öyle bir dezenformasyon yaydıki (sokaklarda ölen insanlar, hastane koridorlarında yığın yığın hastalar), ülke yöneticileri üzerinde toplumsal bir baskı oluşturdular ve toplumsal panik o yöneticileri politikalarını değiştirmeye itti. Birileri virüsü piyasaya sürdü, virüs neyi amaçlıyorsa bunun gerçekleşme görevide o örgütün başka elemanlarına (medya ve muhalefet, sivil toplum örgütleri) bırakıldı. Algı nedir? Kelimeler ve gerçek olmayan görüntüler ile gerçekleri çarpıtmaktır. Örneğin; Çin'de sokakta epilepsi nöbeti geçiren, baygınlık geçiren ne kadar görüntü varsa bunları covid-19 vakası olarak batıya servis ettiler. Görüntüler doğru, bunu ama olduğundan farklı birşeye yorumladığınızda ve bunu bir defaya mahsus değil, bu manipülasyonlar sistematik bir şekilde yaparsanız, o zaman buna algı denir. Örneğin; siz ülkemizde hiç sokakta covid-19 nedeniyle bayılıp öleni gördünüzmü? Çin' de çekilen görüntüler üzerinden öyle bir korku pompalandıki insanlar filmlerde gibi zombileşeceklerini zannetti. Mevsimsel gripten bir farkı olmayan bir virüs hakkında öyle bir algı oluşturdularki, bizi korkak ve ürkek bir topluma dönüştürdüler. Bin yıllık geleneklerimizi, atalarımızın elini öpmek, sarılmak, gezmek ve çevremizi keşfetmek, hayatı yaşamak gibi türk milletini tanımlayan değerleri elimizden söküp aldılar. Korkak, temizlik takıntılı, evden dışarıya çıkmayan bireylere dönüştürdüler. Dünyaya çektikleri algı her yönüyle tuttu. Neden, çünkü medya artık birinci kuvvet. Medya'yı kontrol eden olaylara bakış açınızı kontrol eder. Bunada algı denir. Bu tuzak ülkemizde neden tuttu, çünkü bu tuzağı okuyan bir devlet aklımız yok çünkü ilk günden itibaren tüm medya küresel çeteye hizmet etti ve topluma korku pompaladı.

İkinci dalga
Birinci dalga ile çınarı (Türkiye) deviremediler, ikinci dalga ile devirmeye çalışacaklar. Bilinçli bir şekilde korku pompalanıyor, bu tuzağa düşmeyin. Muhalefet her yeri kapatın, daha sıkı yasaklar getirilmesi gerek desede, herşey açık olmalı ve işletmeler açık kalmalı. Unutmayın, deniz baykal'a kaset operasyonu sonrası biz muhalefeti kaybettik. Kılıçdaroğlu ve tayfası küreselcilere hizmet ediyor. Önümüze sevr antlaşmasını koyanlar ile bu salgında ölenlerin sayısı az gösteriliyor, döviz kuru yükseldi biz batıyoruz diyenler aynı merkezden yönetiliyor. Onların beklentisi sokakta insanların ölmesi, hastane koridorlarında hasta yığınları oluşması ve işletmelerin iflas edip milyonlarca insanın işsiz kalması. Bunlar olmayınca tam aksine beş yıldız konforunda hastaneler hizmet verince, kısa çalışma ödeneği ve fesih kısıtı getirilip küresel çeteye hizmet eden işletmeler işcileri işten çıkaramayaınca ayarları bozuldu. Bu salgında kendilerine bol malzeme gelmesi gerekiyordu, gelmeyince algıya, yalanlara ve iftiralara sarıldılar. Bunlardan felaket senaryoları duyacaksınız, her yeri kapatın diyecekler, çünkü biliyorlarki bunları yaptığınızda işletmeler batacak ve ülke daha çok kötü duruma düşücek. İktidarı devirmek içinde herşey daha kötüye gitmesi gerek. Bunlar bugün seçim seçim diye bağırıyorlarsa, biliyorlarki bu salgın süreci içinde iktidarı devirdiler devirdiler, çünkü ekonomi toparlanmaya başlarsa fırsatı kaçırmış olacaklar. Sanmayınki muhalefet sağlığınızın derdinde. Onların derdi başka.

İnsanlık saldırı altında, devletinizin arkasında durun
Bu salgın tüm ülkeleri etkiledi, dünya ekonomisini duraklattı. Herkes ölüm kalım mücadelesi veriyorken, sadece bizim ekonomi duraklamış ve kötü gidiyormuş gibi göstermeye çalışanlar, bilinki bunlar bu tuzağın Türkiye ayağı. Dünya ve insanlık saldırı altındayken, insanlık var olma mücadelesi verirken işsizlik arttı, döviz çıktı gibi söylemleri ortaya atanlar, bilinki bunlar bu operasyonun Türkiye ayağı. Değerli dostlar; muhalefet edilecek konular var edilmeyecek olanlar, muhalefet edilecek zamanlar var edilmeyecek anlar. Bugünde muhalefet etme zamanı değil. Bu yıl ekonomi ve dövizde olup bitenlerden hükümeti sorumlu tutumazsınız, çünkü küresel bir saldırı ve salgın var çünkü tüm dünya krizde. Bu yıl eleştirme değil destek yılı. Bunuda AK Partiyi en sert şekilde eleştiren birisi olarak söylüyorum.