• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

zaman nedir?


Önsöz

Bilim dünyası olayları olduğundan komplike göstermeye çalışır, bunun nedeni siz anlayamazsınız sadece ben anlarım algısını oluşturmak için. Bunun dışında bilim dünyası birşey daha yapar, o da toplumu biata zorlamak. Kendileri fikirleri ortaya atar, toplumunda bunu sorgusuz sualsiz doğru kabul etmesi beklenir. Biz bu yaklaşımları başka nerede görmüştük, tarikatlarda. Bilim dünyasına baktığınızda şıh mürit ilişkisi doğrultusunda hareket eden bir tarikatı görürsünüz. Kendisinin sorgulanmasına müsade etmeyen ve siz anlamazsınız biz biliriz diyen tipik bir tarikat yapılanması. Hatta bilim dünyası yeryüzündeki en büyük tarikattır. Kutsal kitapları var (bilim dergileri), peygamberleri var (bilim adamları), kendilerine hizmet eden melekleri var (robotlar), bir yaratılış inançları var (ata-maymun). Ölüm sonrasına yönelik bir inancı henüz ortaya atmadılar, insanların hatıralarını robotlara aktarma çalışmaları henüz sonuçlanmadığı için, ama bu tamamlandığında merak etmeyin bunlar ölüm sonrası içinde müritlerine vaatlerde bulunacak. Nereden geldiniz nereye gideceksiniz, gökten bağımsız (semavi dinler) ve tesadüfler üzerine kurulu bir inanç sistemini oluşturuyorlar. Bu sapkın inançlarınıda bilim olarak insanlara yutturuyorlar. Maalesef bilim dünyası böylesine sapkın ve şeytani bir kulta esir düşmüş halde. Bu sapkınlardan da sapkın düşünceler dışında birşey beklemeyin. Örneğin; dördüncü boyutu örneklendirme çabaları. Nedir dördüncü boyut? Arştır. En basit tabiriyle evreni Allahın gözünden bakma çabasıdır. Birşey tepeden içten yandan alttan aynı anda nasıl görünür, bunun izahını yapmaya çalışıyorlar. Bilim dünyası kendisini tanrı konumuna oturtma derdinde. Bu nasıl olacak nasıl biraz daha kendilerini haşa tanrı konumuna oturtabilecekler, çözüm aradıkları konularıda ortaya atıyorlar sonrası müridlerin bunun üzerinde kafa yormasını bekliyorlar. Ümit ediyorlarki birisi çıkar ve çözümü bulur. Her tarikatta olduğu gibide, tarikatın içine adım attığınızda olup bitenleri anlayamıyorsunuz. Büyülenmiş ve sihirlenmiş bir şekilde ne kadar yüce ve bilge bir topluluk olduğunuzu sanıyor, siz olmazsanız hayat durar, insanlık çöker kibri ve egosu içinde dolaşıyorsunuz. Bu kibirden uyanmanıza izinde verilmiyor. Uyanırsanız dünyayı felakete sürüklediğinizi, insanlığı ve doğayı yok etmek üzere oldğunuzu, burada söz konusu bilim olmadığı tanrıcılık peşinde olunduğunu anlarsınız diye uyanmanızı izin verilmiyor. Uyananlarda bilim camiasından uzaklaştırılıyor, linç kampanyasına maruz kalıyor.

Bunları size ne için söylüyoruz; biz sizlere zamanı deşifre ediyoruz, neden bilim dünyası bunu çözümleyemedi de biz çözümleyebildik onun nedenini size anlatıyoruz. Bu konuları çözümleyebilmemizin nedeni üstün bir zekaya sahip olduğumuzdan değil, nedeni biz bağımsız düşünüyoruz onlar ise bağımlı. Onlar bir biat kültürün içinde yaşıyor ve sabah akşam üstadların bilgileri kendilerine okutuluyor, o bilgilerin dışına çıkıp özgün düşünmekte onlar için mümkün değil. Şıhları, kutsadıkları o bilim adamları onlar için mutlak doğrunun sahibi, onlar için birer peygamber. Onların tezleri ışığında gitmek var, aksini ispat etmek değil.
Bu tezler doğru ise ne ala, ama değilse o zaman hapı yuttunuz, yüz yıllar boyunca o yanlışları geveleyip duruyorsunuz. Biz bağımsız hareket ediyoruz onlar ise birşeylere bağımlı, o yüzden bizler gerçekleri görüyoruz onlar değil. Ne kadar ilginç değilmi, bilim camiası tarikatları eleştirir, farkında değiller kendileri benzer bir biat kültürün içine hapsolmuş. Bilim dünyası küresel çete tarafından ele geçirilmiş bir tarikat, kendi düşüncelerini kendi inançlarını yeryüzüne hakim kılmak için kullandıkları bir platform. Biz bu platformu sorguluyoruz, sizinde sorgulamanızı istiyoruz. Lütfen onların size sunduğu her bilgiyi sorgudan geçirin. Biz bu yazılarımızla bunu yapıyoruz.

Zaman nedir ve zamanda yolculuk varmı?

Bu bin yıllardır einstein ve nice bilim adamın peşinde koştuğu bir gizem. Bu yazıyla bu gizemi sizler için çözümleyelim. Çok kompleks, nice nobel ödüllü bilim adamın üzerinde nice makaleler ve ciltlerce kitap yazdığı bir konuyu öz ve kısa tutmaya çalışacağız, amacımız işleyiş hakkında genel bir bilgi edinmeniz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız, size göre zaman nedir? Bilim dünyası gibi, sizde zamanı uzayın dördüncü boyutu olarakmı tanımlayanlardansınız? Üzgünüz yok böyle bir şey. Zaman size göre içinde bir ileri bir geriye seyehat edilebileceğiniz bir oluşummu? Üzgünüz yine yanılıyorsunuz. Ya da zamanı herşeyden bağımsız kendi halinde hareket eden bir yapı olarakmı görüyorsunuz? Üzgünüz yine yanıldınız. Nedir o zaman, zaman ve zamanda yolculuk varmı? Bu soruların cevabını siz aslında günlük hayatınızda nice defa veriyorsunuz, nasılmı? Günlük hayatınızda siz zamanı nasıl tanımlıyorsunuz, bir; zaman denildiği zaman aklınıza yaşlanma geliyor yani sizin için zaman bedensel bir büyüme ve sonrası bir çöküşten ibaret. İki; zaman denildiği zaman aklınıza gece ve gündüz, mevsim ve yıllar geliyor yani zaman sizin için içinde yaşadığınız doğanın değişiminden ibaret. Zaman denildiği zaman hepimizin aklına gelen bunlar değilmi? Zaman nedir diye soruyorsanız, zaman işte bunlardır. Zaman ne bir boyut ne de bir kuvvet çarpanı, zaman; büyüme ve yaşlanmaya, gece ve gündüze, mevsimsel değişmlere sebep olan gezegenlerin bir merkez etrafında dönüşünden ibarettir. Bunları açalım..

Zaman nedir?
Allah evreni maddeden yaratıyor sonrası buna bir işletim sistemi yükleyip evreni uyandırıyor yani harekete geçiriyor. Bedeni yaratıp sonrası buna bir ruh bahşederek canlandırması gibi. Bu işletim sistemin içinde de farklı farklı görevlere sahip farklı programlar var. Bilgisayarınız içindeki farklı programlar gibi. Bunlardan biriside gezegenleri belirli hızda belirli yörüngede dönmesini sağlayan, gece ve gündüze sebep olan yazılım programı. "Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor" (Enbiya Süresi; 33). Zamanı siz nasıl sayıyorsunuz? Gece ve gündüzleri sayarak. Yani zaman gece ve gündüzden ibaret. Gece ve gündüze sebep olanda dünyanın kendi etrafında dönmesi. Zaman sizin için nedir? Aylar ve yıllardır. Buna sebep olanda dünyanın güneşin etrafında dönmesi. Dikkatinizi çektiyse zaman olarak algıladığımız olgu sadece gezegenlerin bir yörüngede dönmesinden ibaret. Bu neden böyle? Çok basit; günlerin hesabını yapabilmemiz için; "O Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı. Ve aya menziller tayin etti. Allah bunu hak olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar" (Yunus Süresi; 5) ve dinlenme ve çalışma saatlerini belirlememiz için; "O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır" (Furkan Süresi; 47). Zaman denilen olgu bir gezegenin (dünya) kendi etrafında ve aynı anda güneşin etrafında süzülmesinden ibaret. Zaman içinde seyahat edilebilen, bir öne bir arkaya sarabileceğiniz bir düzenek olarak var edilmemiş. Gece ve gündüz, mevsim ve yıllar nasıl oluşur? Öztlersek;

+ dünyanın kendi çevresinde dönmesi gece ve gündüze sebep olur

+ ayın dünyanın etrafında dönmesi aylara sebep olur

+ dünya kendi etrafında dönerken aynı anda güneşin etrafında da dönmesi ise mevsim ve yıllara sebep olur

= gece ve gündüze, mevsim ve yıllara sebep olan güç dönme kuvveti (tork). Zamanı bizler için ölçülür kılan dönme kuvvetidir. Zaman dediğimiz algı gezegenlerin bir yörüngede dönmesinden ibaret. Bunun nedenide günleri hesaplayabilmemiz için. Güneş doğup battıkça, ay belirli safhalardan geçtikçe bizler günleri ve ayları hesaplayabiliyoruz. Bunun ötesinde de zamanın bir anlamı yok. Bunun ötesinde zamana bir boyut veya önem atfetmeyin.

Zaman (gece ve gündüz) = gezegenler + yazılım
Bunu daha iyi anlamanız için günümüzün teknolojisinden size bir örnek verelim; gezegenlerin yerine cep telefonunuzu, gece ve gündüzün yerine çok sevdiğiniz bir radyo kanalını, yazılımın yerinede radyo yayınlarını çalan bir telefon uygulamasını koyun. Ç
ok sevdiğiniz bir radyo kanalı var ve bunu mesai saatlerinde dinlemek istiyorsunuz. Bunun içinde telefonunuza bir uygulama yüklüyorsunuz ve o uygulamayı mesai saatinizin başına (sabah 8) ve mesai bitişine (akşam 6) ayarlıyor ve yüklediğiniz o uygulama ile sevdiğiniz o radyo kanalını her gün o saat aralığında otomatik çalmasını sağlıyorsunuz. Telefona yüklediğiniz uygulamanın bundan başka bir görevi yok, hergün aralıksız sevdiğiniz radyo kanallarını size çalmak. Soru şu; o uygulama size hergün o radyo kanalını dinletirken siz o uygulama ile bir kaç gün önce yayınlanmış yayınları dinlemenin yolunu arıyormusunuz yahut henüz bir kaç gün sonra yayına girecek müzik parçalarını dinlemenin yolunu arıyormusunuz? Hayır, tam aksi bunu yapmaya çalışana deli derdiniz, kafayı yemiş derdiniz. Gezegenlerin her gün bir yörünge üzerinde dönmesinde geçmiş ve gelecek aramakta böylesine bir delilik. Anladınız. Gezegenler var edilmiş sonrası kendilerine belirli hızda belirli yönde ve belirli bir yörünge içinde dönmesini sağlayan bir yazılım yüklenmiş ve bu yazılım size hergün aynı şeyi tekrarlıyor. Bu hiç durmadan kendisini tekrarlayan bir döngü. Bir sefer ileri gittiğiniz zamanda, geri gitme şansınızda yok. Bu çok basit mantık. Yeryüzü güneşe sırtını döndüğünde yeryüzünde gece oluyor, güneşe doğru dönmeye başladığında ise gündüz. Gezegenlerin bu dönüşü sayesinde de siz günlerin hesabını tutabiliyorsunuz. Zamanda ileri veya geri diye birşey yok, sadece günlerin hesabı. "O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir" (En'am Süresi; 96). Birde ne zaman çalışacağız (gündüz) ne zaman dinleneceğiz (gece) bunu bize gösteriyor. Özetlersek; belirli saniye veya dakika içinde belirli bir şeyi yapması için programlanmış bir sanayi robotun geçmişine veya geleceğine gidebilirmisiniz? Saçma geliyor değilmi. İşte zamanda yolculuk ile ilgili tezleriniz bu kadar saçma.

Gelecek nedir?
Gelecek Allah katında levh-i mahfuzda yazılı olan kaderinizdir. Gelecek henüz maddeye dönüşmediği yani yeryüzünde vuku bulmadığı içinde geleceğe gitme diye birşey yok. Gelecek nasıl gerçekleşiyor onuda size kısaca anlatalım; geleceğiniz lehv-i mahfuzda hesaplanıyor. Sonrası Allah ol diyor ve kitapta yazılı olan kaderiniz bir enerjiye dönüşüp melekler katına iniyor. Meleklerde açık hava ekranlarında yeryüzünde vuku bulacak olayları izliyor. Sonrası kendi aralarında gelecek olayları sohbet ediyor. "Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor" (Cin Süresi; 9). Cinlerde peygamberimiz sav öncesine kadar göğün bir yerlerinde oturuyor, gelecekte yaşanılan olaylara kulak misafiri oluyor ve bunu insan işbirlikçilerine anlatıyordu. Peygamberimiz sav gelişiyle birlikte bu imkan onların elinden alındı. Gelecek bir müddet enerji şeklinde melekler katında kalıyor, yeryüzünde vuku bulma günü geldiği zamanda imsak vaktinde yeryüzüne ışınlanıyor ve maddeye yükleniyor. Telefonunuzun dönem dönem kendisini güncellemesi gibi. Geleceğe seyehat mümkünmü? Varsayalımki zaman denilen olgu içinde hareket edebileceğiniz bir boyut, bu durumda bile ama mümkün değil çünkü gelecek gökte saklı tutuluyor. Vuku bulacağı gün yeryüzüne iniyor.

Zaman ile ışık arası bağlantı varmı?
Evet var. Sizin zannettiğiniz türden ama değil. Işık zamanın oluşumunda değil zamanın kayıtında rol alıyor. "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir" (Furkan Süresi; 45-46). Allahu Teala kullarını yaratmış, sağ ve sol omuzuna yazıcı melekler yerleştirmiş, önüne ve arkasınada şahit melekler. Toplam 4 melek bizimle birlikte. Fakat Allah bununla yetinmemiş kullarımın tüm eylemlerini bir de görsel boyutta kayıt altına alayım demiş. Mahşer günü benim adaletim benim objektif duruşum sorgulanmasın, herkes kendi kayıtı ile gelsin demiş ve yeryüzüne bir de görsel kayıt düzeneği yerleştirmiş. Bu kayıt düzeneğinde de ışık rol alıyor. Dijital kamera önceki dönemi düşünün, bir ışığın negatif bir filme temas edip görüntü alması, işte bu görüntü alma sistemi, ilahi kayıt sistemine dayanır. Buradan da ilahi düzeni anlamanın önemini çıkarmalısınız. İlahi düzen teknolojinin tüyolarını bize verir. Örneğin; bir Ayette geçen kelimeler günümüzün kamera sistemini anlatıyor. Işık, gölge (negatif) ve delil (kayıt). Biz bu Ayet ile Allah ne kastediyor bunu anlamış olsaydık o zaman kamerayı yüz yıllar öncesi biz Müslümanlar icat etmiş olurduk. Güneş ışığı size temas ediyor, o anki eyleminizin bir negatifini oluşturuyor (gölge), bunuda Allah bir uydu yayını gibi göğe çekiyor (Ayette- yavaş yavaş kendimize çemişizdir). Allahu Teala eylemlerinize delil olarak yaptığınız herşeyi kayıt altına alıyor. Işıkta hem bu kayıtın oluşumunda rol alıyor hem göğe çekilişinde.

Bunları bilen varmı?
Küresel çete bu yayını biliyor. Örneğin; cinler bu yayını biliyor ve bu yayını izleyerek insanların geçmişini öğrenebiliyor. Küresel çetede bu imkana sahip olmak istiyor. Onlarda bir düzenek geliştirip eylemlerinizin kayıtını izlemek istiyor. Bu yayın ışık hızında göğe aktığı için, yayını yakalayabilmeniz içinde ışık hızında hareket etmeniz şart. Küresel çete o yüzden takıntılı bir şekilde ışık hızında israr ediyor. Onlarda biliyor zamanda yolculuk diye birşey olmadığını. Onların amacı ilahi kayıt sisteminde yolculuk yapmak. Yeryüzünden göğe sürekli bir kayıt akıyor ve bu ışık hızında akıyor. Bunlarda bir düzenek ile o kayıt sistemin içinde hareket edip insanların geçmişlerine vakıf olmak istiyor. Belkide o yayına müdahale etmek istiyor. Geçmişe hareket edip geçmiş olaylara müdahale edeceklerinden değil, geçmiş çünkü madde olmaktan çıktı ve bir uydu yayınına dönüştü. Onlar insanların geçmişine vakıf olmak ve gerektiğinde içeriğini silmek eya değiştirmek istiyor. Ne kadar ilginç değilmi, size masumane bir tez sunuyorlar, fakat asıl niyetlerini ve bilgileri sizden gizliyorlar. Buradan da tekrar şunu anlamalısınız, küresel bilimin (çete) peşinde koştuğu herşey Allaha haşa kafa tutmak, Allahın düzenini bozmak. Neden bunlarn takıntılı bir halde zamanda yolculukta israr ettiğini şimdi daha iyi anladınızmı? Küresel çete bilgileri gizler. Küresel çete eğer ışık hızına ve zamanda yolculuğa vurgu yapıyorsa, bunu kendisine bağlı mürit ve merkezler konuya kafa yorsun diye yapıyor. Camiasına bi'nevi hedef göseriyor. Kim bilir belki birisi çıkar ve bir cihaz geliştirir, en azından gelişimine bir fikir ile katkıda bulunur diye ümit ediyor. Siz bu fikirler üzerine kafa yorarkende bununla nelerin amaçlandığını bilmiyorsunuz. Üzücü olanda, bir çok kişinin bunların saçmalıklarına inanıp gerçektende zamanda yolculuk yapılacağına inanması.


Yaşlanma nasıl gerçekleşir?
Zaman denildiği zaman günler ve aylar ve bir de büyüme ve yaşlanma akla gelir. Zamanla ilgili asıl sırrında biz burada gizli olduğunu düşünüyoruz. Bizleri yaşlandıran nedir ve farklı galaksiler arasındaki zaman farkının nedeni ne? Sizi fazla merakta bırakmadan, hemen bununda gizemini size açıklayalım; bunun sırrı dönme kuvvetinde yatıyor. Yani ortalıkta müthiş bir gizem yok. Bizler dönen bir tabakanın (galaksi) içinde yaşıyoruz. Bu tabakada bir plazmanın içinde. Biz bu plazmanın içinde döndürüldükçede bu plazma yaşam enerjimizden birşeyler alıp götürüyor. Bu plazma içinde bazı galaksiler diğerlerinden daha yavaş veya daha hızlı döndüğü içinde bazı galaksilerde zaman ya daha hızlı ya da daha yavaş akıyor. Bunu biraz açalım. Yaşlanma dört şeye muhtaç;

+ plazma (enerji partikülleri)

+ dönme kuvveti (tork) + merkezkaç kuvveti

+ insan bedenin elektromanyetik enerjisi (Allahın yüklediği + kendi yüklemeniz)

+ sürtünme kuvveti

= evrenin kendisi dönen bir platform. Bu platform enerjiden oluşan bir maddenin içine yerleştirilmiş. Bilim adamları buna plazma der. Biz sürekli dönen bir platform üzerinde yaşıyoruz ve içinde döndürüldüğümüz ortam boş değil, enerji partiküllerinden oluşan bir ortam. Evren dönüyor, biz evrenin içindeyiz. Biz enerji partiküllerinden, içinde döndürüldüğümüz ortamda enerji partiküllerinden oluşuyor. Bu ikisi çarpıştığında birisi diğerini alıp götürüyor. Evrenin ve gezegenin dönme kuvveti daha güçlü olduğu için, bu çarpışmada kaybeden biz oluyoruz. Bir rüzgar esintisinin üzerinizdeki tozu alıp götürmesi gibi düşünün, biz bu enerji plazma içinde döndürüldükçe her döndüğümüzde o plazma bizden bir miktar enerji alıp götürüyor. Her götürdüğünde de yaşam enerjimizden bir damla kaybediyoruz, kaybettikçede beden çöküyor (yaşlanıyor). Özetlersek? Gezegenlerin bir yörüngede dönmesi sadece gece ve gündüzü oluşturmuyor aynı zamanda bizlerin yaşlanmasına sebep oluyor. Böylece Allah gece ve gündüz ile yaşlanma arasında doğru orantı kurmuş, birisi artarken diğeride aynı orantıda artıyor.

Soru- Cevap Bölümü
Soru: doğuştan ölüme kadar bu plazma içinde yaşıyoruz ama hayatımızın bir bölümünde büyüyoruz, bir döneminde yaşlanıyoruz. Bu nasıl mümkün; madem bulunduğumuz ortam enerjimizi alıyor ve yaşlandırıyor, biz doğumdan itibaren yaşlanıyor olmamız gerekmezmi?

Cevap: insan, dolu bir pil ile dünyaya gelir.
Bu elektromanyetik pil 33 yaş civarına sabitlenmiş. O çağa kadar içinde bulunduğunuz ortam (dönme kuvveti, sürtünme kuvveti) sizde bir etki yaratmıyor. Tam aksine yeryüzü gıdaları ile beslendikçe bedeniniz büyüyor, filizleniyor. 33 yaşına geldiğinizde, yaşantı tarzınıza göre bu bazılarında daha erken bazılarınızda daha geç olabilir, Allahın size yüklediği şarj bitiyor. Pil bittiğinde ne oluyor? Allahın size yüklediğ şarj bittiğinde, beden hücreleriniz yani yeryüzü şarjınız devreye giriyor. Birisi elektromanyetik pil, Allah tarafından yüklenmiş diğeri ise besin ve egzersiz ile sizin yeryüzünde bedeninize yüklediğiniz enerji. İlahi şarj sizi yaşlanmaya karşı koruyor, o bittiğinde (33 yaş civarı) egzersiz, sağlıklı yaşam, besinler ile o yaşa kadar yaptığınız yatırımlar devreye giriyor. Bu enerjide sizi 40 yaş ortalarına kadar taze kalmanızı sağlıyor. Bu sürece duraklama süreci diyoruz. Bu duraklama sürecinde, ne yaşlanıyor ne filizleniyorsunuz bir olgunluk sürecinden geçiriliyorsunuz. Bu süreçte sizi ayakta tutan enerji, gençliğinizden itibaren 33 yaşına kadar bedeninize yüklediğiniz yeryüzü enerjisi (egzersiz, gıda vs). Atalarımız ne güzel demiş; ne ekersen onu biçersin ya da gençliğinizde yaptığınız yaşlılığınızda karşınıza çıkar. Bu birikimide tükettikten sonra; cildiniz ve kemikleriniz, organlarınız o plazmanın (evren) içinde döndürüldükçe, merkezkaç kuvvetine tabi yani santrifüje tabi oldukça enerjiniz bedenden çıkıyor, yaşam enerjinizi kaybetmeye başlıyorsunuz. Bu enerji kaybını besinler, egzersiz ve gıda ile telafi etme şansınızda yok. Her gün enerjiniz dokulardan alınıp götürülüyor. Dokularınız çöküyor ve sizde bunu yaşlanma olarak net hissetmeye başlıyorsunuz. 

Soru: Allahın yüklediği şarj nedir?

Cevap: Bunun detaylarını size aktarmamız mümkün değil. Biz bunu burada şarj olarak tanımladık bunu siz bir enerji şablonu olarakta görebilirsiniz. Fiziki bedeninizin bir enerji şablonu. Böyle bir şablona bir ilahi enerji yüklemesine sahip olduğumuz konusunda hiçbir şüphemiz yok. Sadece yaşlanma ile ilgili konuda değil, bu enerji şablonu iki yerde daha karşımıza çıkıyor. Bir ana rahminde ve ikisi kabirden kalktığımızda. İki defa yoktan var ediliyoruz. Bu yoktan var edilme neye göre yapılıyor; bu soruyu hiç kendinize sordunuzmu? Ana rahmindeki hücreler nereye yayılması gerek, ne tür bir organa dönüşmesi gerek, nereye kadar büyümesi gerek, ne tür bir canlı çıkarması gerek bunları siz hormonlar ve sinir sistemi ile açıklayamazsınız çünkü hücreler arası o iletişimi sağlayacak sinir ve hormonlar henüz ortada yok. Geriye tek birşey kalıyor, o da oluşturulacak yeni canlının bir elektromanyetik şablonu orada hazır halde var olması gerek. Nasıl bir 3D yazıcı, bilgisayardaki şablon üzerine birşeyleri yazıyorsa, ana rahmindeki hücrelerde bir şablon doğrultusunda yeni canlıyı var ediyor. Bu şablon ahiret günü bu şablon tekrar karşımıza çıkıyor. O gün yoktan yine var edilmemiz gerek, yine bir şablona ihtiyaç duyuluyor. Tek fark; bu sefer şablon bebek ebatında değil, 33 yaş ebatında çünkü tekrar diriliş yaşımız 33 olacak. Özetlersek; ana rahmindeki şablon bizimle büyüyor, bizim gelişmemizi ve filizlenmemizi sağlıyor sonrası duraklıyor. Tekrar dirilişte kullanılacak şablonda ana rahmindeki ebat değil, çünkü o artık yok o 33 yaşa kadar bizle büyüdü; tekrar kullanılacak ebat o en son 33'lük hali. Not: tabiki Allah "ol" derse herşey oluverir, ancak o zaman ilim olmazdı. "Herşeyi ilmimle kuşattım" ayetin bir anlamı kalmazdı. Tarikatların ilimle işi olmadığı için, onlar "Allah ol der ve o oluverir", biz bunu sorgulamayız der. Biz onlardan olmadığımız için, biz Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri araştırıyoruz. Sorgulama değil, araştırıyoruz; her şeyin altında bir ilim bir mekanizma bir düzen olduğuna inanıyoruz ve araştırarak bu düzeni anlamaya çalışıyoruz.

Zamanda yolculuk
Zamanda yolculuk varmı? Yok. Zaman bizlerin içinde seyehat edebileceğimiz bir oluşum olarak var edilmemiş.
Örneğin; gün nedir; dünyanın kendi etrafında dönmesidir. Siz şimdi dünyanın etrafında tersine döndüğünüz zaman bir gün geriye gideceğinizimi sanıyorsunuz? Eğer sanıyorsanız, o zaman batan bir güneşi nasıl geriye getireceksiniz, geçen bir zamanı nasıl geriye getiriyorsunuz, dinleyelim sizi. Atalarımız ne güzel söylemiş ve uyarmış bizi, ağızdan çıkan söz ve zaman geri gelmez demişler. 500 yıl sonrası teknoloji geliştikçe bu mümkün olamazmı. Olamaz. Eğer Allahın Ayetleri kıyamete kadar geçerli ise olamaz. "Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler" (Yasin Süresi; 40). Ne gece gündüzü geçebilir ne de gündüz geceyi. Örneğin; uykuya dalar ve gündüzü kaçırırsanız onu geri getirme şansınız yok. Hadi varsayalımki bilim kurguya kapıldınız ve bunu yaptınız ve yeryüzünün çevresini geriye doğru gidip geceleri gündüzleri geçtiniz, bununla ama sadece bir gün geriye gidersiniz dahası değil, çünkü daha geriye gidebilmeniz için ayda sizinle birlikte geriye gitmesi gerek. Varsayalımki kendinizi bilim kurguya tam kaptırdınız ve hayal dünyanızda onuda yaptınız, sizinle birlikte ayıda geri gerisine götürdünüz, siz ama yine o ay içinde takılı kalır, ne aylarda daha geriye gidebilirdiniz ne de yıllarda. Aylarda ve yıllarda geriye gidebilmeniz için siz dünyanın etrafında dönerken aynı anda dünyayı güneşin etrafında ve güneşide kendi yörüngesinde döndürmeniz gerekiyor. Anladınız. Buradan da zaten olayın imkansız olduğunu anlıyorsunuz. Mantık şunu der; zamanı ortaya çıkaran mekanizmalar ne ise, onun tersini yaptığınızda zamanda geriye, onu hızlandırdığınızda da zamanda ileriye gidebilmeniz gerek. Birinci hatanız, zamanı sürekli ışık hızıyla irtibatlandırmanız, zamanın oluşumunda güneş ışığın bir katkısı yokki zamanın içinde hareket edebilmeniz için olsun. İkinci hatanız zamanda yolculuğu hesaplarken ay ve güneşi bu hesaba katmamanız. Örneğin; ay veya güneş yörüngesinde süzülürken siz onların hızını veya yönünü etkileme şansınız varmı? YOK. İleride olamazmı? Olamaz. Nereden biliyoruz? Ayetlerden; "Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır" (Fatır Süresi; 41). Demek gezegenlerin akışını lehte veya aleyhte değiştirmeye gücü bizde yok ve hiçte olmayacak. Eğer bu Ayet kıyamete kadar geçerliyse, demek gezegenleri yerinde tutan Allahtan başka bir güç yok. Üçüncü hatanız Allahın Ayetlerine iman etmeyişiniz. Allah gece ve gündüzü birbirini takip eden hadiseler olarak tanımlıyor. "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır" (Al-i İmran Süresi; 190). Allahu Teala geceden sonrası gündüz geliyor der. "Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır" (Yunus Süresi; 6). Gece ve gündüz art arda gelir diyor. Siz ama ne diyorsunuz, gerisi gerisinede gider diyorsunuz. Zamanda yolculuktan bahsetmeye başladığınızda tamda bunu ima etmiş oluyorsunuz. Allahu Teala zamanın ileriye doğru akışından bahsediyor, gece gelir sonrası gündüz diyor, siz ama hayır geri gerisinede gider diyorsunuz. Sizemi inanalım Allahamı? Örneğin; zaman yolculuğuna meşruiyet arayanlar, bunu hangi tez üzerine savunur, geçmişe gidip bir kötülüğü durdurmak üzerine savunur. Geçmişe gidebildiğimizi ve bir kötülüğün önüne geçebildiğimizi düşünün, bu insanlık adına güzel birşey değilmi derler. Allah inancı olmayan elbette bu tür hikayeleri satın alabilir, Allah inancı olan ne yapar; bu tür hikayelere kulak asmadan ilk önce Allahın kitabını açar ve Allah bu konuda ne diyor ona bakar. Allah ne diyor bu konuda; "... Allah bir kavme kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine imkan yoktur...." (Rad Süresi; 11). Gördüğünüz gibi, geri gidip Allahın kişi için takdir ettiği hayr veya şerri değiştirme şansınız yok. Eğer halen var diyorsanız, yolunuz açık olsun, bilim adı altında yaydığınız hurafeler sizde kalsın, Allah bize yeter. 

Unutmayınız, bilim uçuk fikirlerden beslenir
Değerli dostlar, z
aman kavramını oluşturan mekanizmalara baktığımızda (gün, ay ve yıllar) bunlara müdahale etme şansımız olmadığını, zaman olayın sadece günleri saymamız için güneşin doğması ve batmasından ibaret bir döngü bir tekrarlama olduğunu anlıyoruz. Kendisini tekrarlama üzerine kurgulanmış doğal hadiselerden de geçmiş veya gelecek çıkmaz. Allah gündüz geceyi geçemez der, varsayalımki siz bir zaman makinesine atladınız ve gündüzün geceyi geçmesini sağladınız yani Allahın Ayetlerini haşa geçersiz kılmayı başardınız ve ters yöne gitmeyi başardınız (geçmiş). Allah güneş ve ayın yörüngesine kendisi dışında kimsenin müdahale edemeyeceğini söylüyor, varsayalımki siz bunuda başardınız yani zaman olgusunu oluşturan üç gezegenin yönünü aynı anda değiştirmeyi başardınız ve zamanda geri gittiniz. Bu yine fazla işinize yaramazdı çünkü, gidebileceğiniz zaman dilimi bir yıl öncesi olurdu ötesi değil. Zamanda geriye gitmeye çalışsaydınız bir yıl öncesine gider sonrası yine başa dönerdiniz, çünkü zaman denilen olguyu (gece ve gündüz) oluşturan mekanizmalar linear bir akışın içinde değil elips bir döngünün içinde hareket ediyor.
"Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır" (Lokman Süresi; 29). Nereye bakarsanız bakın bilim dünyasının içinde düzinelerce yanlış fikir görüyorsunuz. Aslında bu yanlışlara kızmıyoruzda, tam aksi bu yanlışlar olması gerek. Bilimde yanlış soru diye birşey yoktur. Bir fikir ne kadar saçma olsada ortaya atılır, sonrası bu fikrin makul olanları ile olmayanları birbirinden ayrıştırılır. Örneğin gördüğünüz icatlar. Bunlar çok uçuk fikirlerin maküle dönüştürülmüş halidir. Bilim uçuk fikirlerden beslenir. O yüzden büyük şirketler kişiyi işe alırken ders notlarına bakarken kişinin hayal gücünede bakar. Şimdi; zamanda yolculuk gibi fikirlerin varlığında bir sorun yok, sorun aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bu fikirde israr ediliyor olmasında. Bir noktadan itibaren birşeyin makul olup olmadığına karar vermeniz gerek. Birileri ama eğer makul olmayanlarda israr ediyorsa, uzaylılarda olduğu gibi o zaman işte biz orada art niyet ararız. Einstein hawkin, gazzali rabbani fark etmez, beşer şaşar. Şaşmasıda normal çünkü o boyutta bir hayal dünyasında yaşamak ister istemez makul olmayan düşünceleride beraberinde getirir. Onların ortaya attığı fikirlerin hangisi makul hangisi değil bunu ayırtetmekte size kalmış. Anlamanız gereken bilim dünyası uçuk fikirlerden beslenir. Bu fikirlerden de bir doğru bin yanlış çıkar. O bir doğrudanda bir icat ortaya çıkar. Binde yanlış çıktığı için ama, kişi kim olursa olsun onun söylemlerini kendi akıl süzgeçinizden geçirmek zorundasınız.
Mutlak doğrunu sahibi sadece Allahtır. Allah dışında herkesi lütfen sorgulayın.

Sonsöz
A
lternatif tıpta enerji boyutları ile uğraşanlar, olayların ilmi altyapısını bilmez, herşeyi "yaşam enerjisine" bağlar ve geçerler. Biz burada yaşlanmayı ilahi bir enerji ile irtibatlandırırken, öylesine sallamadık. Sallamakta zaten bize yakışmaz. Biz konuyu ilk yaratılıştan tekrar dirilişe kadar bir çok boyuttan ele aldık, ilmi altyapısını doldurduk, beynimizde olayların akışı hakkında genel bir fikir oluşturduk sonrası konuyu kaleme döktük. Olayı çözdükmü? Hayır, ama olayların akışı hakkında temel bir fikir edindik. Bu fikride sizinle paylaşmak istedik. Bizler henüz araştırmalarımızın başlangıç safhalarındayız. Üst tabakayı çözdük, bir alt tabaka aşağısına indik, üçüncü ve dördüncü vs derece derinliklere inmedik. Henüz çok ilkel bir safhadayız. Neden bu ilkel hali ile sizinle paylaşmaya karar verdik? Yanlış bilgilerin yayıldığı bir çağdayız. İnternet ortamında beyinleriniz binbir çeşit yanlış bilgiler ile bombardıman altında tutuluyor. O hurafe bilgiler beyinlerinizde kalıcı olmadan, olayların temel boyutunu anlar anlamaz sizinle paylaşmak istedik. Zamanla ilgili teorilere baktığınızda bunların ne bilimsel mantığa ne de akla uygun olduğunu görüyoruz. Örneğin; zaman nedir? Güneşin doğması ve batmasıdır. Bir yörünge içinde süzülen bir döngüdür. Zaman ileriye veya geri giden bir hat değil, bir yörüngenin içindeki tekrarlamalardır. Zaman kendisine has bir boyuta kendisine has güzergahlara kendisine has bir benliğe sahip olmadığı, belirli yörüngelerde süzülen gezegenlerin aynı şeyi hergün her ay her yıl tekrarlaması olduğu içinde zamanı belirli bir güç, çarpan veya boyut olarak tanımlıyamazsınız, içinde yolculuk etmeyi zaten iddia edemezsiniz. Bilim dünyasının açıklamalarına baktığınızda zamanı ışık hızıyla ilişkilendiriyorlar, zamanı dördüncü boyutla ilişkilendiriyorlar zamanı uzayda yolcu eden kişiler ile açıklamaya çalışıyorlar vs. Bunlarında gününüzü belirleyen 24 saatle (zaman) hiçbir ilgisi yok. Şıh mürit ilişkisi doğrultusunda kendilerini geçmiş üstadların masallarına kaptırmışlar, onları haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Sizleride bu masallara kaptırmamak adına bu yazıyı websayfamıza eklemeye karar verdik.
Bu konuda farklı teorileri okurken, artık referans alabileceğiniz alternatif bir teoriyi beyninize yerleştirdik. Umarız bundan sonra kendinizi bilim kurgu hayallerine fazla kaptırmaz, gerçekci yani Ayetler üzerine kurulu bir mantık ve inanç dünyanızı inşa edersiniz. Biz bundan ötesi derinliğe inmeyi düşünmüyoruz. Bundan ötesini başka beyinler araştırsın. Bilim bir bayrak yarışı, biz temelini attık, başkalarıda binayı diksin.