• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

İslam akılmı yoksa nakil dinimi?


-
2020
Sorunun cevabını baştan verelim, sizi heyecanda bırakmayalım; İslam dini bir akıl dinidir. İslam nedir? Bir yaratıcıya inanan, mahşeri sorgulama içeren, bir imtihan (yeryüzü), ödüllendirme (cennet) ve cezalandırma (cehennem) mekanları içeren bir inanç sistemidir. Akıl nedir? Olayları anlamanızı sağlayan bir duygudur. İslamla ilgisi ne? Akıl olmazsa, anlama olmaz, anlama olmadığı zamanda imtihan, ödül ve cezalandırmanın bir anlamı olmaz. Kısacası; akıl olmazsa İslam olmaz. İslam dediğimiz inanç sistemi akıl üzerine inşa edilmiş, çünkü kişi anlamazsa Allahın varlığı, mahşeri sorgu vs herşey anlamsızlaşıyor. Örneğin; zehinsel özürlü olanların mahşeri sorgudan muaf tutulması. Bizler gökten yeryüzüne, hiç tanımadığımız bir ortama indiriliyoruz, bu yeni ortamı anlayabilmemiz
içinde düzen aklımız doğrultusunda var edilmiş. O yüzden Allahu Teala Ayetlerinde sürekli akla vurgu yapıyor. Akıl olmazsa İslam olmaz çünkü.

1. Akıl nedir; anlamaktır. Anlamak içinde ne gerekli;
sorgulamak ve sorguya çekmek. Örneğin çocuklarınızın sürekli soru sorması. İçine doğdukları ortamı tanımak istiyor, bunun içinde bol soru soruyor ve meraklı oluyorlar. İslam dini akıl dinimidir; evet öyledir, bunun bir nedenide mahşeri sorguda yatıyor. Mahşer günü sorgudan geçeceğiz. Sorgulana sorgulana tüm günahlarımız masaya dökülecek. Allahta istiyor ki biz bu soruları yeryüzünde soralım. Soru sora sora doğruları bulalım istiyor. Seçim sizde, öyle veya böyle kaderinizde sorgulama var, ya siz bugün başkalarını sorgulayacaksınız ya da mahşer günü sorgulanan siz olacaksınız. Öyle veya böyle aklınızdan, Allahın size bahşettiği o akıldan sorguya çekileceksiniz. Ya bugün aklınızı kullanmaya ve çevrenizde olup bitenleri, içine yerleştirildiğiniz dünyayı sorgulamaya başlarsınız ya da yarın başkaları sizi sorgudan geçirir.   

2. Sorgulamanın sınırı nedir; Allah.
Aklın ermediği tek şey Allahın varlığı. Yaradılan yaradılanı anlamak üzere varedilmiş, yaradanı değil. Allahın varlığı aklın ermeyeceği boyutta, o yüzden Allahı sorgulamayın. Sorgulanmayacak tek makam Allah. O yüzden en büyük ibadet Allaha inanmak. Akıl onun varlığına akıl erdirememesine rağmen ona inandığı için en büyük ibadettir. Yaradılan herşeyi sorgulayın ama yaradanın kendisini değil. Yaradanın kendisini sorgulamaya başlarsanız, aklınız şaşar ve kaybolursunuz. Allah dışında herşeyi sorgulayın ve araştırın.

3. N
akil nedir; atalarınızın sahip olduğu inancı olduğu gibi, sorgulamadan kabul etmektir. Akıl dini nedir? Size öğretilen bilgileri ilk önce kendi akıl süzgeçinizden geçirmektir. Şimdi hangisi daha sağlıklı, birşeyi olduğu gibi kabullenmekmi yoksa ilk önce analiz etmekmi? Bilmem hocam diyorsanız, o zaman Allahın Ayetlerini dinleyin; "Onlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?" (Maide Süresi; 104). Nakil inancı bir önceki bilgilere biatı emreder, Ayetler ise sorgulayın, belki onlar doğruyu seçememiştir der. "Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?" (Bakara Süresi; 170). Kendi inancınızın doğruluğuna çok emin olduğunuz için belkide nakil inancı
size doğru geliyor olabilir, fakat yeryüzü sapkın inançlarla dolu ve bunların her biri atalarından ne gördüyse onu uyguluyor. Siz eğer nakil inancını savunursanız, o zaman yanlış bir inanç içinde olanı nasıl uyaracaksınız, nasıl o kişiye bir düşünsene diyeceksiniz? O kişi size derse, ben nakil inancına inanıyorum, atalarım neye inandıysa ona inanıyorum derse, siz o kişiye ne diyeceksiniz? Hiçbir şey diyemezsiniz çünkü sizde nakil inancına inanıyorunsuz. Atalardan ne inancı geliyorsa sizde o inancı savunuyorsunuz. Nakil inancındaki fecaatı görüyormusunuz? Siz kendiniz aklı kullanmayı ve sorgulamayı reddediyorsunuz, nasıl yanlış yolda olanları uyaracaksınız? Uyaramazsınız, uyarma hakkınızda olmaz. Tavsiye ettiğiniz şeyi ilk önce siz uygulamanız gerekiyorki, söylediğiniz şeyin bir anlamı olsun.

Özetlersek; İslam dini neden akıl dini?

1. Gelen bilgiyi teyit etmek zorunluluğuna sahibiz; İslam dini nakil dini olamaz çünkü nakil inancı kendisine gelen bilgileri olduğu gibi inanmayı şart koşar. İslam dini ise bize gelen bilgilerin ilk önce doğruluğunu teyit etmeyi şart koşar. "Ey iman edenler! Eğer fasıkın (günahkar, yalancı) biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa fenalık edersinizde sonra yaptığınızdan pişman olursunuz" (Hucurat Süresi; 6). Anlayacağınız, İslam inancı ile nakil inancı birbirine zıt inançlar. Birisi bilgileri teyit etmeyi şart koşar, diğeri ise olduğu gibi kabullenmeyi.

2. Akıl inancı bireyleri sorumlu tutar, nakil inancı ise toplumu; "İman eden, soyları da iman ederek kendilerine tabi olan kimselerin, soylarını da kendilerine kattık. Ve onların yaptıklarından bir şey eksiltmedik. Herkes kendi yaptıklarının karşılığını alacak" (Tur Süresi; 21). İslam dini nakil dini olamaz çünkü İslam dini birey olarak hesaba çekileceksiniz der. Herkes kendi inancından kendi yaptıklarından sorguya çekilecek der. Örneğin; "Rabbim bana böyle nakledildi,
ben bana nakledilenleri harfiyen uyguladım, bana bu yanlış bilgileri aktaranları sorguya çek" deme şansınız yok. O gün geldiğinde Allah size şunu diyecek; atalarınızın size anlattığı ya yanlışsa demedimmi, size gelen bilgilerin doğruluğunu teyit edin demedimmi, kendi aklınızı kullanın demedimmi vs diyecek. Arkadaşlar, eğer İslam dini nakil dini olmuş olsaydı, en basiti Allah kullarını birey olarak sorguya çekmez, toplu olarak sorguya çekerdi. Toplumun lideri kimse o sorguya çekilir, geri kalanda sorgudan muaf olurdu. "Rabbim sen biat et dedin bizde biat ettik, büyüklerimizin yanlışlarından bizi sorumlu tutamazsın" der ve kurtulurdunuz. Durum ama bundan ibaret değil, her akıl kendi hesabından sorguya çekilecek.

3. Esas olan bilginin kendisi; "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Nakil inancı bilginin aktarımına vurgu yapar, akıl inancı ise bilginin kendisine. Birisi bilgiyi aktarana vurgu yapıyor, diğeri ise bilginin kendisine. İslamda neye vurgu yapıyor? Bilgiye. "Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar (Kehf Süresi, 5). Ayetleri okuduğunuz zaman Allahu Tealanın nakil inancını yerden yere vurduğunu, bilgiyi ise yücelttiğini görüyoruz. Birisi kişiye diğeri bilgiye vurgu yapıyor. Kişiyede kim vurgu yapar? Kendi tarikat ve şıhını kutsallaştırmak isteyen yapar. Nakil inancı altındaki tuzağı görüyormusunuz? Bakınız; İslam dini nakil dini derseniz ve bununla tebliği kastediyorsanız o zaman tamam, biz bunu kabul ederiz, çünkü her insan bir elçidir ve nerede olursa olsun hakkı anlatmak ve savunmak zorundadır. Fakat nakil inancı ile bilginin aktarımını bilgiden önde tutarsanız, o zaman buna itiraz ederiz.

4. Nakil bilginin devamı, akıl ise doğruluğunu sağlar; "Burada bulunanlar, sözlerimi bulun­mayanlara iletsinler" (Veda Hutbesi). Nakil inancı ile bilginin devamını, veda hutbesinde olduğu gibi kulaktan kulağa aktarılmasını kastediyorsanız, amenna bunu kabul eder buna hiç itirazda bulunmayız. Nakil inancı ile bilginin korunmasını kastediyorsanız, o zaman buna itiraz ederiz. Nakil inancıylada maalesef bu yapılıyor. Nakil inancı bir bilgiyi nesilden nesile aktarırken o bilgiyi sorgulama iznini size tanımıyor. Nakledilen bilgiler kutsal olarak kabul ediliyor ve sorgulanması yasaklanıyor. Size ne anlatılıyorsa sorgusuz sualsiz inanmak zorunda bırakılıyorsunuz. Nakil inancı sizi böylesine bir biata sürüklüyor. Bu da Allahın Ayetlerine ve düzenine ters.

5. Müceddid inancı nakil inancını çürütüyor; "Şüphesiz Allah Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim ve yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir" (Hadis-i Şerif). Eğer İslam dini bir nakil inancı diyorsanız o zaman size bir soru; siz müceddid kavramına inanıyormusunuz? Eğer inanıyorsanız, bu nasıl olacak, bu iki inanç birbirine zıt.
Nakil inancı bir önceki alimlere biatı emreder, müceddid inancı ise her yüz yıl bir yenilenmeyi öngörür. Birisi daha önce gelen bilgilerin devamına inanır, diğeri ise yenilenmesine. Basit bir inanç gibi görünen nakil inancı, nasıl diğer inançlarınızla zıtlaştığını görüyormusunuz?

6. İslam basit ve anlaşılır, aklınızın anlayacağı dilde indirilmiş; "Şayet biz onu yabancı dilde okunan bir kitap olarak indirseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: "Âyetlerinin açık seçik anlaşılır olması gerekmez miydi? Bir Arap’a yabancı dilden bir kitap, öyle mi!" De ki: "O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor" (Fussilet Süresi; 44). Bu Ayet bizlere Kur'an-ı Kerimin açık ve seçik anlaşılır bir dilde indirildiğini söylüyor. Fakat nakil inancını ortaya atan tarikat ve cemaatler bunun tersini size aktarıyor, siz anlamazsınız, Kur'an-ı Kerim anlaşılır değil, kendi başınıza hareket ederseniz saparsınız diyor ve sizleri sorgusuz sualsiz bir biat kültürün içine sürüklüyor. Sizleri kendilerine köle yapıyor. Kötü örnekleri, sapıtmış toplulukları örnek gösterip bakın sizde bunlardan olursunuz, aman kendi kafanıza göre hareket etmeyin diyor. Onlara cevabınız şu olsun; "herkes nasibi kadar Kur'an-ı Kerimden ilhamını alır, sizin kadar ilham almak zorunda değilim, kendi mütevazi hayatım kadar alsam bana yeter. Herkes niyeti kadar Kur'an-ı Kerimden ilham alır, sizin ne niyet taşıdığınızı bilemem, kendi niyetimi ama biliyorum, sizin aldığınız ilhamlar sizde kalsın benim aldıklarım bana yeter. Artı sizin aklınızla bilginizle hareket etmem beni mahşeri sorgudan kurtarmıyor, ibadetlerimin hesabını siz değil ben ödeyeceğim, dolayısıyla ben bana siz size, ahiret hayatında olduğu gibi" deyiniz ve geçiniz.

Sonsöz
İslam dinin nakil inancı olduğunu söyleyenlerin düştüğü garabeti anlamanız için size güzel bir örnek verelim, buradan içinde bulundukları çukurun boyutunu net anlarsınız; bağlı olduğunuz mezhepler var ya (hanefi, hanbeli, şafi ve maliki) bunlarında birer yorum olduğunu biliyormuydunuz? Hem İslam nakil dinidir diyorsunuz hem akıldan türemiş bir mezhebe bağlısınız. Demezler bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Nakil inancını savunanların her biri akıldan türemiş bir mezhepe bağlı. Nakil inancını savunarakta aslen kendi inançlarını inkar ediyor farkında değiller. Akılsızlık işte böyle birşey, aklı kenara koyduğunuz an düşeceğiniz çukurların dibi ve hesabı olmaz. Kendi varlığınızı bile reddedecek saçmalıklar saymaya başlarsınız.

kelimelerden türemiş hurafeler