• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

çocuklar ataların günahını çekermi?

-2016
Çocuklar ataların günahını çekermi? Bal gibi çeker. Ataların huyunu çekiyorsunuz, genetiğini çekiyorsunuz, hastalıklarını çekiyorsunuz, fiziki görünümünü çekiyorsunuz, yani atalarınızın herşeyini bal gibi çekiyorsunuz, üstüne mirasını bal gibi yiyorsunuz, atalarınızın günahımı sizden muaf tutulacak, yok öyle bir dünya? İyi haber, sadece yeryüzünde çekiyorsunuz, ahiret hayatında değil. Bundan da iyi haber, çekmek zorunda değilsiniz. Oruç tutarak veya fakirleri doyurarak ataların günahından size düşen payı kapatma lütfuna sahipsiniz. Değerli dostlar; birisi başka birisinin günah yükünü çekermi çekmezmi, bunu size bir alt bölümde Ayetlerle açıklayacağız, bu bölümde sizin anlamanız gereken, bu çekme olayı sadece bu dünya için geçerli. Bu dünyada hem atalarınızın maddi mirası size aktarılıyor hem manevi mirası. Neden? Bunun bir çok nedeni var, en basiti nesillerde devamlılık sağlamak için. Yeryüzündeki hayat her nesilde bir sıfırdan başlama olarak değil, bir öncekinin devamı olarak kurgulanmış. Yeryüzündeki iyilik veya kötülüğün devamlılığı, yeryüzündeki kurulu düzenin devamı için olması gerekende bu. Bir düşünseniz ya, atalarınızın yüz yıllar içinde çok zor şartlar altında sabrederek elde ettiği nice güzel huyların hiçbirinden nemalanamadığınızı, her bir neslin sıfırdan bir benlik bir kimlik inşa etmek zorunda kaldığını, elde ettiğiniz o güzel huylarıda bir sonraki nesillere aktaramadığınızı veyahut yeni nesillerin elde ettiği bu yeni huyların ailenin geleneklerine uygun olmadığını bir düşünseniz ya, bunun nasıl kaotik bir aile ortamına sürükleyeceğini hayal edebiliyormusunuz. İnsanlığı böylesine bir kaosla yüzleştirmemek içinde ilahi düzen devamlılık üzerine inşa edilmiş. Bizler atalarımızın maddi ve manevi devamı olarak varedilmişiz. Onların iyiliklerininde kötülüklerininde yeryüzündeki devamıyız. Bu dünyada atalarınızın yaptığı iyiliklerden de nasibinizi alıyorsunuz, kötülüklerinden de. Mantıkta böyle olması gerektiğini söyler. Günlük yaşantımızda gördüklerimiz ve tecrübe edindiklerimizde zaten bunun böyle olduğunu gösteriyor. Günlük tecrübelerimiz bizlere ataların günahları nesillerden çıkarıldığını net gösteriyor.

Var oluş hikayemiz
İnsanın yeryüzündeki var oluş hikayesi zaten kendi başına bir kanıt, çocuklar ataların günahını çekermi çekmezmi bunun en güzel kanıtı. İnsanoğlu nereden geldi? Cennetten. Ne oldu da oradan sürgün edildik? Atalarımız orada yaşarken bir günah işlemiş, ceza olarakta oradan kovulmuş. Biz şuan o cezanın bedelini ödüyormuyuz? Ödüyoruz. Orada çok rahat bir hayat sürdürmek varken, şuan her türlü eziyet ve sıkıntı ile boğuşuyoruz. Demek çocuklar ataların günahını çekiyormuş. Eğer adem babamız ve hava anamız bir suçtan ötürü cennetten kovulmasaydı, kimbilir belki bizler şuan cennette doğacaktık ve yaşayacaktık. Anlayacağınız, biz yeryüzüne indirilerek zaten atalarımızın bir yanlışının bedelini ödüyoruz.
Anne ve babamız (adem ve hava) cennette bir halt işlemiş, bizde yeryüzünde onun cezasını çekiyoruz. Eğer birisi size, çocuklar ataların günahını çekmez derse, ona günaydın deyin, yeryüzü yaşantımızın yeryüzünde var oluş hikayemizin buna dayandığı, atanın işlediği bir günaha dayandığını söyleyin. Çocuklar ataların cezasını çekmez diyenler, aslında kendi soylarını kendi var oluş hikayelerini reddediyor bunun farkında değiller. En basiti bir atanızın belirli bir çoğrafi bölgeden başka bir yere taşınması. Bir atanın basit bir eylem gibi görünen bu hareketi, nesillere yeni bir çoğrafyada yeni bir benlik ve format (dil, kültür, inanç vs) atılmasına sebep oluyor. Kısacası, çocuklar ataların işlemiş olduğu eylemlerin bedelini ödüyormu; hemde nasıl ödüyor.

İlahiyat camiası
Konumuza itiraz eden ilahiyatçı veya güya şıhların inanın dünyadan haberi yok. Bunlar ezberle belirli makamlara gelmiş, ezberin dışında birşey duydukları anda kafaları kısa devreye yapıyor. Yeni bilgiyi nasıl analiz edeceklerini bilmiyorlar. Kendi akılları nasıl kullanılır nasıl araştırma yapılır, birşey nasıl sorgulanır, doğrular nasıl bulunur bunu ve dahasını bilmiyorlar, çünkü sorgulamak kendi aklını kullanmak bunlara öğretilmemiş. Hayatları ezberler üzerine kurulu olduğu, hayatı bilinçli değilde ezbere yaşadıkları içinde
o ezberlerin inanç dünyalarında nasıl tezatlar doğurduğunu görmüyorlar. Ne demek istediğimizi anlamanız için size bir örnek verelim; çocuklar ataların günahını çekmez diyorlar. Neden o zaman haram yemiyorsunuz diye sorduğunuzda; yutkunuyor, yakalandıklarını anlıyorlar. Bunlara çocuklar ataların günahını çekmez diye öğretilmiş ve ona inanıyorlar, günlük yaşantılarında o inancın aksine bir yaşam sürdüklerini ama bilmiyorlar. Bu da gayet normal, çünkü hayatı ezbere yaşarsanız hayatınızda bir çok şeyi kaçırır, bununda ötesinde kendi iç dünyanızda çelişki dolu bir yaşam sürdürürsünüz. Şimdi; haram nesilleri bozarmı bozmazmı? Eğer bozar diyorsanız, o zaman demek ataların günahlarını çocuklar çekiyormuş. Birisi size, çocuklar ataların günahını çekmez derse, o zaman çocuklarımızın boğazından haram lokma geçirmemizde bir sorun olmamalı, gönül rahatlığıyla çocuklarımızın boğazından haram lokma geçirebiliriz, çocuklar ataların günahından etkilenmiyorsa o zaman çocuklarımızı gönül rahatlığıyla harama boğabiliriz, bu fetvayı veren siz olduğunuz içinde, günahı varsada yükü boynunuza deyin. Bu cevabınız üzerine o güya uzmanın size anında itiraz edeceğini görürsünüz, çünkü en art niyetli ve cahil uzman dahi haramı meşrulaştıracak bir aptallık yapmaz. Size diyecektirki, haram lokma elbette çocuğunuzu etkiler. Sizde bu sefer o kişiye, hani ataların günahları çocukları etkilemiyordu yanıtını verin ve cehaletini yüzüne vurun. Bu olaya birde çocuk boyutundan değilde, birde ata boyutundan ele alalım;

Ölüm sonrası kişinin amel defteri kapanırmı kapanmazmı?
İslam dini bize belirli sevaplarda kişinin amel defteri kapanmadığı, kişinin bıraktığı o hayr var olduğu müddet kişiye sevap yazılacağını söylüyor. Örneğin; "İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat." (Hadis- Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8). Soru şu; eğer kişi arkasında sevap bırakabiliyorsa, günah neden bırakamasın? Sevabından birileri faydalanıyorsa, günahlarından neden etkilenen olmasın? Eğer ölüm sonrası kişinin sevap defteri kapanmıyorsa ve işlemiş olduğu bazı sevaplar, ona yazılmaya devam ediyorsa, o zaman günah defteride açık olmalı ve kişinin işlemiş olduğu günahlar yeryüzünde acı ve üzüntülere sebep oldukça, bu da kişinin amel defterine yazılıyor olması gerekiyor. İslam dini tek yönlü işleyen bir trafik değil, İslamda alıyorsunuz veriyorsunuz. Sevabınızı miras olarak geride bırakabiliyorsanız, günahınızıda bırakabilmeniz gerekiyor. Geride bıraktığınız hayrlardan ölüm sonrası nasıl sevap kazanıyorsanız, geride bıraktığınız şerlerden de günah yazılmalı. Olaya biraz kafa yorduğumuz zamanda bunun gerçektende böyle olduğunu görüyoruz; bir torun bir atanın günahını çektikçe o torunun günahları o ataya akıyor, o atanın günah defterine işleniyor. Yani, ölüm sonrası sadece sevap defteriniz açık kalmıyor, günah defterinizde açık kalıyor. Sebep olduğunzu her acının günahı size akmaya devam ediyor. O yüzden İslam dininde şöyle bir inanç hakim, hastalıkların günahlarımıza kefaret olduğu inancı.

Hastalıklar günahlara nasıl kefaret oluyor?
Bizler maalesef ezbere bir hayat yaşadığımız için, bize aktarılan bilgileri araştırmıyoruz, örneğin bizlere hastalıkların günahlarımıza kefaret olduğu söyleniyor ama kimse kalkıp bunun nedenini sormuyor ve araştırmıyor. Bu yazı vesilesiyle bu konuyada kısa bir açıklama getirelim inşallah. Değerli okurlarımız; hastalıklar günahları yakmaz, günahı iki şey yakar birisi Allahın merhameti diğeri ise cehennem. Allahın merhametine nail olmak için bol ibadet (örneğin kefaret orucu), düzgün bir yaşantı, tövbe ve bol dua etmelisiniz. Kaçımız bunu yapıyor; çok azımız. Geriye ne kalıyor; cehennem. Bir çok insan Allaha yönelmediği için, üzerindeki günahları ortadan kaldırmanın tek yolu kalıyor, o da cehennem ateşi. Allahu Teala ama o kadar merhametliki, insanoğluna kıyamıyor ve ahiret hayatına intikal etmeden, omuzumuzdaki bu günahlardan kurtulma imkanı sunuyor, nasılmı? Hastalıklar üzerinden. Bu nasıl gerçekleşiyor? Her bir günahın bedeninizde bir organ karşılığı var, hangi günahı işliyorsanız negatif enerjiler o organa yerleşiyor ve nesillerde kanser, genetik hastalıklar vs sebep oluyor. Nesiller o hastalıklarla boğuştukçada, o nesillerin günahı o atanın günah defterine aktarılıyor. Bu sayede sizin günahınız omuzunuzdan alınıyor ve o acıya sebep olan atanıza aktarılıyor.
Siz hastalık çekiyorsunuz, karşılık olarak ama günahlarınızdan kurtuluyorsunuz. Yani ölüm sonrası sadece sevap defteriniz açık kalmıyor, günah defterinizde açık kalıyor. Hastalıklar nasıl günahlarımıza kefaret oluyor, bu gizemin altındaki hikmet bu. Birazda Ayetlerle devam edelim;

Bu dünyada kişi başka birisinin günah yükünü çekermi?
Çeker! Şartlara göre çekmekle kalmaz, bizzat kişinin günahını dahi yüklenir. Nereden biliyoruz bunu; Ayetlerden. "Andolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” “Doğrusu ben, dilerim ki benim günahım ile kendi günahını (birlikte) yüklenesin de cehennemliklerden olasın. İşte zalimlerin cezası budur.” (dedi)" (Maide Süresi; 28-29). Bu Ayetler bize birisini öldürdüğünüzde o kişinin günah yükünüde yüklendiğinizi anlatıyor. YANİ demek başka birinin günah yükünü yüklenmek varmış. Bir kişinin günahını yüklenende o kişinin günahın bedelini bal gibi çeker.

Ahiret hayatında kişi başka birisinin günahını yüklenirmi?
Yüklenir! Siz yeryüzünde yüklenmekle kalmıyorsunuz, şartlar uyduğunda ahiret hayatında da başkasının günahını yükleniyor, başkasının günahının bedelini ödüyorsunuz. Nereden biliyoruz bunu; Ayetlerden. "Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar" (Nahl Süresi; 25). Demek ahiret hayatında dahi başkasının günah yükünü yüklenmek varmış. YANi demek başka birinin günah yükünü çekmek o kişinin işlediği günahların bedelini ödemek varmış.

Ayete göre değil Kur'an-ı Kerime göre meal yazın
Onca uzman neden bu konuda yanılıyor; art niyetli ve kanı bozukları bir kenara koyarsak, sıkıntı bu uzmanların Kur'an-ı Kerimi bir bütün olarak değil Ayet, Ayet görmelerinden. Kutsal kitabımızı bir bütün olarak değilde Ayetlerden ibaret görürseniz, o zaman Ayete göre hareket eder, bütünlüğün vermeye çalıştığı mesajı kaçırırsınız. Bütünlük neden önemli? Allahu Teala bir konudaki bilgilere farklı Ayetlere serpiştirmiş, siz eğer sadece bir Ayete bakarak o konuda bir kanaat geliştirir, konuyla ilgili diğer Ayetleri dikkate almazsanız, o zaman yanılma riskinizi artırırsınız. Örneğin; bir Ayet tüm canlılar sudan yaratıldı der, başka bir Ayet ise insanın topraktan yaratıldığını söyler. Başka bir Ayette balçık der. İlk iki Ayete baktığınızda birşey anlamıyorsunuz, sanki bir birine zıt söylemler olduğunu düşünüyorsunuz, üçüncü Ayette ama, balçıkta (su ve toprak karışımı) olayı anlıyorsunuz, ilk iki Ayet ile neyin kastedildiğini çözüyorsunuz. İlk iki Ayet bize yemeğin malzemesini veriyor (su ve toprak), üçüncü Ayette yemeğin kendisini (balçık). Eğer sadece bir Ayete bakarak yorum getirseydiniz o zaman mealinizin bir yerinde sudan yaratıldı derdiniz, başka bir yerinde de topraktan, okurlarınızda hangisi şimdi der ve okurlarınızda kafa karışıklığına sebep olurdunuz.

Ayetleri anlamak
Kimse başkasının günahını yüklenmez, inancı nereden gelir? Bu inançta keza Ayetlere dayanır;
"...Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez... (Zümer Süresi; 7). "....Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez..." (İsra Süresi; 15). Şimdi; bazı Ayetler çeker diyor, başkalarıda çekmez diyorsa, ne yapmalıyız, üçüncü Ayetleri bulup bunların konuyu aydınlatmasını ümit edeceğiz. Neden Allah direk söylemiyor, bizim bu araştırmayı yapmamızı istiyor? Ayetler konusunda şunu anlamalısınız, Allah tüm yemeği bazen önünüze koyuyor yani bir konuyla ilgili tüm bilgileri bir Ayetten çıkarmanıza izin veriyor, bazende yemeğin malzemelerini farklı Ayetlere serpiştirip yemeği kendiniz yapmanızı istiyor yani sonuca kendinizin varmanızı istiyor. Bu şekilde sizinde tebliğde bir katkınız olsun istiyor. Ayrıca bununla, yemeğin yapımını size bırakarak iyi niyetli olanları kötü niyetli insanlardan ayırtediyor. Herkesin farklı bir meala varması gibi. 

Konuyla ilgili üçüncü bir Ayet varmı, konuya aydınlık getirecek?
Var. Bazı Ayetler yüklenir diyor bazıları ise yüklenmez. Ayetler birbiri ile çatışmayacağına göre ve yüklenmenin var olduğuna göre (Nahl Süresi 25 olacağını söylüyor) o zaman yüklenmez diyen Ayetlerle ne anlatılmak isteniyor buna odaklanmamız gerek. Örneğin; Ayetlerde hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez diyor, burada kastedilen şey ne? Bu detayları bize bu Ayetler vermiyor, bu bilgileri biz bir başka Ayette, üçüncü Ayette buluyoruz; "Hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenmez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez... (Fatır Süresi; 18). Bu sahne insanların kendi aralarında günahlarını paylaşma arzusundan bahsediyor, terazide sevaplar ağır basması için, sen benden şu kadar al, ben senden şu kadarını alayım gibisine insanların hesaplar içine girişiceği, ama kimsenin buna yanaşmayacağı, başkasının yükünü yüklenmek istemeyeceğini anlatıyor, bu kendi çocuğu olsa dahi. Allahın ama bir kişinin günahını başkasına yükleyeceğini nereden biliyoruz; en basiti Araftan biliyoruz.

Araf
Başkaların günahı bize yüklenecek, bunun en güzel kanıtıda Arafta sıkışıp kalanlar. Bu insanlar sizce neden Arafta ve Araftan nasıl kurtulacak? Bunu hiç kendinize sordunuzmu? Bunlara ya birilerin günahı yüklenecek ve cehenneme itilecekler ya da bunlara birilerinin sevabı yüklenecek ve cennete girecekler. Anlayacağınız, hiçbir kişi başkasının günah yükünü yüklenmez diyenler ne bu dünyanın düzeninden bi haberdar ne de ahiret hayatının. Hiçbir kimse başka birisinin günah yükünü yüklenmez Ayetleri bizlere normal olanı anlatıyor, o da insanların başkasının günah yükünü yüklenmek istemeyeceği veya Allahu Tealanın günahları öylesine birisinden alıp diğerine yüklemeyeceği, o yüklemenin belirli kaidelere bağlı olduğunu anlatıyor.
Örneğin; kul hakkı. Normal şartlar altında hiçbir insan başka birisinin günah yükünü yüklenmez, bu doğru, ne zamana kadar, kul hakkına girdiğiniz ana kadar. Kul hakkına girdiğiniz anda başkasının günah yükünü yüklenmeye başlıyorsunuz (Maide Süresi 28-29).

Değerli dostlar;
Kur'an-ı Kerimi okuduğumuzda biz Allahın bir konuyu farklı Ayetlere serpiştirdiğini görüyoruz, o konuyu anlamanız içinde o konuyla ilgili tüm Ayetleri bir arada ele almanız gerekiyor. Örneğin; bir Ayet size konunun içeriğini anlatıyor, başka bir Ayet istisnalardan bahsediyor, başka bir Ayet o şeyin faziletlerinden, başka bir Ayetse gereksiniminden bahsediyor vs.
Örneğin; bir Ayet size su ile abdest almayı emrediyor, başka bir Ayette size istisna durumu anlatıyor, su bulamadığınız zaman topraklada işinizi görebilirsiniz diyor. Özetlersek; bir kişi başka birisinin günahı yükünü yüklenirmi, istisna durumlarda; evet, yüklenir. Bu yüklenmede ya mahşer günü gerçekleşir (Allah bunu yapar), yahut yeryüzünde kişiye yüklenir (kul hakkı). Kaldıki bu bölümdeki yazı dizilerimiz bir kişinin başka birisinin günahını yüklenmekten bahsetmez, çekmekten bahseder. Yüklenmekle mahşeri sorgulama, çekmekle ise yeryüzü hayatını kastettiğimizi lütfen biliniz. Peygamberimiz sav'a birisi soruyor, çocuğum çok yaramazlık yapıyor, ne yapmalıyım diye. Peygamberimizde çocuğuna hiçbir şey yapma, çocuğun senin aynan, kendini düzelt diyor. Gerek Ayetler gerek Hadislerden anlıyoruzki bizden birşeyler çocuklara seriyat ediyor. Neler ediyor, neden ediyor ve nasıl ediyor bu yazı dizilerimizde de bunları detaylandırmaya çalışacağız, umarız sizin için hayrlı ve aydınlatıcı bir yazı dizisi olur.




kelimelerden türemiş hurafeler