"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





aşı, insanlığın ve hükümetlerin çöküşü

-31.05.2021
Değerli dostlar; yazılarımızı kaldırdık. Çok sancılı bir sürece giriyoruz, bu vakitten sonra alternatif tıbbı, günlük hayatı veya ataların günahını konuşmanın bir anlamı kalmadı. Bu saatten sonra sevdiklerinizle olabildiğince bol zaman geçirin. Kuru gıda ve ev tipi tüpgazları stoklayabildiğiniz kadar stoklayın, imkanınız varsa elektrik üretimi için evlerinizin çatısına veya bahçenize güneş panelleri yerleştirin, köyde yaşama fırsatı olanlarda yavaş yavaş şehirleri terk etsin. Bildiğiniz düzen bir kaos içine girdiğinde bir iki yıl dışa bağımsız hayatınızı idam edebileceğiniz ortamı kendinize hazırlayın. Bir çok okurumuz yıllardır bizlere singularity, transhumanizim gibi konulara neden girmediğimizi sordu, onlara verdiğimiz cevap; bunlar gerçekleşmeyecek, gerçekleşmeyecek konuları ele almanında bir anlamı yok. Allah olayların o boyuta gelmesine izin vermeyecek, yeryüzüne müdahalesini yapacak. Örneğin; bazıları bu yüzyıl dijital aleme geçiş yüzyılı olacağını söylüyor, unutun bunları çünkü bunlar gerçekleşmeyecek. Evet, kötülüğün bu projeleri var, fakat bu projeler gerçekleşmeyecek. Olmayacak konular üzerinde de bizlerin durması bize mantıklı gelmedi. Biz Allah tarafından gerçekleşmesine izin verilen projeler üzerinde durmayı ve o konuda sizleri uyarmayı tercih ediyoruz. Örneğin; çok yakın bir zaman dilimi içinde iki büyük felaket bizi bekliyor ve bunlar arka arkaya gelecek. İlk önce aşı olanlar ölmeye başlayacak. Aşı olanlar coronavirüsün herhangi bir alttürü veya mutasyonu (varyantı) ile temasa geçtiğinde bedenleri buna olumsuz bir yanıt gösterecek (hyper-immune response), normal seyretmesi gereken hastalık tablosu, çok ağır ve ölümcül olacak. Dıştan gelen tehditler dışında, aşı üzerinden enjekte edilen virüs parçacıklarına karşıda bedeniniz olumsuz reaksiyon gösterecek, virüs parçacıkları nereye yerleştiyse bağışıklık sisteminiz oraya saldırıp organ iflasları iflasa sürükleyecek. Sürüklüyorda zaten. Örneğin; aşı olanlar bir kaç ay sonra kalp krizi geçiriyor. Henüz rakamlar az olduğu ve ülkeye dağıldı için, birbirinden bağımsız gibi görünüyor. Gizlenemez boyuta geldiğinde ama, o zaman bu aşı bombası patlayacak. Bilhassa obes (şişman) olanlar çok dikkat etsin. Bizler nasıl tuzağa düşürülüyoruz, devletler bunu neden öngöremiyor bunları sizlere bu yazı vesilesiyle inşallah aktaralım.

Giriş

Bilim camiası bizlere yıllarca her sorunda antibiyotik kullanmayın, bırakın kendi bağışıklık sisteminiz bunu halletsin dedi. Soru şu; bedenim bu virüsün üstesinden kolaylıkla gelebiliyorsa, bilimde kişinin kendi bağışıklık sistemine bırakmak en uygun olanı diyorsa, o zaman neden bu aşıya mecbur bırakılıyoruz? Farklı hastalıklardan ötürü bağışıklığı zayıf olanları aşılamayı anlarızda, neden bu aşı herkese zorunlu kılınıyor? Bu zamana kadar bilim camiası bizlere, kişinin kendi bağışıklığı bunun üstesinden geliyorsa bırakın gelsin, ilaçlar ile müdahale etmeyin dedi, şimdi ise yok öyle birşey herkes aşılanacak diyor ve bunu zorunlu kılıyor. Bu işe önderlik eden tayfada küresel çete olarak adlandırdıklarımız. Ayak bastıkları here yere ahlaksızlık, kan ve zulüm götüren bu çete bizlerin sağlığını düşündüğünü söylüyor. İşte tuhaflıkta burada. Büyüklerimiz bize hep şunu söyledi; düşmanın senin yaptığın bir işi övüyorsa sana bir işte destek veriyorsa, aferim züper diyorsa o zaman yaptığın o şeyi tekrar gözden geçir! Biz aşıları milletimize vurdukça, dünya sağlık örgütü, sen adamımsın diyor. Arkadaşlar bu işte çok pis bir oyun var. Oyunu görmek içinde, aşıdamı yoksa coronadamı sıkıntı var, illa detayları bilmek zorunda değilsiniz. Bırakın detaylar onlarda kalsın. O pis kokuyu almanız tehditten uzak durmanız için yeterli olsun. Biz bu yazı vesilesiyle dilimiz döndüğü kadar o pis kokuyu size açıklamaya çalışacağız. Uyarımızı alan alır, almayanda bedelini öder. Yazımızda bilim camiası, hükümet ve iktidarada çakacağız şimdiden haberiniz olsun. Nereden çıktı bu siyaset demeyin, çünkü milletimizi bu soykırıma maruz bırakanlar bunun bedelini ödemesi gerek. Bu aşılanma onlarında çöküşünü getirmesi gerek. Bizde kişi çöktüğünde ona vuranlardan değiliz. Kişi güçlüyken dimdik ayaktayken uyarımızı ve vuruşlarımızı yapmayı tercih ediyoruz. Yazımız size inandırıcı gelsin veya gelmesin, bize göstereceğiniz o şüpheci yaklaşımı aşıyı size mecbur bırakanlarada gösterin. Biz inandırıcı gelmiyorsak, karşı tarafın neyi sizi ikna etti bunuda kendinize sorun. Sağlığınızı, ailenizi sokakta bulmadınız. Kendiniz ve ailenizin geleceği için soru sorun ve sorgulayın.

Tuzağı nasıl kurdular?

Coronavirüse laboratuvarda bazı eklemeler yapıp hırçınlaştırdılar ve dünyaya saldılar. Bu insanlığa yapılan saldırının birinci basamağıydı. Hükümetleri devirmek ve insanlığı aşıya zorlamak. Bu saldırının ikinci basamağında da aşı yatıyor. Burada asıl hedef aşı. Aşı ilede yeryüzü nüfusunu azaltmayı ve ayakta kalmayı başaran hükümetlere son darbeyi vurmayı amaçladılar. Bu aşı neden tehlikeli ve bu tuzağı hükümetler neden öngöremiyor? Coronavirüse onca ekleme yapıldı, farklı virüslerden parçalar alındı ve eklendi. Bu konuda Ralph S. Baric'in araştırmalarını araştırmanızı öneririz. Karşınızda bir virüs yok, bir virüs içinde onlarca binlerce farklı virüs var. Bu da buna aşı yapılmasına imkansız kılıyor. Örneğin; son 20 yıl içinde coronavirüsler iki büyük salgına sebep oldu SARS ve MERS. Bunlara karşı bir aşı geliştiremediklerini biliyormuydunuz? Huylanmanız gereken ilk nokta burası. Coronavirüsler 40 yıldır biliniyor, 40 yıldır bu virüslere karşı hiçbir aşı yok, bugün ise herkes birşey piyasaya sürüyor. Bu aşıların tehlikeli olduğunu günümüzün hükümetleri neden öngöremiyor? Kurulan ikinci tuzakta burada; aşıların yan etkilerini bilmeniz için aşıları bir kaç yıl laboratuvar ortamında test etmeniz gerekiyor. İşte bu zamanı, laboratuvarda test etme zamanınıda hükümetlere tanımıyorlar. Medya üzerinden hükümetlere öylesine bir toplumsal baskı oluşturdularki insanlar ölüyor, toplum patlama noktasına geldi, esnaf kan ağlıyor acilen müdahale edin dediler ve hükümetleri coronavirüs aşısının laboratuvarda olgunlaşmasını beklemeden geliştirip piyasaya sürmeye mecbur bıraktılar. Bu aşıların 6 ay veya 1 yıl sonrası ne tür yan etkilere sebep olacağı bilinmiyor, çünkü laboratuvarda o safhalara geçilmedi. Hadi hadi, acele edin denildi ve o telaş içinde de hükümetler nasıl bir tuzağa düşürüldüklerini anlamadı.

Özetlersek; aşıyı piyasaya sürmek için birileri acele ettiriyor. Acele ettiriyor, çünkü laboratuvar çalışmaları uzarsa coronavirüs aşıların ölümcül yan etkileri olduğu ortaya çıkacak. Birileri bu işte acele ettiriyor, tuzakta burada. Deney safhası ne kadar uzarsa aşılar hakkındaki gerçek o kadar açığa çıkacağı için, aşıları hemen piyasaya sürmek için ülkeleri birbiri ile bir yarış içine soktular. İnsanlar ölüyor, ekonomi batıyor, aşılarda oyalanmayın hemen piyasaya sürün gazını verdiler, dünyada bunu yuttu. Normal şartlar altında bir aşı piyasaya sürülmeden 10-15 yıllık bir test sürecinden geçer. Burada ise 1 yıl içinde, geliştirilir geliştirilmez aşıyı piyasaya sürüyorlar. Laboratuvarda bunun uzun vadeli testlerini yapmadığınız zamanda milletiniz deney sahanız, laboratuvar fareleriniz olmuş oluyor. Bu aşıların laboratuvar ortamında uzun vadeli bir takibi yapılmadıysa, bu aşıların ölümcül olduğunu nereden biliyoruz? Coronavirüsler 40 yıldır biliniyordu ve üzerlerinde çalışılıyordu. Biz bunu eski çalışmalardan biliyoruz. Coronavirüs aşısını geliştirmek için çok çalıştılar çok uğraştılar ama başaramadılar. Literatürleri biraz araştırırsanız sizde bu bilgilere ulaşırsınız. Deneylerde sürekli ölümcül yan etkiler oluştu. O yüzdende geliştirdiklerini piyasaya sürmeyi cesaret edemediler. Kendileri edemedi ama, başkalarına coronavirüs aşısını geliştirmek ve piyasaya sürmek için bol gaz veriyorlar.


Biz aşı karşıtımıyız?

Bizler şahsen aşı veya ilaç karşıtı değiliz. Kişinin bağışıklık sistemine bırakılmasını en doğru tercih olarak görüyoruz, fakat kişinin bağışıklık sistemi o virüsün üstesinden gelemeyecekse o zaman kişiyi aşılamada bir mahsur görmüyoruz. Belirli hastalıklardan ötürü bağışıklığı zayıf olanlara uygulandığı ve aşı bilimin belirlediği şartlar altında üretildiği müddet biz aşıların uygulanmasına karşı değiliz. Bu bölümde söyleyeceklerimizi aşı fetvası veren diyanete ve din adamlarına bir cevap yazısı olarakta görebilirsiniz. Bakınız; "Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir"
(Bakara Süresi; 173). Biz Allahı kendimize rehber kıldık, eğer Allahu Teala dara düştüğünüzde domuz eti dahi yiyebilirsiniz diyorsa biz kimizki dara düştüğünüzde aşı olmanıza karşı çıkacağız. Zor duruma düştüğünüzde domuz etini yiyebilirsiniz diyen Allah, zor duruma düştüğünüzde aşıya dünden razı olacaktır diye düşünüyoruz. Fakat, Allah bizlere bu esnekliği tanırken o esnekliğe belirli kurallar getiriyor. Zaruret diyor, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan diyor. Allahı örnek alan bizlerde bu kuralları almalı ve hayatımızın her noktasına uygulamalıyız, örneğin aşılar; (1) aşı olmanız için domuz eti örneğinde olduğu gibi ortada bir zaruret olması gerek. Bedenleriniz o virüsle temasa geçtiğinde onun altından kalkamayacaksa, domuz eti misalinde olduğu gibi bir ölüm kalım durumuna düşecekseniz, o zaman aşı olacaksınız. Örneğin; toplumun %90'ını bu virüse yakalandığında yakalandığını anlamıyorsa, yakalandığını anlayanlarında %90'ı ayakta tedavi ile bu süreci atlatabiliyorsa o zaman ortada bir zaruret yok, dolayısıyla onları aşı yapmayacaksınız. Neden, çünkü kendi bağışıklık sistemlerini harekete geçirip kendi kendilerine bağışıklık kazanmalarını sağlamak bilimsel açıdan daha doğru olanı. (2) Haddi aşmayacaksınız. Bir aşı 10-15 yıllık bir süre içinde gelişir, siz bunu bir yıl içinde üretip millete dağıtamazsınız. O aşıları yıllar süren bir test süresinden geçirmeden millete enjekte edemezsiniz. Ederseniz bilimin dışına çıkmış olur, İslami açıdan da haddi aşanlardan olmuş olursunuz. (3) Başkasının malına göz dikmeyeceksiniz. Uygulayacağınız aşı, kendi üretim aşınız ise bunu topluma uygulayacaksınız. Yeryüzü nüfusu fazla, 500 milyona inmesi gerek diyen küreselcilerin, içeriği meçhul aşılarını alıp ülkemizde pazarlamayacaksınız. Bu aşıların içeriğine gelirsek;

İslam dini bizlere helal ve haramı anlatır, helalden bahsederkende temizlikten bahseder. "Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır"
(Bakara Süresi; 168). Allah bizlere helal ve temiz olanı helal kılmış. Birşeyin temiz olduğunu anlamanız içinde ne yapmanız gerek; incelemeniz gerek. Nacizane tavsiyemiz, incelemediğiniz ve analizini yapmadığınız şeylerin onayını vermeyin. İslam bize temiz olanı yiyin diyor, temizlik ilede sadece yüzeysel temizliğe vurgu yapmıyor, aynı zamanda doğal saflığa vurgu yapıyor. Birşey size tertemiz parlıkta sunulsa bile İslam onu temiz olarak kabul etmez, içeriğine müdahale edilip edilmediğinede bakmanızı ister. Kontaminasyon denilen bir olay var, o şeyin içi o şeye yabancı birşeyle kirletilmiş olabilir. İçeriğine müdahale edilip edilmediğinide nasıl anlarsınız; inceleyerek. Eğer birileri nano boyutunda eşyayı kirletebiliyorsa, o zaman herhangi bir fetva vermeden öncesi sizde nano boyutuna inip o şeyin kirletilip kirletilmediğini incelemeniz gerek. Örneğin; eğer bioNTech aşısı grafen oksit maddesi ile kirletildiyse, o zaman bioNTech aşısı İslam dinine göre temiz olmaktan çıkıyor. Temiz olmayanda bize helal değil. Anladınız. Allahın Ayetlerini kendi lehinize kullanmadan bin düşünün, çünkü bir yanlış fetvada milyonların yükü bir anda omuzlarınıza yükleniverilir.

Bu aşılar ruhsatsız

Covid aşıları lisanslı değil. Aşılar acil kullanım için piyasaya sürüldü, sorumluluğu vurulanın üstlenmesi şartıyla. Size sabah akşam aşıyı vuruyorlar ya, bilinki bunların hiçbiri onaylanmış aşı değil. "Authorized" but not "Approved" yani "İzinli ama Onaylı değil". Bunlar "emergency use authorization" (EUA) yani acil durumlarda kullanma şartıyla izin verilmiş aşılar. Bu aşıların hiçbirinde lisans yok. Bir aşının ruhsat alabilmesi için Faz 3 çalışmalarını tamamlaması gerek. Hazırlık dönemi 5 yıl, Faz 1 çalışması 2 yıl, Faz 2 çalışması 2 yıl ve Faz 3 çalışması 4 yıl alıyorken bu insanlar bir yıl içinde nasıl Faz 3 aşamasına geldi, nasıl 3 ay içinde Faz 3 çalışmasını tamamladı, buradan da bu olaydaki tuhaflığı anlayabilirsiniz. Olayın özeti şu; asgari 10 yıl gerektiren aşı çalışmalarını bir yıla sığdırdılar, deneyde sizsiniz.


  

Eğer olaylar patlak verirse yasal sorumluluğu kimsenin üstlenmeyeceğini biliniz. Bu işten herkes sıyrılmaya çalışacak, biz kimseyi aşıya zorunlu kılmadık diyecek. Aşıdan milyonlar ölmeye başlarsa herkes sorumluluk üstlenmekten kaçacak, bilginize. Ülkemizde bunun bedeli ama bizim AK Partili eziklere kesileceği çok aşikar. Aşılanma konusunda toplumun üzerinde bu kadar büyük bir mahalle baskısı oluşturursanız, kurumlarınız bunun ne kadar muhteşem birşey olduğunu söylerse, diyanetten bunun fetvasını çıkarırsanız, bilim kurulu heyetiniz normal hayata geri dönmek için aşılanma şart derse, aşı olanların maske takmasına gerek yok, rahat gezebilir ve kısıtlamalara tabi değil derseniz, basit bir gripten ötürü her yeri kapatır ve açılması için aşıyı şart koşarsanız, basit bir gribal virüsü ölümcül bir virüs olarak topluma tanıtır ve topluma korku pompalarsanız o zaman insanları bu aşıya mecbur bırakmış olursunuz ve toplumda sizden bunun hesabını sorar. Milyonlar ölmeye başladığında; aşı yapan ellerinize sağlık, bir milyonuncu aşının kahramanı hatice kardeşim, bugün 1.5 milyon aşı vurarak dünyada en iyi aşı performansını gösterdik dünya rekoru kırdık, önümüzdeki günler için güven twitlerini atan sağlık bakanınımı asarsınız, beştepeyimi yakarsınız artık onu görürüz. O vakit geldiğinde de erdoğanın nice defa olduğu gibi yine kandırıldık, hakkınızı halel edin diyeceğide çok açık. Bir aşı piyasaya sürülmeden öncesi belirli yıllar laboratuvarda insanlar üzerinde denenir, sonrası kullanımına izin verilir. Covid aşılarıda böylesine bir olgunluk sürecinden geçmedi. Geçmediği içinde FDA gibi gıda ve ilaç kontrolü yapan hiçbir devlet kurumu bu aşılara onay vermedi yani ruhsat çıkarmadı. Bu aşıları size zorunlu kılan profesör ve yetkililer bu aşıların ruhsatı olmadığı, aşılanmadan doğacak riskleri siz üstlendiğinizi size söylüyorlarmı acaba?

Bilim camiamız bu tuzağa nasıl düştü?

Ortalıkta bilim camiası diye birşey yok, bilim camiası kavramı bir kandırmaca, ortalıkta bilim tarikatı var. Merkez bilgileri belirler, müritlerde bunu kendi ülkelerinde yayar. Bildiğiniz şıh mürit ilişkisi. Öyle bir çark kurmuşlarki mesleğe atılabilmeniz ve akademik kariyer yapabilmeniz için araştırmalarınızı onlar onaylaması gerek, onların dergilerinde yayınlanması gerek ve onların belirlediği normlara göre hareket etmeniz gerek, aksi takdirde akademik anlamda yükselmenize izin verilmiyor. Onlar gibi düşünmüyor ve hareket etmiyorsanız ne akademik bir kariyere sahip olabilirsiniz ne bilim camiasının içinde barınabilirsiniz ne de size o ülkede yaşama hakkı tanırlar. Ellerindeki tüm araçlar ile size saldırır, bir linç kampanyası başlatırlar ve o ülkeyi terk etmeye kadar sizi zorlarlar. Bilim tarikatı dünyanın en güçlü ve yaygın tarikatı. İlkokulda çocuklarınızı bunlara teslim ediyorsunuz, öyle bir müfredat ve beyin yıkama sürecinden geçiriyorlarki, o çocuklar üniversite veya lise sona geldiğinde kendi inanç ve kültürel değerlerine yabancı bireylere dönüşüyor. Sorgusuz sualsiz bilim camiasına biat eden, bilimi kutsayan bireylere dönüşüyor. Küreselcilerin tek tip insan tek tip din tek tip norm modeli var ya, işte bilim tarikatı bunun hayata geçmiş proto tipi. Ülkeler üstü bir oluşumdan bahsediyoruz burada. Hangi ülkede, kültür ve inanç sistemi içinde doğarsanız doğun, birinci sınıftan itibren
bu tarikata katıldığınızda, eğitiminizin sonunda tek tip insan modeline dönüşüyorsunuz. Atalarınızdan aldığınız tüm inanç değerlerini alıyorlar, yerlerine kendilerinin uydurdukları inançları yerleştirip ülke, ırk ve inanç üstü yeni bir insan topluluğu oluşturuyorlar. "The Big Bang Theory" gibi dizilerlede bu yeni toplumun reklamını yapıyorlar.

Özetlersek; bilgiler merkezde belirlenir, müritlerde bunu yayar. Bunların merkezi dünya sağlık örgütü, popüler bilim dergileri ve araştırma merkezleri. Bunlar teşhisi koyuyor, sonrası o bilgi bunların medya ayağı üzerinden dünyanın farklı köşelerindeki müritlere ulaştırılıyor. Onlarda o bilgileri kendi diline çevirip kendi toplumuna aktarıyor. Bilim olarak yücelttiğiniz şeyin özeti bu. Hiçbir safhada kendi aklınızı kullanma veya kendi araştırmanızı yapma diye birşey yok. Merkez çalıyor herkes aynı telden oynuyor. Merkez evrim derse herkes evrim diyor, merkez uzaylı derse herkes uzaylı diyor, merkez bu bir mutasyondur derse herkes mutasyon diyor, merkez bu bir laboratuvar ürünü derse herkes bu virüsün laboratuvarda üretildiğini söylemeye başlıyor. Bildiğiniz şıh mürit ilişkisi. Aksini söyleyenlerde dışlanıyor, lince maruz kalıyor. Nedenmi bilim camiası bu tuzağa düştü; çünkü akılları kirada. Aklınızı kiraya verdiğiniz zaman, bir yere sorgusuz sualsiz biat ettiğiniz zamanda, sizinle top gibi oynanır ruhunuz bile duymaz. Örneğin; FETÖ tabanıda üstlerinin yaptığı ihanetlerden haberi yoktu. Aklınızı bir merkeze bağlarsanız, uzay yolu dizi ve filmlerindeki borg'lar gibi, olacağı bu, olup bitenleri kaçırırsınız. O yüzden hep ne diyoruz; bizlere özgür ve özgün düşünen, bağımsız çalışan bilim adamları lazım. Örneğin; geçen yıl bizler dahil bir çok insan bu virüsün laboratuvarda geliştirildiğini söylemişti, fakat bizim bilim adamları bunu reddetmiş, buna komplo teorisi, bilim dışı iddialar demişti. Bu yıl ise kendi merkezleri bunun bir laboratuvar ürünü olduğunu söylemeye başladı. Dün bunu reddeden bilim adamları, bugünlerde bizim dediğimize geldi. Yüzlerinde kızarma veya utanma varmı? Yok. Tam aksi halen pişkin pişkin bir ekrandan diğerine gezinip duruyorlar. Bu aşı konusunda da bizim dediğimize gelecekler. Bugünlerimizde ekran ekran gezinip aşının ne kadar muhteşem ve doğru birşey olduğunu anlatan bilim müritleri, gün gelecek bu aşılarda çok erken davrandık, bir yıllık aşılar hiç piyasaya sürülmemeliydi diyecek. Bunları anlatırkende ne onlarda ne de onları ekranlara çıkaran medyada zerre kızarma ve utanma göreceksiniz. Bugünlerimizde masanın altına saklanan bilim müritleri, gün gelecek onlarda masanın altından çıkıp aşıların zararlarından anlatmaya başlayacak. Kişinin bağışıklığına bırakmak en uygun yoluydu diyecek. Bugünlerimizde kafasını toprağa gömenler, o gün aslan kesilecek ve onlarda da zerre utanma ve yüz kızarma görmeyeceksiniz. Milyonlar ölmeye başladığında bugünlerimizde bu aşıları size pazarlayan medyadan, yanlış olduğunu bilmesine rağmen buna dur demeyenlerden ve aşıları öven bilim müritlerinden bunun hesabını sorarsınız artık.


Hükümet bu tuzağa nasıl düştü


İktidar partisinde stratejik akıl veya herhangi bir akıl olmayınca, dost düşman kim bunların tanımı olmayınca, herkesle iyi geçinmeye çalışan her yere gülücük dağıtan ezik ve yalaka tiplerden oluşunca, hiçbir yere maydonoz olmayayım devran döner hesap bana patlar, elde ettiğim mevki ve makamımdan olmayayım deyip sürekli masaaltına saklanan korkak ve menfi çıkarlarına çalışanlardan oluşunca; muhalefette küreselcilere yani bu virüsü laboratuvarda geliştirenlere çalışınca, kaos oluşsun bol insan ölsünde insanlar sokağa çıksın, her yer kapansın esnaflar iflas etsin döviz çıksında hükümet devrilsin ve biz iktidara gelelim salyalarını ağızlarından akıtınca, erdoğana karşı kin ve nefretlerini tatmin etmek için herkesle yatağa giren, sabah akşam ülke aleyhine iş tezgahlayan, hiçbir kutsiyeti ilkesi ve ahlakı değeri olmayan bir muhalefet olunca; bilim kurulu adı altındakilerde virüsü piyasaya süren bilim tarikatın üyeleri olunca, sorgusuz sualsiz bilim adı altındaki tarikata biat içinde olunca, kendi akıllarına göre değilde merkezden (dünya sağlık örgütü) gelen emirlere göre hareket edince bu tuzağa düşmemize şaşmamak gerek. Milyonlar ölmeye başladığında bunun hesabını artık iktidardan, muhalefetten, medyadan ve bilim kurulu adı altında milletimizi ilaç şirketlerine pazarlayanlardan sorarsınız.

Yaşadıklarımız bize hak

Bir tarafta yüzyılın hırsızlığına göz yuman, istanbulu elinden çaldıran, mağdur olmasına rağmen suçlu ve demokrasiyi hazmedemeyen taraf gibi görünmeyi başaran, sonrası bu utanca sebep olanları milletvekilliği ile ödüllendiren, yüzyılın hırsızlığını gerçekleştiren seçim kurulu üyelerinden de hesap sormaktan korkan yani 20 yıllık iktidarının özetini bir seçimde bizlere yaşatan bir iktidar partisi var, diğer taraftada samanyolu tv muhaberine oy verip istanbula belediye başkan yapan bir kitle var. Bu kitleyede sürekli sağdan gösteriyorlar, erdoğan şöyle erdoğan böyle gibisine, sonrasıda sabah akşam soldan yapıştırıyorlar. Biz kanmayız biz aklımızı kullanırız, fetö nere biz nere diyenlere fanatik bir fetöcü bir samanyolu tv muhaberi bir pontusu aldılar ve istanbula belediye başkan seçtirdiler. Nefret böyle birşey işte, kalbinize nefret girdiyse sizinle top gibi oynarlar, herşeyi size yaptırırlar. Kalpleri nefret dolu bu kitleyi, ortalıkta ne kadar kötülük varsa, fetö pkk lgbt küreselciler hepsiyle yatağa soktular. Al birini vur ötekine misali, böyle bir toplumada Allah az bile yapıyor. Bu belalar bize müstehak. İktidar, muhalefet, o çok güvendiğiniz bilim camiası ve medya bunlar sizi basit bir virüsten ötürü bir yıl eve hapsetti, bedenlerinizin kendi kendisine bağışıklık kazanması varken sizi virüsten uzak tuttu, korku pompaladı, iş yerlerinizin iflasına sebep oldu, sizi temizlik ve panik hastası, ruh hastası yaptı, binlerce yıllık genlerimizde olan aile kaynaşması, el öpme gibi değerlerimizi yok etti. Kısıtlamalar kalkacak ve huzura kavuşacağız, bu illetten kurtulacağız derken bu sefer aşı olduğunuz için korku ve panik içinde, eve mahkum bir hayat yaşayacaksınız. Bedeninizin içine her an patlamaya hazır bir el bombası yerleştirdiler ve sizde ömrünüzün sonuna kadar, her an patlayabilir korkusu içinde yaşayacaksınız. Aşıdan ötürü ölümler teker teker gelmeye başladığında sosyal mesafe diyen, sizi eve hapseden, her yeri kapatan ve aşıları size diretenlerden bunun hesabını sorarsınız artık.


Allahın musibetleri peş peşe gelir

Allah toplulukları cezalandırmaya karar verdiğinde bunu hiç bir yıl ile kısıtlarmı? Kısıtlamaz. "Biz de ayrı ayrı alametler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular"
(Araf Süresi; 133). Allah bir topluluğu cezalandırmaya karar verdiğinde arka arkaya cezalarını indirir ve yıllar sürecek sancılı bir süreci başlatır. Örneğin müsilaj. Sizi çevreleyen denizlerin bir anda deniz salyası ile dolması. Çok kötü bir millete dönüştük, yeryüzünün kendisinide satanistler ele geçirdi, bu kötülüğün bir yerde tıkanacağı, insanlığa yeter denileceği çok aşikardı. İnsanlığa indirilen birinci musibet corona, ikinci musibet aşı ve üçüncüsü savaş olacak. Bunların dışında firavunun çekirge ve haşere istilası gibi, sizde farklı farklı doğal afetler yaşayabilirsiniz. Örneğin; müsilaj, sel felaketleri veya orman yangınları. Başınıza gelen musibetin kaynağı ne olursa olsun, ya insan eli ya da doğal farketmez, herşey Allah katından gelir. Allahta size inen tüm musibetleri aynı döneme denk getittiriyorsa ve bunu yaparken size acıma göstermiyorsa, ne rüzgar ne yağmur ne toprak ne de güneş lehinize çalışıyorsa, asil bir millet olmanıza rağmen doğa sırtını size döndüyse bilinki sıkıntılı bir sürece girdiniz. Aşı olanlar hastanelere yığın yığın akmaya başladıktan sonra, savaşı bekleyiniz. Yani bizi çok yakında bekleyen ikinci musibet, savaş. Herkes aşı olduğunda kısıtlamaların kalkacağı, rahat bir nefes alacağınızı zannediyordunuz değilmi, günaydın; bu daha başlangıç, daha kötü günler bizi bekliyor.