"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





biz neden covid-19 aşısına karşıyız?


-03.08.2021
Bu aşı neden bilimdışı, biz neden bu aşıya karşıyız? Değerli dostlar, biz aşı karşıtı değiliz, biz bu şartlar adı altında sunulan aşıya karşıyız;

1) Aşı üretim süreci

Bilim bizlere bir aşının üretimi 10-15 yıl aldığını söyler. Siz 1 yıl içinde aşı üretir ve önümüze koyarsanız, bilimi koruma adına biz o aşıya karşı çıkarız. Bakınız; bir yıl içinde aşı geliştirdik diye kendinizle övünüyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz, lütfen bu yanlıştan dönün. Aşı gelişimi şarap üretimi gibidir, ne kadar çok zamana yayarsanız o kadar olgun bir ürün alırsınız. O yıllar sayesinde kişileri takip ediyor ve hayatın onları soktuğu farklı ortamlarda onları izleme şansı buluyorsunuz. Örneğin; aşılanmış bir beden 40 derecelik yaz aylarına nasıl tepki veriyor, kışa nasıl tepki veriyor, kilo aldığında nasıl tepki veriyor, boşandığı zaman veya üzüntülü bir haber aldığı zaman nasıl tepki veriyor, bir kaza geçirdiği zaman nasıl tepki veriyor, bir şok bir panik yaşadığı zaman nasıl tepki veriyor, büyüme veya menopoz gibi hormonsal değişimlere nasıl tepki veriyor, hamililiğe nasıl tepki veriyor gibisine, araştırma süresini ne kadar uzun bir süre ve geniş bir kitleye yayarsanız aşı hakkında o kadar çok data alıyorsunuz. Bir avuç insan üzerinde 3 ay test ettim diyerek bir aşıyı sahaya süremezsiniz, sürerseniz doğal olarak buna itiraz ederiz. Bir yıl içinde FAZ 3 safhasına gelip bunu tamamlıyorsunuz, nasıl oluyor bu? 8 yıllık süreci nasıl 1 yıla sıkıştırdınız? Kendisini tanrı gibi gören bir camia sıkıştırır işte, sonrada bize; size ne, sizemi hesap vereceğim, siz kimsinizde beni sorguluyorsunuz, siz benim kölem benim malımsınız, istediğimi yaparım diyor; bizde onlara yok öyle yağma, sorgusuz sualsiz biat dönemi bitti, sizin at sürdüğünüz dönem bitti, artık insanlar uyandı sizin bilimi kullanarak insanlığa nasıl format attığınızı, bilim adı altında genç nesilleri nasıl kendi değerlerine
yabancılaştırdığınızı gördü, artık bilimi sizin prangalarınızdan, kirli amellerinizden kurtarma vakti geldi diyoruz. Bu olay aşı yandaşları ile karşıtlarının arasındaki fikir çatışmasının ötesinde bir şey. Yaşadığımız kavga; birileri bilimi öne sürerek sürekli yaşantımıza ve bedenlerimize müdahale ediyor, bununda ötesi self-determination denilen kendi kaderini kendin tayin et hakkını elimizden alıyor, bedenlerimiz ve yaşantımız üzerinde sınırsız yetki istiyor, siz buna varmısınız yokmusunuz, kavganın özeti bu. Aşı olmayanları akılsız gösterdiğinize göre demek siz bedenlerinizi çoktan satışa çıkarmışsınız. Ne uğruna? Covid-19 yakalanırsam, süreci daha rahat geçireyim diye. Neyle? 1 yıl içinde üretilen, bedeninizde 6 ay veya 1 yıl sonra nelere sebep olacağı belli olmayan birşeyle. Covid-19 yakalandığınızda 2 hafta sıkıntı çekmemek için yarınlarınızda nelere mal olacağı bilmediğiniz birşeye karşılık bedeninizi satışa çıkarıyorsunuz. Vay be. Bu kadarmı ucuz bedeniniz? Kaldıki bir yıl aşı için beklemişsiniz zaten, yani salgını yarılamışsınız, salgın geçmesi için bir yıl daha bekleseniz ne kaybedersiniz? Hiçbir şey, tam aksi kazanan siz olursunuz. Bir salgını kendi bağışıklığınız ile atlatmanın özgüveni içinde olur, yarının salgınlarına çok daha umutvari bakabilirsiniz. Salgın nedir; ismi üzerine istiladır. Ülkeniz ve siz istila ediliyorsunuz, birileride size bu istiladan kendi başınıza kurtulursunuz diyor birileride kurtulamazsınız dıştan yardım alın dıştan yardım almadan bunun üstesinden gelemezsiniz diyor. Siz kimi dinlerdiniz? Bedeninizi satışa çıkardığınıza göre dıştan alın diyenlerin yolunu takip ederdiniz. Tüm silah fabrikalarımızı, uçak atölyelerimizi kapatan zihniyet var ya, onları takip ederdiniz. Bugün dıştan al, yarın dıştan al, ya sonrası, ya çok istediğiniz an size satmazlarsa yahut ortalıkta aşı yoksa ve siz bir iki yıl aşı üretimi için beklemek zorunda olursanız bekletilirseniz ne olacak; yine kendinizi ve milletinizi bir iki yıl eve hapismi edeceksiniz? Sizce neden doktorlar fazla antibiyotik kullanımını tavsiye etmiyor, kendi bağışıklığınız savaşmayı öğrensin diye. Bugünlerinizde siz bağışıklık sistemine savaşmayı öğretmezseniz yarınların salgının üstesinden nasıl geleceksiniz, bilhassa yaşlandığınızda? Nereye baksak, hata üzerine hata yapılıyor. 

Ölenlere gelirsek, onların ölümü doğmadan öncesi belirlendi, ölümünü covid-19 belirlemedi. Bu yıl ölümleri takdir edildiyse, covid-19 olmasaydı dahi yine bir virüse yakalanıp öleceklerdi. Manşete bakarmısınız; aşı karşıtıydı covid-19 yakalandı ve öldü. Aşı olsaydı sanki ölmeyecekti. Madem aşılar ölümü engelliyor, aşı olanlar niye ölüyor? Aşı olup ölenleri birde manşete taşısanız? Bu insanlar gerçektende aşı ile ölümün önüne geçebileceklerine inanıyor. Nerede buna inanıyor; bir İslam ülkesinde. Bu algı topluma empoze edilirken onca imam nerede; her zaman olduğu gibi memurluktan olmamak için masanın altına saklanıyor.
Günümüz hocaları İslam rozetini takıyor, imamlık cübbesini giyiyor, topluma ben Allahın vekiliyim diyor, sonrada Allaha çalışacağına kendisine çalışıyor. Bununda cezasını elbette Allah onlara keser. Allahın vekili kimseden korkmaz, her ortamda doğruyu söyler, osmanlı dönemindeki alimlerin padişahlara posta koyması gibi. İslam dini açık ve net; bir müslüman sonuca endeksli hareket etmez, şartlar ne olursa olsun neye sebep olacaksa olsun her daim doğru olanı yapmakla mükellef. Örneğin; ölmeyeyim diye bir yanlışı yapmaz. Birşey onu öldürecek olsa dahi, o şeyden kurtulmak için ilke ve değerlerinden vazgeçmez. İnsanlar aşı olmadığı için ölüyor ve siz onlara keriz diyorsunuz, biz ise onları şehit olarak görüyoruz, firavunun ölümle tehdit etmesine rağmen haktan vazgeçmeyenlerle bir tutuyoruz. Kolaymı bu kadar medya ve toplumsal baskıya rağmen doğruyu yapmak. Ya siz, bedeninizi bu aşılara sattınız, ölümdenmi kurtuldunuz, yahut güzel bir akıbetin sizi bekleyeceğinimi sanıyorsunuz; hayır, çok daha kötü bir hayat ve ölümle yüzleşeceksiniz. Bir defa değil bin defa ölmeyi dileyeceksiniz. Hem bu dünyada çok kötü bir akıbet sizi bekliyor hem ahiret hayatında. Ne yüzle Allahın huzuruna çıkacaksınız; iki hafta öksürmemek yatağa mahkum olmamak için bu aşı tuzağını yem gibi yuttunuz ve başkalarınıda buna davet ettiniz, hatta zorladınız, bir zalim bir firavun gibi insanları bir yanlışa zorladınız. Bununda elbette size hesabı kesilir. Adamlar sizi ölümle korkutuyor siz anında herşeyinizi, bedeniniz dahil satılığa çıkarıyorsunuz. Ölümden de kim bu kadar korkar; hayata çok düşkün olan. Bu durumda da bu musibet belkide doğru zamanda yeryüzüne iniyor, belki sizi bu hayat düşkünlüğü ve sarhoşluğundan uyarır. Önlem almayalımmı hocam, alın tabiki, ama bilimdışına yönelmeyin. Bir yıl içinde üretilen aşılarda bilimdışıdır. Bilimi kontrol eden küresel çete bu aşıları ne kadar hak olarak size sunsada, gerçeği değiştiremezler o da bu aşıların 1 yıl içinde üretildiği, laboratuvar safhasından geçmediği gerçeğini. Siz neden bunu yutuyorsunuz, çünkü rahatınıza düşkünsünüz. Kimse iki hafta yatakta griple uğraşmak istemiyor artık. Verin aşıyı, atlatayım şu süreci diyor. O aşının yarınlarında nelere sebep olacağına bilmemesine rağmen. Ne uğruna geleceğini feda ediyor, bir kaç gece ateş ve öksürükle yatacak ya, onu yaşamama uğruna. Carpe diem felsefesi, günü yaşa; ya yarın?

Ne kadar rahata alıştırmışlar sizi. Zora gelen kimse kalmadımı? Bugün sıkıntıya ve zora gelmediniz diyelim, kader ne zamana kadar el bebek gül bebek yaşamınıza müsaade eder sizce? Zorun arkasından kolaylık geldiğini büyükleriniz size hiç söylemedimi? Bugün 2 hafta zorluk çekersiniz, belki ama bir sonraki salgınlarda dimdik ayakta durarsınız. Covid-19 sizi vursa maksimum iki hafta sıkıntı çekeceksiniz, iki hafta sıkıntı çekmemek içinde kaynağı meçhul sıvıları kendinize enjekte ediyorsunuz. Kaderinizin sizin için tayin ettiği acıları 2 hafta ile geçiştirmek varken, o cezayı gayri resmi yollardan (bilimdışılık) atlatmaya çalışıyorsunuz. Kader bunu affedermi sizce, hayr, çok daha büyük sıkıntıyı size musallat eder. Bakınız; bazı anlar vardır bunu kendi bağışıklığınıza bırakırsınız, bazı an vardır aşıya başvurursunuz. Bu salgında kendi bağşıklığımıza bırakılması gereken bir salgın. Bununda iki ana nedeni var; birincisi virüsün kendisi. Bu virüsün nereden geldiği ve ne olduğu hakkında hiçbir bilgimiz yok. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir virüsüde aşı adı altında insana enjekte edemezsiniz. İkincisi, salgını aşıyla atlatabilmek için ortalıkta aşı olması gerek. Bu salgın başladığında da ortalıkta bir aşı yoktu. Dolayısıyla bu salgını kendi bağışıklığımıza bırakma dışında bir alternatifimiz yoktu ve halen yok. Şimdi aşımız var ama hocam diyorsanız; siz 1 yıl içinde üretilmiş aşılarımı bedeninize enjekte edeceksiniz? Biz bedenimizi sokakta bulmadık, siz bulduysanız buyurun siz enjeke edin.
Bilimsel protokoller yüzyılların çalışması sonrası ortaya çıkar. Aşı üretimi içinde 10 yıllık bir çalışma zorunlu koşulduysa, buna uyacaksınız, bunu kafanıza göre 1 yıla indirmeyeceksiniz. İndirirseniz, bilimin belirlediği protokolün dışında çıkmış olursunuz, bu da bize çalışmanızı bilim dışı ilan etme hakkını verir. Burada çok kötü birşeye daha sebep oluyorsunuz, bir emsal oluşturuyorsunuz. Bundan sonra kimse bilimsel protokolleri dikkate almaz, herkes kafasına göre sağından solundan yontar. Örneğin; 1 yıl içinde üretilen aşılara onay verirseniz, kimse bundan sonra 10 yıl aşı üzerinde çalışmaz. O zaman ne yapacaksınız, onlaradamı onay vereceksiniz? Vermeyecekseniz, bugün niye veriyorsunuz, vereceksiniz protokoller ne için var! Nereden bakarsak bakalım bu olayda bilimin tüm kutsalları katlediliyor, bizde buna seyirci kalamayız, onay veremeyiz, o yüzden bu aşıya karşıyız

2) Bilinmeyen virüsleri insana enjekte edemezsiniz

Türk, Çin ve Rus yapımı aşılarda virüs isole edildi parçalandı ve aşı üzerinden de yem olarak bizlerin bağışıklık sistemine veriliyor. Varsayalımki siz bu çalışmayı bilimin belirlediği sürede tamamladınız, 10 yıl üzerinde çalıştınız, yinede bu çalışmanız bilimdışı olurdu, çünkü böylesine bir çalışmayı doğal virüsler ile ancak yapabilirsiniz, laboratuvarda geliştirilen virüsler ile değil. Bu aşıyla ilgili ikinci itirazımız bu noktaya,
virüsün kendisi gizemini korurken siz o virüsü parçalayıp, ölü veya diri farketmez aşı üzerinden insanlara enjekte edemezsiniz. Örneğin; bu virüse AİDS parçacıkları eklendiyse, aşıyla birlikte o parçalarıda insan bedenine enjekte etmiş oluyorsunuz ve bedenin o parçalara nasıl tepki vereceği konusunda da hiçbir fikriniz yok. Biz aşılara karşı değiliz, biz bu aşıya karşıyız çünkü hakkında fikir sahibi olmadığınız bir virüsü insanlara enjekte ediyorsunuz. Bilim adamların yarısının laboratuvar ürünü, yarısınında doğal mutasyon dediği, kaynağı ve kendisi meçhul bir virüsü isole edip aşı adı altında insanlara enjekte edemezsiniz. Belki bu virüs uzaydan geldi, belki dinozor çağından, belki yüzlerce virüsün parçalarından oluşuyor, belki içinde binlerce virüs içeriyor, belki bu virüs inaktif ve aktif olması için başka bir virüsle teması bekliyor, belki teknoloji ile aktive edilmeyi bekleyen biyolojik bir silah, kısacası; laboratuvar ürünü yahut değil hiç farketmez, size yabancı bir virüsü, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız birşeyi sadece onu laboratuvarda isole edebiliyor olmanızdan ötürü insanlara enjekte edemezsiniz. Ederseniz, perşembenin gelişi çarşambadan belli olur misali, bu işin hayrla sonuçlanmayacağı çok aşikar.

3) Ruhsatsız

Size vurulan aşıların ruhsatı yok. Biz bu aşıya karşıyız çünkü bu aşılar ruhsatsız. Hiçbir resmi kurum bu aşılara bir ruhsat vermedi. Neden vermedi, çünkü bu aşılar bilimin belirlediği protokol doğrultusunda üretilmedi. Biz bu aşıya karşıyız çünkü eğer sorunlar çıkarsa hesaba çekebileceğiniz kimseyi karşınızda bulamayacaksınız. Herkes size, bu aşılar ruhsatsız olduğunu biz söyledik, sorumluluk vurulan kişiye ait diyecek. Bizde bu oyunun parçası olamayız. Sağlığımızı sokakta bulmadık, kimsenin ruhsat vermediği, ruhsat vermekten kaçtığı birşeyi bedenimize enjekte etmeyiz. Kendimize etmediğimiz birşeyide başkalarına tavsiye etmeyiz.

4) 18 yaşı altı olanlara aşı yapılmaması

Bizlere salgının
aşılanma ile sona ereceği söyleniyor, fakat toplumda en çok virüsü yayan çocuklar aşılanmaya tabi tutulmuyor. Herkes risk altında olduğu söyleniyor ama 18 yaşı altı kesim aşılanmıyor. Ya biz burada kazık yiyoruz ya da 18 yaşı altındaki kardeşlerimiz. Onlarda aşılanancıya kadar, şimdilik kazık yiyen sadece bizler olduğumuzu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Çocuklar bu zamana kadar aşılanmadı, herhangi bir sorun yaşadımı; hayır, salgın sürecini bir sorun yaşamadan geçirdi. Aşıyı bize zorunlu kılanlar, çocukları aşıdan muaf tutarak kendi elleriyle aslında kendi tezlerini boşa çıkarttı. Bir emsal oluşturdular. Aşısızda bu salgının atlatılabileceğini bize gösterdiler. Örneğin; salgının ilk yılını hepimiz aşısız atlattık. Salgının ilk yılını aşısız atlatmış olmamız bile, bağışıklık sistemimizin bu işin üstesinden gelebileceğini gösteriyor. Çocuklara gelirsek; eğer toplumun bir kesimi aşısız bu salgını atlatabiliyorsa, demek diğer kesimlerde bunu aşısız atlatabilirmiş, demek virüs ölümcül değilmiş demek bedenlerimiz bu virüsün üstesinden gelebiliyormuş, demek bu zamana kadar bize yalan söylenmiş, demek gereksiz yere topluma korku ve panik yaşatılmış. Özet: çocukları muaf tutarak kendi tezlerini çürüttüler. Çocukların bedeni bu virüsün üstesinden gelebiliyorsa erişkinlerin bedeni dünden gelir. İstatiklerde bunu gösteriyor zaten; toplumun %93.5 etkilenmedi, etkilenen kitledende %98.8'i süreci çok rahat geçirdi. Soru şu; bedenlerimiz bu virüsün üstesinden gelebiliyorsa, bu zamana kadar muaf tutulan bir kesimde varken, neden üstesinden gelen gelsin, gelemeyende aşı için müracat etsin denilmiyor? İşte, tuhaflıkta burada. Bu işin her yerinden art niyet kokuları alıyoruz. O yüzden de bu aşıdan uzak durun diyoruz.

5) Şeffaflık

Bizlere aşının ne kadar muhteşem olduğunu söylüyorlar, endişelerini dile getirip soru soranlarıda bilimdışı ve akılsız olmakla suçluyorlar.
Karşınızda soru almaktan korkan, soranlarada hakaret vari tepki gösteren bir camia var. Sanki birşey gizliyor, sanki gerçeği biliyorda konuşmaktan korkuyorlar. Örneğin; TÜİK 2020 ölüm rakamlarını açıklamadı, neden? Her yıl haziran ayları civarında bir önceki yılın ölüm rakamları yayınlanırdı, neden 2020 yılını yayınlamadılar? Covid-19 salgını döneminde solunum yolu enfeksiyonlarından ölenlerin sayısı, salgının olmadığı bir önceki yıllar ile bir olduğu içinmi acaba? Ölüyoruz, bitiyoruz diye insanları bir yıl eve hapsettiler, aşılara zorladılar, meğer ölümler bir önceki yıllar ile aynıymış, insanlar oyunu görmesin diyemi yayınlamıyorlar rakamları? Aşılanma tamamlansın, biz işimizi bitirelim, insanlar uyanacaksa o zaman uyansın, o yüzdenmi rakamları vermiyorlar? Her yıl verilen rakamları siz vermezseniz, bizede bu soruları sormak düşer. Herkes bilim müritleri gibi sorgusuz sualsiz biat içinde değil, bu ülkede aklını kiraya vermemiş insanlarda var ve bu insanlar soruyor ve sorguluyor. İşinde şüphe duymayanda sorulardan korkmaz, gizliliğe gitmez, şeffaf bir şekilde bilgileri paylaşır. Örneğin; aşı olup altı ayın içinde kalp krizi ve beyin kanaması, organ iflası geçiren kişi sayısı ne kadar? Günlük vakaların kaçı aşılı kaçı aşısız? Bu verileri bizimle paylaşmak zorundalarmı; evet zorundalar, çünkü insanları aşıya zorluyorlar. Bir toplumu birşeye zorluyorsanız, o şeyle ilgili endişeleri gidermek zorundasınız. Bilhassa toplumun üçte biri buna karşıysa. Komplo, bilimdış gibi kavramları kullanarakta bu işten sıyrılamaz, soru almaktan kaçamazsınız. Madem kendilerinden bu kadar emin, madem aşıda bir sıkıntı yok ve aşı güvenilir, o zaman korkmasınlar ve rakamları bizimle paylaşsınlar. Örneğin; covid-19 öncesi her yıl gribe yakalanan vatandaşımız ne kadardı, covid-19 çıktıktan sonra ne kadar oldu? Lütfen bizlerle bu rakamları paylaşsınlar.

Arkadaşlar; insanlar bu aşı olayından pis koku alıyor ve almalarıda gayet normal çünkü bu aşıları bize dağıtan kişiler, kızılderelilere bulaşıcı hastalık içeren battaniyeler dağıtan, haritalarında ülkemizi bin parça gösteren kişilerin kendisi. Bunlarda bize, biz sizin sağlığınıza önem veriyoruz diyorsa, çok güzel aşılıyorsunuz
aferim züpersiniz diyorsa kimse kusura bakmasın biz bundan huylanırız. Eğer youtube ve google gibi küreselcilere ait şirketler aşı karşıtların hesaplarını kapatıyorsa, aramalarda aşı savunucularını öne çıkartıyorsa, bu satanistler bunu herhalde sizi çok düşündüğü, sağlığınıza çok önem verdiği için yapmıyor. Bunlar neden bir anda bu kadar sağlığınızı düşünür oldu? Eskiden alimler doğruyu ve yanlışı çok rahat tespit ediyordu, bunun için derin felsefe yapmaya ihtiyaç duymuyor, konu hakkında bilgi sahibi olmaları bile gerekmiyordu, kriter çok basitti; düşmana bakılıyordu, düşman neyi savunuyor neyi övüyorsa o kötüydü ve ondan uzak durulması gerekiyordu. Günümüzde kötü belli, düşman belli, nasıl olurda düşmanın atına binip onlarla hareket edebiliyorsunuz anlamış değiliz. Kısacası, aşıları üreten şaibeli, bunu bize pazarlayanda (devlet) soru almaktan korkuyor ve verileri bizden gizliyor. Bu durumda tabiki bizler bu işe mesafeli bakacağız. Soru almaktan korkuyorsanız, demek birşey gizliyorsunuz. Soru soranlara agresif yanıtlar veriyorsanız, demek yaptığınız işten emin değilsiniz.

6) Söylenen ile yapılanlar arasındaki tezatlık

Bize söylenen şu; aşı olunki covid-19 karşı antikorunuz olsun, ikiden fazla doz vurulunki antikor seviyeniz sizi koruyacak seviyede olsun. Bu söylemlerden biz, aşıyı bize zorunlu kılanların tüm argümanlarını ve stratejilerini antikor üzerine kurduğunu görüyoruz, buraya kadarınıda anlıyoruz, anlamadığımız nokta; aşılanmanın tüm objektifi antikorsa aşılamadan öncesi neden insanların antikor seviyesini ölçmüyorsunuz? Belki kişi yeterince antikora sahip ve aşılanmaya ihtiyaç duymuyor?
Kişi belki hastalığı geçirmiş ve doğal yoldan antikor elde etmiş olabilir, madem amaç antikor seviyesini koruyucu seviyede tutmak, madem bunun için 2 doz yetmez 3 doz diyorsunuz, o zaman size basit bir soru; aşıladığınız kişilere neden hiç antikor testi yapmıyorsunuz? Hocam bu çok meşakketli olur diyorsanız, kişiden haftada 2 PCR testi istemek size meşakketli gelmiyor ama? Aşı ile ilgili tüm argümanlarını antikor üzerine kuruyorlar, ama antikor seviyelerini ölçmüyorlar. Kişi koruyucu düzeyde antikora sahipmi değilmi buna bakmadan herkesi aşıya zorluyorlar. Söylemlerini uygulmalarla neden desteklemiyorlar? Antikor bir bahane çünkü. Dertleri antikor değil dertleri size aşı vurmak, öyle veya böyle sizi aşılamak. Sonunda kendileride baklayı ağızlarından çıkardı, antikorunuz yüksek olsada dahi aşı olacaksınız diyorlar. Anlayacağınız; antikor, salgın, covid-19 hepsi bahane, öyle veya böyle size aşıyı vuracağız diyorlar. Bakan kocanın şu sloganını çok duymuşsunuzdur; bağışıklık elde edilene kadar tedbirlere uyun. Soru şu; birşeye karşı bağışıklık elde edip etmediğimizi nasıl anlayacağız? Bağışıklık elde edinceye kadar diyorlar, o bağışıklığı elde edip etmediğimizi nasıl anlayacağız? Hastalanmadığınız zaman anlarsınız derseniz, bunlar hastalanmayanlarada aşı vuruyor ama, demek hastalanmamak bunlar için bir kriter değil. Bunun bilimsel bir ölçümü varmı; var. Antikor seviyesi. Birşeye karşı bağışık olup olmadığınızı antikor seviyesinden anlarsınız. Eğer o virüse karşı antikor seviyeniz yüksekse siz o virüsü karşı bağışıklık kazandınız demektir. Onlar ama antikorunuz yüksek olsa dahi size aşı vuracağız diyor! Ne diyeceksiniz şimdi bunlara? Söyledikleri herşey boş, adamlar öyle veya böyle aşıyı vuracaklar. Yaptıklarına bilimsel bir gerekçe sunuyorlarmı; hayır, batı bunu yapıyorsa bizde yapacağız diyorlar.

Söyledikleri ve yaptıklarına baktığınızda aşılanmanın altında bilimsel bir gerekçe olmadığını görüyoruz, öyle veya böyle adamlar herkesi aşılamaya odaklanmış. Bunlara soruyorsunuz, ne zaman salgın dinecek, bağışıklık kazanıncaya kadar cevabını alıyorsunuz. Bağışıklık kazanıp kazanmadığımızı nereden anlayacağız diye soruyorsunuz, fark etmez öyle veya böyle size aşıyı vuracağız diyorlar. Neden herkesi aşılamak zorundasınız diye soruyorsunuz; batı yapıyor bizde yapacağız diyorlar. Aşılanmanın en güzel özeti;
batı yapıyor ya!! Örneğin; PCR testin muciti bu test covid-19 için uygun değil, sizi yanıltır diyor, siz ise tüm bilimsel çalışmalarınızı, ülkenin kepenklerini kapatma ve insanları eve hapsetme dahil tüm kararlarınızı bu teste dayandırıyorsunuz. Yanlış bir test üzerine çalışmalarınızı dayandırdığınız zamanda çalışmalarınızın tümü bilimdışı olur. Çalışmanızı çöpe atabilirsiniz. Örneğin; kişi salgını rahat geçirebilmesi için aşı olmalı diyorlar, gribi rahat geçirmek isteyen insanlara ama antibiyotiği yasaklıyorlar. Madem insanların rahatı sizin için çok önemli, 2 hafta sıkıntı çekmesine dahi kıyamıyorsunuz, o zaman antibiyotikleride serbest bırakın. İkisi aynı şey değil diyorsanız; haklısınız, antibiyotikler daha güvenilir çünkü onların üzerinde on yılların çalışması var. Hocam ama antibiyotik bedenin direncini düşürüyor diyorsanız; ha, demek insanların yarınları için kaygılısınız; aşılar bedenin direncini düşürmüyormu? Bu salgını kendi başına atlatamayan bir beden yarınların salgınlarını nasıl atlatacak? Biz varız ya hocam diyorsanız, biz sıvı üretir satarız diyorsanız, kimse kusura bakmasın, işte biz bu tuzağa müsaade etmeyiz buna direniriz.

Bilim adamları temel prensiplere göre hareket eder, bunlardan biriside; harm/benefit analizi. Birşey yapıyorsam bunun bana getirisi ne, götürüsü ne. Burada da tam bu prensibe aykırı hareket ediliyor. Covid-19 virüsün sebep olacağı hasardan milyon katını kendileri verdi; ülkeleri kapatarak, insanları eve hapsederek, ağır ilaçlarla tedavi ederek ve en son vurdukları aşıyla. Örneğin; salgının bir yılını aşısız geçirdik, kaç kişi öldü 50 000 civarı. Her yıl solunum yolu hastalıklarından ölen kişi sayısı kadar. Demek doğa öyle veya böyle siz karışsanız karışmasanızda kendi seleksiyonunu yapıyormuş. Covid-19 bahane ederek topluma empoze ettiğiniz önlemler neye mal oldu; 1) aşısız dönemde verdiğimiz ölümlerden daha fazlasını aşılı dönemde verdik. 2) asosyal, takıntı, panik ve temizlik hastası, maddi ve manevi iflasa sürüklenmiş bir millet. Sıradan bir grib için alınan bu önlemler değdimi? Hocam ama müdahale etmeseydik, daha fazla ölümler olurdu; haklısınız, 50 000 değil 100 000 ölüm olurdu belki, ama bir sonraki yıllarda da solunum yolu hastalıklarından her yıl 50 000 ölüm vermezdiniz. Bir yılda 100 000 ölüm verirdiniz, diğer yıllarda da 10 000 ölüm verir ve 4-5 yılın ortalaması yine 50 000 civarı olur, salgın öncesi verdiğiniz yıllık ölümlere gelirdiniz.
4-5 yıl içinde doğa kendi dengesini yine kurardı. Kutsadığınız, okullarda öğrettiğiniz şeyde bu değilmi, doğanın kendi kendisine reset çekmesi, güçlü olanların önünü açmak için dönem dönem zayıfların topluca ölmesi gerektiği, bu değilmi sizin inandığınız felsefe? Madem bu doğal bir salgın ve siz doğal salgınların canlıların iyiliğine olduğuna inanıyorsunuz ve okullarda bunu öğretiyorsunuz, neden uygulamaya gelince yapmıyorsunuz? Madem yapmayacaksınız, neden biyoloji kitaplarında bunlara yer veriyorsunuz? Yıllarca bize söylenen ve şimdi yapılanlar tamamıyla birbirine zıt, bu da bize bu işten huylanmamıza sebep oluyor. 

7) Veri yok, veri yoksa o şey bilimsel olamaz

Bilimin farklı tanımları var, en temel tanımlarından biriside; bilim demek veri demektir. Bilimsel çalışmalar verilere dayanır. Veri yoksa bilimde olmaz. Örneğin; rakamlar olmadan matematik olmaz, veriler olmadan da bilim olmaz. Bilimsel çalışmalar veriler üzerine kurulur; ne kadar fazla veri olursa çalışmanız o kadar bilimsel olur, ne kadar az veri olursa o kadar az bilimsel. Bu çok basit mantık çok basit bilimsel hakikat; veri yoksa bilimde yok. Şimdi; covid-19 virüsü hakkında ellerinde herhangi bir bilgi varmı; yok. Aşı ürettiler ve piyasaya sürdüler, aşı hakkında ellerinde herhangi bir veri varmı; o da yok. Ellerinde herhangi bir veri yoksa, yaptıkları nasıl bilimsel oluyor, aşı karşıtları nasıl bilim karşıtı oluyor? Aklınızı kiraya verirseniz, algı dünyasında yaşarsanız, kazık yemeye müsaitseniz oluyor işte. Değerli dostlar;
bilim karşıtı olabilmeniz için karşınızdaki şey ilk önce bilimsel olması gerek. Birşeyin bilimselliğinide kişilerin ünvanları değil, veriler belirler. Bu aşı bilim dışı çünkü bu aşı hakkında elimizde veri yok. Örneğin; eğer bağımsız bir medyamız olsaydı o zaman ekrana çıkan profesörlere, covid-19 virüsü hakkında ne bilgiye sahip oldukları sorulurdu. Virüsü parçalayıp, kaç yıl labortuvarda inceledikleri sorulurdu. Sonrada onlara; mikrobiyoloji uzmanı olabilirsiniz, enfeksiyon hastalıkları uzmanıda olabilirsiniz, konu ama o değil, burada konu covid-19, sizin covid-19 virüsü hakkında ne çalışmanız varda uzman olarak ortalıkta dolaşıyorsunuz, aşı hakkında ne bilginiz ne çalışmanız varda ortalıkta bilge kişi olarak dolaşıyorsunuz diye sorulurdu. 3 aylık laboratuvar çalışmamız var dediklerinde de, uzmanlık yapan hekimlere siz 3 ayda uzmanlık veriyormusunuzda 3 aylık çalışmanız ile burada uzman kesiliyorsunuz yanıtı onlara verilirdi. Maalesef halk mal, başımızdakilerde mal olunca millet olarak böylesine gümlemeye gidiyoruz. Uzman olarak ortalıkta dolaşanlar aşı hakkında hiçbir bilgiye sahip değil. Size vurdukça tecrübe kazanıyor, veri elde ediyorlar. Bilimde bu şekilde işlemez. Bilim, çalışmasını laboratuvarda tamamlar sonrası halka sunar. Burada ama laboratuvar çalışması halkımız, veriler halkımız üzerinden, milyonların üzerinden toplanıyor. Yapılan bu işede bilim denilmez, milleti kandırmak millete kazık atmak, milleti deney yapmak denir.

Aşıyı savunanlar aslında ne halt işlediğini biliyor, o yüzden polemiği covid-19 aşısı üzerinden değil geçmiş aşılar üzerinden yürütüyor. Geçmiş çalışmalarıyla sizi ikna etmeye çalışıyor; hepatit b aşısıyla, çocuk felci aşısıyla, beşli karma aşısıyla. Aşılar ile hayat kurtarılıyor, nasıl aşı karşıtı olunurmuş diyerek tartışmayı covid-19 aşısı üzerinden değil, bir bütün üzerinden yürütmeye çalışıyor. Düşmeyin bu tuzağa; biz aşı karşıtı değiliz, biz bu aşıya karşıyız çünkü bu aşı bilim dışı. Geçmişiniz diğer çalışmalarınız bizi ilgilendirmez, konu burada geçmiş çalışmalarınız değil bu çalışmanız. Geçmiş çalışmalarınız bilimsel olabilir, bu çalışmanız ama değil. Geçmişin hatırına sırtınızdan geçinenler gibi, bunlarda geçmiş çalışmaların hatırına bu işi bir defalığına mahsus görmemezlikten gelelim istiyorlar. Bizde yok öyle yağma diyoruz. Bakınız; veri demek geleceği hesaplamak demektir. Bir konu hakkında ne kadar veriye sahip olursanız, o şeyin nelere sebep olup olamayacağı konusunda geleceği o kadar öngörebilrsiniz. Örneğin; haftalık hava raporu. Şimdi; birde elinizde veri olmadan birşeyi pazarladığınızı düşünün. Bir ilaç ürettiğinizi ama insanda nelere sebep olacağı konusunda fikriniz olmadığını düşünün. Siz herhangi bir çalışma yapmadan onu topluma sunarmısınız? Sunmazsınız. Burada ama sunuluyor. Yarınlarımızda bizde nelere sebep olacağı bilinmeyen birşey milletimize enjekte ediliyor. Bu riski hiçbir şirket almaz, kendi sonunu getireceği için almaz, nitekim almadılarda, hiçbir küresel şirket covid-19 aşı üretimine girmedi. Riski alanlar hükümetler oldu, o toplumun kazık yemeye yatkın kerizleri oldu, o yüzden de bu aşı olayı onların sonunu getirecek. Olaylar bu kadar basit ve açık. Konuyu size tane tane anlatmaya çalışıyoruz, çok farklı noktalardan konuya temas edip bir yerden sizi yakalamaya sizi ikna etmeye, bu aşı sevdasından vazgeçirmeye çalışıyoruz, umarız geç olmadan bunu başarırız. 

8) Küresel şirketler aşı üretimine girmedi

Bu işte bizi huylandıran noktalardan birisi pfizer gibi küresel ilaç şirketlerin hiçbirinin covid-19 aşı üretimine girmemesi oldu. Örneğin; pfizer üretmedi, almanyada yaşayan 2 Türk'ün ürettiği bioNTech aşısını aldı ve bunu seri üretime soktu. Eğer bu balon patlarsa tüm suç bu 2 Türk'ün başına patlayacak. Batı alemi genelde bioNTech aşısı vurulduğu için, eğer batı aleminde bu aşı olayı milyonların ölümüne sebep olursa, bilinki hesabı bu 2 Türk'e kesecekler. Bir anda batı aleminde en çok nefret edilen ırk Türkler olacak. Yani burada iki Türk'ün seçilmesi bile oyunun içinde bir oyun. Değerli dostlar; Çin aşısı, Türk aşısı veya Rus aşısı, bunların her biri hükümetlerin önderliğinde geliştirildi, küresel ilaç şirketlerin önderliğinde değil. Küresel ilaç şirketlerin hiçbiri bu topun içine girmedi.
Örneğin; covid aşısını üreten moderna veya bioNTech bunlar 10-15 yıllık küçük şirketler, mRNA alanına uzmanlaşmış şirketler, sanki bu salgın için kurulmuş ve hazırlanmışlar. Bunların üzerindende aşılar pazarlanıyor, büyük şirketler topun içine girmiyor. Neden girmiyor, çünkü covid-19'un ne olduğunu biliyorlar. Yüzyılın salgınında onca para kazanmak varken, paraya tapan bu şirketlerin topa girmemeside bizi huylandırıyor.

9
) Öncelik kişinin bağışıklık sisteminde

Varsayalımki aşıyı bilimin belirlediği süre içinde tamamladınız ve varsayalımki virüs doğal, bu durumda dahi siz herkese aşı uygulayamazsınız çünkü bilim ilk önce kişinin kendi bağışıklık sistemine öncelik tanımanız gerektiğini, kişinin doğal yoldan bağışıklık kazanmasını teşvik etmeniz gerektiğini söylüyor. Örneğin; grip olduğunuzda doktora çıkıyordunuz, doktorda sizi bir ateş düşürücü ve ağrı kesici ile eve gönderiyordu ve bunun ötesinde bir müdahale yapmıyordu ya, işte bunun amacı tedaviyi kişinin kendi bağışıklık sistemine bırakmak.
Bilim bizlere kişinin bağışıklık sistemi bir hastalığın üstesinden kendi başına gelebiliyorsa o zaman ona dokunmayın, hastalığın üstesinden gelemeyenlere müdahale edin der. Siz ise sağlıklı sağlıksız herkese müdahaleye kalkışıyorsunuz, bu da bilimdışı bunada biz itiraz ediyoruz. Biz aşılara karşı değiliz, kişi ihtiyaç duymamasına rağmen aşıya zorlanmasına karşıyız, doğal bağışıklık varken laboratuvar üretimi yollara öncelik verilmesine karşıyız. Hocam, işi garantiye alalım, 1-2 dozda biz vuralım ve anti korlarını güncelleyelim, ne var bunda diyorsanız; işi neyle garantiye alacaksınız, 1 yıl içinde üretilen aşılarlamı? 1 yıl içinde üretilen aşılarla dünyayı kurtarmaya kalkışıyorsunuz, 1 doz yetmez 2 yapalım, 2 yetmez 3 doz yapalım, 3 doz yetmez aşı kokteyli yapalım yani farklı aşıları karıştıralım diyor ve kafanızdan salgın protokolü uyduruyorsunuz. Ne yaptığınızın zerre farkında değilsiniz. Nasıl olasınızki, bu virüs ve aşıyla ilgili elinizde ne bir protokol var ne de herhangi bir tecrübe, anlık yaşadıklarınızdan protokol çiziyor, günü kurtarmaya çalışıyorsunuz, bununda hayrla sonuçlanmayacağı çok aşikar.

10) Her salgında kendinizi 1 yıl eve hapsedip sizin için aşı üretilmesini bekleyemezsiniz

Salgını daha rahat atlatmanız içi aşı olun diyenlere, ortalıkta aşı yoksa ne yapacağız diye sorun. Bol keseden dağıtmasınlar, yoklukta ne yapacaksınız onu size anlatsınlar. Bu aşılar gökten zembille inmiyor, üretim için bir süreç gerektiriyor; tamam, aşı ile süreci rahat geçireceğizde, ya aşı yoksa ortalıkta.
Bakınız, eğer salgınları atlatmanın en doğru yolu aşıdır diyorsanız, insanları kandırmayın ve dürüst olun, aşı için en erken iki yıl beklemek zorunda olduklarınıda insanlara anlatın. Anlatınki aşı için iki yıl boyunca evde beklemeye değermi değmezmi kendileri karar versin. Eğer salgın dönemlerinde birşeyi kurtarıcı olarak topluma aktaracaksanız, ortalıkta olmayan birşeyi aktarmayın. Aktaracaksanız 2 yıl boyunca o şeyi beklemek zorunda olduklarınıda anlatın. Anlatınki o 2 yıl içinde insanlar kendi çaresine kendisi baksın. Siz ama öyle sahtekarsınızki, salgın başlar başlamaz bilinçli bir şekilde insanları eve tıkıp aşıya yönlendirdiniz, gereksiz yere insanları iki yıl beklettiniz, insanları maddi ve manevi çöküntüye uğrattınız. Alternatifimiz varmıydı hocam diye soruyorsanız; olmazmı. Allah sizi hiç yetersiz yaratırmı? Bedeninizinde aşı ürettiğini, hemde 10 gün içinde ürettiğini biliyormuydunuz? Bilmiyordunuz değilmi? Yani iki yıl boyunca evde beklemek zorunda değildiniz, onca acıyı çekmek zorunda değildiniz. Gereksiz yere bekletildiniz gereksiz yere 2 yıl boyunca manevi ve maddi zulme maruz kaldınız. Bedeniniz kendi aşısını üretmesi için virüsle temasa geçmesi yetiyordu. Onlar ama ne yaptı, o bağışıklığı elde etmemeniz için sizi olabildiği kadar virüsten uzak tuttu. Sosyal mesafe dediler, maske dediler, evde kalın dediler, temizlik dediler, olabildiği kadar bağşıklık sisteminizi virüsten uzak tutmaya çalıştılar. Ya sonrası? Kendileri aşı üzerinden o virüsü size enjekte etti. Bir yıl boyunca uzak durun dedikleri virüsü aldılar ve kendileri size enjekte etti. Ne anladık şimdi biz bu işten. Kim böyle birşey yapar, kim uzak durun dediği şeyi alır ve kendisi enjekte eder? O virüsü solunum yolunda değil, bedenin her yerinde görmek isteyen birisi yapar. Bedeniniz üzerinde bir ameli olan yapar!

İ
nsan bedeni 10 günde aşı üretiyor, bilim dünyası ise en erken 1 yıl sonra aşı üretebiliyor. Bir tarafta 10 gün bekliyorsunuz, diğer tarafta 1-2 yıl kendinizi eve hapsedip beklemek var. Bir tarafta virüs akçiğerden ötesine gidemiyor, diğer tarafta tüm bedene yaymak var. Birisinde virüsle kendiniz temasa geçiyorsunuz, diğerinde ise içinde ne olduğu belli olmayan birşeyi enjekte ediyorsunuz. Birisi kendi üretiminiz, diğeri ise başkasının. Siz hangi tarafı seçerdiniz? Sabah akşam aşı olun diye bağırdığınıza göre, kendi bedeninize değil, bir yıl evde oturmayı dahi göze alıp başkasının üretimini tercih ederdiniz. Aşı olayı bu şekilde tane tane anlatıldığında yapılanların altındaki mantıksızlığı görüyormusunuz? Size bir soru daha; seneye bir virüs daha çıktı diyelim, yine kendinizi 1 yıl eve hapseder ve başkaların sizin için aşı üretmesinimi beklerdiniz yoksa salla gitsin deyip kendi bağışıklık sisteminize güvenmeyemi başlardınız? Eninde sonunda yapacağınız şeyide ertelemeyin!

11) Günlük vakalara gelirsek;

Covid-19 oyunun ne kadar büyük bir oyun olduğunu ne zaman anlayacaksınız, sağlık bakanlığı 2020 yılında kaç kişi gripten hastalandığını yayınladığında. Değerli dostlar; her yıl belirli sayıda insanlar gribe yakalanıyor, covid-19 ortaya çıktıktan sonra ama gribe yakalanan insan sayısı neredeyse sıfırlandı. DSÖ grip vakaların, %95 azaldığını, son 130 yılın en düşük seviyesinde olduğunu söylüyor. Her yılki grip vakaları nereye gitti, nasıl olduda grip bir anda günlük hayatımızdan çıkıverdi? Hiçbir yere gitmedi, bu insanlara covid-19 teşhisi konuldu.
O yüzden covid-19'u gribal bir virüs olarak görüyoruz çünkü gribal virüslerin yerini aldı. Size günlük vaka sayılarını veriyorlar ve sizde oturuyor ve o insanların arkasından lanet okuyorsunuz, neden aşı olmadılar diye onlara veryansın ediyorsunuz, bizce yapmayın bunu; onlar sıradan bir grip bir nezleden ötürü hastanede. Siz nasıl daha önceki yıllar bir nezle ve gripten ötürü acile çıktıysanız, bu insanlarda aynı durumda. Bu insanlar ile sizin aranızdaki tek fark; siz geçmişte bir öksürük veya ateşten ötürü acile çıktığınızda bu medyaya verilmiyordu, bugün ise veriliyor ve ulusal güvenlik konusu ediliyor. Bizce, bu insanların arkasından çekiştirmeden iki defa düşünün. Siz daha önce bir ateşten ötürü nasıl acile çıkıp bir kaç ilaç alıp o gribi evinizde atlattıysanız bu insanlarda aynısını yapıyor, ateşe ve öksürüğe karşı bir kaç ilaç alıp eve gidiyor, evde bu gribin üstesinden kendisi geliyor. 20 000 deyip sizi korkuttukları o günlük vakalar ile sizlerin geçmiş hastane ziyaretleri arasında hiçbir farkı yok. Bu insanlar ne sağlık sistemine bir yük ne topluma ne de kendi bedenlerine zulüm içinde. Bu insanlar sadece yıllık gribe yakalanma hakkını kullanıyor, o kadar. O yüzden düşün bu insanların yakasından. Yoğun bakıma düşenlerde binde bir istisna vakalar. O istisnalarda covid-19 olmasaydı dahi, başka bir virüse yakalanıp yine yoğun bakıma düşecekti. Faşist, azgın, takıntı ve ruh hastası bir kitle medya üzerinden öyle bir mahalle baskısı oluşturduki insanlar öksürmekten korkar oldu. Sıradan bir gribe yakalanmak toplumsal lince maruz kalma sebebi oldu. Medya beyinlerinizi öyle uyuşturdu, sıradan gribe yakalanan herkesin arkasından lanet okur oldunuz. Size tavsiyemiz, yaşadığınız mağduriyetlerden ötürü eğer birilerine hesap kesecekseniz, batının eğitimli sınıfı gibi yapın; sıradan bir gripten ötürü ülkeyi kapatan iktidar, muhalefet, medya ve bilim adamlarına hesap kesin, onları linç edin.

12) Önlem almayalımmı hocam, diyorsanız;

İslamda şu hikaye çok anlatılır; deveyi hendeğe bağla sonrası Allaha tevekkül et. Bu hikaye doğru olsa bile, İslam alimleri tarafından yanlış yorumlanmış bir hikaye. Size anlatılan şu; bir işe koyulmadan önlemini al, sonrası Allaha tevekkül et. Eksik veya yanlış olan ne burada; kaderi hesabı katmamaları. Başınıza birşey takdir edildiyse, kader bunun önlemini o gün değil, önceden almanızı bekliyor. Örneğin; malınıza zarar gelmesini istemiyorsanız, başkasının malına göz dikmeyeceksiniz. Eğer göz diken birisiyseniz, o zaman kendi malınızı ne kadar korumaya çalışsanız kader illa bir sıkıntıyı malınıza musallat eder ve bunu önleyemezsiniz. Başınıza gelen olaylar o gün belirlenmiyor, dolayısıyla o gün tonlarca önlem almanız birşey ifade etmiyor. Bugün başınıza bir musibet takdir edildiyse bunun nedeni bugün yaptıklarınızdan veya yapmadıklarınızdan ötürü değil, geçmişte yapıp yapmadıklarınızdan ötürü. O develer o gün kaçtıysa o gün hendeğe bağlanmadıkları için değil, sahiplerinin daha önceden yaptıkları yanlıştan ötürü. Örneğin bu salgın. Siz geçmişte her ateşte her öksürükte antibiyotik almasaydınız, biraz terleseydiniz bir kaç gün yatakta dinlenseydiniz şimdi bu salgında zorluk çekmezdiniz. Bu salgının önlemini bugün değil, dün alacaktınız. Bu bir musibet, musibetlerin önlemide musibet indiğinde değil, inmeden öncesi alınır. Örneğin; yarınların musibetlerinin önleminide bugünlerinizde alacaksınız. Bu aşı böylesine bir önlemmi? Hayır, çünkü bu aşı bugünün musibeti için üretilmiş, yarınlarınız için değil. Yarınlarımıza nasıl önlem alırız; bugünün virüslerini kendi bağışıklığınıza bırakarak. Anlayacağınız, bugün ve yarınların salgınlarına karşı şimdiden önlem almak istiyorsanız o zaman kendi bağışıklık sisteminize yatırım yapmanız gerekiyor. Şunu net anlamalısınız, bağışıklık sisteminiz sizin silahlı kuvvetleriniz, silahlı kuvvetlerde tatbikatlarla kendisini savaşa hazırlar. Her salgın her grip her enfeksiyon bedeninize bir tatbikat imkanı sunuyor. Siz eğer her enfeksiyonda her gripte her salgında aşıya sarılırsanız, bedeninizi tatbikatlardan mahrum bırakır, bedeninizi savaş bilmez, dışa bağımlı bir canlıya dönüştürürsünüz. Burada yapılanda bu, kendi üretiminizi durdurup sizi dışa bağımlı kılıyor, ilaç şirketlerin küresel çetenin kucağına oturtuyorlar. Silah üretim fabrikalarınızı durdurun biz size silah satarız demeleri gibi birşey bu.
Bu aşı bir tuzak, bu tuzak tutması içinde bilimi keyiflerine göre yontuyorlar. Bizde diyoruzki; yok öyle bir dünya.

13) Virüsü yayma konusuna gelince

Aşılanma ile pandemiyi, bu salgını durduracağınıza inanıyorsanız, günaydın size; aşılar sizi geçici korur, virüsü yaymanıza, bir müddet sonra tekrar yakalanmanıza engel olmaz.
Aşı olmayanlar virüsü yayıyor diyorsanız, sizde yayıyorsunuz bilginize. Örneğin; markete gittiğinizde temas ettiğiniz ürünlerden kaptığınız bir virüsü elinizle eve taşımanıza engel olmaz. Hani aşıda şeffalık yok diyoruz ya, işte şeffalıkla bunu kastediyoruz, bu detayları sizden gizliyorlar. Aşısızlar salgının yayılımına ne kadar katkı sunuyorsa, aşılı olanlarda en az o kadar sunuyor. Aşısızlar sağlık sistemine ne kadar yükse, en az o kadar aşılılarda yük. Düşün artık aşısızların yakasından.

Şizofrenik, takıntı ve panik hastası, faşistler sizi; aşınızı oldunuz düşün artık bu milletin yakasından!!

Aşınızı oldunuz, daha neyden korkuyorsunuz? Başkaları aşı olmuş olmamış size ne, bunu siz değil aşı olmayanlar düşünsün.
Başkaları virüsü yayıyor yaymıyormuş size ne? Aşı olarak siz kendinizi güvenceye almadınızmı, en azından sizi aşılayanlar bunu size söylemedimi, başkaları aşı olmuş olmamış size ne? Bakıyoruz, virüsün yaylımından en çok korkan aşı olanlar, en çok sosyal mesafe, temizlik ve maskeye dikkat eden aşı olanlar, arkadaşlar; siz ruh hastamısınız, bunlardan kurtulmak için aşı olmadınızmı? Niye daha sosyal mesafe, maske, ve temizlik diyorsunuz? Öyle gözükiyorki aşı ile özgürlüğünüze kavuşacaksınız diyenler size yüz yılın kazığını attı? Sizi aşıya ikna edenler sizi halen maske ve sosyal mesafeye zorluyorlarsa, yüzyılın kazığını yediğinizi biliniz. Sizi aşıya ikna edenler sizi halen virüsün yayılımına karşı korkutuyorsa, yüzyılın kazığını yediğinizi biliniz. Sizi aşıya ikna edenler size halen 2 doz yetmez 3 doz yapın, 3 doz yetmez 4 doz yapın diyorsa, bilinki aşıya sizi ikna edenler ne yaptıklarından bir haberdar, bu durumda da siz enaye, deney ve fare durumuna düşüyor, yüzyılın kazığını yemiş oluyorsunuz. Eeee, siz mal başınızdakiler mal olursa sizinle top gibi oynarlar işte. Siz böyle mal olduğunuz müddette sizi daha nice yıllar bu psikolojik dipte tutarlar, sizi daha yıllarca bu korku ve panik psikolojisi içinde tutarlar. Tuzak bir sefer tutmuş, niye bıraksınlarki, her dediklerini yapıyorken hiç rahat bırakırlarmı sizi; yıl sonu gelecek yeni bir salgın dalgası geliyor diyecekler, delta varyantı şu varyantı deyip sizi halen sosyal mesafe, maskeye zorlayacaklar. Bir sefer tuzağa düştünüz, bin yıllık sosyal ve kültürel alışkanlıklarımızı, özgürlük gibi kişisel alışkanlarımızı bizden söküp almadan, bizleri korkak, asosyal ve takıntılı bireylere dönüştürmeden de hiç bırakırlarmı, elbette bırakmazlar. Biz olsak bizde bırakmazdık. Sizin gibi oyunu bu kadar gönülden ve severek oynayan enayiler varken, her dediklerini yapıyorken neden bırakalım. Dünyanın başka yerlerinde bu oyuna direnen halk kitleleri varken, ülkemizde yok. Tam aksi, bu oyuna kendisini kaptırmış bir millet var; 2 doz değil 3 doz olsun, 3 değil aşı kokteyli olsun, sosyal mesafe yetmez yasaklar getirilsin vs. Ya takıntılı şizofrenik birer vakasınız ya son bir yıl içinde sizi korkmaya yönelik koşullandırdılar yani virüs duyduğunuzda bilinçaltınıza korkma ve uzak durma refleksini yerleştirdiler ya da mal gibi yaşıyor, başkaları ne derse onu yapıyorsunuz. Uzun lafın kısası, aşı olmayanların yakasından düşün artık. Aşınızı oldunuz, siz değil aşı olmayanlar virüsü düşünsün. Halen virüsten korkuyorsanız ama, o zaman nacizane tavsiyemiz; aşı olmayanlara değil, sizi aşıya ikna edip sizi halen virüse karşı korkutan size halen sosyal mesafe diyen medya ve bilim camiasına laf çakın, ben aşımı oldun neden halen bunlara dikkat etmek zorundayım diyerek onları sorguya çekin.