"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





aşı, yerli aşı olalımmı?


-12.09.2021
Yerli aşı olalımmı? Hayır. Bakınız; biz covid-19 aşısına itiraz ederken, ana gerekçemiz bu aşıların bir yıl içinde üretildiği, laboratuvarda deney sürecinden geçmediği ve ikincisi bu aşılarda covid-19 virüsünü insana enjekte ediyor olmaları. Bir bilinmeyende insana enjekte edilmez. Covid-19 virüsü hakkında ne biliyorsunuz ne araştırması yaptınızda bunu aşı adı altında insanlara enjekte ediyorsunuz diyoruz. Bizim bu aşılara karşı olmamızın sebebi bunlar, yabancı ülkelerden geldiği için değil. Dolayısıyla yerli olması birşey farketmiyor. Turkovac aşısı sinovac gibi inaktif bir aşı, inaktif aşılarda da virüsün kendisini kana enjekte ediyorlar. Şunu diyebilirsiniz; hocam, en azından içi başka şeylerle kirletilmemiştir. Evet haklısınız, kendi üretiminiz o açıdan daha güvenilir olabilir, fakat aşının çalışma prensibi diğer inaktif aşılardan farklı olmayacak bilginize. Yerli aşı ile sinovac aşısı arasında bir fark olmayacak. İkiside covid-19 virüsünü insan bedenine enjekte ediyor. mRNA aşılarında sıkıntı içeriğinin kirletilmiş olması (grafen oksit) ve hücrelerinizle kaynaşması. Sinovac ve yerli aşıda sıkıntı ise, covid-19 virüsünü bedene enjekte etmeleri. Bilinmeyen bir virüsü beden enjekte ediyorlar, üstüne bu insan üzerinde denenmemiş. Denenmemiş ürünleri piyasaya sürdüğünüz zamanda ne olur, her yerden sorun çıkar. Uzman olarak ekranda dolaşanlar var ya, onlar ile bir araba tamiratçısı veya bir ev hanımı arasında, bu konuyla ilgili bilgelik açısından hiçbir fark yok. Hiçbiri bu virüsün ne olduğunu, nereden geldiği, neyden hoşlandığı neyden hoşlanmadığını bilmiyor. Örneğin; grip sezonuna gireceğiz, aşının diğer virüslere nasıl tepki vereceği konusunda hiçbir fikirleri yok. Neden, çünkü bu aşıyla ilk defa bir kış sezonu geçireceğiz. Aşı üretimi 10-15 yıl alır. Bunun nedenide o virüsü her türlü şartlar altında test etmek. Burada ise böyle deneme süreci yok. Deneyler sizsiniz. Bizde diyoruzki bir yıl içinde üretilen aşı, aşı değil bir deney ürünüdür. Kendinizi deney olarak görüyorsanız buyurun aşı olun.

Tekrarda yarar var; neden bu aşıya karşıyız?

1. Bilim tarikatı, aşıların bir çalışma prensibine sahip olduğuna inanıyor, örneğin inaktif aşılarda virüsü kana enjekte ediyorsunuz, gerisinide bağışıklık sisteminiz hallediyor. Bu tecrübe edinmiş, on yıllarca sahada denenmiş bir uygulama. Bu aşılar daha önce denenmiş bir prensibe dayandığı içinde, bir yıl içinde üretilip sahaya sürülmesinde bir sıkıntı yok diyorlar. Onların akıl edinemediği nokta ama, bu virüsün bir bilinmez olması. Bilinmeyen bir virüsede standart aşı protokolünü uygulayamazsınız. Uzmanların bir kısmı laboratuvar ürünü bazıları doğal diyor, bir kısmı buna AİDS parçacıkları eklenmiş bir kısmıda mutasyon diyor, üzerinde bu kadar spekulasyon üretilen bir virüsüde siz insan kanına enjekte edemezsiniz. Bir yıldır virüsü izole etmek ve aşı geliştirmek için çalışıyorlar ama virüsün kendisi üzerinde çalışan kimse yok. Virüs halen gizemini koruyor. Gizemini koruyan bir virüsüde aşı veya herhangi birşey adı altında insan kanına enjekte edemezsiniz.

2. Bir itirazımızda tabiki sağlıklı sağlıksız herkesi aşılamaya çalışmaları. Diğer yazılarımızda rakamları paylaştık, rakamlar bizlere olup biten hakkında çok güzel bir özet sunuyor; bir yıl içinde virüsten ağır etkilenen nüfus oranımız %.88. Bizde diyoruzki eğer toplumun %99 salgından etkilenmiyorsa niye herkesi aşılıyorsunuz?

3. Aşıyla ilgili bir itirazımızda, toplum bağışıklığı salgının ilk yılında doğal yoldan çoktan halledilmişken, halen aşıyla toplum bağışıklığı peşinde koşmaları ve toplum bağışıklığı sadece aşıyla elde ediliyormuş algısını yürütmeleri. Size sürekli, aşı oranı arttıkça toplum bağışıklığına yaklaşmış olacağız diyorlar,

 

anlatmadıkları nokta ama, biz o toplum bağışıklığını çoktan elde ettik, en azından nüfusumuzun büyük kesimi. Temmuz 2020- temmuz 2021 arası ağır vaka sayımız 700 bin civarı oldu, toplam vaka sayısıda 5 milyon civarı. Nüfusumuzun %.88 ağır etkilenmiş, %93 civarıda hiç etkilenmemiş. Şimdi; bir salgından bir yörenin
insanı öyle veya böyle  etkilenmiyorsa, o halkı halen aşıya zorlamanın altındaki bilimsel mantığı, herhangi bir mantığı lütfen birisi bize anlatsın. Anlatamazlar, o yüzden uzak durun bu aşıdan. Bu aşıyı bu kadar zorlamaları, dünya çapında zorlamaları hayra alamet değil. Rakamlar ortada, halkımız salgının ilk yılında zaten doğal yoldan virüsle temasa geçerek toplum bağışıklığını elde etmiş. Halen bunları aşılamanın ne anlamı var? Bu aşılanma olayının neresine baksak cehalet ve art niyet kokuları alıyoruz. Bu iş hayırla sonuçlanmayacak, bunu topluma empoze eden ve masanın altına saklananlar, bunlarda bu yapılanların bedelini çok ağır öder bizden söylemesi. Kısacası, biz şunu savunuyoruz; doğal yoldan bağışıklığı elde etmek varken ve o bağışıklığı salgının ilk yılında elde etmişken, yani virüs öyle veya böyle beni etkilemiyorken, neden kaynağı belirsiz, kendisi bilinmeyen bir virüsü kanıma enjekte edeyim? Siz edermisiniz?

Dikkatle okuyunuz;

Bağışıklık sisteminiz bu virüsü ağız bölgesinde durdurmak, kana bulaşıp bedene yayılmasına engel olmak için solunum yolunda yolunu kesiyor, aşıyla ama siz ne yapıyorsunuz, virüsü direk kana enjekte ediyorsunuz. Solunum yolunda görünmesi gereken virüs bir anda bedeninizin her yerinde görünmeye başlanıyor. Bu saatten sonra toplum bağışıklığı elde edilmiş edilmemiş bu anlamsız, çünkü toplum bağışıklığı dıştan gelen tehditler için geçerli, içten gelen tehditler için değil. Örneğin; solunum yolu üzerinden virüsü kaptığınızda geçerli, kalbe yerleşen bir virüs parçacığı için geçerli değil. Bu saatten sonra bağışıklık sisteminiz virüse karşı harekete geçiyor geçmiyor bu artık anlamsız, kalbiniz, beyin hücreleriniz, karaçiğeriniz, böbrekleriniz, damarlarınız, bunlar virüsün varlığına nasıl tepki verecek bundan sonra düşünmeniz ve kafa yormanız gereken bunlar. Doğal yoldan bağışıklıkta virüs sadece solunum yolunda kalıyor, aşı üzerinden bağışıklık elde etmeye çalıştığınızda ise tüm bedeni virüse maruz bırakıyorsunuz. Hocam, aşılar ama hayat kurtarıyor diyorsanız, bakınız; hayat kurtaran aşılar yıllarca laboratuvarda test edildi, o aşıların içindeki virüsler yıllarca araştırıldı. Burada ise böyle bir çalışma yok. Kaldıki, mRNA aşısının hiçbir geçmiş uygulaması yok. Tarihte ilk size uygulanıyor. mRNA aşısını yiyen zaten hapı yuttu bilginize. Neden kimse bunları sorgulamıyor, çünkü kimse sorumluluk almak istemiyor. Bu maalesef memurlar tarafından yönetilen toplulukların karın ağrısı, benim başıma kalır benim başıma patlar diye kimse sorunlara sahiplenmiyor, masanın altına saklanan saklanana. Fikir ve düşünce, bunları sorumluluk almak isteyen üretir. Fikir demek birşeyin sorumluluğunu üstlenmek demektir. Sorumluluk almak istemeyen kişi fikir üretmez, başkasını kendisine kılavuz edinir. Bizi yönetenlerde bunu yapıyor, bu iş başlarına patlamaması adına, konuyla ilgili fikir üretmiyor. Örneğin; bakan koca 'ya soruluyor, antikor yüksek olanlar aşı olmalımı diye, bize göre veya bizim araştırmalarımıza göre evet demiyor, dünyada uygulanan bu, dolayısıyla bizde uyguluyoruz diyor. Ben bu kararı aldım, biz aldık diye birşey yok, sabah akşam ekranlarda dolaşan bilim kurulu üyelerinin hiçbiri bu süreci yönetmiyor bilginize, bir gün iş kötüye gittiği zamanda bunu itiraf edeceker, biz dünyada uygulanan prosedürleri uyguladık diyecekler. Kendileri akıllarını kiraya vemiş, aklını kiraya vermeyen (aşı karşıtları), süreci sorgulayıp analiz edenlerede hakaret yağdırıyorlar. Bu salgının özeti bu.

 

Örneğin; salgın ne size tehdit ne de aşı olmanızla salgını durduruyorsunuz, aşı olsanız dahi virüsü yaymaya devam edeceksiniz ve salgın devam edecek, o yüzden yabancı bir sıvıyı bedeninize enjekte etmenin size ve topluma getirisi ne? SIFIR. Birisi bize lütfen herkesi aşılamanın mantığını gereksinimini anlatsın? Hocam, biz salgının aşıyla durdurulacağını sanıyorduk. Sanıyordunuz öylemi, bir varsayım üzerine tüm nüfusunuza bilinmeyen bir sıvıyı enjekte ettiniz öylemi? Bize öyle söylendi, hocam? Kim söyledi? Dünya sağlık örgütü. Aşıyla salgın bitecek deyip gazı veren, ülkeler %70 'lik aşı oranını yakaladıktan sonrada, pardon diyen küresel çeteye güvendiniz demek. Başkaları çalıyor sizde oynuyorsunuz demek. Hani millet koyun, akıllı olanda sizdiniz. Bu ülkeyi yönetmeye biz daha muktediriz diyordunuz, yönetmekle anladığınız; başkalarının talimatını yerine getirmekmi? Nerede kaldı aklınız, o çok övündüğünüz, yerlere göklere sığdıramadığınız entellektüel birikiminiz? Gerçekler zor zamanda ortaya çıkar, baskı altında ortaya çıkar derler, alın size zor bir zaman, alın size fırsat; entellektüel birikiminizle bu ülkeyi bu krizden
çıkarında görelim boyunuzun ölçüsünü. Siz bu salgın sürecinde özgün düşünen, liderlik eden birisini görüyormusunuz, hayır; batı ne diyorsa, harfiyen onu uyguluyorlar. Demek bilimle, akıl ve kültürle bunların anladığı batıya biat, içki içmek ve açılıp saçılmak. Bu aşılar toplumu çökertecek, bununda faturası bunlara bir gün kesilecek, bunu bilsinler. O gün geldiğinde de batı bunu yaptı gibisine bahaneler geçerli olmayacak, çok övündüklerı akılları neredeymiş bu kendilerine sorulacak. Hani şunu anlarız, ilk defa birşeyle yüzleşirsiniz, elinizde konuyla ilgili hiçbir veri olmaz yani varsayım dışında hareket etme şansınız olmaz ve ihtiyatlı hareket edersiniz, sadece yaşlıları ve kronik hastaları aşılarsınız, başkasının değil kendi aklınızla hareket edersiniz o zaman buradan doğacak her türlü zararı anlar ve anlayışla karşılarız. Fakat siz bunu yapmıyorsunuz, varsayımlar ve başkalarının talimatı üzerinden tüm halka bilinmeyen bir virüsü enjekte ediyorsunuz. Bu da affedilemez bir hata, hatta hata ötesi art niyet içeren bir eylem. Bununda size ağır bir faturası olması gerek ve eminimkide olacak.

Hocam, aşı olmazsak salgının bitmeyeceğini söylüyorlar ama, bizim toplumsal bir sorumluluğumuz yokmu, eğer aşı olmazsak üzerimize vebal almıyormuyuz?

Üst bölümde değindiğimiz gibi, aşı olmanızın ne topluma bir katkısı var ne de kendinize. Vebal konusunda çok hassaslar olanlar şunu düşünebilir, hasta olup yoğun bakımı meşgul etmek bile bir vebal, eğer bunu önleme yolu varsa bu önlem alınmalı diyebilir, bu kardeşlerimize şu yanıtı verelim; yoğun bakımları şuan meşgul eden aşılılar. Aşı olarak yoğun bakımı meşgul etme ihtimaliniz daha yüksek ve ikincisi, bir müslüman başkasını rahatsız etmiyeyim yahut yoğun bakıma düşmeyeyim diye bir harama bir yanlışa meğil etmez. İslamda doğrular ve yanlışlar vardır, birşeyin yanlış olduğuna inanıyorsanız, sonuç ölümünüz dahi olsa ondan uzak duracaksınız. Değerli dostlar, yaşam dediğimiz döngü hak ve baatıldan ibarettir, müslüman olarak bizim görevimizde baatıldan uzak durmak. Birşeyin yanlış olduğuna kanaat getirdiyseniz, mahalle baskısı, arkadaş baskısı demiyeceksiniz, sonucu ölüm olsa dahi o kötülükten
uzak duracaksınız. Bir kötülüğü yapmadığınız içinde üzerinize vebal binmez, tam aksi, ölümü göze alıp firavunun zulmune direnen asiye anamız gibi, toplumsal baskı ve linç kampanyalarına direndiğiniz, hastalanmaktan yoğun bakımdan ölümden korkmadığınız için bol sevap kazanırsınız. Merak etmeyin siz doğru yoldasınız, siz dost düşman kim bunun tanımını çoktan yapmışsınız, siz batıdan dost olmayacağını, gayrimüslimlere güvenilmeyeceğini öğrenmişsiniz. Siz onlardan ve onların önerilerinden olabildiği kadar uzak duruyorsunuz, dolayısıyla güvence altındasınız. Batıyı kendisine kılavuz edinen, onların ipiyle kuyuya inen, burada kaybeden kendilerine yazık eden ve kandırılanlar onlar. Kandırılmaklada nelerimi kastediyoruz, örneğin; yaz aylarında dünya sağlık örgütü toplumun %70 aşılanırsa salgın biter dedi, bunun üzerinede ülkeler olabildiği kadar hızlı halkını aşıladı. Dünya sağlık örgütü şimdi ne diyor, nüfusun tamamı aşılansa dahi salgın bitmeyecek diyor. Bunada halk arasında ne denir? Kazık denir. Hadi geçmiş olsun.

  

Aşıdan uzak durarak kim haklı çıkmış oldu? Siz. Bilge olduğunuz içinmi? Hayır. Neden? Dost düşman kim, kendi hayatınız için bunun tanımlamasını yaptığınız için. Düşman olarak tanımladığınız kişilerin savunduğu birşeyden de uzak duruyorsunuz. Olay çok basit. Kötülük hayat bulması için bir akla, bir niyete ihtiyaç duyuyor, bu görevide kötü insanlar üstleniyor. Dolayısıyla kötü insandan uzak durmanız kötülükten uzak durmak için yetiyor. Bu kadar basit. Kötü birşeyin size bulaşmaması için uzman, bilge olmanız, detayları bilmeniz gerekmiyor, düşmanınıza bakmanız ve ondan uzak durmanız yetiyor. Böylesine dost düşman tanımlaması olmayanların durumuda ortada, sabah akşam kazık yiyorlar. Başınızdaki uzmanların bir gün söylediği başka bir gün söylediğiyle uyuşmuyor, çünkü söyledikleri kendi akıllarının ürünü değil. Bazı çok bilmişler, işi uzmanlarına bilim adamlarına bırakın diyor. Buna şimdi gülsekmi ağlasakmı? Bu işi uzmanlarına bırakın diyorlar, uzmanların konuyla ilgili bir fikri olmadığını bilmiyorlar. Kaldıki nasıl olsun, onlarda sizin gibi ilk defa koronavirüsle tanıştı. Ekrana çıkan uzmanların o bilgileri internetten alıp size aktardığı, o bilgilerin kendi fikir ve araştırmaları olmadığını bilmiyorlar. Sizler nasıl bilgileri internetten alıyorsanız, ekrana çıkanlarında böyle yaptığını, sizden bir farkı olmadığını bilmiyorlar. Düşünmeyi bilim adamlarına bırakın diyorlar, ülkeyi teslim ettikleri bilim adamlarının bu iş kötüye giderse benim başıma patlar diyerek özgün fikir ve düşünce üretmekten kaçtığını bilmiyorlar. Bırakın uzmanlar karar versin diyorlar, o uzmanlar karar almaktan korktuğunu, karar almayı batıya bıraktığını bilmiyorlar. İçinde bulunduğumuz duruma gülsekmi ağlasakmı, trajekomik bir durum. Çok yazık, millet olarak öyle bir kazık yiyoruzki, bin yılın kazığı. Neden? Devletimizi yönetenlerin dost düşman tanımı yok çünkü! Bin yıldır bizi bin parça etmek isteyen, her asır bize saldıran bize binbir çeşit tuzak kuran batının talimatlarıyla hareket ediyoruz çünkü. Bu arada; eğer birisi size, siz ne anlarsınız derse, sizde kişiye aynı cevabı verin. Sizin covid-19 üzerinde ne uzmanlığınız varda burada bize ahkam kesiliyorsunuz deyin. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı olabilirsiniz, ama covid-19 virüsün sebep olduğu enfeksiyonların uzmanı değilsiniz. Herkes gibi sizde internetten okuyor ve bilgi sahibi oluyorsunuz deyin ve kişileri susturun. Tıp camiası ilk defa böylesine bir virüsle böylesine bir salgınla böylesine bir hastalık fotoğrafıyla karşılaşıyor, karşınıza çıkıp ahkam kesilmelerine uzman kesilmelerine izin vermeyin. Bu konuda onlarda sizin gibi bilgisiz, eğitimsiz, toy ve acemi. Bilim tabiriyle onlarda sizin gibi sınıf 101 'de. Birinci sınıf birinci ders. Kendi özgün fikrini savunan bilim adamların başımızın üzerinde yeri var, ama batının ağzıyla hareket edenlere değil. Her alanda olduğu gibi, batıya biat edenleri susturmak vatan borcumuz.


Özetlersek

Virüsün genetik kodunu enjekte ederseniz (mRNA aşısı) belirli semtomlardan, virüsün kendisini enjekte ederseniz (inaktif aşılar) ayrı semtomlardan
öleceksiniz, öyle veya böyle işin sonunda ölüm var. O yüzden sizlere kokteyl yapın, bir ondan bir bundan olun diyorlar, birisiyle sizi öldüremezler diğeriyle öldürecekler. Hayatta kalanlarda ya kısırlaşmış ya da sakat olacak. İnsan nüfusunu 50 yıl içinde, savaşsız 1 milyarın altına düşürecekler. Onlar açısından ne güzel bir dünya. Üstüne bu katliamdan kimse onları sorumlu tutmayacak. Her dünya savaşında olduğu gibi, onlar kurgulayacak onlar başlatacak, hangi taraf kazanıyor olursa olsun onlar her daim kazanan tarafta olacak ve kimse onlardan hesap sormayacak ve kimse onlardan şüphelenmeyecek. Kimden bahsediyoruz burada; küresel çeteden. Bu iş erdoğanın başına patlayacak, hükümetlerin başına patlayacak, olan millete olacak, küresel çetede oluşan kaosu lehlerine yönetmeye, kimse farketmeden insanlığa kurdukları bir tuzaktan yine yırtmaya çalışacak. Bu seferde tuzakları tutacakmı; tuzak tuttu. Bu seferde işten yırtacaklarmı; sanmıyoruz. Bu sefer Allahın onlara bir süprizi olacak gibi geliyor bize. Bekleyin ve izleyin, en önemlisi bu süre içinde herhangi bir aşıdan uzak durun ve lütfen kendi aklınızla hareket edin. Mahşer günü eylemlerinizden hesaba çekildiğinizde o eylemin fikri kimin aklından çıktı buna bakılmayacak, eylemi gerçekleştiren sizseniz siz o eylemin hesabını vereceksiniz. O yüzden lütfen herkes kendi aklıyla hareket etsin. Eyleminizin karar vericisi siz olun, çünkü bunun hesabını siz vereceksiniz, çünkü burada söz konusu olan sizin sağlığınız sizin bedeniniz.