• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

yurtdışında hoparlörden ezan okunurmu?


-07.10.2021
Anlamıyoruz, anlamıyoruz, anlamıyoruz; kim yönetiyor bu ülkeyi, kimler bu fetvaları veriyor gerçekten yapılan yanlışları anlamıyoruz. Yine Almanyadan bir haber, hoparlör üzerinden ezana izin haberi. Fazla sağa sola girmeden hemen konuya girelim...

Bakınız; ezan namaza çağrıdan da ötesi bir şey, ezan bir sembol, İslam topraklarındasınız İslam kurallarına göre yönetilen bir ülkedesiniz anlamını içeren bir sembol. Ezan İslam ülkelerine has, İslam ülkelerini tanımlayan bir semboldür, dolayısıyla gayrimüslimlerin yönettiği ülkelerde hoparlör üzerinden okunmaz. Bu İslama aykırı bir uygulama. İslama birşey aykırıysa bununda nedenleri var. Nedenide; siz eğer gayrimüslimlere ait topraklarda ezan okursanız o milletin milli damarına dokunur, İslam ve yabancı düşmanlığını kışkırtırsınız. O cemaatı hedef haline getirirsiniz. Fethetmediğiniz topraklarda ezan ulu ortam okunmaz. Nedenide kendinizi hedef haline getirmemek, size ev sahipliği yapan milleti rencide etmemek için. Bazı şehir ve eyalet yöneticileri size ezan okuma izni veriyorsa, bu bir tuzak, kendi ülkelerindeki ulusalcı damarı harekete geçirmek için yapılan bir hamle. Kullanılıyorsunuz. Sanmayınki onlar çok demokrat veya çok İslam dostu, hayır, size birşey veriyorlarsa bilinki altında bir art niyet bir tuzak var. Size ikram yapılmıyor, tam aksi tuzağa düşürülüyorsunuz, oradaki müslümanları hedef haline getiriyorsunuz. Kendi ülkemizde yaşayan bir gayrimüslim dahi sabah beşte duyduğu ezana ana avrat küfrediyorsa, orada daha kötüsünü yapacak. Bu kadar keriz olmayın. Azınlık olduğunuz, yabancı olduğunuz toplulukları niye kaşıyor, camileri hedef haline getiriyor, yabancı düşmanlığını kendi elinizle harekete geçiriyorsunuz? Bu kadar keriz bu kadar enayi bu kadar saf bu kadar aptal ve en önemlisi bu kadar cahil olmayın.
Kaldıki, o art niyeti okumanıza veya görmenize gerekte yok, çünkü İslami kurallar belli, gayrimüslimler tarafından yönetilen ülkelerde ezan hoparlör üzerinden okunmaz.

Ezan bir sembol, İslam topraklarının, müslümanların yönettiği bir ülkenin sembolü. Yabancıların ülkesinde ezan okuyarakta bu sembolü anlamsızlaştırmayın
. Nüfus cüzdanı, pasaport, sınır güvenliği, google maps öncesi insanlar seyehat ederken ezanla anlıyordu İslam topraklarına ayak bastığını. Ona göre kendilerini güvende hissediyor, hal ve hareketlerini biçimlendiriyordu. Günümüzde dahi, bir ülkenin Müslüman olduğunu nereden anlarsınız diye sorsanız, ezan cevabını alırsınız. Müslüman ülkelere has, müslüman ülkelerin tanımında kullanılan yegane bir unsuruda neden gayrimüslimlere satıyorsunuz? Örneğin; almanyanın bir şehrinde ezanı okudunuz, ne kazandınız? İslama ne kazandırdı bu? Hiçbir şey. Kendinize has bir sembolü satma, basitleştirme, anlamsızlaştırma ve gayrimüslimleri tahrik etme dışında birşey elde etmiyorsunuz. Allahu Teala bu şekilde, insanların kafasına vura vura İslamın yayılmasını isteseydi, ilk ezanı mekkede okuturdu. İçinizde İslam tarihini bilen ve en önemlisi o tarih doğrultusunda günümüzü okuyan kimse yokmu? İlk müslümanlar mekkede ortaya çıktı, ilk namaz mekkede kılındı ama ilk ezan mekkede okunmadı, neden acaba? Müslümanlar, müslümanların yönettiği bir yere (medine) hicret ettikten sonra il
k ezan okunmaya başlandı. Hicret öncesi ezan diye birşey yoktu. Niye hicret öncesi yoktuda, hicret sonrası oldu, içinizde bunları analiz eden kimse yokmu? Gayrimüslimlerin yönettiği bir yerde (mekke), ulu ortam ezan okunmasına Allah izin vermemiş, neden vermemiş oturunda bunu bir düşünün. O günle bugün arasında ne değiştide bugün okuyorsunuz? Müslümanların terörist olarak görüldüğü, camilere saldırılar olduğu, sağ kitlelerin artışta olduğu, İslamafobinin arttığı bir çağda hangi akla ve en önemlisi hangi İslami veriye dayanarak yabancıların arka bahçesinde ezan okuma kararı aldınız? Geçmiş ve yakın tarih müslümanların camilerde katledilişiyle dolu, bunlardan ders çıkaran kimse yokmu? Neden sizce yahudiler inançlarını gizler, kendi yönetimlerinde olmayan ülkelerde ibadetlerini gizli saklı yapar? Ya siz çok cesursunuz ya da çok cahil. Resmen tahrik ediyor, biz buradayız gelin ve bizi katledin diyorsunuz. İçimizden birileri sanki bizi bilinçli bir şekilde tuzağa düşürme peşinde. Kendi elimizle müslümanları hedef tahtasına oturtuyoruz.

Değerli dostlar; Allahu Teala peygamberimiz sav kaderini öylesine yazmadı, Müslümanlar gelecekte neler yaşayacaksa peygamberimiz sav kaderinede o olaylar
ufak tefek serpiştirildi. Bizler bugün benzer olayla karşılaştığımızda, peygamberimiz sav bu durumda nasıl hareket etti onu örnek alalım diye. Örneğin; peygamberimiz sav hicreti. İnsanlık tarihinde müslümanların kaderinde hicret yazıldığı için, peygamberimiz sav'ın kaderinide hicret yazıldı. Bir mülteciyi gördüğümüzde peygamberimiz sav ve o dönemin müslümanların çektiği acı ve çileler gözümüzün önüne gelsin, mültecilere farklı bir muhabbetle bakalım diye hem peygamberimiz sav'ın kendisi mülteci konuma sokuldu hem o dönemin müslümanları. Medinedeki ensarda, mültecilere nasıl davranılması gerek, onlarda bunun örneğini bize verdi. Kıyamete kadar müslümanlar ne yaşayacaksa, peygamberimiz sav kaderinede o olaylar serpiştirildi, yaşatıldı. Kısacası, peygamberimiz sav hayatının her parçası günümüze ışık tutuyor, nasıl hareket etmemiz gerektiğini bize anlatıyor. Örneğin; ezan. Ezanla ilgili rüya mekkede inmedi, medinede indi. Gayrimüslimlerin topraklarında inmedi, müslümanların topraklarında indi. İlk ezanda medinede okundu. Mekkede ise ilk ezan, fethedildikten sonra okundu. Peygamberimiz sav döneminde yaşanan bu olaylar bize, bir yer fethedilmeden orada ulu ortam ezan okunamayacağını anlatıyor. Mantıkta bize zaten bunun böyle olması gerektiğini söylüyor. Şimdi; Allah eğer fetih öncesi ezan okunmasına izin vermiyorsa, siz niye bugün izin veriyorsunuz? Fethetmediğiniz topraklarda, müslümanlar tarafından yönetilmeyen ülkelerde niye ezanın okunmasına izin veriyorsunuz? Böyle bir uygulama İslam tarihinde yok. Siz niye bugün bunu uygulamaya soktunuz? Peygamberimiz sav yemek yemesini, tırnak kesmesini dahi örnek alan sizler, neden bu kadar önemli ve vahim bir konuda peygamberimiz sav örnek almıyorsunuz? Bırakın ezanı, gayrimüslimler tarafından yönetilen ülkelerde camiler bile inşa edemezsiniz. İlk mescid nereye ve ne zaman yapıldı, bunu açın ve okuyun.
Yokmu bu ülkede olayları önden okuyan, bu aziz milleti bir sonraki olaylara hazırlayacak olan, bu aziz milleti emin ve güven içinde bir sonraki 50 yıla 100 yıla taşıyacak olan? Size sorsak armageddon savaşına inanıyormusunuz diye, hepiniz evet dersiniz. Bu savaş ne zaman çıkacak diye sorsak, hepiniz yakın zamanda cevabını verirsiniz. Kime karşı bu savaş olacak diye sorsak, küreselcilere karşı batıya karşı cevabını verirsiniz. Eee, o zaman niye ona göre hareket etmiyorsunuz. Yaşantınıza ve eylemlerinize baktığımızda, hiçte öyle br savaşa inanıyor gibi görünmüyorsunuz. Yakında kıyamet savaşı kopacak diyorsunuz, savaşacağınız kişilerin yurdunda ama sanki 100 yıl kalacakmışcasına kocaman eserler dikiyor, üstüne ezanlada onlara meydan okuyorsunuz. Siz burada inancınızla eylemleriniz arasında bir çelişki görmüyormusunuz? Madem onlarla bir savaş çıkacağına inanıyorsunuz, hemde çok yakında, ülkelerinde eser dikme yarışına girme yerine, o ülkeleri yavaş yavaş terk etme yoluna düşmeniz gerekmezmi? Nereye baksak yapılanları anlamakta zorlanıyoruz.

Olayın detayına girmedik bile daha, örneğin ezana saygı. Ezan okunduğunda insanlar en basiti müziğin sesini kesiyor. Gayrimüslim ülkelerde ise ezan okunduğunda insanlar normal hayata devam edecek. Ne sakıncası var bunda derseniz, sanki ülkemizde ezana saygımı var derseniz, arkadaşlar; İslam ilk önce toplumu bilgilendirir, sonrası yasayı hayata geçirir. Günümüz kanunları ve yasalarıda böyle değilmi? Örneğin; resmi gazetede yayınlanmadan yürürlüğe girmemesi. İ
lk önce Allahın elçileri toplumu bilgilendiriyor toplumu hazırlıyor, toplum o ibadeti algılayabilecek olgunluğa geldiği zamanda ibadetler iniyor. Namaz kılın emri ilk vahiyden 12 yıl sonra gelmesi gibi. Allahu Teala ilk önce peygamberimiz sav'ın topluma hak ve hukuk, temizlik ve ahlak gibi dinin temel değerlerini aşılamasını istedi, o bir avuç müslüman bu aşamayı geçtikten sonrasıda miraç yaşandı ve namaz farz kılındı. Yani ilk önce toplumu önden bilgilendiriyor ve hazırlıyorsunuz, sonrası uygulama geliyor. Bireyleri o uygulamadan sorumlu tutma hakkını ancak bu şekilde elde edebiliyorsunuz. Toplumu bilgilendirmeden ezan okursanız ne olur, ezana yapılan her saygısızlığın hesabı size yüklenir. İslam insan gibidir. Yürüyüp koşabilmesi için, emeklemek gibi belirli safhalardan geçmesi gerek. Örneğin; namaz. Allah ilk önce abdesti indirmiş. Benim huzuruma çıkmadan önce kirlerden arının demiş. Sonrası namazı indirmiş. En sonda ezanı. Siz ama ne yapıyorsunuz, bir toplumda arınma ve namaz olmadan ezanı indiriyorsunuz. Ezanı okuduğunuz toplum ne abdest biliyor ne namaz. Kaidelere ters hareket ettiğiniz zamanda bundan hiç hayr doğarmı? Doğmaz. Ezanın anlamını bilmeyen bir yerde siz eğer ezan okursanız ezana yapılan saygısızlığın hesabı size kesilir. Bu kadarmı? Hayır. O ülkede yapılan kötülüklerin hesabıda size kesilir. Abdesti bilmeyen bir ülkede siz ezan okursanız, Allaha şu mesajı vermiş oluyorsunuz; biz bu toplumu ezan seviyesine getirdik, abdest ve namaz konusunda bilgilendirdik, belirli arınma gördüğümüz içinde ezanı okuyoruz demiş oluyorsunuz. Din Allaha ait olduğu içinde, Allah ezanla ilgili verdiğiniz bu mesajın doğruluğunu teyit edecek, o kişilerin yaşantısına bakacak, eğer yaşantı ezanla uyuşmuyorsa o zaman bilinki o kişilerin günlük hayatında yaptığı yanlışların bir hesabıda size yazılacak. İşin içinde ne kadar ince detay var, bunu görüyormusunuz? Ezan okuyoruz ne var bunda deyip geçmeyiniz. İslami protokollere aykırı hareket ederseniz, bilinki çok şey var.

Özetlersek; ezan, İslami bir sembol ve fethi sembolize eder. Müslümanların fethettiği, müslümanların yönettiği ülkeyi sembolize eder. Keyfi uygulamalarlada bu sembolü anlamsızlaştırmayın. Ezan ne zaman ve nerede okunacak bunu siz keyfinize göre belirleyemezsiniz, çünkü burada söz konusu olan şahsi bir uygulama değil
söz konusu olan İslam. İslam yani Allahta ezanın bir yerde okunması için bölgede yaşayan müslümanların sayısını kriter olarak almamış, kimler tarafından yönetiliyorsunuz onu baz almış. Bununda farklı nedenleri var. Örneğin; mekkede ilk ezanın fetih sonrası okunması. Fethmediğiniz yerlerde ezan okumaya kalkışırsanız, bilinki İslama karşı hareket ediyorsunuz ve bununda size bir hesabı olur. İyi niyet içinde yaptık Rabbim, ezan okuduk, kötü birşey yapmadık ki demenizde sizi kurtarmayacak. Kaldıki Allah batı medeniyetini İslamla şereflendirmek isteseydi, o milletlerin ezanı hak ettiğine inansaydı, ezanı yayma şerefini sizemi bırakırdı? Siz biz, İslam tarihinin en kötü topluluğunamı bırakırdı. Batıyı İslamla şereflendirmeyi osmanlıya nasip etmedi, vienna kapılarına dayanan o aziz topluma nasip etmedi, sizemi nasip edecek, hadi oradan. Batıyı İslamlaştırıyoruz hayallerine dalmayın, o ülkelerin derin devletleri yedirmez size, camilere her ayak bastığınızda da fişleniyorsunuz bilginize, ikincisi siz kimsinizde Allah size nasip edecek? Bir kısmınız fetöcü, bir kısmınız adnan oktarcı, bir kısmınız nurcu, bir kısmınız süleymancı, bir kısmınız sapkın tarikatlara kendisini kaptırmış, bir kısmınızda döviz üzerinden maaş almak için yurtdışına çıkan diyanetçi, hepinizi toplasanız bir adam etmezsiniz. Dibine kadar siyasete, menfaata, ranta, kötülüğe ve hurafelere batmış tiplersiniz. İslamı yaymayı Allah sizemi bırakacak. İmam hatip ve ilahiyat fakültelerine gelirsek, bunlara ne öğretiyor ne içiriyorlar, doçentlik profesörlük makamlarını bunlar nasıl elde etti gerçekten anlamış değiliz. Bu örnek bize tekrar gösteriyorki imam hatip ve ilahiyat fakülteleri din adamı yetiştirmek için değil memur yetiştirmek için kurulmuş. Birisi (imam hatip) hakkı söylemekten korkan ezikler yetiştiriyor, diğeri ise (ilahiyat) sapkın fikirlerin üretim merkezi. Birisi memurluktan olmamak için sürekli masanın altına saklanıyor, diğeri ise İslamın içine sapkın inançları nasıl sokarım onun derdinde. Örneğin; gayrimüslimlerin ülkesinde hoparlör üzerinden ezan okutmak. İkisininde ortak noktası ne ama; müslüman genç kızları iş hayatına sürüklemek ve aile hayatını, İslamın en temel hayat taşını yok etmek. Şimdide ülkemizi yönetenler doğurganlık neden 1.7'lere düştü diye ağlayıp sızlıyor. Genç kızlara kendi ayakları üzerinde durmaları için verin gazı, meslek ve kariyer yapmaları için her türlü imkanı sağlayın, sonrada neden evlenmiyorlar diye sorun, öylemi? Vay be, ne hallere düştü güzelim ülkemiz.....





kelimelerden türemiş hurafeler