• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

ahmet hulusi; İslamı evanjelizme dönüştürme projesi


-19.11.2018
İçimizdeki lawrence'ler; ahmet hulusi


Ahmet hulusi, adnan oktar ve fetö gibi inancımıza sokulan bir ajan.
Her biri farklı koldan İslama saldırıyor farklı bir amaç güdüyor. Bu üçünün nihaiyi hedefi ama, insanlığı bir din altında toplamak. Hangi din? Evanjelizm. Bunlar ahiret hayatına, kıyamete, cennet ve cehenneme, hatta Allaha inanmaz. Tüm yaşam, ölüm sonrası dahil yeryüzünde gerçekleşeceğine inanır. Ahmet hulusinin meallerini incelerseniz, sapkınlığın boyutunu sizde rahat görebilirsiniz. Soru şu; inancımıza bu saldırılar yapılırken diyanet ve devlet, onca ilahiyat profesörü neden ses çıkarmıyor? Ülkemizde önüne gelen İslama bir operasyon çekerken, sorumluluk sahibi olanlardan neden ses soluk çıkmıyor? 
Bu kadarmı sahipsiz dinimiz. Sapkın tarikatlara yüz binleri kaybediyoruz, bu kimsenin umrunda değilmi bu? Bu tür sapkın örgütlere müdahale etmek için, illa devlete silahlı bir saldırımı olması gerekiyor. Adamın kitapları bedava dağıtılıyor, kendisi ise amerikada yaşıyor. Huylanmamak için daha kaç tane ABD merkezli darbe yaşamamız gerekiyor? Olup bitenleri anlamakta zorlanıyoruz, bir ülkede bu kadar rahat, göstere göstere operasyon çekilememesi gerek. Sorumlu makamların bu vurdum duymaz tavrı, eminizki bir gün hesaba çekilir. O zamana kadar ama, bu sapkın tarikatlara kaybedeceğimiz insanlara yazık olacak. Biz bu yazılarımızla uyarımızı yenileyelim; lütfen ABD merkezli örgütlenmelerden uzak durun. Dininizi öğrenmek istiyorsanız, mahallenizdeki diyanet camisine gidin veya elmalı hamdi yazır'ın mealini alın ve kendi evinizde dininizi öğrenin. Bu tür pisliklere bulaşmayın.

Yoklukta kaybolmak

Kurulan tuzak çok basit; sizi yokluğa çekiyorlar (atom seviyesi), o yokluktada sizi resetliyorlar. Var olan inançlarınızı söküp alıp size yeni bir inanç yüklüyorlar. Nasıl oluyor bu? Atom boyutuna indiğinizde madde ortadan kalkar. Allah, siz ve evren herşey madde olmaktan çıkar. Bunların amacıda bu, Allahın varlığı, cennet ve cehennem gibi tüm fiziki mekanları beyininizden silmek. Eğer Allahu Tealayı benliğe sahip bir varlık olmaktan çıkarmak istiyorsanız, bunun tek yolu var o da enerji boyutuna inmez. Onlarda bunu yapıyor. Bunu kişiyi detayda kaybetmekte diyebilirsiniz. Bilinçli bir şekilde sizi maddenin olmadığı boyuta (enerji) taşıyor, sonrada hayatı o boyuttan okumanızı sağlıyorlar. Örneğin; mesneviciler ve evrimciler. Onlarda bu tuzağın bir parçası.
Amaç burada; kişiyi fiziki alemden alıp enerji boyutuna taşımak. Neden? Enerji boyutunda fiziki bir mekan bir obje veya benlik diye birşey bulunmaz. Bunların arzu ettiği inançta bu, ahiret mekanların olmadığı, tanrısal bir gücün olmadığı bir inanç dünyası. Siz o boyuta indiğinize herşey bir enerji partikülüne dönüşüyor, olayları o boyutta analiz ettiğiniz cisimler kişiler yok olup gidiyor.

İslam ne diyor; "O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir" (Mülk Süresi; 3-4). Allah kendisini, varlığını tanıtırken gözünüzü açın ve çevrenize bakın diyor. Allahı ve yaratılışı anlamanız için göze vurgu yapıyor. Ahmet hulusi ve tayfasıysa, gördüğünüz şeyler gerçek değil, kanmayın bunlara diyor. Allahu Teala hakikatı görmeniz için gözünüzü açıp çevrenize bakmanızı istiyor, bunlarsa bakmayın onlar boş, herşey enerjiden ibaret diyor. Bir kelime (enerji) ile ne yapmış oldular; Allahın yarattığı şu mükemmel dünyamızı ve içindeki canlıları görmezden gelmenizi sağladılar. Yaradılanı görmediğiniz zamanda ne olur; bir yaradan olduğunu unutursunuz. Aşama aşama sizleri nereye sürüklediklerini, size nasıl bir tuzak kurduklarını görüyormusunuz? Bugünden yarınlarınıza tuzak kuruyorlar. 50 yıl öncesi FETÖ'yü bugünlere hazırlamaları gibi. Bu inanç sisteminin yarınlarında yaradan (Allah) diye birşey yok. Bu tarikata kendinizi kaptırırsanız ilk önce kıyamet, mahşer, cennet ve cehennem gibi fiziki mekanları elinizden söküp alacaklar, en sonunda da fiziki bir benliğe sahip Allah inancınızı.

Kurulan tuzağı anlamanız açısından şöyle bir örnek verelim; önünüzde mükemmel tasarıma sahip bir araba olduğunu düşünün, arabanın muhteşemliğini anlamanız için ne yapmanız gerek, gözünüzü açıp arabaya bakmanız gerek. Ahmet hulusi ve tayfasıysa, niye bakıyorsunuz o şey sadece atomdan ibaret diyor. Allah hayatı var ediyor, bunuda duyu organlarımız üzerine var ediyor, görme, işitme vs. Bu sapkın tayfaysa, duyu organlarınıza güvenmeyin, onlar sizi yanıltır, hayat gördüğünüzden ibaret değil diyor. Arabayı tasarlayan ve üreten kişi bu sözleri işitse, hayal kırıklığına uğramaz, verilen emeğin görülmemesine o güzelliğin takdir edilmemesine üzülmezmi? Üzülür. Şimdi, bir de o kişinin Allah olduğunu düşünün. Olayın sapkınlığını görüyormusunuz? Bunlar Allahın yarattığı herşeye karşı bu tavrı takılıyor. Bunlar için herşey enerji. Allahın yarattığı hiçbirşeye saygıları yok. Onuda bırakın, inanç dünyalarında tanrı diye bir yaratıcı yok zaten. Tanrı onlar için fiziki bir yaşam formu değil, benliği olmayan soyut bir enerji. Böylesine sapkın bir inançtan bahsediyoruz burada.

Tuzak şu şekilde işliyor

Ahmet hulusi olaylara yorum getirirken enerji (atom) boyutunda açıklama yapıyor. Yani b
ilimi burada yem olarak kullanıyor. Onca meal uzmanı var, onlar arasında kendisini ayırtetmesi gerekiyordu, sizi ikna edecek bir yem bulması gerekiyordu, bunun arkasındaki akılda çözümü bilimde buldu. Hiçbir mealci bilim üzerinden Ayetleri ele almıyor, eminizki bu tutar dediler ve nitekim öyle oldu, tuttu. Yabancı, gizemli ve süslü kavramları duyan siz, vay be, adam ne kadar bilimsel diyorsunuz. Yemi yutan kapana kapılır misali, direncinizi kıran ve onlara biat etmenizi sağlayan esas hamle kitaplarını okumaya başladığınızda geliyor; kitaplarında sizi atom boyutuna taşıyor, o boyuta indiğinizde de herşey yok olup gidiyor. Tüm cisimler canlılar yok olup gidiyor. O yokluk duygusuda sizde kaybolma korkularını uyandırıyor. Kaybolma korkularıda sizi daha çok şıhınıza sarılmaya, onun tarafından yönlendirilme arzusuna itiyor. Kısacası sizlere hiçbir şey gerçek değil diyorlar, bunu duyan sizde tek gerçek olana (şıhınız) sırılsıklım sarılmaya başlıyorsunuz. Bu insanın doğal içgüdüsel davranış biçimi. İnsan yoklukla yüzleştiğinde, o yokluktan kendisini kurtaracağına inandığı kişiye sarılır, onun kulu kölesi olur. Tuzak basit; sizleri madde boyutundan alıyor ve enerji boyutuna taşıyorlar. O boyuta indiğinizde de kendinizi kaybediyorsunuz. Yokluğa adım attıkça, daha çok kendinizi kaybolmuş hissediyor, daha çok şıhınıza sarılmaya onun tarafından yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyorsunuz. Maddenin en temel boyutuna indiğinizde yokluğa adım atıyorsunuz, o yokluk duygusuda sizi birilerinin kucağına itiyor. Ya sonrası? Yokluğa adım attığınızda sadece kendinizi kaybetmiyorsunuz, maddeye sahip herşeyde anlamsızlaşıyor. Kurulan esas tuzakta burada. Madde olan, bir benliğe sahip olan herşey, matriks filmi gibi enerjiden ibaret oluyor. O boyuta daldığınızda Allah adında bir varlık olmuyor, melekler, cennet ve cehennem olmuyor. Eğer inanç dünyanızı atomlar üzerine inşa ederseniz, o boyutta olayları okursanız, bilinki fiziki varlık ve mekanlar yok olup gidiyor. Bu tarikatın müritlerine aşıladığı inançta bu, Allah ve ahiret mekanların olmadığı bir inanç dünyası.

Değerli dostlar; eğer Allah hayatı ve inancımızı enerji boyutundan okumamızı isteseydi, o boyuttan okumanın bizim için daha hayrlı olacağına inansaydı, o zaman atomun bilgisini 21. yüzyıla saklamaz, İslamın ilk gününden itibaren onun varlığından
müslümanları haberdar ederdi. 21. yüzyılda bir atomu tespit etmiş olmanızdan ötürü burnunuzu baya havaya kalkmış gibi görünüyor. Hatta o kadar kalmış ki, İslamı yeniden yazmaya kadar cüret ediyorsunuz. On binlerce yıl İslamı madde üzerinden okuyan müslümanlar salaktı, akıllı olan sizsiniz öylemi? Bakınız; İslam her çağa hitap edecek dil ve temelde indirilmiş ve öyle kalmasıda gerek. Günümüz ilmi doğrultusunda indirilseydi geçmiş kavimler anlamazdı, geçmiş kavimlerin ilmi doğrultusunda indirilseydi günümüz insanı anlamazdı. Geçmiş ve günümüzün ortak noktası ne? Madde ve göz. Enerji boyutuda ne madde içeriyor ne de gözünüzle görebildiğiniz bir alem. Gözünüz görmeyincede neye muhtaçsınız, size rehberlik eden birisine. Bu tür tarikatlarda bunu amaçlıyor, göremediğiniz alemlere sizi sürükleyip sırılsıklam onlara sarılmanızı istiyor. Bir körün gören birinin koluna sırılsıklam sarılması gibi. Günümüzün imtihanı dinimizi enerji boyutundan okumak değil, günümüzün imtihanı enerji boyutunu bilmenize rağmen o aleme dalmamak. İnsanoğlu ve yeryüzü bir imtihan olarak var edilmiş. Bu imtihanı geçebilmemiz içinde gözlerimizle görmemiz şart. O yüzden İslam dini göz yoksa imtihan yok diyor. "Gözü görmeyene zorlama yoktur,..." (Fetih Süresi; 17). Biz yeryüzünde bir imtihandayız, içine yerleştirdiğimiz düzeni anlayabilmemiz, doğru ile yanlışı ayırtedebilmemiz içinde Allah, gözümüzle görmeyi şart koşuyor. Örneğin; gözlerinizi kapatıp sadece arabanızın navigasyon cihazından gelen sesle (şıhınız) bir adrese varmaya çalışırmısınız? Böyle bir yolculuk size güvenceli geliyormu? Gelmiyor. İnancınızı ve hayatınızı enerji boyutundan okumaya çalışırsanız, böylesine bir yolculuğa giriştiğinizi bilin. Böyle bir durumda yolunuzu şaşmamak, ikide bir sağa sola toslamamak elde değil. Gözlerimiz bu imtihan dünyasında yanlışı doğrudan ayırtetmemiz için bizlere rehber olsun diye bahşedilmiş, gözleri yok sayarsanız, şıhımın gözü bana yeter diyorsanız bilinki onun gözüyle sorguya çekilirsiniz. Kendi gözünüze güvenirseniz kendi işlediğiniz amellerden, başkasının gözüne güvenirseniz onun işlediği her halttan sorguya çekilirsiniz. Bunu göze alıyorssanız, buyurun. Uzun lafın kısası; enerji alemi bizlerin çıplak gözle görebildiği bir boyut değil, dolayısıyla hayatı ve inancınızı enerji boyutundan okumayı bırakın. Allahın yarattığı güzellikleri görmeniz için gözünüzü açıp bakmanız gerek. Gözünüzü açın ve tabiata bakın, sonrada gördüğünüz o güzelliğe hamd edin. Bizim imtihanımız kendi gözümüzle gördüklerimiz, başkaların gördükleri değil. Bizim imtihan sahamız madde alemi, enerji alemi değil. Nacizane tavsiyemiz, bu dünyada kaybolmak istemiyorsanız, göz ve madden şaşmayın.

Yaşamınıza göre inanç değil, inancınıza göre bir yaşam seçiniz

Ülkemize musallat olan farklı örgütlenmeleri incelediğimizde ilginç bir nokta detayımızı çekti, o da herkesin yaşantısı doğrultusunda İslamdan nasibini aldığı. Örneğin; yaşantınız aşırılığa meğilliyse kendinizi tarikatların içinde buluyorsunuz. Öyle veya böyle kader sizi o tür yerlere yönlendiriyor. Örneğin; gösterişe ve şehvete düşkün bir yapınız varsa o zaman kader sizi adnan oktar gibi tiplerin kucağına itiyor. Örneğin; ticaret odaklı bir yaşantınız varsa o zaman öyle veya böyle kendinizi süleymancı veya nurcuların arasında buluyorsunuz. Örneğin; hedef memurluksa fetö'nün ağına düşüyorsunuz. Hayatınızda en çok neye değer veriyorsanız, Allah sizi onun merkezine atıyor. Memurluğa tapıyorsanız kader sizi fetöcülerin ağına itikliyor, dininiz imanınız paraysa süleymancı, nurcu veya masonların arasına. Herkes hak ettiği kadar Allahın dininden nasibini alıyor. Örneğin; kendini aydın zanneden, sosyete ve batı dünyasına hayranlık besleyenleride Allah, ahmet hulusinin kucağına itiyor. Bu şarlatanın müritlerine baktığınızda genelde sanat camiası, iş dünyası ve üst düzey bürokratlardan oluştuğunu görürsünüz. Bu olup bitenlerede şaşırdıkmı; hayır. Dininize göre bir hayat sürdürme yerine, hayatınıza göre din seçmeye kalkışırsanız, olacağı bu.

Bunların sapkın mealinden bir kaç örnek verelim

Zilzal Süresi kıyametin kopacağı günü anlatır; "Yeryüzü şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı zaman" (1. Ayet). Ahmet hulusi buna nasıl meal getiriyor; "Beden, şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığında" olarak yorum getiriyor. Anlayacağınız adamın inancında bu dünyanın yok olması diye birşey yok. Örneğin; Tekvir Süresi cehennemin alevlendirilmesinden bahseder; "Cehennem alevlendirildiği zaman" (12. Ayet). Ahmet hulusi buna nasıl meal getiriyor; "pişmanlık yangını alevlendiğinde" olarak yorum getiriyor. Anlayacağınız adamın inancında cehennem ve cennet gibi mekanlar yok. Başka kimde yok; evanjelistlerde. Evanjelistlerde hayatın bu dünyadan ibaret olduğuna inanır.

   

kelimelerden türemiş hurafeler