• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

azazel kim?

-30.01.2022
İslam dininde azazel adında bir varlık yok. En azından sahih kaynaklardan bize aktarılan bir varlık yok. Melekler katında olabilirmi; bu konuyla ilgili yazımızın sonunda kısa bir not düşeceğiz. Şimdi; batı alemi Kur’an-ı Kerimde iblis adındaki karakteri almış, bunu bir melek yapmış ve adınada azazel ismini koymuş. Cin tayfasından olan ve hz adem ve hava ile birlikte yeryüzüne kovulan, Allaha karşı hareket edeceğine yemin ettiği için kendisine şeytan lakabı takılan iblis adında bir karakter var ya, işte o karakteri hristiyan alemi azazel olarak tanıyor ve gökten kovulan bir melek olduğuna inanıyor. Allah azazel adında bir karakter yaratmadıysa, azazel ismi nereden türedi ve nasıl hristiyan ve hatta yahudi aleminde kendisine yer buldu, yazımızın konusu bu, sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Azazel adında bir varlık varmı?
Yeryüzünde yok. Melekler katında gerçektende azazel adında bir melek varsa bunu en iyi Rabbimiz bilir.

Yeryüzünde a
zazel ismi nereden çıktı o zaman?
Bu inan
cın iki kaynağı var, birisi Tevrat diğeri ise İdris as’ın Kitabına sonradan yapılan eklemeler, düşen melekler bölümü. Azazel kelimesini ilk önce Tevratta görüyoruz. Levililer Bölüm 16, Ayet 8, 10 ve 26'da Azazel kelimesi geçiyor. Yani Tevrat, İncil ve Kur'an-ı Kerimde Azazel kelimesi sadece bir bölümde anılıyor o da Tevratta, Levililer Bölüm 16. Sonrasıda bu kelimenin bir karaktere dönüştürüldüğünü görüyoruz. Tevrat ve İncil arası bir dönemde, Milattan Önce 400 ile 30 yılları arası birisi bu kelimeyi alıyor ve bundan bir hikaye uyduruyor ve bunu İdris as’ın Kitabına, düşen melekler adı altında ekliyor. Tevratta azazel kelimesiyle Allah bir ritüeli anlatıyor, birisi ama bu kelimeyi alıyor ve buna bir karakter uyduruyor ve bunu İdris as’ın Kitabına ekliyor. Bu hurafe hikayede maalesef bol alıcı buluyor ve hristiyan ve batı alemine yayılıyor.

Kelimenin Tevratta anlamı ne?
Kelimenin iki anlamı var; ez'- dişi keçi, 'azal- salıvermek. Diğer anlamı ise azaz'- güçlü, 'el- tanrı. Tanrının güçlendirdiği anlamına geliyor.

Burada bunların hangisi kastediliyor?
Ezazal kelimesi kastediliyor, yani dişi keçiyi salıvermek. Azazel kelimesinin kullanımı aslında yanlış, burada Ezazal kelimesi kastediliyor.

Hocam, kelimelerin kök anlamına girerek bize tuzak kurmayın, burada keçi kastedildiğini nereden anlıyorsunuz?
Ayetin kendisinden! Levililer Bölüm 16 'da Allah, Hz Haruna iki tane keçi almayı ve birisini Allaha adamayı, diğerini ise İsrailoğulların günahları için doğaya serbest bırakmasını emrediyor.
Burada bir keçi kastedildiğini Ayetin kendisinden anlıyorsunuz.



Bunu biraz detaylandıralım;
İsrailoğulları Musa as önderliğinde çölde yolculuk ederken konaklandıkları yere kutsal bir mabed kurardı (mishkan). Bu çadırın bir bölümü ibadethaneydi, içeride bir perdenin arkasında da kutsalların en kutsal bölümü yer alırdı, ahit sandığın bulunduğu yer. O yerede Musa as dışında kimse giremezdi. Bir gün Harun as'ın iki çocuğu Musa as'ı takip ediyor ve o bölüme giriyor. Girdiklerinde de bayılıp ölüyorlar. Bunun üzerine Allahu Teala Ayetler indiriyor; ey musa, haruna söyle ahit sandığın olduğu bölüme ikide bir girip durmasın,
ahit sandığın üstündeki altın kapağa dokunmasın yoksa ölür diyor. Sonrasıda Allahu Teala devam ediyor, ancak şu şartlar altında girebilir diyor ve bir boğanın kesilip kanıyla belirli bir ritüel yapılması, bir keçinin Allaha sunulması diğerinin doğaya salıverilmesi gibi bir dizi ritüellerin yapılmasını emrediyor. Burada konu Allaha adak sunmak ve kesmek olduğu içinde, burada tartışmaya mahal olmaksızın bir keçiden yani bir hayvandan bahsedildiğini net anlıyoruz.

Böylesine bir ibadet türü İslam inancında varmı?
Var. Allahın düzeninde şaşma olmaz. İslam dini peygamberimiz sav ile ortaya çıkmadı, hz Ademden günümüze kadar gelen bir inanç sistemi. Bu inanç sisteminde de geçmişte görünen uygulamaları günümüzde de görüyoruz. Örneğin; köleyi azad etmek. "Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi kul âzad etmek lâzımdır..." (Mücadele Süresi; 3). "Yanlışlık olması dışında, bir mümin bir mümini öldüremez. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, mümin bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir..." (Nisa Süresi; 92). İslam dinide azad etmekten bahseder, bir çok yerde bir günah işlediğinizde, önünüzde bir engel olduğunda bir köle azad etmenizi emreder. Hocam günümüzde köle yok, bunun günümüzde muadili nedir diye soruyorsanız, bu sorunuza Beled Süresi cevap veriyor;
"Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır" (Beled Süresi; 11-16). Köle azat etme yerine fakirleri doyurabilirsiniz. Doğaya salıverilen keçinin amacıda bu, aç yırtıcıları doyurmak. Yahut işi olmayan birisine iş bulmasına yardımcı olabilirsiniz. Bunlarıda üzerinizdeki sıkıntıya kefaret niyetine yaparsanız, üzerinizdeki sıkıntının Allahın izniyle gittiğini göreceksiniz. Yahudilerede zamanında işledikleri günahlara karşılık bir hayvanı azad etmeleri, doğaya serbest bırakmaları emredilmiş. Günah keçisi kavramıda buradan geliyor olabilir, bunuda not olarak bir yazınız.

Not:
Yahudiler hiçbir zaman sahih bir kalple Allaha yönelmedikleri için, bu ibadetlerinide sahih yapmıyorlar. Ceza olarakta Allahu Teala serbest bıraktıkları keçileri bunlara geri gönderiyor, doğaya serbest bıraktıkları keçileri sürekli geri geliyor. Bu sefer bu yahudiler keçiler geri gelmesin diye, salıverdikleri keçileri canlı canlı kayalıklardan aşağıya atmaya başlıyor. İlk ibadetlerini, keçiyi salıvermeyi gönülden yapmadıkları için Allah onları cezalandırıyor, ibadetlerini ağır bir günaha dönüştürüyor.


Özetlersek
Kutsal kitaplarda a
zazal kelimesi bir bölümde geçiyor, o da Levililer Bölüm 16. Azazal kelimesiyle neyin kastedildiğinide orada net anlıyorsunuz, bir keçiyi azad etmek. Bu inancı biz Kur’an-ı Kerimde de görüyoruz, günahlara karşılık bir köleyi azad etmek bunlardan birisi. Kutsal Kitapların hiçbirinde azazel adında bir karakterin geçmemesine rağmen, nasıl oldu da bu inanç hristiyan aleminde, müslümanım diye geçinen gizem avcılarında kendisine yer bulabildi? Eski kutsal kitaplarda azazal ismi sadece bir yerde geçiyorsa, ahit sandığın bulunduğu kutsal alana girmeden önce yapılması gereken ritüellerde bir keçiyi azad etmekle ilgiliyse, Kur'an-ı Kerim dahi bu konuya değiniyor ve bu yanlış inancı düzeltiyorsa, hz adem ve hava ile birlikte gökten kovulan kişi bir melek değil cinlerdendi diyorsa; “Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir” (Kehf Süresi; 50), nasıl o zaman böylesine sapkın bir inanç ortaya çıkabildi, kim bunu kıçından uydurdu?

İdris as’ın Kitabına sonradan yapılan eklemeler
İdris as’ın Kitabına sonradan eklemeler yapılıyor, bunlardan biriside düşen melekler bölümü, azazel adında bir karakteride ilk burada görüyoruz. Melekler gökte yaşarken güya insanların genç kadınlarını görüyor, onlarla birlikte olmak için yemin ediyor ve yeryüzüne inip insanların kızlarıyla birlite oluyorlar ve insanlığa kötülüğü öğretiyorlar. Birlikte oldukları kadınlarda devleri dünyaya getiriyor. İdris as'ın kitabına, böylesine sapkın masallardan oluşan bölümleri maalesef
sonradan eklemişler. Bu sapkın hikayelerde maalesef hristiyan ve yahudi aleminde bir çok alıcı bulmuş ve zaman dilimi içinde hem inançlarının hem kültürlerinin bir parçası haline gelmiş. Şükür Rabbimize ama, biz bu konuda korunuyoruz. Elimizde bizlere doğruları anlatan bir rehber var; Kur’an-ı Kerim. Örneğin; Kur'an-ı Kerim ne için indi diye sorsanız, bir önce indirilen dinlerdeki bozulmaları düzeltmek için indirildi cevabını alırdınız! Kur'an-ı Kerimin doğrudan değindiği konulardan biriside bu, meleklerin kendi iradeleri olmadığı, Allahın emri ile hareket ettikleri, meleklerin yeryüzüne inmediği, indikleri zamanda sadece helak döneminde indiği. Bizler kendimizi çok şanslı hissetmeliyiz çünkü bizim elimizde geçmişten gelen yanlışları düzelten bir Kitap var, elinde böylesine düzeltici bir unsur olmayanlarsa maalesef kendisini bu sapkın inançlara kaptırıyor ve bundan kurtulamıyor. Kaldıki nasıl kurtulsun, günümüzde Kur’an-ı Kerim dışında o olaylara tanıklık eden birisi yokki kişiye doğruları anlatsın. O yüzden, birisi size geçmişten hikayeler anlatıyorsa, bunu kesinlikle Kur’an-ı Kerime doğrulatın. Kur’an-ı Kerime doğrulatmadığınız hikayelerin peşinde de koşmayın, çünkü göz ve kulak bunların her birinden sorumlu kılınacak.

İdris as’ın Kitabına sonradan eklenen, düşen melekler bölümünde kendi içindeki çelişkiler
1.Düşen melekler bölümünde yeryüzüne kötülüğü yayan gökten düşen, azazel isminde bir melek olduğu söyleniyor, ama aynı kitabın içinde rafael adında meleğe Allah, git azazeli yakala, ayaklarından ve ellerinden bağla ve çölün ortasında karanlıkların karanlığına at, kıyamet gününe kadar orada hapsolacak diyor. Şimdi; kötülüğün efendisi azazel deniliyor, diğer tarafta ama onun hapsolduğu söyleniyor. Basit bir soru; binler yıl öncesi hapsolan birisi günümüz kötülüklerine nasıl sebep olabilir? Hikayenin bir masal olduğunu kendi içindeki bu çelişkilerden anlıyorsunuz zaten. O dönem için uydurulan bir hikaye, günümüzde hiçbir karşılığı yok.

Not:
Bir meleğin bacaklardan asılıp çöle atılması hikayesini başka nerede duymuştunuz; harut ve marut hikayesinde. Birileri bir masalı almış ve bundan onlarca farklı yalan uydurmuş.

2. Lucifermi azazelmi? İncilde gökten kovulan meleğe lucifer deniliyor. İdris as'ın kitabında, sonradan eklenen d
üşen melekler bölümünde ise gökten kovulan meleğe azazel deniliyor. Hangisi doğru? İkiside aynı kişiye atıf yapıyor, ama isimler farklı. Hangisine inanalım? İkiside doğru olamaz. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış misali, o kadar yalan uydurdularki o yalanlar birbiriyle çatışmaya başladı. Doğrusu ne? Doğrusunu Kur'an-ı Kerim açılkıyor, onun melek olmadığı, cinlerden olduğunu anlatıyor.

3.
Düşen melekler bölümünde meleklerin insan kadınlarıyla ilişkiye girdiği ve bunlarında devler doğurduğu söyleniyor. Soru şu; insanın fiziki ebatları belli, bir kadının rahimine bir dev sığarmı ve bir kadın bir devi dünyaya getirirmi? Mümkün değil. Hikayeyi biraz incelediğinizde, hikayenin bir masal bir uydurma olduğunu net anlıyorsunuz. Evet, devler vardı ve bu konuya Kur'an-ı Kerimde değiniyor (Ad Kavimi), ama bunların ataları melekler değildi!


Not:
Ad kavmi ve g
igantism. Ad kavminde Allahu Teala büyüme hormonunu aşırı aktif etti. Normal şartlar altında kişinin kemikleri bundan etkileniyor ve büyüyor, diğer organlar ise o büyümeye adapte olamıyor ve bu insanlar uzun yaşayamıyor. Ad kavminde ise Allahu Teala organlara, kemiklerle birlikte sizde büyüyün diyor. Her nesilde de bu büyüme devam ediyor. Kavim olarak belirli bir büyüklüğe gelincede Allahu Teala büyüme hormonlarına dur diyor.
Anlayacağınız ad kavminin belirli bir ebata gelmesi belirli yüz yıllar içinde gerçekleşti ve altında yatanda biyolojik bir hakikat var.

Not:
İdris as'ın kitabına sonradan eklemeler yapılıyor ve bu eklemelerden biriside düşen melekler bölümü. Bu bölümü kaleme alan kişi hikayesinde bir düzine meleklerin ismini anıyor ve bu isimlerden biriside azazel ismi. Düşen melekler bölümündeki meleklerin isimlerine baktığınızda gerçektende isimler melek isimlerini andırıyor. Bu durumda aklımıza gelen soru şu; yeryüzünde yaşayan birisi gökte yaşayan meleklerin isimlerini nasıl bilebilir? Bilmesi mümkün değil, kendisi gökte yaşamadıysa eğer! Verilen isimlerin detaylarından da bu işin altında ibli olduğunu anlıyorsunuz. Öyle gözükiyorki, iblis o dönemde yaşayan bir yazar bir araştırmacıya göründü, kendisini melek olarak tanıttı ve sana bir hikayem var dedi ve o kişide bunları kaleme aldı. Sizin anlamanız gereken, azazel isminde gerçektende bir melek olabilir, fakat bu meleğin veya herhangi bir meleğin yeryüzüne inip kötülük yapması mümkün değil. Bu konuyada Kur'an-ı Kerim açıklama getiriyor, onlar Allahın izni olmadan hareket edemez diyor. Bu hikaye bize iblisin kin ve nefretin boyutunu tekrardan gözler önüne seriyor. İblis gökten kovulduktan sonra dost olarak gördüğü bazı meleklerin yardımını beklemiş, ama gökten kimse yardıma gelmeyince nefretinden onlar hakkında da korkunç iftiralar ve yalanlar uydurmuş. Kısacası, azazel adına bir melek gerçektende olabilir, azaz'- güçlü, 'el- tanrı. Tanrının eliyle güçlendirilen bir melek gerçektende olabilir. Böyle bir melek varsa ama, bu gökte yaşıyor, yeryüzüne düşüp yeryüzünde kötülük peşinde değil bilginize.









kelimelerden türemiş hurafeler