• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

esma, tılsım ve zikirler


-27.03.2022
Bu konuya oruçla ilgili yazımızda değinmiştik, ekleme yaptıkça ama oruçla ilgili yazımız uzadı ve konu dışına çıktı, o yüzden bu konuyu ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdik. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Bu yazılarımızı "dua" bölümü altında ele alıyoruz, o bölümün altındaki diğer yazılarımızıda okursanız, olayları daha iyi anlayacağınızı ümit ediyoruz. Havas ilmiyle ilgili yazımızı tamamladıktan sonrada, bu bölümü tamamlamayı düşünüyoruz. Havas ilmiyle ilgili yazımızı biraz bekletiyoruz çünkü websitemizde çok bilgi var. O bilgilerin içinde konuların kaybolmasını istemiyoruz. Bir anda onca farklı konuyla sizi boğma yerine, konuları içselleştire içselleştire size sunmaya çalışıyoruz. Kur'an-ı Kerimin inişinde olduğu gibi. "İnkâr edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu tane tane okuduk" (Furkan Süresi; 32). Allahu Teala Kur'an-ı Kerimi bir anda da peygamberimize indirebilirdi ama indirmedi, 23 yıllık bir süre içinde bilgileri tane tane indirdi. İnen her bir Ayetin hazmı için topluma bir zaman tanıdı, o Ayetin anlaşılması ve uygulanması için. Bizde inşallah tane tane bilgileri vermeye çalışıyoruz. Örneğin; önümüzde ramazan orucu var. Şu mübarek günlerde yeni konularla sizi meşgul etme yerine, oruç ve günahların kefareti ile igili yazılarımıza odaklanırsanız bu sizin için daha hayrlı olur diye düşünüyoruz. İslami takvime göre dokuzuncu (Ramazan) aya girmek üzereyiz, üç ay sonrada levh-i mahfuz yıllık amellerimizin hesabını yapacak. Önümüzde üç ay kaldı, bu zaman diliminde de günahlarınızdan arınmaya odaklanırsanız, inşallah bu sizin çok daha hayrlı olacaktır. Bu süre içinde kader, oruç ve atalardan gelen günahlarla ilgili yazılarımızı tekrardan gözden geçirin lütfen, her okuduğunuzda yeni bir bilgi yeni bir ilham alır ve o konuyu beyninizde netleştirir, sonrada uygulamaya geçersiniz inşallah. Genel kuralda budur zaten, birşeyi beyninizde netleştirmeden bir başka konuya geçmemek.

Değerli dostlar; yeryüzünde refah ve huzur dönemi bitti, Nuh kavmi gibi şuanki yeryüzü sakinleride Allahın gazabını üzerine çekti. Ad kavmi üzerine çöken bulut gibi, yeryüzü üzerine azap bulutları çöktü; "O bulutun, vadilerine doğru gelmekte olduğunu görünce bu demişlerdi, bize yağmur getiren bulut. Hayır, o, çarçabuk gelmesini istediğiniz şey, bir yel ki onda elemli bir azap var" (Ahkaf Süresi; 24). Bu Allah nezdinde kesinleşmiş bir hüküm ve bundan da artık geri dönüş yok. Lut kavmine inecek azabın kesinleşmesi gibi; "Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler" (Hud Süresi; 76). Bu gazabı geçmişte Allahu Teala gökten indiriyordu, günümüzde ise küresel satanistlerin önünü açarak, insan nüfusunu azaltma, kıtlık ve savaşlar gibi planlarının önüne engel koymayarak yapıyor. Hakikat şuki, yeryüzünü çok büyük sıkıntılı günler bekliyor ve bizde sizi geçen yıldan itibaren bu konuda uyarıyoruz; aşılar insan bedeninde ters tepecek ve sadece ülkemizde bir anda milyonlar ölmeye başlayacak, iktidarlar devrilecek, sokak olayları olacak, gıda ve enerji tedarik zinciri kilitlenecek, insanlar yoklukla karşılaşacak sonrasıda savaşlar başlayacak. O yüzden günümüz yatırımları düşünmenin zamanı değil, önümüzdeki bir kaç yıl nasıl hayatta kalabilirim bunun hesabını yapma günü. Örneğin; çatınıza enerji üretimi için güneş paneli taktırın, ev tüpü ve gıda stoklayın, yurtdışında yaşayanlar Türkiye, Türkiyede yaşayanlarda köylerine geri dönmeye başlasın. Bin yıllardır peygamberlerin ümmetlerine anlattığı armageddon savaşı var ya, işte onun arefesindeyiz. Sizi panik etmek istemiyoruz, fakat bizlerin geçen yıl size söylediklerini (gıda stoklayın vs), bugünlerimizde avrupa liderleri kendi halkına söylemeye başladı. Demek bir fırtına geliyor. Hani birileri 2023 sonrası kimse bizi tutamayacak, şu bize biat etti, biz Türk birliğini kurduk vs gibisine söylemlerde bulunuyor ya, onlar maalesef bu hesapları yaparken Allahın hesabını hesaba katmıyor. Allah kötünün helakını, İslamında Türkler önderliğinde yükselişini takdir etmiş, Türkler ama kötü ile antlaşmalar yaparsa, içli dışlı olursa, kötü nasıl çökecek, iyi olan nasıl yükselecek, mümkün değil. İlahi çözüm; kötüyle birlikte kötüye yapışan iyilerinde yok oluşu. Örneğin AK Parti. Nasıl olacak bu çöküş; aşılar. Covid-19 bir tuzaktı, insanları aşılamak için. Milyonlar ülkemizde ölmeye başladığı zamanda hiçbir iktidar bu kıyımın altından kalkamaz. Küresel satanistler her yüz yıl savaşlar başlattı, dünyayı zulme boğdu sonrada her defasında kazanan tarafta olup işin içinden sıyrıldı. Artık onların kazanan tarafta olup işin içinden sıyrılmasına izin verilmeyecek Onlar ittifak yapan herkes çökecek. Bu çöküşede çok az kaldı. Artık yeryüzüne yayılan bu şeytanlara dur denmesi gerekiyor. Yeryüzündeki adaletsizliğe, sapkınlıklara, zulme, aile değerlerinden kopuşa, insanı ve doğayı değiştirme çabalarına dur denmesi gerekiyor. Dünyamız bu kötülüğü artık kaldıramaz hale geldi. Bizim neslimiz kayboldu (40 yaşları), bizden sonraki neslimizi kaybettik (20 yaşları), ondan sonrakide gitti (5 yaşları). Bir sonraki neslide kaybedersek, dört nesil gitmiş olacak, bu da yeryüzünde kötülüğün kalıcı olacağı anlamına gelir, bunuda yeryüzü kaldırmaz, kıyamete sürükler. Kıyamet vakti henüz gelmediği için ama, demek dur denilecek. Onların deyimi ile yeryüzüne bir reset atılma vakti geldi. Küreselci satanistler kendileri bu reseti atacağını düşünüyor kendi istekleri doğrultusunda, hiç farkında değiller ama, Nuh tufanında da olduğu gibi bu reseti Allahın kendilerine atacağını. "Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu" (Neml Süresi; 50).

Kısacası, geleceğe yatırım düşünmeyin, bir kaç yıllık zor süreci nasıl atlatırız onun hesabına koyulun. Bu sıkıntılı süreçtede Allahın gazabı size isabet etmemesi için tövbeye, helalleşmeye ve arınmaya odaklanın. Üç ay sonrası levh-i mahfuz bir sonraki yılın kaderini belirleyecek, şu son üç ayda olabildiği kadar günahlardan arınmaya çalışın, çalışınki önümüzdeki yıla girmeden (muharrem ayı) birileri sıkıntı ve hastalıklarla boğuşurken siz Nuhun gemisinde olanlar gibi güvende olun. Onca konu varken, esma, zikir ve tılsımlar konusununa neden girdik? Bu yazımız biraz mecburiyetten ötürü oldu, esma ve zikir, tılsım konusuna kısaca değinmemiz gerekiyordu çünkü küreselci satanistlerin sipariş bebekler üzerinde çalışması, karı koca genetiğinizi veriyorsunuz, onlarda boy, saç ve göz rengi, cinsiyet, beden tipi vs sizin talepleriniz doğrultusunda sanayi üretim bebekler yapmaya çalışması gibi, Müslümanların içinden bir zümrede sipariş üzerine kader dağıtıyor. Kendilerini Allahın yerine oturtmuşlar önüne gelene rızık dağıtıyorlar. Malmı istiyorsunuz, bereketmi, sağlıkmı, huzurmu, dilek listesi sonsuz, sonrada veriyor size formülü ve istediğiniz olacak diyor. Tüm kötülüğü yaptıktan sonrada Allahın izniyle, inşallah deyiveriyor, kendisini ve kaderi sattığı ve pazarladığı kişiyi vicdanen temize çıkarmaya Allah nezdinde kendilerini aklamaya çalışıyor. Hocam birşey için Allaha dua etmeyelimmi? Elbette edin, ama neden özürlü birisi gibi dileğinizi yüzlerce binlerce defa tekrarlıyorsunuz? İstediğiniz şey olsun diye değilmi? İşte bunada dua denmez, kaderi zorlama, kaderi kendin tayin etmeye çalışmak denir. Bu yazımızda da size bunun detaylarını anlatacağız inşallah. Allahın hidayetinden merhametinden uzak bu zümreye birileri artık dur demesi gerekiyor, çünkü çok fazla oldular ve insanları bu tuzağa çok sinsice çekiyorlar. Ne var bunda, biz dua ediyoruz, Allahın isimlerine sığınıyoruz ve Allahtan istiyoruz diyorlar sonrada sinsice insanları Allaha şirke sürüklüyorlar, tarikatların şıhlara yönelip namaz kılmaları gibi (rabıta). İnsanlarında zaten binlerce derdi olduğu ve her yerde çare aradığı için, denize düşen yılana sarılır misali, Allah ismini ve duayı duyunca bundan kötülük gelmez diyor ve bu işe dünden razı oluyor. Biz bu yazı vesilesiyle bunda bir sıkıntı olduğu, hemde çok büyük bir sıkıntı olduğunu anlatmaya çalışacağız. Uyarımızı alan bu işlerden uzak durur, Allahın gösterdiği yollar üzerinden sıkıntılarından kurtulmaya çalışır, uyarımızı almayanlarda kısa yoldan huzura kavuşma, kendi kaderlerini kendileri tayin etmeye devam etsin. Gelelim konumuza....

Sıkıntılarınız neden size iner, ilk önce doğru teşhisi koyunuz.
İnsanlar yeryüzünü ve yeryüzündeki yaşamı cehennem, acı ve üzüntülerin bir yeri olarak görüyor. Bu yazımızda anlamanız gereken bir hususta, bunun böyle olmak zorunda olmadığı. "Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar (Yunus Süresi; 44). Yeryüzünü acı ve üzüntü yeri kılan biziz, kendi günahlarımız. O yüzden başımıza bir sıkıntı geldiğinde, herkesi lanetlemek ve suçlamak yerine, aynaya bakmamız gerek. İçinde yaşadığımız dünya bizim aynamız, ilk önce aynaya bakmamız gerek. "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez..." (Maide Süresi; 105). Biz iyi olduğumuz müddet ne kötülük bize dokunabilir ne de musibetler. Eğer durum böyleyse, başımıza gelen sıkıntılar kendi elimizle işlediğimiz günahlardan geliyorsa; "Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30), o zaman başımıza bir musibet isabet ettiğinde yapmamız gerekende günahlarımıza odaklanmak olmalı değilmi? Olmalı. Ne işimiz var o zaman tılsım ve havaslarla? Örneğin; başınıza bir musibet indiğinde zikirlere, esmaya veya tılsımlara sarılırsanız, bir sonraki yıl kaderiniz hesaplanırken o sıkıntılar üzerinizden kalkarmı? Kalkmaz. Neden, çünkü o sıkıntılar size inerken tılsım taşımadığınız, esma okumadığınız, zikir çekmediğiniz için inmediki, onları yaparak kaderiniz değişsin. Sıkıntılarınız günah işlediğiniz için iner, kalkmasını istediğiniz zamanda o günahlara odaklanmanız gerek. "İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır" (Rum Süresi; 41). İşlediğimiz kötülükler neden bu dünyada bize geri dönüyor; yanlışlarımızdan dönüş yapmamız için, o günah yükü ile ahiret hayatına intikal etmemek için. Tılsım ve zikirlere odaklandığınız zaman ama, işte bunu unutuyor bunu es geçiyorsunuz, aynaya bakmaya günahlarınıza odaklanmaya, geçmişiniz ve yanlışlarınızla yüzleşmeyi es geçiyorsunuz. Musibetler günahlarınızın bir sonucu olarak size iner, o yanlıştan dönmeniz için size iner ve başkasına yaşattığınız acıların aynısını sizinde yeryüzünde yaşamanız, sizden kıssas alınmak için iner; "Bir kötülüğün cezası, onun dengi bir kötülüktür" (Şura Süresi; 40). Zikir, esma ve tılsımlara başvurduğunuzda ama günahınızı düzeltmeden, herhangi bir kıssas ödemeden o cezadan kurtulmanın yollarını aramış oluyorsunuz. Örneğin; bir öğretmenin sınavlarınızın neticesi sonrası size yıllık notunuzu kesmesi, sizinde okulun bilgisayarını hackleyip notunuzu değiştirmeye kalkışmanız gibi. Kader, amelleriniz doğrultusunda gökte hesaplanıyor, siz ise yeryüzüne inen kadere bir siber saldırısı düzenleyip aleyhinize olanları lehinize değiştirmeye kalkışıyorsunuz. Hiçbir bedel ödemeden cezadan kurtulmaya çalışıyor, hak etmediğinizi şeyleri elde etmeye çalışıyorsunuz. Hak etmediğiniz diyoruz, çünkü hak etmiş olsaydınız zaten kader onu size indirirdi. Madem Allahın adil ismine iman ettiniz, hak ettiğiniz birşeyinde sizden uzak tutulmayacağını bilmeniz gerek. Soru şu; bilgisayar korsanları gibi kadere yaptığınız bu sürekli müdahaleler, aleyhinize olanları değiştirme çabaları, nereye kadar sizi kaderden uzak tutabilir ve cezasız kalırmı?

Bir sıkıntınız varsa, çözümü yasal yollarda arayın. Kaderle ilgili bir sıkıntınız varsa, hoşnut değilseniz, değiştirmek istiyorsanız o zaman takip edilecek yol belli, o da Ayetlerin gösterdiği yol. Örneğin; "Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz..(Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır" (Nisa Süresi; 92). Örneğin; "Allah sizi, yeminlerinizdeki ‘rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.)" (Maide Süesi; 89). Örneğin; "Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir kefaret vardır " (Maide Süresi; 95). Örneğin; "Ancak buna (imkan) bulamayanlar (için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun" (Mücadele Süresi; 4). Şimdi; sıkıntılarımızın kaynağı nedir demiştik, başkalarına yaptığımız yanlışların bizden kıssas alınışıdır demiştik. Bir sıkıntıyla yüzleştiğinizde, bilinki bu sıkıntının sebebi, siz veya atanızın bir başkasına yaşattığınız acının karşılığı, sizden çıkışı. Buna inanmanız içinde bir Müslüman olmanız gerekmiyor, hangi kültür veya inanca giderseniz gidin, ne ekerseniz onu biçeceğinizi size söylerler. İslam dini buna ne diyor; kul hakkı diyor. Bir sıkıntıyla karşılaştığınızda, doğru teşhis ve sizin demeniz gereken neymiş o zaman; ben bu sıkıntıyı yaşıyorum, çünkü bu konuda üzerimde bir kul hakkı var, demek ben veya atalarım bu acının aynısını başkasına yaşatmışız veya sebep olmuşuz. Şimdi; sıkıntılarımıza sebep olan tanıyı koydukmu? Koyduk. Üzerimizdeki bu borcu kaldırmadan da o sıkıntı üzerimizden kalkarmı? Kalkmaz. Örneğin; birisinin canınızı maddi ve manevi feci yaktığını düşünün, siz o kişinin bedel ödemeden, size yaşattığı acıları yaşamadan kurtulmasını istermisiniz? İstemezsiniz. Ne olması gerek o zaman? Ya kişi o acıları yaşayacak ya da kefaretini ödeyecek. Kefaret ödemeden ve o acıları yıllarca çekmeden, zikir, tılsım ve esma ile o sıkıntıdan kurtulmanız mümkünmü? Değil. Bu insanlar sıkıntıya girdiğinde neden zikir ve esma, tılsıma sarılıyor o zaman? Cehalet arkadaşlar cehalet.

Hocam zikir, esma ve tılsımlarla o kefareti ödeyemezmiyiz? Birincisi siz zikir ve esma çekerken o niyetle yapmıyorsunuz, üzerinizde hakkı olanların ruhlarına bağışlanma niyetine o zikirleri çekmiyorsunuz, kendiniz için çekiyorsunuz yani birincisi niyette kaybediyorsunuz ve ikincisi, hangi ibadetler kefarette kullanabilir bunu Ayetler açıklamış, bunlar arasında da zikir, esma ve tılsımlar yok. Bir üst paragrafta sıraladığımız Ayetlerde birşey dikkatinizi çektimi; kul hakkı konusunda, birşeyin bedelini ödeme konusunda Allahu Teala son çare olarak sürekli oruca yönlendiriyor. Size dört farklı Ayet sıraladık, her biri işlenen günaha göre bir çözüm sunuyor, dördününde ortak noktası ama oruç. Üzerinizde eğer kul hakkı varsa ve mutlaka vardır, bilinki o hakkı kaldırmak için kefaret orucuyla yanlış yapmazsınız. Allahu Teala herhangi bir yerde zikir veya tılsımlara yönlendiriyormu? Hayır. Zikir ve tılsımlar kaderimizin hesaplanmasında hiçbir payı yoksa, rızıkla kaderle ilgili sıkıntılarımızda onlara başvurmanın anlamı ne? Hiçbir anlamı yok. Başınıza gelen herşeye rızık denir, bu da levh-i mahfuzda hesaplanır. Eğer size inen rızıkta bir hata olduğunu düşünüyorsanız, hata olması söz konusu değil çünkü o zaman Allahın adil vasfı kaybolur giderdi, ama yinede rızıkla kaderle ilgili sorununuz varsa, o zaman yapmanız gereken o sıkıntıya sebep olan kul hakkı neyse bunu tespit edip onun telafisine yönelmeniz. Sıkıntıların bize isabet etmesinin nedenide bu zaten, yanlışlarımızla bizi yüzleştirip bizi tövbe ve helalleşmeye sürüklemek, yaşantımızı düzeltmek. Bedel ödemeden, o hakkı kapatmadan da size eğer esma, tılsım ve zikirlerle cezadan kaçmaya, Allahtan inen cezayı değiştirmeye çalışırsanız, bilinki bu sizin için hayrla sonuçlanmaz.

Hocam önlem almayalımmı? Önlem imtihan dünyasından gelen tehditlere karşı alınır, gökten size inen rızka karşı değil. Arabaya bindiğinizde emniyet kemerini takmak bir önlemdir, savaşa çıkarken kurşun geçirmez yelek takmanız bir önlemdir, dişlerinizi fırçalamanız bir önlemdir, ama gökten size inen rızka önlem almaya çalışmak önlem değil, Allaha şirktir. Önlem denilen şey yeryüzünün imtihan boyutuna yönelik olur, Allahın size indirdiği rızka karşı değil. Kader hak ettiğinizi size indirir, bu hoşunuza gitmesede. Hoşunuza gidenleri kabul eder, hoşunuza gitmeyenleride yeryüzünde değiştirmeye çalışırsanız bu size çok kötü geri döner bizden uyarması. Örneğin; yılınızı kötülüklerle dolu geçirin, ibadetlerden uzak bir hayat içinde geçirin, yılın sonunda Allah size notunu (kader) indirdiği zamanda bundan kaçmaya, bunu yasa dışı yollarla değiştirmeye çalışın öylemi? Neyle? Allahın yasakladığı sihir ve büyü ile. Sihir ve büyümü; evet, sihir ve büyü. Bir kelimeyi yüzlerce ve binlerce tekrarlamanız ne yapıyor sizce, bunu hiç düşündünüzmü? Bir kelimeyi bin defa sizde tekrarlamanızı istiyorlar, tamam güzelde, neden 500 defa veya 2000 defa okumanızı istiyorlar, bunu hiç kendinize sordunuzmu? Sormadınız değilmi, size söylüyorlar sizde yapıyorsunuz. Örneğin; şu kelimeyi 800 defa tekrarla sonra dilekte bulun diyenlere, neden 100 değilde 800, madem bu bir dua neden bir defa değilde 800 defa tekrarlamam gerek diye hiç sormadınızmı? Sormadınız. Biz size bunun cevabını verelim; tüm gizem sihirli bir kelimeyi alıp bunun tekrarlamasında yatıyor. Bazı kelimeler sihir içeriyor, örneğin Allahın isimleri. Sihir içeren kelimeleri tekrarladıkçada o sihir enerjisi güçleniyor, güçlene güçlenede kaderinize el atabilecek boyuta geliyor ya da etrafınızda bir görünmez kalkanı oluşturup o konuyla ilgili kaderin sizi bulmasına engel oluyor. Önünüze sihir içeren kelimeleri koyuyorlar, sonrada bunları yüzlerce binlerce tekrarlamanızı istiyorlar. Bunu yaparakta Allahın sizin için takdir ettiği kaderin sizde tecelli etmesine engel oluyorsunuz. Bunada ne denir? Sihir ve büyü denir. Ne denir? Şirk denir. Allahu Teala rızkı ben tayin ederim diyor, yaptığınız bu tekrarlamalarlada siz; yok öyle yağma, hoşuma gideni alırım, hoşuma gitmeyenide değiştiririm demiş oluyorsunuz. Yahudiler gibi, birşey size indiğinde hoşunuza gideni kabul ediyor, gitmeyini yok etmeye çalışıyorsunuz; "Her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler" (Maide Süresi; 70). Oruç ile yüzlerce binlerce defa tekrarlanan kelimeler (esma ve zikir), tılsımlar arasındaki fark; oruç, levh-i mahfuzda kaderinizi değiştirir, yüzlerce ve binlerce tekrarlanan kelimeler (zikir ve esma), üzerinizde taşınan tılsımlarsa bu kaderin yeryüzünde size ulaşmasına engel olur. Birisi yasal yollardan kaderinizi değiştiriyor, diğeri ise yasadışı yollardan kadere müdahale ediyor. Yeryüzüne inen kadere bir siber saldırısı düzenleyip Allahın sizin için belirlediği rızkı engelliyor ve değiştiriyor. Buda sizin için hayrla sonuçlanmaz, sonuçlanmıyorda zaten.

İslam dini zorluk dini değil, kolaylık dini. Allahla konuştuğunuzu varsayın; Rabbim ben bu sıkıntıları hak etmedim. Allah; ben zerre haksızlık yapmam, başına ne geliyorsa kendi elinle işlediğin günahlardan kaynaklanıyor. Siz; Rabbim bu sıkıntılarımın kaynağı üzerimdeki günahlarmı? Allah; evet. Siz; bu günahları üzerimden kaldırmanın yolu varmı? Allah; var. Siz; nasıl Rabbim? Allah; kefaret orucuyla. Siz; sıkıntımın gitmesi niyetine oruç tuttuğumda, bu sıkıntılarımı giderecekmi? Allah; evet giderecek. Siz; bu kadar basitmi? Allah; evet, bu kadar basit. Siz; benim yıllarca bir uzmandan diğerine sürüklenmem o zaman saçmaydı? Allah; evet, bir cahillikti. Ben kullarıma zorluk çektirmem, kullarım kendilerine zorluk çektiriyor. Siz; çözümü bu kadar basit olan birşeyi, ben yıllarca boşunamı çektim? Allah; boşuna değil, çektiğin o sıkıntılar üzerindeki günahlara kefaret oldu, fakat çekmek zorunda değildin. Oruçla o günahların kefaretini ödeseydin, o sıkıntıları çekmek zorunda olmazdın. Siz; yaptıklarımın hiçmi faydası olmadı? Allah; hem olmadı, hem sihir boyutuna girerek daha çok günah üzerine çektin. Siz; Rabbim ne yapacağım? Allah; hem yapmış olduğun zikir, esma ve tılsımlar için kefaret orucu tut, hemde sıkıntına sebep olan günahlar için. Olayı anladınız değilmi? O yüzden Allah bilenle bilmeyen hiç bir olurmu diyor; "De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!" (Zümer Süresi; 9). Yanlış uygulamalar, peygamberimiz sav ve sahabenin dahi uygulamadığı şeyleri siz almışsınız hayatınızın bir parçası haline getirmişsiniz, bununda elbette size bir bedeli olacak ve oluyorda. Bir türlü sıkıntılarda kurtulamıyor, tam aksi sıkıntıları kar topu gibi gün geçtikçe çoğalıyor. Hocam, şu İslam alimi ama bunları yapmış diyorsanız; geçin o işleri, bizim rehberimiz belli, o da Kur'an-ı Kerim ve peygamberimiz sav. Ayetlerde ve peygamberimizin hayatında görmediğimiz birşeyide birisi eğer yaptıysa, kim olursa olsun, en basit tabirle halt işlemiş. Sizler şıhlarınızın hayatına göre amel etmekte özgürsünüz, bize Ayetler ve peygamberimizin hayatı yeter.

Hocam o ilimler belkide gizliydi ve peygamberimiz o dönem açığa çıkarmak istememiş olabilir. Bakınız; kelimelerle kandırılıyorsunz, gizli diye bir ilim yok. İki tür ilim var; bu dünyaya ait ilimler ve bu dünyaya ait olmayan ilimler. Birisi size eğer gizli ilimlerden bahsederse bilinki bu dünyaya ait olmayan ilimlerden bahsediyor. Bu dünyaya ait ilimlerin peşinde koşmakta size ne kazandırır? Hiçbirşey. Tam aksi size zarar verir. Bir ilim insan için hayrlı olsaydı, hiç merak etmeyin o ilmi zaten Allah insana indirirdi. Bir ilmi ama Allah bu dünyaya indirmiyorsa bilinki bu insan için hayrlı değil. Bunun en güzel örneğinide bizzat Musa as'ın kendisi veriyor. Hz Musa as ile hz Hızır'ın yolculuğunu araştırmanızı öneririz. Hz Musa, kendinde olan ilmi bana öğret diyor, Hz Hızırda sen o ilmi kaldıramazsın diyor. Yolculuğun sonunda da kaldıramadığı ortaya çıktı. Şimdi; siz hz Musa'dan daha bilge daha olgun daha arınmışmısınızda, hz Musa'nın kaldıramadığı ilimleri öğrenmeye çalışıyorsunuz? Hz Musa ledün ilimlerini kaldıramamış, siz kimsinizde kaldırabileceğinize inanıyor ve o tür ilimlerin peşinde koşturuyorsunuz? Kendinizi helaka sürükleme dışında, elde ettiğiniz birşey yok bilginize. Birincisi gizli diye bir ilim yok, bu dünyaya ait ve bu dünyaya ait olmayan ilimler var. Bu dünyaya ait olmayan ilimlerde insanın kaldırabileceği ilimler değil. O ilimleri insanın kaldıramayacağınıda Allahu Teala, Musa as üzerinden bizlere gösterdi. Yoksa siz hz Musa ile hz Hızır'ın yolculuğu öylesinemi Kur'anda anlatıldığını sanıyorsunuz? Bizim alemde gizli ilim yoksa ne var; faydalı ve zararlı ilim var. Zararlı ilimde paylaşılmaz, faydalı ilimse o ilmi bilen herkes üzerinde o ilmi paylaşma zorunluluğu doğar. Gelelim sizin bahsettiğiniz ilimlere; eğer bahsettiğiniz ilimler sizin anlattığınız kadar gerçektende herkes tarafından bilinmesi gerekiyorsa, gerçektende bu kadar muhteşemse ve insanın yararına ise, o zaman bu bilgiyi peygamberimiz sav veya hz Ali'nin gizli tutma şansı yoktu, çünkü faydalı bir ilim paylaşmayı zorunlu kılıyor. Örneğin; eğer paylaşmazsanız o zaman o ilmin gizli tutulmasından kaynaklı her acı sizin amelinize yazılıyor. Faydalı bilginin böylesine ağır bir vebali var. Paylaşmadıklarına göre ama, önümüzde iki şık var; onlar bu ilimleri ya hiç bilmiyordu, sizde onlar biliyordu diyerek onlara iftira atmış ve yalan söylemiş oluyorsunuz, ya da biliyorlardı ve gizli tuttular. Gizli tuttuklarına görede demek bu ilimler zararlı ilimler. Gizli tutmalarından o ilimlerin zararlı olduğunu nereden çıkardık? Faydalı bir ilim olsaydı, paylaşırlardı, paylaşmak zorunda olurlardı çünkü. Kaldıki konu peygamberimiz sav'sa, dünden paylaşırdı, ümmetinden hayrlı birşeyi gizli tutması zaten mümkün değildi; "O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez" (Tekvir Süresi; 24). Siz eğer biliyordu ve gizli tuttu diyorsanız, geriye tek bir şık kalıyor, o da bu ilimlerin kötü ve zararlı olduğu. Siz ne düşünüyorsunuz hocam diye soruyorsanız, bize göre ne hz Ali ne de peygamberimiz sav bu ilimleri biliyordu. Onlar birer araştırmacı değildi, vazifeleri belliydi, bilmelerini gerektiren bir durum yoktu. Kaldıki bu ilimler zararlı, üstüne bizim aleme ait değil. Uygulamalarına izin verilmeyeceği bir ilmide Allah neden bunlara öğretsin. İlahi düzeni anladığınızda, fazla bir bilgiye muhtaç olmadan yanlışları ne kadar rahat açığa çıkarabildiğinizi görüyormusunuz? O yüzden eğer dini konularda kendinizi ilerletmek istiyorsanız, ilk önce ilahi düzeni öğrenin. Peygamberimiz sav ve sahabenin yapmadığı şeyler, yüz yıllar sonrası birileri tarafından cinler aleminden alınmış ve İslamın içine sokulmuş. Yüz yıllar içinde de bu uygulamalar İslamda kendisine yer bulmayı ve günümüze kadarda ayakta kalmayı başarmış. Bizde Allaha şirke götüren, sihir ve büyü içeren, bizim aleme ait olmayan bu ilimlerin yayılışı ve uygulanmasına artık dur deme vakti geldi diyoruz.

Hocam yer ve gök dua üzerine kurulu, ama? Yer ve gök dua üzerine kurulu değil, ortaya atılan her saçmalığa inanmayın. Yer ve gök denge üzerine kurulu, adalet üzerine kurulu, kıssas üzerine kurulu, merhamet üzerine kurulu yani Allahın vasıfları üzerine kurulu, sizin dualarınız üzerine kurulu değil. Sizin dualarınız sizin imtihanınızın bir parçası o kadar. O dualarda hayr içinde kullanabilinir şer içinde. Allahın Ayetleri nasıl büyü yapımında şer için kullanılıyorsa, sizin dualarınızda şer için kullanabilinir. Örneğin; dualarınızla sihir enerjisi oluşturup yeryüzündeki kadere el atmaya başladığınızda o dualar masum olmaktan çıkıp şer oluyor. Dualarımız ne zaman hayr olmaktan çıkıp şer oluyor? Dualarınızı, zikirlerinizi, esmanızı sihir ve büyüye çeviren iki şey var; niyetiniz ve o dua, zikir veya esmayı yüzlerce binlerce tekrarlamanız. Birisi sizden eğer şu kadar şu esmayı şu duayı oku, bu seni şu sıkıntından kurtaracak derse bilinki sizi sihir ve büyüye sürüklüyor. Dua nedir? Taleplerinizi içeren bir dilekçe formudur. Duanızı yaparsınız, sonrası duanız bir dilekçe formu olarak göğe çıkar, sonrada sabırla nasibiniz neyse beklersiniz. Siz ama eğer duanızı aynı anda aynı gün bin defa tekrarlarsanız, o zaman duanız bir dilekçe formundan çıkıp bir "spam" haline geliyor. Spam nedir? Aynı mesajın kopyasını binlerce defa göndermektir. Bunu yaptığınızda da ne oluyor bir siber saldırısı yapmış oluyorsunuz. Siber saldırı nedir? En basit şekliyle bir yere aynı anda binlerce talep göndererek sistemi kilitlemek demektir. Anlayacağınız sizin yaptığınız dua değil, yaptığınız iş spam yaptığınız iş bir siber saldırısı. Birisi sizden bir kelimeyi, kekeleyen veya özürlü bir insan gibi bin defa iki bin defa tekrarlamanızı istiyorsa bilinki sizi spam ve siber saldırıya sürüklüyor. Kelimeleri tekrarlaya tekrarlaya kaderin akışına bir siber saldırısı düzenlemeye sürüklüyor. Sistemi hacklediğimiz zamanda istediğiniz şeyi alıyorsunuz. Bunada İslamda ne denir? Sihir ve büyü denir. Hani nerede Allaha teslimiyat, Allaha havale, sabır, hayrlı neyse o olsun gibisine ağzınızdan düşürmediğiniz cümleler. Nacizane tavsiyemiz, birisi size şunu şu kadar tekrarla derse lütfen o kişilerden uzak durun. Eğer birisi size, şunu elde etmek için şu kelimeleri şu kadar tekrarla derse, bilinki sizi sihir ve büyüye sürüklüyor. Birisi eğer büyülenmiş bir halde sürekli aynı kelimeyi tekrarlıyorsa bilinki dua etmiyor, sihir yapıyor. Değerli dostlar; eğer rızkınız bir dua ile değişecek olsaydı, hiç merak etmeyin Allah onu size çoktan indirirdi. Kader ama anlık işlemiyor, kaderiniz size inmeden öncesi, milyonlarca dua ve amel levh-i mahufuzda süzgeçten geçiriliyor, 14 atanız ve sizin ömrünüzde ettiğiniz dua ve ameller, başkaların sizin için ettiği dua ve lanetler, bunların hepsi ve dahası hesaptan geçiyor, hayr veya şer, sonuç ne olursa olsun, eğer sizin o sonucu hak ettiğiniz ortaya çıkrsa bu size iniyor ve bundan da kaçış yok. Eğer arzu ettiğiniz bir rızık bir duaya kalmış olsaydı, merak etmeyin o çoktan size inerdi.

Kader hakkında uzman olmayanlardan kader hakkında fetva almayın. Teşhis koyma eğitimini almayan birisinin sizi tedavi etmesini istermisiniz? İstemezsiniz çünkü doğru tedavi doğru teşhisten geçer. Örneğin; bir hekim ile bir hemşire arasındaki temel fark, ilaç yazıp yazmaması veya ameliyat edip etmemesi değil, birisinin tanı koyma eğitimi alması diğerinin ama değil. Örneğin; fizik tedavi hekimleri ile fizyoterapistler arasındaki temel fark, birisinde tanı koyma eğitiminin olması diğerininde ama değil. Şimdi; hayr veya şer, size isabet eden herşey neyle ilgili? Kaderle ilgili. Şu kadar şunu okursanız şunu elde edersiniz, şunu taşırsanız şu sıkıntıdan kurtulursunuz diyenlerin kaderle ilgili bilgisi varmı, örneğin kader nasıl hesaplanır bunu biliyormu? Bilmiyorlar. Kaderin işleyişi hakkında hiçbir bilgisi olmayanlar tarafından da kaderle ilgili sıkıntılarınıza çare aramak ne kadar mantıklı? Hiçte mantıklı değil. Depresyon ilaçları ile ayakta kalan bir millet olduğumuza görede zaten yanlışlarımız kabak gibi ortada. Tornavidayı kullanmasını bilen araba motorunu tamir etmeye, sökmeye kalkışması gibi, zikir ve esma öğrenen, tılsım yazmasını bilen herkes kadere el atmaya başlamış. El attıkları mevzular hakkında herhangi bilgileri varmı? Yok. Örneğin; kader nasıl çalışıyor bunu biliyorlarmı? Bilmiyorlar? Okudukları zikirler onları nasıl sıkıntılardan kurtarıyor nasıl bereket ve rızıklarını açıyor, bunu biliyorlarmı? Bunuda bilmiyorlar. Enerji boyutunda neleri tetiklediklerini biliyorlarmı? Hayır, bu konuda da hiçbir fikirleri yok. Rızkınız gökte hesaplanıyor, hakkınızda kesinleşmiş bir nasibi, yeryüzünde değiştirmenizin mümkün olup olmadığını biliyorlarmı? Bilmiyorlar. Günlük rızkınız size seher vaktinde iniyor, seher vaktinde indiğini biliyorlarmı? Bilmiyorlar. İndiğinde bu rızkı gün içinde okuduğunuz zikir ve esma ile değiştirmenizin mümkün olup olmadığını biliyorlarmı? Bilmiyorlar. Varsayalımki zikir ve dualarınızı seher vaktinde yaptınız, rızkınız 4 neslin amelleri doğrultusunda indiğini biliyorlarmı? Bilmiyorlar. Seher vaktinde okuduğunuz dua ve zikirlerle bunu değiştirmenizin mümkün olup olmadığını biliyorlarmı? Bilmiyorlar. Konu hakkında bunlar hiçbirşey bilmiyorsa, ne biliyor o zaman? Birşeyi ne kadar tekrarlamanız gerektiğini biliyorlar. Bunların tüm ilmi bundan ibaret. Tornavidayı nasıl kullanıldığını size öğretiyorlar, motor nereden arızalı, nasıl sökülür, nasıl onarılır, söküldüğünde ne tür sorunlarla karşılaşırsınız bunlar hakkında zerre fikirleri yok. Bir kelimeyi şu kadar tekrarlarsanız şunu elde edersiniz diyorlar size, nasıl elde ediyorsunuz, gerçek sorununuz o'mu, bunun yan etkileri varmı bunları ve dahasını size söylemiyorlar, kendileride bilmiyor zaten. Dua ediyoruz ve Allah veriyor hocam derseniz; akıl var mantık var, başınıza gelen hayr ve şer kimden gelir, Allahtan gelir, Allah size o musibeti takdir ettikten sonrada, aynı gün o musibeti niye ortadan kaldırsın? Siz bunun altında bir mantık görüyormusunuz? Allah sizin için takdir ettiği bir cezayı, cezanın size ineceği gün niye kaldırsın? Sormazlarmı madem kaldırmayı takdir etti, neden indirdi? Hocam gün içindeki amellerimiz kaderi değiştirebilir; yanlış, kaderiniz günlük belirlenmiyorki günlük amellerinizle değişsin. Geldikmi yine başa, ilim ilim ve ilim, bu insanlar ne kaderin işleyişini biliyor, ne açığa çıkardıkları enerji türünü biliyor ne de tekrarladıkları kelimelerin hayatlarını nasıl değiştiriyor bu konuda bilgiye sahipler. Torna vida kullanmasını bilen herkes maalesef tamirat tadilat işine kalkışmış, bununda hayrla sonuçlanmayacağı çok açık.

Hocam dua etmeyelimmi? Elbette edin, fakat sizin yaptığınız dua değil sizin yaptığınız sihir ve büyü. Dua nedir? Dua acizliğin çaresizliğin bir sembolüdür. Alan tarafta olmaktır. Allaha dilenmek, gururu ayaklar altına almak demektir. Siz ise çaresizlik içinde değilsiniz, Allaha dilenmiyorsunuzda. Siz kendinizi veren tarafa yani haşa Allahın konumuna oturtuyor, kendi rızkınızı kendiniz tayin etmeye çalışıyorsunuz. Bunuda nasıl yapıyorsunuz? Rızık dağıtımını düzenleyen sisteme aynı mesajın kopyasını binlerce defa gönderip (spam), o düzeni işlevsiz hale getirerek. Bunada yeryüzü tabiriyle dua denmez siber saldırı, göğün tabiriylede sihir ve büyü denir. Bir kelimeyi sürekli tekrarlayarak, yüzlerce binlerce tekrarlaya tekrarlaya bir sihir gücü ortaya çıkarıyor sonrada kadere el atıyorsunuz. Bunada dua denilmez, buna büyü denir, kaderi inkar etmek, kaderi reddetmek, kendi kaderinizi kendiniz tayin etmeye çalışmak kaderi zorlamak kaderi manipüle etmek denir. Dua nedir? Dua sabır işidir. Duanızı edersiniz, sonrası sabırla beklersiniz. Siz ise hemen olsun istiyorsunuz. Dua nedir? Hayrlısını Allahtan dilemektir. Siz ise birşeyin sizin için hayrlı olup olmadığını, hak edip etmediğinize bakmaksızın elde etmeye çalışıyorsunuz. Neden bu konulara giriyoruz, çünkü moda olmuş; şu kadar şunu okursanız şunu elde edersiniz, şunu taşırsanız şu sıkıntından kurtulursunuz gibisine birileri insanları çok fena sihir ve büyülere sürüklüyor. Bu insanların hoşunada gidiyor, çünkü aynaya bakma yok, ibadet yok, kötü alışkanlıklarından vazgeçme yok, tövbe yok, hayatını değiştirme yok, geçmişiyle yüzleşme yok.

Hocam, bir sıkıntıdan kurtarıyorsa bu iyi birşey değilmi? Belkide size sıkıntı gibi görünen şey, aslen sizi daha büyük bir sorundan koruyordur, istediğiniz şeyin sizin için hayrlı olduğunu nereden biliyorsunuz? Şer gibi görünenin altında bazen bir hayr yatabilir, bunuda sizin bilmeniz mümkünmü? Değil. O yüzden Müslümanlar kaderle uğraşmaz, hayrlısı olsun der ve hesabı Allaha bırakır. Örneğin; bazen bir kız çocuğunun üzerinde o kadar lanet ve beddua varki, bu lanetler 20-24 yaş arasında açığa çıkmaya programlanmış, Allahta bazen bu kişileri o lanetlerden kurtarmak için üniversite sınavlarını geçmesine izin vermiyor, 20-24 yaşları arasında o kız çocuğunu eve bağlıyor. Sınavları geçememesi sizin için şer görünsede, aslında o kız çocuğu için hayrlı. Kısacası yaşadığınız bir çok sıkıntı aslen sizi daha büyük sıkıntılardan koruyor olabilir. Siz eğer kaderi Allaha değilde, kendi iradenize bırakırsanız, neyin değişip değişmeyeceğini zikir ve tılsımlarla siz belirlemeye çalışırsanız, Allaha şirk koşma dışında, sizi isabet edecek büyük kötülüklerinde önünü açmış olursunuz.

Sihir ve büyü. Değerli dostlar; sihir ve büyü denilince insanın aklına Ayetlerin tuvaletlerde yakılması gibi kötü uygulamalar geliyor, bilginize olsun sihir ve büyü bundan ibaret değil. Sihir ve büyü nedir? Levh-i mahfuzda kişi için takdir edilen kadere müdahaleye, o müdahale iyi niyetli veya kötü niyetli olsun farketmez, buna sihir ve büyü denir. Örneğin; benim rızkım kapalı, hangi duayı kaç defa okumam gerek diye birisine soruyorsunuz ya, bilinki o kişinin yaptığınada sihir ve büyü denir. Bizim size sormak istediğimiz ve merak ettiğimiz şu; büyücüler öyle bir enerji türü ortaya çıkarıyorki o enerji karı koca ilişkisini bozuyor, ne hikmetse ama sizde öyle bir enerji açığa çıkarıyorsunuzki o da ilişkileri düzeltiyor. Örneğin; büyücüler öyle bir enerji ortaya çıkarıyorki o enerji insanların rızkını kapatıyor, ne hikmetse ama sizde öyle bir enerji ortaya çıkarıyorsunuzki o da insanın rızkını açıyor. Sorumuz şu; aranızdaki bu benzerlikleri gördükten sonra, acaba bizde büyücülerle aynı enerjiyi kullanıyor olabilirmiyiz, bizde sihir ve büyü yapıyor olabilirmiyiz düşüncesi hiç aklınıza gelmiyormu?

Huzuru yakalamak için herşeyi yaparmısınız? Size bir soru daha; huzuru yakalamak için ne kadar ileriye gidersiniz? Örneğin; aile hayatınız dağılmak üzere, o aile hayatını kurtarmak için bir büyücüye gidermisiniz? Gitmezsiniz değilmi. Büyücü ismini duyduğunuzda ürktünüz, büyünün iyisi ve kötüsü olmaz dediniz değilmi. Esma ve zikirlere bulaştığınızda ürkmüyorsunuz ama, neden? Örneğin; kötü büyülerde saç, kan, tırnak gibi canlıların parçası, iyi büyülerde ise genelde tarım ürünleri kullanılır. Şimdi; bir nohutu yakmak sizce kötü birşeymi? Kötü birşeye benzemiyor değilmi? Büyü yapma niyetine siz yakarmısınız? Yakmazsınız. Büyünün iyisi ve kötüsü olmaz der ve uzak durursunuz, değilmi? Demek birşeyin sihir ve büyü olabilmesi için illa şeytani ritüeller içermesi gerekmiyormuş. Birşey yasaksa demek bunun iyisi kötüsü yokmuş. Örneğin; Ayetler kötü birşeymi? Ne alaka, Allahın bizzat kelamı. Büyüde kullanılıyor ama? Demek birşeyde Allah ismi geçiyor olması, onunla sihir ve büyü yapılamayacağı anlamına gelmiyormuş. Birisi Allahın kelamını kullanıyor ve ondan sihir enerjisi çıkarıyor, diğeride Allahın isimlerini kullanıyor ve çıkarıyor. Birisinin o enerjiyi kötüye diğerininde iyiye kullanması, birini diğerinden farklı kılmıyor, çünkü ikiside sihir enerjisi ortaya çıkarıyor ikiside kadere el atıyor. Umarız bu noktayı çok iyi anlamışsınızdır; Ayetleri büyü yapımında kullananlarla Allahın isimlerini, tılsımları ve duaları dilek tutmada kullananlar arasında fark yok, çünkü ikiside sihir enerjisi ortaya çıkarıyor ikiside kadere el atıyor. O yüzden sihir ve büyü tümüyle yasaklandı, çünkü iyi niyet veya kötü niyet, iyi ritüel veya kötü ritüel farketmiyor, sihir enerjisi ortaya çıktığında insanlar kendi kaderlerini ve başkalarının kaderlerini kendileri belirlemeye başlıyor. Allah kişi için bir rızık tayin ediyor, sizde o rızkın kişide tecelli etmesine engel oluyorsunuz, bunada en basit tabirle Allaha şirk denir.

Sihir ve büyü uygulaması kötüyse neden yeryüzünde? Bu ilim insanlar alemine inmedi. Cinler alemine indi. Harut ve Marut isminde iki melek tarafından cinler alemine indirildi. Şeytanlarda bu ilmi büyücülere, müslüman cinlerde tarikatlar üzerinden bunu müslümanlara aktardı. Birisi iyiye kullanıyor diğeri ise kötüye. Ortak noktaları ikiside sihir kullanması, ikiside kader el atması ve ikisininde insan üzerinde etkili olması için bir taşıcıya ihtiyaç duyması. Ortaya çıkan sihir ile canlı arasındaki bağı cinler/şeytanlar kuruyor. Örneğin; siz birşeyden kurtulmak için binlerce zikir çektiğinizde ve bir rahatlama yaşadığınızda bilinki bir cin veya şeytan sizde aktif hale geldi. Örneğin; bir konuda rızkınızın açılması için binlerce zikir veya esma çektiğinizde, o zikir ve dualar öyle bir sihir enerjisi ortaya çıkarıyorki kişi iş görüşmelerine gittiğinde veya dükyanını açtığında üzerindeki o sihir karşı tarafı büyülüyor, büyülenen kişilerde kadere göre hareket etmesi gerekirken, o sihre göre hareket etmeye başlıyor. Ne oldu şimdi burada? Kişinin özgür iradesini aldınız. Ne oldu şimdi? Allahın kişi için indirdiği rızka engel oldunuz. Bunada İslam dininde ne derler? Sihir ve büyü derler. Ürktünüz şimdi değilmi? Akıl var mantık var ama, okuduğunuz zikir ve duaların hayatınızı nasıl değiştireceğini ümit ediyordunuz? Ettiğiniz zikirler sizi bir sıkıntıdan kurtaracakta, nasıl kurtarıyor bunu hiç düşündünüzmü? Bu kötülüğüde İslam dinine kim soktu, kim bunun taşeronluğunu yapıyor? Tarikatlar. Bu tarikatların geleceği hiçte iyi gözükmüyor bizden uyarması. Bunların rüyalarda gördüğü kişilerde peygamberimiz sav veya sahabiler değil, cinler bunların bilgilerine.

Kaderden kaçamazsınız. Başınıza gelen sıkıntı üzerinizdeki kul haklarından geliyorsa, bu kul haklarından kurtulmanın yoluda oruçlarsa, siz bir ton zikir çekerek veya onlarca tılsım taşıyarak bunu değiştirebilirmisiniz? Değiştiremezsiniz, tam aksi işleri kötüleştirirsiniz. Neden? Kader size o acıları yaşatmak için programlanmış, siz eğer okuduğunuz zikir, esma ve tılsımlarla bir sihir enerjisi oluşturur ve bedeninizin etrafına bir kalkan örerseniz ve kader size seriyat edemezse, hem sihir ve büyücüler sınıfına girersiniz hem kader, demek indirdiğim musibetlerin dozajı yeterince güçlü değildi, kişinin o sıkıntıyı yaşadığını not edemedim, demek daha büyük acılar indirmem gerek der ve siz küçük sıkıntılarla kaderi atlatma şansına sahipken, kaderden kaçmaya çalışarak daha büyük sıkıntılarla yüzleştirildiğinizi görürsünüz. Tılsım ve esmalar sıkıntılarınızı belki geçici hafifletebilir, ama kartopu gibi önünü alamayacağınız sorunlara sizi iter. Sıkıntılarınızın önüne bir türlü geçemez olur, sabah akşam zikir ve esma, onlarca tılsım bağımlısı haline gelirsiniz. Kaderi kandırmaya çalışmak, yasa dışı yollardan önüne geçmeye çalışmak, bir kum gırdabı gibi sizi daha çok o sıkıntıların içinde tutar. O yüzden zikir ve tılsımlardan uzak durun. Kaldıki, kadere yönelik yaptığınız her türlü hile, bu da kaderin onayı ve önden hesaplanması ile gerçekleşiyor. Sizi bu tür sihir ve büyülere iten ve nelere engel olacağınızı nelere engel olamayacağınızı, kime yapıp yapamayacağınızı belirleyende kaderin kendisi. Nasıl hocam diye merak ediyorsanız; kaderde mutlak kontrol vardır. Kadere yönelik hileleriniz dahi, kader tarafından belirleniyor. Kader, niyetlerinizi ve üzerinizdeki günahları alıyor ve bundan sizin için bir gelecek hesaplıyor. Örneğin; zikir ve esma, tılsımlar nedir, sihir ve büyüdür. Kader sizi eğer bu tür eylemlerin içine sürüklüyorsa demek üzerinizde bu konuda günahlar var, sihir ve büyü ile ilgili atalardan gelen günahlar. Üzerinizdeki günahlar, niyetleriniz alınıyor, sonrada niyet ettiğiniz alanda size ameller nasip ediliyor. Eğer bu alan kaderse, bir müddet kaderle oynamanıza izin veriylior. Neye izin verilip verilmeyeceğide, herşeyde olduğu gibi önden hesaplanıyor ve kader olarak size iniyor. Kısacası; kaderden kaçış yok.

Hocam, ama insanlar fayda görüyor? Görmüyorlar, sadece görünür boyutta gördüklerini sanıyor, görünmeyen boyutlarda ise kendilerini daha büyük felakete sürüklüyorlar. Havasla ilgili yazımızı tamamladığımızda bunların kendilerini ne kadar büyük kötülük yaptığını o zaman daha iyi anlarsınız. Felaketin boyutunu anlamanız için size burada kısa bir örnek verelim; osmanlı döneminde askerler tılsım kullanırdı ve bunlar bir çok seferde yara almadan kurtuldu. Görünürde olan bu. Görünmeyen boyutta ise her savaşta onların şablonları (insanda 7 tane enerji şablonu var) o darbeleri aldı. Anlamanız gereken, kaderden kaçamazsınız. Ne yaşamanız gerekiyorsa bu size yaşatılıyor. O askerlerin şablonları bitincede sıra kendi bedenlerine geldi ve feci bir ölümle yüzleştiler. Yüzlerce tılsım dahi kendilerini kurtaramadı. Varsayalımki sihir ve büyücü sınıfına düşmek sizi rahatsız etmiyor, varsayalımki görünmez kılıfına bürünüp kaderi (Allah) kandırmakta sizi rahatsız etmiyor, varsayalımki hergün binlerce zikir okumakta size ağır gelmiyor, düşünmediğiniz nokta ama o sıkıntılarınız ve işlediğiniz o günahlar çocuklarınıza ve torunlarınızada seriyat edecek. Ya onlar hergün binlerce esma veya zikir okuma sabrını gösteremezse. Ya kader sizden çıkaramadığı acıları çocuklarınız ve torunlarınızdan çıkarmak isterse. Sizin yaşamanız gerekenleri kader onlara yaşatmaya başlarsa? Sonuçta ataların işlediği bir günah bir torundan çıkacak, sizden çıkamıyorsa ya çocuğunuzdan çıkarsa? Arkadaşlar, kaderden kaçamazsınız. Kader size cezayı kestiyse ya ceza ile yüzleşin ve 10 yıl 20 yıl ne kadarsa sabırla infaz sürecinin bitmesini bekleyin ya da kefaretini ödeyin (oruç) ve infaz sürecinden kurtulun. Sıkıntılardan kurtulmak bu kadar basitmi hocam diyorsanız; evet, bu kadar basit. İslam zor bir din değil, kolay bir din. Bunu zorlaştıran biziz. Cezadan kaçmayın, yüzleşin.

Bir devlet kurumundan size ceza geldiğinde, o cezadan kurtulmak için nüfusunuzu kütükten silip kayıplara karışıyormusunuz? Hayır, ceza ne için geldi ve nasıl cezayı ortadan kaldırabilirim bunun araştırmasına koyuluyorsunuz. İnsanın kurduğu düzende yasal yollar içinde hareket ederken, Allahın kurduğu düzende neden hileye başvuruyorsunuz? Örneğin sihir içeren kelimeleri yüzlerce ve binlerce defa tekrarladığınızda, etrafanıza bir görünmezlik kalkanı örülüyor ve kader için görünmez oluyorsunuz. Yaşamanız gerekeni kader size yaşatamıyor. Şunu okursan şundan kurtulursun diyorlar ya size, o zikir o esma sizi o musibetten acaba nasıl kurtarıyor bunu kendinize hiç soruyormusunuz? Orası beni ilgilendirmez diyorsanız, ahiret hayatında fena ilgilendirecek ama. Devletten size bir ceza geldiğinde bunun kaynağını araştırıyorsunuzda, Allahtan bir ceza indiğinde neden bunun kaynağını araştırmıyorsunuz? Neden sihire başvurup ortalıktan kayboluyorsunuz, nüfusunu kütükten silip kayıplara karışanlar gibi. Nereye kadar kaderden kaçabilirsiniz? Kaderiniz yıllık belirlenir ve bunu levh-i mahfuz yapar ve bunu üzerinizdeki sevap ve günahlar doğrultusunda yapar. İyi amellerin karşılığı olarak size iyi şeyler indirir, kötü amellere karşılıkta kötü şeyler. Bu hesaplamada anlık dua ve zikirlerinize göre yapılmaz, bir yılın hesbına göre yapılır. Ahiret hayatında cennet veya cehennem mekanınız bir günün iyilik veya kötülüğüne göre belirlenmediği, tüm ömrünüzün ortalamasına göre belirlendiği gibi, yeryüzündeki kaderinizde günlük dualarınıza göre belirlenmez. Size bir kötülük takdir edildiği zamanda o kaderden kaçamazsınız? Eninde sonunda, "son durak" filmi gibi kader sizi yakalar. Enerji boyutunda (7 şablon) anında yakalar, yeryüzünün görünür boyutunda ise, madem beni kandırmaya çalışıyorsun der ve sizi o sihir ve büyü alemin içinde bir müddet daha tutar, sonunda ama yeryüzünün görünür boyutunda da sizi yakalar.

Özetlersek.
Bir konuda uzman olmamak ayıpsanısı birşey değil, tam aksi güzel birşey, bu şekilde Allah insanları birbiri ile tanışmasına ve birbirinden nasiplenmesine vesile oluyor. Örneğin; bizim bilgili alanımız bu, sizde bizden bu konuda nasipleniyor, üstüne tanışmış oluyor ve dostluklar kuruyoruz. Sizin uzman olduğunuz konuda da biz sizlere danışıyor ve sizden nasipleniyoruz. O yüzden biz bir konuda bilgi sahibi olmayanlara kızmıyoruz, çünkü ilimlerin %99.9999 hakkında bizde cahiliz. Bildiğimiz %.000001'lık zerrecik bir ilim var, onuda elimizden geldiği kadar sizinle paylaşmaya çalışıyoruz. Buradaki sıkıntı bilmemek değil, biliyorum ve uzmanım diye ortalığa atılıp hiçbirşey bilmemek. Değerli dostlar; bu insanlar bir kelime yüzlerce defa tekrarlandığında ortaya bir sihir gücü çıktığı, o sihir gücüylede insanın kaderine müdahale edilebilindiğini çözmüş, bir yerden öğrenmiş. Fakat bir kelimenin tekrarlanmasından ortaya çıkan enerji ne tür bir enerji, o enerji kişinin kaderini nasıl lehine çeviriyor, kadere bu şekilde müdahale etmek yasalmı bunlar ve ötesi hakkında zerre bilgiye sahip değiller. Tornavidayı kullanmayı bilen tadilat tamirata kalkışması gibı, tılsım yazmasını bilen, 40 gün kendisini inzivaya çeken, esma ve zikirleri öğrenen herkes kadere el atmaya başlamış. Ne tür enerji kullanıyorlar, insanların hayatlarına nasıl müdahale ediyorlar, bu şekilde kadere müdahale mümkünmü, bu konular hakkında da zerre fikirler yok. İsa değil Musa, sopa değil asa, dere değil kızıl deniz misali, esma ve zikirlerle kaderi değiştirmeye çalışanların neresini düzeltsek bizde şaşırdık. Olayın sihir ve büyü tarafını geçtik, sadece kader boyutundan konuyu ele aldığımızda yaptıkları elimizde kalıyor. Yaptıkları işin zerre elle tutulur, hak olan yanı yok. Örneğin; zikir ve esma, tılsımlarla kaderinizi değiştirmek isteseniz, bu mümkün değil çünkü kaderiniz sadece sizin amellerinize göre değil, 4 neslin ameline göre hesaplanıyor. Siz binlerce zikir çekseni dahi, bir atanız eğer binlerce laneti üzerine çektiyse yine hapı yutuyorsunuz. Kaderiniz baba tarafından 7, anne tarafından 7 atanın ve sizin ameli doğrultusunda hesaplanıyor. O yüzden ben yaparım ederim modundan geçin, ilk önce sülalenize bakınız. Örneğin; zikir ve esma, tılsımlarla kaderinizi değiştirmek isteseniz, bu mümkün değil çünkü kaderiniz günlük değil yıllık hesaplanıyor. Gün içinde yaptığınız zikirle o günün kaderini değiştirmeye çalışmanız anlamsız, çünkü kaderiniz günlük inmiyorki günlük amellerle değişsin. Bir yıllık amellerinizin ortalaması alınıyor, buna atalarınızın amelleri dahil ediliyor sonrası size iniyor. Kaderde bugün ektiğimi bugün alırım diye birşey yok, doğanın hayatın gerçeklerinde de yok. Örneğin; siz hamile kaldığınız gün çocuğunuzu doğuruyormusunuz veya bugün ektiğiniz tarım ürününü bugün biçiyormusunuz, biçmiyorsanız. O zaman, bugün ettiğiniz zikir ve duaların karşılığını hangi ilahi düzen veya kanuna göre aynı günde inmesini bekliyorsunuz? Beklenti içinde olanların içinde bulunduğu cehaleti, bu konular hakkında zerre bilgiye sahip olmadığını şimdi daha iyi anlıyormusunuz?

Örneğin; zikir ve esma, tılsımlarla kaderinizi değiştirmek isteseniz, bu mümkün değil çünkü kader bir yıl geriden geliyor. İnsanlara çektirdiğiniz dua ve zikirlerin karşılığını o insanlar bugün almaz, ancak seneye alır. Alacakları hayrmı şermi olacak, onuda seneye görürler. Örneğin; bazı dualar aklınıza geliyor ve duayı okuduktan sonra güzel birşey yaşadığınızı görüyorsanız, bilinki o duanın karşılığını almanızı sağlayan o anki ameliniz değildi, bir önceki yıl yaptığınız amellerdi. İslamda şu hikaye çok anlatılır; deveyi hendeğe bağla sonrası Allaha tevekkül et. Bu hikaye doğru olsa bile, İslam alimleri tarafından yanlış yorumlanmış bir hikaye. Bir işe koyulmadan önlemini al, sonrası Allaha tevekkül et diyorlar. Eksik veya yanlış olanı ne burada; kaderi hesabı katmamaları. Başınıza birşey takdir edildiyse, kader bunun önlemini o gün değil, önceden almanızı bekliyor. Örneğin; malınıza zarar gelmesini istemiyorsanız, başkasının malına göz dikmeyeceksiniz. Eğer göz diken birisiyseniz, o zaman kendi malınızı ne kadar korumaya çalışsanız kader illa bir sıkıntıyı malınıza musallat eder ve bunu önleyemezsiniz. Başınıza gelen olaylar o gün belirlenmiyor, dolayısıyla o gün tonlarca önlem almanız birşey ifade etmiyor. Bugün başınıza bir musibet takdir edildiyse bunun nedeni bugün yaptıklarınızdan veya yapmadıklarınızdan ötürü değil, geçmişte yapıp yapmadıklarınızdan ötürü. O develer o gün kaçtıysa o gün hendeğe bağlanmadıkları için değil, sahiplerinin daha önceden yaptıkları yanlıştan ötürü. Örneğin; arabaya bindiğinizde, şuanki zamandasınız ve emniyet kemerinizi takıp önleminizi almanız gerekiyor. Kader açısından bakarsak ama şuan aldığınız önlem anlamsız, çünkü o an arabada yaşayacağınız bir yıl önceden hesaplandı bile. Geçen yılın sonunda amelleriniz hesaplandı ve bir yıllık rızkınız size indirildi. Deveyi hendeğe bağlamak yani önlem almak bu yılki olaylar için geçerli değil, bir sonraki yılki olaylar için geçerli. Siz bu yıl korunuyorsanız bu yıl aldığınız önlemler sayesinde değil, geçen yıl aldığınız önlemler sayesinde. Siz kaderi okurken şuanki zamandan okuyorsunuz, ben yaparsam korunurum diyorsunuz, fakat kader o şekilde işlemiyor, kader hep bir yıl arkadan geliyor. Bu yıl yaptığınızın hasılatına seneye alıyorsunuz. Geçen yıl yaptıklarınızn karşılığınıda bu yıl alıyorsunuz. Yani bu yıl kadere müdahale etmeye çalışmanız anlamsız, çünkü çoktan yazıldı çizildi ve size indi. Bir yıllık okul notunuz gibi. Okul notu size takdim edildikten sonrada, onu değiştirme şansınız varmı? Yok.

Bize inen rızkında bizde tecelli etmesi neden önemli? İslam dininde kıssas denilen bir kavram var, başkasına ne kötülük yapıyorsanız o sizden çıkması gerek. Yaşadığınız tüm olumsuzluklar, başkaları adına sizden alınan kıssaslardır. Zikir esma ve tılsımlarlada siz o kıssas hakkını iptal etmeye çalışıyorsunuz. Kader, mağdur edilen kişiler adına sizden o kıssas haklarını almaya çalışırken, siz ise herhangi bir bedel ödemeden o kıssasları bypass etmeye çalışıyorsunuz. Siz veya atalarınızın hakkını yediği kişilerle helalleşmeden, o kişiler adına kefaret orucu tutmadan, hatta tövbe etmeden zikir ve tılsımlarla cezadan kurtulmaya, üstüne hak etmediğiniz şeyleri almaya çalışıyorsunuz. Varmı böyle bir dünya? Sizin alemde belki var, ama Allahın düzeninde yok. Bu yazımızdan dört şey çıkarmış olmalısınız; (1) kaderden kaçış olmadığı. (2) Birisi sizden bir kelimeyi onlarca yüzlerce ve binlerce defa tekrar etmenizi isterse o kişinin bir büyücü olduğu, sizi sihir alemine sürüklediği, hayatınızı değiştiren enerjininde sihir ve büyü enerjisi olduğu. (3) Bugün yaptıklarınızın karşılığını bir yıl sonra aldığınızı, aldığınız zamanda günlük önlemlerle bunu değiştiremeyeceğinizi. (4) Herşeyin çözümü oruçta yattığı. İnsanlar orucu ramazan ayında tutulan bir ibadetten ibaret sanıyor, umarız artık bunun böyle olmadığını anlamışsınızdır. Günahlar insanları zora sokar, o zordan da bizi kurtaran tek ibadet oruç. Üzerinizde bir günah yükü, lanet ve beddua varsa, işlerinizin ters gitmesinden de var olduğunu anlarsınız, o zaman ya infaz süreci ne kadarsa 5 yıl, 10 yıl veya 20 yıl sabredeceksiniz ya da oruçla bedeli ödeyip infaz sürecinden kurtulacaksınız. Sıkıntılarımızdan infazdan kurtulmak bu kadar basitmi? Evet, bu kadar basit. Acıları ve sıkıntıları çekmek zorunda değilsiniz. Siz halen ve yıllardır boş yere sıkıntı çekiyorsanız, bu çözüm yolunu size anlatmayanlar utansın. Sizi sabah akşam terapi teknikleriyle zikirlerle uğraştıran, maddi ve manevi ömrünüzü tüketen, sizi bir türlü oruca sürüklemeyenler utansın.






kelimelerden türemiş hurafeler