• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

kader nedir ve nasıl çalışır?


-
11.04.2022
Bu yazımız levh-i mahfuz başlıklı yazımızın bir parçası, yazıları olabildiği kadar kısa tutmak için, farklı bir başlık altında yayınlamaya karar verdik, sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okuma dileriz.

Kaderi kim hesaplıyor?
Kaderi analiz edecekseniz kaderi iki boyuttan ele almalısınız; Allah boyutu, levh-i mahfuz boyutu. Amellerinizin karşılığını levh-i mahfuz hesaplıyor, dualarınızın karşılığınıda Allahu Teala veriyor. İnsanın dualarını Allah, kaderin işleyişi dışında tutmuş. Levh-i mahfuza akmadan doğrudan Allaha çıkıyor. Allah nerede arşta? Arş, insan bedeninde hangi organ? Beyin. Beyinede herşey giriş yapabiliyormu? Hayır. Kan ve beyin arasında bir bariyer var (blood brain barrier), toksinler ve zararlı maddelerin geçişine izin verilmiyor. Keza kötü dualar, hak olmayan dualarda göğe yükselemiyor. Hak olanlarda geçiş yapıp Allaha ulaşıyor. Allahu Teala sadece dualara karşılık verdiği içinde, Allahtan sadece iyilik iniyor. Yani yeryüzünde yaşanılan kötülükle Allahu Tealanın bir ilgisi yok, yaşanılan kötülük insanların kendi ektiği kötülükler. Örneğin; bir kötülük yaşıyorsanız bu levh-i mahfuzdan geliyor, amellerinizin karşılığı olarak. İyilik yaşıyorsanız ama, bilinki bu da dualarınızın karşılığı olarak Allahtan geliyor. O yüzden Rabbimiz ne diyor; "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir" (Nisa Süresi; 79). Biz burada levh-i mahfuz üzerinde duracağız, amellerinizin karşılığını nasıl alıyorsunuz o düzeni sizin için anlaşılır kılmaya çalışacağız. Bu yazımızı levh-i mahfuz yazısıyla birlikte okursanız, olayları dahi anlarsınız. Bu yazımız kaderin nasıl hesaplandığını anlatıyor, levh-i mahfuz yazısı ise süreci görselleştiriyor. 


Levh-i mahfuz bu hesabı nasıl yapıyor?
Youtube veya google gibi yazılım programları nasıl belirli verileri toplamaya, kayıt etmeye, o verileri analiz etmeye, sonrası o verileri listeleme veya görüntülemeye yönelik programlandıysa, levh-i mahfuzda buna benzer bir yazılımla çalışıyor ama çok daha karmaşık ve büyük. Örneğin evrendeki tüm canlıların bilgisini toplaması ve o bilgilerden canlıların rızkını hesaplaması.


Neye göre yapıyor?
İyiliğin karşılığı on kat iyilik, kötülüğün karşılığında ise onun denginde bir kötülük
doğrultusunda bu hesap yapılıyor. Kur'an-ı Kerim bir iyilik veya kötülüğün karşılığının ne olduğunu söylemekle kalmıyor, ne kadar olduğunuda söylüyor. Örneğin; iyiliğin karşılığı on misli, kötülüğün karşılı ise onun denginde bir kötülüktür diyor; "İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir..." (Rahman Süresi; 60). "Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar" (En'am Süresi; 160). "Bir kötülüğün cezası onun benzeri bir kötülüktür..." (Şura Süresi; 40). İyilikte on misli karşılık alıyorsunuz, kötülükte ise sadece işlediğiniz kötülüğün karşılığını. Buradan da Allahu Tealanın ne kadar merhametli olduğunu çıkarınız. Rabbimiz levh-i mafuzu öyle programışki, işlenen iyiliğe karşılık kullarıma on iyilik yaz ve rızık olarak gönder, kötülükte ise sadece işledikleri kötülüğü kaderlerine yaz diyor. Şimdi; tüm amelleriniz levh-i mahfuza akıyor, sonrası mahallenizde ilçeniz şehriniz ülkeniz veya dünyada hangi insanlarla kaderinizin örtüştüğüne bakılıyor, sonrası o kişilerle nasıl ve ne zaman bir araya getirileceksiniz, birbirlerinize ne yaşatacaksınız, bunların hesabı yapılıyor. Örneğin; siz eğer bir iyiliği hak ediyorsanız, çevrenizde bu iyiliği yapmayı kim hak ediyorsa o kişiyle kader sizi tanıştırıyor ve yaşamanız gerekenleri size yaşatıyor. Örneğin; eğer bir kötülüğü hak ediyorsanız, o zaman çevrenizde o kötülüğü yapmayı kim hak ediyorsa, saniyesine, cinsine ve yaşına kadar bunu levh-i mahfuz hesaplıyor ve o gün kişiyi karşınıza çıkarıyor. İlahi düzende herkes hak ettiğini yani ektiğini biçiyor. "Hakikaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur" (Necm Süresi; 39). Ne bir gram az ne de bir gram fazla. Bu hesabıda levh-i mahfuz dıştan bağımsız yapıyor. Ataist, satanist, müslüman ayrımı yapmadan herkese hak ettiğini hesaplıyor. Olumsuz anlamda da Allah bu makine vari hesap makinesine müdahale etmiyor. Eğer edeceksede sadece olumlu anlamda müdahale ediyor. "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir" (Nisa Süresi; 79). Nasıl ediyor, bunuda yazımızın devamında anlatacağız inşallah. Eğer kaderinize ve yaşadıklarınıza kızgınsanız, bilinki yaşadığınız olumsuzlukların Allahla ilgisi yok, kaderinizi hesaplayan kişi, benliği olmayan ve bilgisayar vari çalışan levh-i mahfuz. Levh-i mahfuzda bu hesabı sizin ve 3 nesil atanız, toplam 4 neslin işlediği iyi ve kötü ameller doğrultusunda yapıyor.

Kişiler nasıl birbiriyle buluşturuluyor?
Düşünce üzerinden. Sanıldığı gibi düşünceler insana ait değil, düşünceler Allahtan gelir. Rahmani düşünceler doğrudan size iner, hak ettiğiniz şeytani düşüncelerse ilk önce size o vesveseyi verecek şeytana iner, o da size fısıldar. Öyle veya böyle beyninize düşen düşünceleriniz size ait değil. O düşüncelerde hipnoz altına alırcasına sizi gitmeniz gerekenlere yerlere sürüklüyor ve orada yaşamanız gerekenleri size yaşatıyor. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Bir başka Ayet; "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (İnsan Süresi; 30).
İnsan kendisinin özgür olduğu ve yeryüzünde istediğini yapabileceğini sanıyor, bu yanlış bir inanç. Siz istediğinizi yapamıyorsunuz, siz ancak aklınıza düşeni yapabilirsiniz, aklınıza düşenlerde size ait değil bilginize. Düşünceler neden ilahi kontrol altında? Eğer düşünceler ilahi kontrol altında olmasaydı, bir yerlerdeki nasibinize ulaşamazdınız. Doğru zamanda doğru yerde oldum veya yanlış zamanda yanlış yerde oldum kavramı olmazdı. Günlük nasibinizin size ulaşması için düşünceleriniz ilahi kontrol altında olmak zorunda, aksi takdirde bu sistem işlemez.

Düşünceler kontrol altında olmadan da rızık dağıtımı olmazmı?
Elbette olur. Ataist veya pop kültür inancına sahip kişilerin inandığı gibi, tesadüfler üzerinede bu sistemi kurabilirsiniz. Başınıza hayr veya şer ne geliyorsa, tesadüfen geldi de diyebilirsiniz. Neden böyle değil o zaman? Çok basit, eğer böyle olsaydı o zaman kişi hak ettiğini alamazdı. Ektiğinizi alamazdınız. Gramı gramına ektiğinizi, verdiğiniz emeklerin karşılığını yeryüzünde almak istemezmisiniz? İstersiniz. Rızık öylesine rastgele yeryüzüne serpiştirilse, hak ettiğinizi nasıl almayı düşünüyorsunuz, bilhassa güçsüzsenz? Mümkün değil. Sizin hakkınız başkalarına iner, hak etmeyenlere iner ve yeryüzü haksızlığa ve adaletsizliğe boğulurdu. Hocam şuanda da böyle değilmi, güçlünün haklı olduğu, güçlünün istediğini aldığı bir dünyada yaşamıyormuyuz? Evet yaşıyoruz, evet yeryüzünde haksızlık ve adaletsizlik hakim, fakat bu yaratıcı kaynaklı değil. O yüzden de mahşeri sorgu var. Yeryüzündeki adaletsizlik Allah kaynaklı olsaydı, mahşeri sorgu olurmuydu? Olmazdı. Hayvanlar alemi gibi, güçlünün hakim olduğu bir düzen kurardı Rabbimiz, cennet olmaz cehennem olmaz, mahşeri sorguyada es geçeridi. Mahşeri sorgu olduğuna göre ama, demek sorun Allahta değil, insanda. Uzun lafın kısası, Allahın vasıflarından birisi adil olmak. O adaletin yeryüzünde tezahür edebilmesi için, kişi her saniye içinde hak ettiğini alabilmesi içinde Allah kişinin düşüncesini elinden almış. Soru şu; hak ettiğinizi aldığınız müddet, Allahta bu konuda garanti veriyor, düşüncelerinizden feragat edermisiniz, etmezmisiniz? Eğer ben çok kitap okudum, profesör oldum, çok kültürlü çok eğitimli ve çok bilgeyim, ben düşüncelerimin elimden almasını istemem diyorsanız; tamam güzelde, insanlığın geri kalanına ne olacak, cahil olan sizin gibi akıllı olmayan sizin gibi eğitimli ve kültürlü olmayan, ilimlerin yeryüzüne henüz inmediği binlerce yıl öncesi yaşayan topluluklara o çoğunluğa ne olacak? Onların hakkını gözeten onlar adına düşünen ve konuşan kim olacak? Onlar adına düşünen onların hakkını koruyan biriside olsa iyi olmazmıydı. Olayı anladınız. Kendi pencerinizden dünyayı ve Allahın düzenini analiz etmeyin, sistemdeki en zayıf halka üzerinden analizinizi yapın. Allahın sadece size karşı değil, tüm canlılara ve her bin yıl içinde yaşayan canlılara karşı bir sorumluluğu var ve her birinede eşit davranmak zorunda. Canlılar arasındaki çok az bir zümre mutlu olsun diyede, Rabbimiz canlıların ve çağların geri kalanını, % 99.9999'unu gömemezlikten gelecek değil herhalde.

Özgür irade nerede o zaman?
Özgür irade niyetiniz (kalp). İnsanın kendisine bırakılan tek özerk nokta kalbiniz. Neden? Niyetleriniz ile fiziki veya enerji alemine müdahale edemiyorsunuzda ondan, yani niyet ile ilahi düzeni bozma şansınız yok. Allahu Teala bizi yaratmış ama bize güvenmemiş, kurduğum düzeni bunlar bozar deyip yeryüzünü etkilemeyecek bir noktaya özerklik tanımış, o da niyetler. Evet, insan bu yüzyıl yeryüzündeki düzeni bozdu, ama buna Allah izin verdiği için bozabildi. İzin vermesinin nedenide yaptığımız yanlışların sebep olduğu tahribatı görüp yanlışlarımızdan dönmemiz için. "İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır" (Rum Süesi; 41).

Düşünce bize ait değilse, neden eylemlerimizden sorumlu tutuluyoruz?
Size inen düşünceler niyetleriniz doğrultusunda iniyor, yani o düşünceler nihayetinde size ait. Örneğin; siz gün içinde binbir çeşit niyetler kuruyorsunuz, bunların kaderinizde karşılığı varsa, levh-i mahfuz o niyetlerinizi düşünceye çeviriyor ve size indiriyor. Düşüncelerinizin kaynağı niyetleriniz olduğu içinde düşüncelerinizin nihai sorumlusu sizsiniz. O düşünceleri eyleme dönüştürme safhasında da, keza lehv-i mahfuzun onayına muhtaçsınız. İlahi düzende ben düşündüm yaptım dye birşey yok. Herşey nasibiniz kadar. Levh-i mahfuz nasibinizi neye göre belirliyor? Hak edişe göre. Düşünce ve eylemleriniz hayat bulabilmesi için, o düşünce ve eylemlerden doğacak sonuçları hak edip etmediğinize bakılıyor. Dedik ya, herşey adalet üzerine kurulu. Neyi hak edip etmediğimizi kevh-i mahfuz nasıl belirliyor? Siz dahil 4 neslin amellerine göre belirliyor. Örneğin; kalbinizde ticaret yapma fikri geçiyorsa, levh-i mahfuz bu konuda sülalenize bakıyor (4 nesil), olumsuz veya olumlu bir hadise varmı dye. Eğer bir atanız bir esnafa zarar verdiyse veya bir faydası olduysa, aynı acı veya sevinci yaşamanız için levh-i mahfuz niyetlerinizi düşünceye, sonrada eyleme dönüştürmenize izin veriyor. Atalarınızın başkalarına yaşattığı acı veya mutlulukları sizinde yaşamanız için. Atalarınızın başkasına yaptığı hayr veya şerrin kıssası sizden alınmak için ticaretle ilgili niyetlerinizin hayata geçirilmesine izin veriliyor. Levh-i mahfuz nedir diye soruyorsanız, levh-i mahfuza kıssas alma yargıçıda diyebilirsiniz.

Hocam, o zaman biz yeryüzünde ataların günahını veya hayrını yaşıyoruz?
Aynen. Doğru olanda bu değilmi? Birisi sizin atanıza çok kötülük yaptığını düşünün, o kişilerin yeryüzünde lay lay lom yaşamasına gönlünüz razı olurmuydu? Olmazdı. Neden o kişiden değilde o kişinin çocuklarından ve torunlarından çıkıyor? Birisi bir kötülük işlediğinde, günahı işleyen kişinin hesabı ahiret hayatına havale ediliyor, çocuk ve torunlarında ise o günahın hesabı yeryüzünde çıkıyor. Çocuk ve torunların bir suçu yok, onlar neden o günahın acısını çekiyor? Neden, çünkü birisine bir kötülük yaptığınızda o acı o kişiyle kalmıyor, tüm ailesi ve çocukları bundan etkileniyor. Günlük hayatımızda da öyle değilmi, birşeye kızdığımızda bundan eşimiz ve çocuklarımız etkilenmiyormu? Örneğin; birisini dolandırdınız. Ne yapmış oldunuz, o kişinin çocukları ve torunlarının rızkınada dokunmuş oldunuz. Levh-i mahfuzada ne demiştik; kıssas alma makamı demiştik. Sizin işlemiş olduğunuz bir kötülükten ötürü birisi eğer çocuklarına miras bırakamayacaksa, kişinin çocuk ve torunları rızıktan yoksun kalacaksa, o zaman o kötülüğü işleyen kişinin çocuk ve torunlarıda rızık konusunda sıkıntı yaşaması gerek. İlahi adalet bunu gerektirir. Birisine yaptığınız kötülüğün etkisi kişiyle sınırlı kalmadığı, tüm ailesini neslini etkilediği için, kötülük yapanında ailesi ve nesli etkilenmesi gerekiyor. Siz suçlu taraftaysanız buna burun kıvırtabilirsiniz, mağdur taraftaysanız ama Allah şükür edersiniz, insanın yeryüzünde adaletten kaçabildiği ama Allahın adaletinden kaçamadığı için Allaha bin şükredersiniz. Sizin çocuklarınız nasıl mağdur olduysa mağdur edilenin çocuklarınında o mağduriyeti yaşaması gerektiğini kabul edersiniz. Neden düzen böyle? İnsanları suçtan caydırmak için. İşlediğiniz bir suç ç
ocuklarınız ve torunlarınızdan çıkacağını bilirseniz, belki o kötülüğü işlemekten vazgeçersiniz diye. Bundan sonra, birisine bir kötülük yapmadan öncesi bin düşünün, kötülük yapmak istediğiniz an kötülük yapmak istediğiniz kişinin gözlerine bakın ve o kişinin yerinde kendi çocuklarınız ve torunlarınızı gözünüzden canlandırın, çünkü o kötülüğü yaparsanız aynı kötülüğe, gramı gramına onlarda başkası tarafından maruz kalacak. Çocuk ve torunlarınızın tertemiz kaderine büyük bir kötülüğü işlemiş olacaksınız.

Yeryüzünde kötülük işlemek bu kadar kolaymı?
Değil. Kaderinizde güvenlik sigortaları var. Bir anda niyetten eyleme geçemiyorsunuz, levh-i mahfuzdan (Allah) iki defa onay almanız gerekiyor. İlk önce niyetinizin düşünceye dönüşmesi için izin almanız gerekiyor, sonrada o düşüncenin eyleme dönüşmesi için onaya muhtaçsınız. Bu şekilde insanın kaderi sıkı bir denetim altında tutuluyor. Onay almanızda o düşünce veya eylemi sonuna kadar götürebileceğiniz veya o alanda başarılı olabileceğiniz anlamına gelmiyor. Nasibiniz (4 neslin ameli) ne ise onu alıyorsunuz, ne bir gram az ne de fazla. O yüzden tavsiyemiz, ticarete veya herhangi birşeye atılmadan öncesi kendiniz dahil, toplam dört nesli gözden geçirin, ticaretle ilgili sabıkaları olup olmadığına bakınız. Örneğin; miras konusunda diğer kardeşlere haksızlık ettilermi, komşuların arsalarına tecavüz ettilermi, kazandıkları kazanç helalmi vs? Araştırın çünkü iş hayatınızda özel hayatınızda sizde aynı sorunlarla karşılaşacaksınız. Atalarınız başkalarına ne yaşattıysa sizde onu yaşayacağınız için, atalarınızı araştırınız. Bir atanızdan şüphelendiğiniz zamanda, onun iyi bir insan olmadığı, çevresine zulmettiği gibisine, o zaman herhangi bir işe
(evlilik, kariyer vs) kalkışmadan öncesi o atadan size seriyat eden kul hakları için kefaret orucu tutunuz. Oruç gibi çok basit bir müdahale ile, emin olunuz iş hayatı veya özel hayatınızda bir çok olumsuzluğu üzerinizden kaldırır, huzur bir hayat yaşarsınız.

Kader anlıkmı iner?
Hayır. Yıllık hesaplanır. Çiftçilerin yıllık hasılatı gibi. Allahu Teala ayları 12 olarak belirlemiş. "Doğrusu, ayların sayısı Allah yanında on iki aydır" (Tevbe Süresi; 36). İlk 6 ayda Allahu Teala sizi yeryüzü işleri ile baş başa bırakıyor. Ekmeniz biçmeniz gereken işiler var, hayatta kalmanız için çalışmanız gereken bir zaman dilimi var. Bunu çiftcilerin yaz aylarında ekmesi ve biçmesi gibi düşünebilirsiniz. Allahu Tealanın size tanıdığı ilk 6 ayı, gündüz vakti gibide düşünebilirsiniz. Yeryüzüne yayılıp rızkınızı aramak için sunulan bir zaman dilimi; "Kullarına olan merhametinden ötürü Allah, sizin için geceyi ve gündüzü yarattı ki, geceleyin sükûnete erip dinlenesiniz, gündüzün de O’nun lutfundan rızkınızı arayıp şükredesiniz" ( Kasas Süresi; 73). "Hiç görmezler mi ki biz, dinlenip sükûnete ersinler diye geceyi karanlık ve çalışıp kazansınlar diye gündüzü aydınlık kıldık?.." (Neml Süresi; 86). Yılın ikinci yarısında da Allahu Teala maneviyata, ahiret hayatına odaklanmamızı istiyor. O yüzden ramazan, haç ve kurban gibi ibadetler yılın ilkinci yarısında. İslam takvimine göre yılın yedinci ayında mübarek üç aylar başlıyor, dokuzuncu ayında ramazan orucu, yılı tamamlamadan öncesi, onikinci ayda da (zilhicce) kurban ve haç mevsimi oluyor. Yani yılın son 6 ayında Allahu Teala, maneviyatı yüksek ibadetler indirmiş, o yıl kapanmadan kişi o yılı en iyi şekilde değerlendirip kapatsın diye. Neden? O yılın toplam hasılatı (iyi ve kötü ameller) bir sonraki yılınızın kaderini belirleyeceği için, son virajda yılın son altı ayında Allahu Teala olabildiği kadar günahlarımızdan arınıp levh-i mahfuzun huzuruna temiz çıkmamızı istiyor. Ne kadar az günahla levh-i mahfuzun huzuruna çıkarsak, levh-i mahfuz o kadar az olumsuz olayı kaderimize yazar.

Kader yıllık hesaplanır

Tüm yılın amelleri alınır, ektiğiniz ve ona göre bir sonraki yılın hasılatı, size inecek olan kader hesaplanır. En adil olanıda bu. Neden, çünkü insanın bir günü, bir haftası veya bir ayı kötü geçebilir, keyfi ve morali yerinde olmayabilir, o dönemden kişinin bir sonraki yılını veya ayların kaderini belirlemek haksızlık olurdu. Böylesine bir haksızlık olmaması içinde kaderiniz yıllık, o yılın ortalamasına göre hesaplanıyor, muharrem ayında da yeni yılınızın kaderi size inmeye başlıyor. O yüzden bir çok peygamber aşure gününde, muharrem ayında sıkıntınlarından kurtuldu. Ramazan bitiyor, kurban ve haç mevsimi kapanıyor, tüm yılın hasılatı toplanıyor (iyi ve kötü amel), sonrada bir sonrak yılın kaderi yazılıp çiziliyor. Muharrem ayında da o yılkı kaderiniz size inmeye başlıyor.


Tüm canlıların kaderi aynı anda hesaplanıyor
Yılın sonunda tüm canlıların kaderi aynı anda hesaplanır. Doğru olanıda bu. Yeryüzünde bir yerde birşeyin harekete geçmesi tüm dünyayı etkilediğinden, b
irisinin sebep olduğu şey diğerinin kaderine yazılabilmesi için tüm canlıların kaderi aynı anda hesaplanması gerekiyor.

Kaderimizi değiştirme şansımız varmı?
Var. "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır" (Rad Süresi; 39). Ne ekerseniz yılın sonunda onu biçiyorsunuz misali, levh-i mahfuzda da ektiğinizi biçiyorsunuz. Her yıl ektiğinizlede (işlediğiniz iyilik veya kötülükle) bir önceki yılları telafi etme şansına sahipsiniz. Yıllarınızı ne ile geçiriyorsanız, bir sonraki yılınızın hasılatı o oluyor. Eğer kaderinizde olumsuzluklar olduğuna inanıyorsanız, bunu yıllık değiştirme şansınız var, ama günlük veya aylık değiştirme şansınız maalesef yok. Kader yıllık hesaplandığı için, eğer zor bir süreçten geçiyorsanız, bunun bir günde iki günde geçmesini beklemeyin, çünkü artık hüküm üzerinize inmiş, artık o yıl için bunun bir geri dönüşümü yok. O yıl bol sabredin ve dua edin, mübarek üç ayları, kurban ve haç mevsimini en iyi şekilde değerlendirin, sonrası sabırla bir sonraki yılı (muharrem ayını) bekleyin. Arkadaşlar, musibetler bir anda başımıza musallat olmuyor, yavaş yavaş yıllar içinde bize iniyor, musallat size indiğinde de hemen kalkmasını beklemeyin. Kader uzun vadeli (yıllık) hesaplanıyor, anlık değil. Olması gerekende bu, çünkü eğer kader anlık hesaplansaydı, kişinin günlük morali inişli çıkışlı olduğu gibi, kaderde inişli çıkışlı olur, geleceğimizi öngöremezdik. Hayatımıza insanlar bir anda giriverir bir anda da çıkıverirdi, neyin olup bittiğini anlamaz, k
endimizi sürekli yeni şeylere adapte olmaya mecbur bırakır, iyiliklerin tadını çıkaramaz kötülüklerinde analizini yapamazdık. Örneğin; kader günlük hesaplansaydı, moraliniz bozuk olduğu bir gün üzerinden bir sonraki günün kaderi hesaplanmış olur, olumsuz günün hesabıda olumsuz olur misali, o olumsuz döngüden bir türlü çıkamazdınız. O yüzden kaderin yıllık hesaplanması, amellerinizin yıllık ortalamasına göre hesaplanması ve size inmesi en hayrlı. 

Kaderimiz nasıl bize iniyor?
Rızkımız yıllık hesaplanıyor, sonrası rızkımız 12 ana bölüme ayrılıyor ve 12 takım yıldızına (burçlar) iniyor. 12 takım yıldızından da, günlük nasibimiz güneş ışınları tarafından, seher vaktinde yeryüzüne, biz canlılara taşınıyor. Seher vaktinde, bir uydu alıcısının uydu üzerinden kendisini güncellemesi gibi, insanlarada yıldızlar üzerinden bir güncelleme yapılıyor.
Günlük düşünce ve eylemlerimiz bize yükleniyor. Gün içinde o düşüncenin aktif olma vakit saat geldiği anda o düşünce aktif oluyor ve size yapmanız gereken işleri yaptırıyor, bulunmanız gereken yerlere sizi taşıyor. Bu güncellemenin yapılıp yapılmadığınıda not eden bir melek hazır bulunuyor. "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir" (İsra Süresi; 78). Sabah namazının şahitli olmasının nedeni sabah namazından ziyade, bu yüklemenin sizi yapılıp yapılmadığı için. Canlıları birer robot gibi varsayın, o uydu vari yayın üzerinden de günlük vazifelerimiz bize yükleniyor. Bir robotun kendisine yüklenen komutların dışına çıkma şansı olmadığı gibi, bizimde bize yüklenen düşünceler dışına çıkma şansımız yok. Hem hücrelerin DNA'sına bir yükleme yapılıyor, o gün neler üretip üretmeyeceği konusunda, hem düşünce anlamında beyinimize bir yükleme yapılıyor. Bu rızık dağıtımınada Allah yıldızları vesile kılmış, güneşi vesile kılmış, ayı vesile kılmış. Karşınızda böylesine karmaşık ve çok ince detay ve hesaplar içeren bir düzen var. Ne muhteşem değilmi? O yüzden astroloji ilmi hak bir ilim. Bunun üstadıda İdris as. Örneğin; göğe çıktığında yıldızlardaki hazineleri (rızkınız) gördü.

Cansız varlıklara rızık nasıl aktarılıyor?
Eğer cansızsa bunu rüzgar yapıyor. "Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur" (Araf Süresi; 57). Örneğin; o gün burnunuz bir koku alması gerekiyorsa, o saatte orada olmanızı düşünceleriniz sağlıyor, o koku molekülünü burnunuza taşıma görevinide rüzgar yapıyor. Canlı veya cansız farketmez, Allahın rızık dağıtımında herkesin bir rolü var ve o rolden kaçışta yok.





kelimelerden türemiş hurafeler