• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

namazın kazası olurmu?


-12.04.2022
Bu yazımız namazla ilgili yazılarımızın bir parçası, bu konuda sıkça soru geldiği için, ayrı bir başlık altında yayınlamaya karar verdik. Konumuza girmeden birşeye dikkatinizi çekmek istiyoruz, bakınız; ana akıma hitap eden uzmanlar var, birde bizim gibi sağda solda bilgi verenler var. Bu ikisi arasında da fark var, en basiti; ana akıma hitap edenler ana akımın görüşleri doğrultusunda cevap vermek zorunda, aksi takdirde toplum onları kabul etmez, bizim bin yıllardır inandığımız değerleri bunlar inkar ediyor der ve kişiler toplumsal bir linçe maruz kalır. Bizimse böyle bir derdimiz ve korkumuz yok. Ulusal kanallara çıkmadığımız, bir devlet memuru olmadığımız, bir üniversite veya bir cemaat/ tarikata bağlı olmadığımız için özgürce kendi bildiklerimizi anlatabiliyoruz. Eğer namazın kazası varmı gibi konuları piyasada nam yapmış uzmanlara sorarsanız, o kişilerin gelenekler doğrultusunda cevap vereceklerini biliniz. Yüz yıllar içinde nasıl aktarıldı ve toplum tarafından nasıl kabul edildiyse o yönde cevap vereceklerini biliniz. Tersini iddia edip toplumda infial yaratmak, imaj kaybına uğramak ve lince maruz kalmaktansa, sorulara toplumun inancı doğrultusunda cevap vereceklerini biliniz. Bilhassa yapılan şey kötü veya hurafe değilse, namaz kılmak gibi bir ibadet içeriyorsa, o zaman insanları o ibadetten vazgeçirmektense, olduğu gibi bırakmanın daha hayrlı olduğuna inanıyorlar. Kısacası, hocam şu uzman ama şunu söylüyor diyorsanız, bunun bizim nezdimizde fazla bir değeri yok, çünkü o uzmanlar düşüncelerinde özgür değil. Ya cemaat ve tarikata bağlılar ya da toplumun bin yıllardır gelen geneklerine göre hareket ediyorlar. Neden, çünkü muhafazakar tutumdan kimseye zarar gelmiyorda ondan. Örneğin; namazın kazası yok dediğiniz an bir sorumluluk yükleniyorsunuz. İnsanlar kaçırdıkları namazı kılmamaya başlayacak ve yanlışsanız üzerinize çok ağır bir yük yükleniyorsunuz. Sizin bilgilerinize inanıp namazını es geçen herkesin vebali üzerinize yüklenmeye başlanıyor. Kimsede böylesine bir yükün altına girmek istemiyor. Eğer ama geleneklere tabi kalır ve kaza namazı var derseniz, kaza namazı olmasa dahi siz insanları namaza sevk ettiğiniz için yanlış birşey yapmamış oluyorsunuz. O yüzden uzmanlar genelde muhafazakar, tutucu ve garantici cevaplar vermeyi tercih ediyor. Uygulamanın eğer hiçbir zararı yoksa, aksini iddia edip vebal almaktansa, hiçbir sıkıntı yok, uygulamaya devam edin diyorlar. Bizse bu tür hesaplara girmiyoruz, geleneklere bakmıyor, İslamda doğru neyse onu size aktarmaya çalışıyoruz. Ana akım uzmanlarla bizim aramızdaki fark bu. Onlar toplumun nabzına göre ve garantici cevap veriyor, bizse İslamda neyse ona göre veriyoruz. Örneğin namazın kazası varmı? Sizlere hayrlı ve aydıntıcı okuma dileriz.

İslam dininde kaza namazı varmı? Kısa ve öz; yok. Allahu Teala orucu kaçırdığımızda bunun kazasını yapmamızı ya da fitresini ödememizi istiyor, ama namazda böyle birşey söz konusu değil. İslam dininde namazın ne bir kazası var ne de kılamadığınız anların fitresi. Namazı kıldınız kıldınız, o vakti kaçırdıysanız bunu geri getirme şansınız yok, çünkü bir sonraki vaktin namazı girmiş oluyor. Namaz güneşle akan güneşe bağlı bir ibadet olduğu için, zamanı kaçırdığınızda onu nasıl geri getirme şansınız yoksa, kaçırdığınız namazıda geri getirme şansınız yok. Bir vakiti kaçırdığınızda anında bir sonraki vakit namazı girdiği ve bu döngü hiç bitmediği, sürekli yeni vakit girdiği için, kaza namazı diye birşey yok, o vaktin namazı var. İslam alimleri namaz ve ibadetlerimizin altındaki hikmeti bilmediği için, namazın kazalarında israr etmeleri anlaşılır, sonuçta ibadet etmek isteyene namaz kılmak isteyene kim hayır diyebilir. Fakat biz size söylemiş olalım, namazın kazası olmaz. Namazın altında yatan hikmet başlıklı yazımızda namaz hakkında ne demiştik, namazın bir güvenlik duvarı oluşturduğu ve bizi kötülüğe karşı koruduğunu söylemiştik. Bir güvenlik duvarıda geçmişe yönelik işlemez. Bir güvenlik duvarı kurduğunuz günden itibaren sizi korur, geçmişe yönelik çalışmaz. Örneğin oruç hakkında ne demiştik, orucun bir antivirüs programı olduğunu söylemiştik. Bir antivirüs programı ise geçmişe yönelik çalışır. Bir tarama yaptığınızda geçmişte ne kadar virüs kaptıysanız onları temizler. O yüzden Kur'an-ı Kerim orucun kazasını yapınız diyor. İbadetlerimizin altındaki bilimsel gerekçeyi anladığınızda ve bunu Ayetlerle teyit edebildiğinizde doğruları nasıl açığa çıkarabildiğinizi görüyormusunuz?

Tarikat ve cemaatler varlıklarını geleneklere dayandırır ve onların geleneklerinde kaza namazı var. Biz tarikatların bir çok uygulamasına karşıyız ama buna itiraz edecek durumda değiliz, çünkü sizi namaza yönlendiriyorlar. Kaza namazı veya başka birşey adı altında olsun, öyle veya böyle sizi Allahın huzuruna davet ediyorlar, bunada itiraz etmemiz söz konusu olamaz. Biz bu yazımızda kaza namazı kılmayın diyecek halde değiliz, size sadece İslamda ne var ne yok onu size anlatıyoruz o kadar. O da namazın kazası olmadığı, vakit namazlarını kaçırmamanız gerektiği. Bunuda Kur'an-ı Kerimle teyit edebiliyormuyuz? Ediyoruz. Namazla ilgili onlarca Ayet var, ama hiçbirinde kaçırdığınız namazın kazasını yapın denilmiyor. Oruçla ilgili sadece bir kaç Ayet var, ama oruçta deniliyor. Hani birileri namaz dinin direğidir diyor ya, şimdi akıl var mantık var, eğer namazın kazası olsaydı, böylesine büyük ve önemli bir ibadette kaçırdığınız vakitlerin kazasını yapın denilmezmiydi,
oruçta denildiği gibi? Denilirdi. Oruçta Allahu Teala kazasını yapın demeyi ihmal etmiyor, ama namazda demiyor, siz buradan bir mesaj çıkaramıyormusunuz. Dinin direğidir dediğiniz bir ibadette Allahu Teala kazasını anmıyor, neden acaba? Eğer namaz o kadar önemliyse anmazmıydı; anardı. Hocam herşeyi anmak zorunda değil diyorsanız, oruçta anıyor ama? "Ramazan ayı öyle bir aydır ki, insanlara doğruyu bildiren doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan hakla batılı ayırt eden Kur'ân bu ayda indirildi. Bundan dolayı, sizden herkim bu ayı görürse ya da bu aya oruç tutabilecek durumda iken ulaşırsa, baştan sona oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde tutamadığı kadarını aynı sayıda tutsun" (Bakara Süresi; 185). Oruçla ilgili bir avuç Ayet var, orada anmayı ihmal etmiyor, namazla ilgilis ise onlarca Ayet var, hiçbirinde ama kazasını anmıyor. Neden sizce? İşte siz bu boyutu düşünmüyorsunuz, biz ama düşünüyoruz. Eğer namaz gibi çok büyük bir ibadette kazası anılmıyorsa, demekki kazası yok. Mantıkta zaten ona işaret ediyor, çünkü namaz güneşi takip eden bir ibadet, namazda güneşle birlikte hareket etmek zorundasınız. Namazın altındaki hikmette keza buna işaret ediyor, güvenlik duvarları sizi o vakit kötülükten korur, örneğin eğer öğlen namazını kılarak o vakit bir güvenlik duvarı oluşturamadıysanız, akşam namazı vaktinde öğlen namazının kazasını kılarak gün içinde kaçırdığınız o güvenliği, gün içinde maruz kaldığınız vesveseleri geçersiz kılamazsınız. Artık geçti bitti. O vakit sizi kaza ve belalara, vesveselere karşı korumak için namaz kılıyorsunuz, sonradan kılarak maruz kaldığınız vesvese ve musibetleri, yaşadığınız travmaları hafızanızdan kaderinizden silme şansınız yok. Umarız konuyu çok net anlamışsınızdır.

Namaz neden farz kılındı? Namazın miraç boyutu var, bizi Allahın huzuruna çıkaran boyut, sonrası sevap boyutu var, birde kötülüklerden koruma ve arındırma boyutu. Namazın asıl nedenide bu, bizi kötülükten korumak. Tarikat ve cemaatler namaz kılmazsanız şöyle cehennemde yanarsınız, müslüman olamazsınız, cennete giremezsiniz gibisine sürekli namazın sevap boyutu üzerinde duruyorlar, bu çok yanlış. Namaz ve diğer ibadetler sevap kazanmanız için değil, sizi kötülükten korumak için farz kılındı. "..Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.." (Ankebut Süresi; 45). Elbette namazı kılarak sevap kazanıyorsunuz, bunu ama ibadetin kendisinden ziyade, daha çok Allaha boyun eğdiğiniz ve Allahın bir emrini yerine getirdiğiniz, Allahın yapın dediğini yapıyor olmanızdan ötürü sevap kazanıyorsunuz. Namazla cennet hesapları kuruyorsanız, bizce kurmayın, çünkü namazın asıl amacı sizi cennete sokmak değil, namazın asıl amacı sizi yeryüzü ve cehennem azabından korumak. O yüzden namaza çok önem vermeliyiz, bizi bu dünya ve ahiret hayatı azabından kurtaracağı için. İnsanlar namaz kılın ve sevap kazanın diyor, bizse madalyonun diğer tarafını size göstermeye çalışıyoruz, namaz kılınki kötülükten korunasınız. Ayni şey değilmi hocam? Değil. Eğer sevap niyetine yaptığınıza inanırsanız, namaza karşı gevşek davranırsınız, şimdi kılamıyorsam ileride kazalarını kılarım yine sevaplarını alırım der ve geçersiniz. Kötülükten koruduğu inancıyla yaparsanız ama, hiçbir vakiti kaçırmamaya çalışır, bir vakiti kaçırırsam o vakit güvenliksiz kalırım, kim beni korur der ve her vakite çok büyük özen gösterirsiniz.

Şunu net anlamalısınız, Allahu Tealanın bize farz kıldığı ibadetler bizi cennete sokmak için değil, bizi cehennemden korumak için farz kılınmış. İbadetlerimizin ilk amacı bu, bizi cehennemden korumak. Cennet ve sevap olaylarına girmeden ilk önce kötülükten arınmalısınız, namaz ve diğer ibadetlerde bunu yapıyor. İbadetlerinizle siz kötülükten arındıkçada ibadetleriniz sizi bir sonraki safhaya taşıyor, o da manevi yükselişe ve Allaha yakınlaşmaya. İbadetlerimizin ilk amacı bizi cehennemden korumak, kötülükten arındırmak sonraki amacı manevi yükseliş, cennete yükseliş. O yüzden bazı insanlar ibadet ediyor ama kötülükten vazgeçemiyor, en basiti çevresine sürekli zulmediyor. Neden, çünkü onlar ibadetlerini bir sevap kapısı, cennete girmenin bir kapısı olarak görüyor, kötülüklerden arınmanın bir yolu olarak görmüyor. Namazı kılarsam cennette köşkü kaptım diyor ve namazla işin bittiğini sanıyor. Bu algıyada kim sebep oldu? Tarikat ve cemaatlar. Namaz kılarsanız şu kadar bin sevap, namaz kılarsanız şu kadar cennette köşkünüz olacak diye diye, insanları kandırdılar, namazın cennete girmenin sihirli bir anahtarı olduğuna inandırttılar

Böyle değilmi? Değil. Üzerinizdeki kötülüklere ve günahlara ne olacak? Örneğin; namaz sizi kötülüklere karşı koruyor, bir güvenlik duvarı örüyor çevrenize ve bir kötülüğün size bulaşmasına engel oluyor, ama ne pahasına bunu yapıyor, bunu hiç düşündünüzmü? Yaşamanız gereken bir olumsuzluk var ve namaz bunu berteraf ediyor, ama ne pahasına ediyor bunu hiç düşündünüzmü? Kıldığınız o vaktin namazı bir musibeti berteraf etmek için bir enerji harcıyor, nereden geliyor o enerji bunu hiç düşündünüzmü? Düşünmediniz değilmi? Bu incelikleri düşünmediğiniz için zaten, ibadetlerimizi yanlış yorumluyor yanlış uyguluyorsunuz. İzah edelim; sabah namazını kıldığınızı ve o sabah kaderinizde birisiyle bir yerde tartışma yaşamanızın takdir edildiği, namazınızında o tartışmaya engel olduğunu varsayın, bir olumsuzluktan sizi koruduğunu, soru şu; sabah namazıyla bunu nasıl yapıyorsunuz? Sabah vaktinde kıldığınız namazın sevabıyla bunu yapıyorsunuz, yaşamanız gereken o tartışmaya namazınızı fidye olarak vererek yapıyorsunuz. Siz sürekli namazdan kazandığınız sevapları fidye olarak verirseniz, ahiret hayatına sevap kalırmı? Kalmaz. Değerli dostlar; insanların üzerinde o kadar lanet ve beddua varki, namaz can havliyle o lanet ve beddualara karşı size korumaktan cenneti düşünecek, manevi olarak sizi arındıracak manevi yolda sizi yükseltecek bir zamanı yok. Üzerinizdeki kaza ve musibetlerin size bulaşmamasıyla o kadar meşgulki, bırakın manevi arınmışlığı ve cenneti, günün sonunda sizi sağ salim eve getirirse buna razı. Ne yapmalısınız bu durumda? Kefaret oruçlarına yönelmelisiniz. Başka bir ibadetle namaza destek çıkmalısınız. Oruç o musibetleri kaderinizden silebilen bir ibadet. Oruçla üzerinizdeki musibetleri kaldırır, namazlada o arınmışlığı korur ve maneviyatın tadını çıkarırsınız. Üzerinizdeki bu günah yükü olduğu müddet ama, oruçlada namaza destek olmadığınız müddet, bizce sadece namaz ibadetini yaparak cennet hayallerini kurmayın, bu dünyada kıçınızı kurtarabiliyorsanız, komşularınıza ve çevrenize nazaran size bir gram daha az musibet ve kaza isabet ediyorsa, şükredin deriz.

Hocam kılmadığımız namazlardan ötürü günah yüklenmedikmi? Evet, yüklendiniz. Kaza yapma şansımız yoksa, o günahlardan nasıl kurtulacağız? Tövbe. Samimi bir şekilde Allaha yönelin ve tövbe edin, ağlayarak bir daha namazlarınızı aksatmayacağınıza söz verin. Ağlama duygusu içeren bir tövbe ve pişmanlığı Rabbimiz her zaman kabul eder. Tövbeninde ama bir defalığına mahsus kabul edildiğini unutmayın. İkide bir namazı bırakıp tövbe ile olayı geçiştirmeye çalışırsanız, bunun işe yaramayacağını biliniz. Bir konuda tek bir tövbe şansınız var, tek kurşun, onuda doğru zamanda kullanın. Namazı ikide bir aksatırsanız ne olur? Demek namaza hazır değilsiniz. Böyle bir durumda ilk önce kefaret oruçlarına yönelin ve yaşantınızla atalarınızla yüzleşin deriz. Hocam kılmadığımız namazların sevaplarına ne olacak? Onlar geçmişte kaldı, o vaktin içinde kaldı. Ben o sevaplarada talip olmak istiyorum diyorsanız, o zaman geçmişte kılamadığınız namazların kazası niyetine namaz kılın deriz. Siz kazaya niyet edersiniz, Rabbim kıldığınız o namazları bir şekilde hanenize yazar. Namaz kılarak yanlış yapamazsınız, kaza namazı kılmak istiyorsanız, biz buna hayr diyecek değiliz, şıhınıza değilde Allaha yönelerek namaz kıldığınız müddet namazda yanlış yapamazsınız. O sevaplar öyle veya böyle hanenize yazılır. Fakat şunuda unutmayınız, hangi ibadet size ağır geliyorsa şifanında orada olduğunu biliniz. Namaz size çok kolay geliyor, örneğin zekat veya oruç size ağır geliyorsa, hayatınızda ağırlık vermeniz gereken ibadetler bunlar olduğunu biliniz. Kolay gelen bir ibadetin kazasıydı şuyuydu buyuydu gibi binbir çeşit detayına zaman ayırma yerine, nefsiniz ve bedeninizin zorlandığı ibadetlere yönelmeniz sizin için daha hayrlı olacaktır diye düşünüyoruz. Bir ibadette 100 puan çekip diğerlerinde 30 puan almaktansa, her birinde 80 ortalama tutturmaya çalışın. İbadetleri bir bütün olarak görün. Her birinin hayatınızın bir yerine el attığı, huzur ve mutlulukta tüm ibadetler denge içinde tutularsa geldiğini biliniz. Örneğin; bilgisayarlar nasıl farklı progamlarla bir paket halinde geliyor, birisi olmadan diğeri çalışmıyorsa, İslam dinin farz kıldığı ibadetlerde paket halinde inmiş. Birisini diğerinden ayrtetmeden, her birine eşit değer verin. O yüzden namaz dinin direğidir söylemine katılmıyoruz, çünkü bir bina bir kolan üzerine dikilmediği gibi İslamda bir ibadetin üzerine kurulmadı. Her bir ibadet hayatınızın farklı bir alanına hitap ediyor, bütünüde hayatınızı tamamlıyor. O yüzden bir ibadeti çıkarıp İslamın merkezine oturtmak çok yanlış.

Şimdi; istediğiniz kadar namaz kılabilirsiniz, bizim burada anlatmak istediğimiz namazın kazası olmadığı. Bugünlerinizde namaz kılmıyorsanız, bunun ileride telafisi olmadığını bilmenizi istiyoruz. Şeytan sizi kandırır, sonra kılarsın, kazasını yaparsın der ve vakit namazından sizi vazgeçirmek ister. Örneğin; sabah namazını öğlen vaktine kadar kılabilirsiniz diyorlar. Yok böyle birşey bilginize. Sabah namazında güneş doğduğu an vakti kapanmış oluyor. Bizde size şeytanın dediğini diyebilirdik; sorun değil, takma kafana, ileride kazasını yaparsın veya sabah namazı için erken kalkmana gerek yok, öğlene kadar vaktin var diyebilirdik, ama üzgünüz biz şeytan değiliz, size hakikatı söylemek zorundayız, o da namazda kaza diye bir şeyin olmadığı. Namazsız geçirdiğiniz hergün, geri dönüşü olmayan bir gün olduğunu lütfen biliniz. Bizim görevimiz sizi bilgilendirmek, hayat sizin, karar sizde. Yaşlandığımda, rahata kavuştuğumda ben namazımı ve kazalarımı kılarım diyorsanız, bilinki namazda böyle birşey yok. Örneğin oruçta var. Geçmişte tutamadığınız ramazan oruçlarını tutmak zorundasınız, hayatınızın herhangi bir döneminde kazasını yapabilirsiniz. Namazda ama bunu yapamıyorsunuz, namaz o vakite has. Siz yinede geçmişte kılmadığım namazları kılmak istiyorum diyorsanız, elbette kılınız, içim rahat etmiyor, kılarsam kendimi daha rahat hissedeceğim hocam diyorsanız, elbette kılınız, Allahın huzuruna çıkmak secdeye varmak buna kim hayr diyebilir. Kaza namazınızda bir bahane olmuş olur, Allahın huzuruna çıkmak ve Allaha secde etmek, sevap kazanmak ve huzur yakalamak için bir bahane olmuş olur o kadar.

İstisna. O gün kılamadığınız vakit namazların kazasını akşama eve geldiğinizde yapın. Bunun nedenide namazdan kopmamanız için. Eğer gün içinde kılmadığınızı o akşam kaza etmezseniz, bir sonraki günlerde namazdan kopar gidersiniz. O yüzden günlük kaza namazlarınızı kaçırmayın. Gün içinde kılamasanız dahi, akşama kazasını eda ederek namaza olan bağlılığınızı teyit etmiş, şeytanlarınızı cezalandırmış, namazdaki kararlılığınızı göstermiş olursunuz. Bu bir sonraki gün vakit namazlarını kaçırmamak için daha gayretli olmanızı sağlar. Nasıl olsa akşama kılmak zorundayım der ve vakit namazlarını kaçırmama konusunda daha bilinçli hareket edersiniz. Günlük kazalarınızı kaçırmayın, 10-20 yıl önceki kaza namazlarınız içinde bol tövbe edin. Tövbe sizi tatmin etmiyorsa, geçmiş yıllarda kaçırdığınız vakit namazların kazasını yapmadan içinize huzur girmeyecekse, o zaman bol kaza namazı kılın. Allaha yönelerek kıbleye yönelerek namaz kıldığınız müddet, ne niyete olursa olsun namazda yanlış yapamazsınız. Hocam siz ne yapardınız diye soruyorsanız; hangi ibadet bana ağır geliyorsa ona daha çok zaman ayırmaya, o yönde şeytanlarımı ve nefsimi terbiye etmeye çalışırdım. Örneğin; eğer namaz siz kolay geliyorsa, o zaman kaza namazları yerine size en ağır gelen ibadetlere odaklanın. Eğer ama namaz kılmakta zorlanıyorsanız, o zaman ilk önce kefaret oruçlarına odaklanın. Oruç bir antivirüs programı, eğer namaz kılmakta zorlanıyorsanız demek bedeninizde namazı kımanıza engel olan virüsler var, böyle bir durumda bedeninizi bir virüs taramasından (oruç) geçirin. Eğer oruçta zorluk çekiyorsanız, demek oruca engel olan virüsler var, bu durumda da fakirleri doyurun. Gördüğünüz gibi Rabbim bizi açıkta bırakmamış, her ihtimale karşı bir ibadet türü indirmiş.








kelimelerden türemiş hurafeler