• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

gayrimüslimler cennete girermi?

-13.06.2022
Cübbeli ahmed hocaya reddiye: gayrimüslimler cennete girermi girmezmi? Mehmet Ali Bulut gayrimüslimler cennete girer diyor, bunun üzerine cübbeli Ahmet hoca bir reddiye yayınlıyor. Bizde bu kısa yazımızda cübbeli Ahmet hocaya bir reddiye yayınlayalım. Konumuza girmeden bu iki şahsiyet hakkında ne düşünüyorsunuz hocam diye soruyorsanız, ikisi hakkında da ılımlı düşüncelere sahibiz. Bu ikisininde katıldığımız ve katılmadığımız görüşleri ve uygulamaları var, fakat ikisininde iyi niyetli olduğuna inanıyoruz. Tarikatlar hakkında olumlu düşüncelere sahip olmasakta cübbeli Ahmed hocayı sempatik, samimi, milli ve yerli buluyoruz.

Gelelim konumuza;
gayrimüslimler cennete girermi? Bu konuda bizim cevabımız kısa ve net; eğer Allahın varlığına ve tekliğine inanıyorlarsa eninde sonunda girerler. "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir" (Al-i İmran Süresi; 110). Burada bilmeniz gereken ilk şey, demek gayrimüslimler arasında da iman edenler varmış. Yazımızı okurken, gayrimüslimler arasında iman edenlerinde var olduğunu Allahın bizzat söylediğini gözönünde bulundurun lütfen. Ön yargınızı baştan kıralımki, yazımıza daha objektif yaklaşasınız. İman sahibi olmak içinde Allahın varlığına ve tekliğine inanmanız yeterli. Allahın varlığına ve tekliğine inananlar arasında günahları daha ağır basanlar ilk önce cehenneme girer, günahlarını yaktıkdan sonrada cennete. Eğer ama sevapları daha ağır basarsa doğrudan cennete girer. Cennete girebilmenin ön koşulu Allahın varlığına ve tekliğine inanmak
(la ilahe illallah). Örneğin; bir gayrimüslim Allahın üçten oluştuğuna inanırsa (tanrı, ruh ve oğul) cennete giremez, tek olduğuna inanırsa ama girer. Konu bu kadar netse, cennete girebilmek için peygamber inancı nereden çıktı? Art niyetli birileri ortaya attı, İslam camiasıda bunu satın aldı ve inancın bir parçasına dönüştürdü. Hangi peygamberin ümmetinden olduğunuza vurgu yapmak için, bi' nevi kimlik kartı olarak nesilden nesile aktarıldı. Sıkıntı ne burada? Peygamberimizin ümmetinden olduğunuzu söylemenizde bir bahis yok, peygambere inanmayan cennete giremez dediğiniz zaman ama, o zaman olayı çok farklı bir boyuta çekmiş oluyorsunuz? Hangi boyuta? Allahın mülküne (cennet) peygamberimizi ortak kılmış oluyorsunuz. Allahu Teala malına başka birisini hiç ortak kılarmı? Kılmaz. "De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez" (Kehf Süresi; 26). Siz ama peygamber inancı olmayan giremez dediğinizde, peygamberimizi o mala ortak kılmış oluyorsunuz. Belki iyi niyetle bunu yapıyorsunuz, fakat sakıncalı birşey yapıyorsunuz bizden uyarması.

Dinler arası diyalog;
hocam,
peygambersiz dinler ortaya çıkarmak bir vatikan, opus dei, fetö projesi değilmi, dinler arası diyalog bu değilmiydi? Arkadaşlar; bizim görevimiz hak neyse onu söylemek, ne yapalım, kötülük o doğruyu kullanacak diye o doğruyu yamultalımmı, bir doğruyu yanlışmı kılalım, doğruyu söylemekten vazmıgeçelim? Günümüzde peygamberimize bir saldırı olduğu çok açık, fakat peygamberimizi korumak için Allahımı kurban edelim? Hangisinin hakkını korumak daha öncelikli? Tabiki Allahın!!! Kaldıki, bugünlerimizde peygamberlik inancını ortadan kaldırmak isteyenlerle, geçmişte peygamber inancını cennete girmek için şart koşan zihniyet aynı zihniyet. Bundan 1000-1500 yıl öncesi Ehl-i Kitap dinlerin bir araya gelip ittifak kurmasını istemeyenler, bunlar aynı tanrıya inanıyor biz bunları asla bir araya getirmemeliyiz diyenler, o günlerde Allaha inananlar arasına nifak soktu. Hangi nifakı; peygamber nifakını. Öyle bir nifak soktularki, dinler neden indirildi, o da Allah, bir anda Allah önemsizleşti, peygamberler ön plana çıkarıldı. Cennete girip girmemenizi Allah inancınız değil, peygamber inancınız belirleyicidir denilmeye başlandı. Kurulan tuzağı görüyormusunuz. Sizlerin bu tuzağa düşeceği ve bu haltı işleyeceğini Allahu Teala bildiği içinde önden uyarısını yaptı;

"İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve şöyle deyin:
"Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir. Biz sadece O'na teslim olmuş kimseleriz" (Ankebut Süresi; 46). Allahu Teala burada peygamberlere vurgu yapıyormu; hayır. Neden; çünkü peygamberler sadece bir postacı, İslamda esas olan tek peygamber inancı değil, İslamda esas olan tek tanrı inancı.
Allahta bu Ayette bunu hatırlatıyor, ortak noktanız benim, esas olanda benim, bana odaklanın diyor. Aslında bu Ayet çok şeyi anlatıyor, kendi başına peygamber inancını şart koşanları susturacak mahiyette. Bu noktada çıkaracağımız ilk ders, dinlerde esas olan Allah olduğu; "Rasûlüm! De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle aramızda ortak olan bir söze, şu ortak noktaya gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse: “Şâhit olun ki, biz elbette müslümanlarız” deyin" (Al-i İmran Süresi; 64). Siz ama ne yapıyorsunuz? Sizse, hayır biz bunu kabul etmiyoruz, tanrımızın bir olması bizi ilgilendirmez, bizim için esas olan Allah değil, esas olan peygamberdir diyorsunuz. Şiilerin hz Ali'yi bahane ederek İslamı içten ayrıştırdığı gibi.

Özetlersek; bundan 1000-1500 yıl öncesi Allah inancı olanlar bir araya gelmemesi gerekiyordu, birileride peygamber inancını devreye sokarak aralarına nifak soktu. O nifak sokan akıl bugünde devrede. Bugünse amelleri tam tersi, o da Allah inancı olanları birleştirmek. Dün birleşmesine engel olmak istiyorlardı, bugünse birleşmelerini istiyorlar. Neden; çünkü bugünün projeleri farklı (tek dünya devletini kurmak).
Kısacası FETÖ projesi diye gündemde tuttuğunuz proje var ya, işte o kazığı siz çoktan yediniz bilginize. FETÖ'nün ataları 1000 yıl öncesi inancınızı değiştirdi, sizde o bozuk inancın nesillerisiniz. Yani siz zaten tuzağa düşmüşsünüz. Bizim buradaki çabamızda bu küresel satanistlerin planlarından bağımsız, sizi tekrar özünüze döndürmek, o da Allaha kimseyi ortak koşmamak. Cennete girmek için Allah yetmez diyorsanız, öyle veya böyle birisini Allaha ortak koşmuş oluyorsunuz. Bu inancınızında İslamda yeri olmadığı, FETÖ'nün atalarından türemiş bir proje olduğunu biliniz. 

Şimdi;
yazımızı kaleme almadan toplumda nam yapmış hocalar bu konuda ne diyor diye biraz araştırma yaptık, videolar izledik, sonrada sorunun nereden kaynaklandığını anladık. Sıkıntı ne? Birincisi bir çok uzmanda özgür düşünce diye birşey yok. Küçük yaştan itibaren bunlara belirli değerler aşılanmış, bir kalıba sokulmuş (örneğin cübbeli ahmet hoca), bunlar Ayetlere yorum getirirkende Ayetleri o kalıba sığdırmak için çok zorlama yorum getiriyor. Ayetleri okurken objektif yaklaşmıyorlar, önceden belirlenmiş kalıplar doğrultusunda yorum getirmeye çalışıyorlar. Bu saatten sonrada bunları farklı bir kalıba farklı bir görüşe ikna edemezsiniz. Ağaç yaşken eğrilir misali, küçük yaştan medreselerde eğitim alıp 40 yaşına gelmiş birisinin görüşlerini değiştirmeniz mümkün değil. Geri kalan uzmanlarda gördüğümüz sıkıntı, bunlarda da problem çözme ve analitik düşünce diye birşey yok. Bu da ezber üzerine kurulu, devlet memuru olma endeksli eğitimin getirdiği bir sonuç. Örneğin ortada bir sorun varsa, detaylardan başlamazsınız, en temel bilgilerden başlarsınız. Temel bilgiler üzerinden konuyu ele alırsınız. Bunlarsa detaydan giriyor. Detayda sakınca ne? Detayda kaybolmak diye bir kavram var. Ne kadarımız konuların detaylarına vakıf, çok azımız. Eğer birileri size detaylar üzerinden konuyu anlatmaya kalkışırsa, o bilgilerin içinde kaybolmanız kaçınılmaz. O yüzden, soruların cevapları genelde ortamdaki insanların bilgi seviyesine göre verilir. En temelden başlanır, toplumun bilgi seviyesi arttıkçada detaylar artırılır. Aksi takdirde cevaplarınızdan insanlar birşey anlamaz, birşeye inanmaya sürüklenir, neden inandıklarını bilmezler. Burada yaşadığımız sıkıntıda bu, bu konuya cevap getiren uzmanlar temele inmiyor, detaylar üzerinden konuyu cevaplamaya çalışıyor. Hangi detaylar?

Gayrimüslimlerle ilgili Ayetleri önünüze koyuyorlar, sonrada kelimelerin anlamı üzerinden size olayı anlatmaya çalışıyorlar. Kelimeler üzerinden gittiğiniz zamanda detaydan gitmiş oluyor ve kelime cambazlığı içinde çoğunluğu kaybediyorsunuz. Örneğin; bazen bir Ayetin içeriğini bir önceki veya bir sonraki Ayet açıklıyor, dolayısıyla ne yapıyorsunuz, sürekli bir Ayetten diğerine zıplıyor, bir Ayetin içindeki kelimeyi cımbızlayıp o kelimeyi bir sonra veya evvelki Ayetle izah etmeye çalışıyorsunuz, bu kelime kargaşası içinde de dinleyicileri kaybediyorsunuz. Ortaya bir sonuç çıkıyor, ama dinleyiciler nasıl o sonuca varıldı bunu bilmiyor, siz öyle dediğiniz için o şeye inanmaya başlıyor. Arkadaşlar; nice video izledik, Ayetleri keyfinize göre yorumlamayın diyen her uzmanın kendisi o videonun içinde Ayetleri keyfine göre yorumladı. Bir Ayetin içindeki bir kelimeyi cımbızladılar, sonrası o kelimeyi bir sonra veya evvelki Ayetin içindeki bir kelime ile keyfilerine göre eşleştirdiler, sonrada Ayetlerin söylemediği yorumları çıkardılar. Şaşırdıkmı buna; hayır. Neden şaşırmadık, çünkü herkesin bir hayat görüşü var, inandığı değerler var, insanlar ellerine Ayetleri aldığında da o değerler üzerinden Ayetleri yorumlayacak. Sıkıştığı anda da detayları kendi değerleri doğrultusunda yamultacak. Konulara vakıf olmayan siz dinleyicilerde o detayları dinlediğinizde, bu ne güzel konuşuyor, ne kadar bilge, kendinden ne kadar emin, doğru olan demek bu diyeceksiniz ve tuzağa düşürüldüğünüzü, o kişinin değerleri doğrultusunda size bir format atıldığını anlamıyacaksınız. O detayların içinde size tuzak kurulduğunu görmeyeceksiniz. Hocam sizinde bir hayat görüşünüz var ve sizde kendi inancınız doğrultusunda yorum getiriyorsunuz derseniz; haklısınız. Fakat bizle onlar arasında fark var; birincisi biz sizi detayda boğmuyoruz. Sizi birşeye ikna ederken, neye ikna olduğunuzu biliyorsunuz. İkincisi, bizim değer silsilemiz ve önceliklerimizin en tepesinde, hayatımızın merkezinde açık ara Allah yatıyor. Biz Ayetleri ve hayatı okurken ilk önce Allah diyor, Allah merkezli ve Allahın çıkarlarını gözeterek yorumluyoruz. Bunlarsa her yere oynuyor. Her yere oynadığınız zamanda ortalık bulanıyor, karışıyor.

Hak ile baatıl arasındaki fark
Hak olan gün yüzü gibi açıkta olur, gizlenmez. Baatıl olansa gizlenir, kendini detayda kamufle eder. Birileri size birşey anlatırken gözle görünür örneklermi veriyor yoksa gözle görünmeyenmi bunu iyi gözlemleyin. Eğer gözle görülmeyen örnekler veriyorlarsa, örneğin kelimelerin anlamından giriyorlarsa bilinki kendileride doğrunun ne olduğunu bilmiyor. Hak olanın izahı detay gerektirmez, günlük örneklerden yola çıkarak konuyu açıklamanızı mümkün kılar, bizim bu yazımızda yapacağımız gibi. Birileri ama sizleri birşeye ikna etmek için detaylara giriyor detaylarda delil peşindeyse, bilinki size sunacak şey baatıl. Bunu bir yere not ediniz, hak her daim açıkta olur, detayda gizlenmez, mantığa en yakın olanıdır. 

Bu sualin iki muhatabı var;
Gayrimüslimler cennete girermi girmezmi sorusunun iki muhatabı var, birisi gayrimüslimler diğeri ise peygamberimiz sav. Bu zamana kadar herkes olayı gayrimüslimler üzerinden anlatmaya çalıştı, biz bu yazımızda diğer yazılarımızda olduğu gibi farklı bir yaklaşım sergileyeceğiz, size farklı bir bakış açısı ve çözüm önerisi sunacağız, konuyu gayrimüslimler üzerinden değil peygamberimiz sav üzerinden yanıtlamaya çalışacağız. Herkes konuyu gayrimüslimler üzerinden okuyor, bizse farklı yapacağız, konuyu peygamberimiz sav üzerinden okuyacağız, çünkü bu sorunun bir muhatabıda peygamberimiz. Bunu yaparkende sizi detaylarda boğmayacağız, Ayetlerin detaylarında sizi kaybetmeyeceğiz, peygamberlerle ilgili en temel soruyu size soracağız, o sorunun cevabıylada gayrimüslimler cennete girermi girmezmi sorusuna siz kendiniz çok rahat yanıt verebilirsiniz. Soru şu; peygamberler ne için indirildi? Size çok temel ve basit bir soru soruyoruz, eğer bu sorunun cevabını kendinize sorar ve cevaplarsanız, gayrimüslimler cennete girermi girmezmi sorunun cevabınıda bulursunuz. Cevap çünkü bu soruda gizli. Bakınız; gayrimüslimlerle ilgili Ayetler detaylar içeriyor, Ayetlere vakıf olmayan, hatta olanlar için bile o detaylar ağır gelebilir. O yüzden detaylara hiç girmeye gerek yok. Bu sorunun cevabını detaylara girmedende cevaplayabiliriz.

Nasılmı? Buradaki sorunun bir muhatabı gayrimüslimlerse diğer muhatabıda peygamberimiz sav. Soruyu peygamberimiz sav üzerinden cevaplamaya çalışın. Uzmanlar konuya gayrimüslimler üzerinden ele alıyor, bu da insanlarda kafa karışıklığına sebep oluyor. Buna gerek yok, çünkü peygamberimiz sav üzerinden de soruyu cevaplayabilirsiniz. Peygamberimiz sav ne için indirildi, peygamberlerin görevi nedir; bu sorulara cevap getirirseniz, cennete girmek için peygamberimize inanmak gerekiyormu sorusunada cevap bulmuş olursunuz. Burada püf nokta peygamberlerin görevini çok iyi anlamak. Örneğin; peygamberlere inanmayan cennete giremez diyebilmeniz için ilk önce peygamberlerin görevi ne bunu bilmeniz gerekiyor. Peygamberlerin görevi ve vazifesi nedir, yetki ve makamlarının sınırı nedir bunu bilmeniz gerekiyor. Bunu çözdüğünüz an, cennet peygamberlerin tasarrufu altındamı değilmi, bu soruyada cevap bulabilirsiniz. Sorumuzu tekrar ediyoruz; peygamberlerin görevi ne? Peygamberlerde sizin ahiret hayatınızı hipotek altına alma yetkisi varmı?

Ne için indirildi peygamberler?
Bunun cevabını bizzat peygamberimiz sav en yakın ve sadık dostu veriyor, uhud savaşı sonrası indirilen bir Ayeti,
peygamberimiz sav ölümü sonrası okuyarak; "Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir" (Al-i İmran Süresi, 144). Neymiş peygamberlerin görevi; tebliğ etmekmiş. Neyi tebliğ etmek; Allahın varlığını! Neymiş peygamberlerin görevi; çağırmakmış. Neye çağırmak; Allaha! Siz İslamın herhangi bir yerinde Allahu Teala dışında başka birisi için çağrı yapıldığını gördünümüz; hayır. İslam kelimesi ne anlama geliyor; Allaha boyun eğmek. Siz İslamın herhangi bir yerinde Allahu Teala dışında başka birine boyun eğin denildiğini gördünüzmü; hayır. Örneğin; Müslüman kelimesi Allaha boyun eğen kişi demek. Örneğin; biz sadece Allahu Tealanın önünde secde ederiz. Din kime ait; Allaha. Başka bir ortağı varmı; hayır. O zaman neden peygamberimizi Allahın dinine ortak kılıyor, cennete girmek için Allah inancı yetmez diyorsunuz? "And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir..." (Nahl Süresi; 36). Peygamberlerin görevi neymiş; insanları uyarmak, Allaha davet etmekmiş. Özetlersek; İslam inancın esası Allahın tekliğine inanmak, peygamberliğin değil. Zaten akıl var mantık var, yüzbin üzerine peygamber inmiş, böyle bir ortamda peygamberliğin tekliği öne sürülürmü, benimkine inanmazsan cennete giremezsin denilirmi? Denilmez. Yüzbin aşkın peygamberin ortak noktası ne ama; hepsinin tek bir tanrıya davet etmesi. Demekki burada esas olan tek peygamber inancı değil, tek tanrı inancıymış. "Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah´a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene - Allah´a boyun eğerek inanırlar. Allah´ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir" (Al-i İmran Süresi; 199).

Nacizane tavsiyemiz, eğer bu konuyla ilgili cevap arıyorsanız gayrimüslimlere odaklanmayın, peygamberlerin görevi nedir, vazifesi nedir bunu araştırın. İslam aleminin içine maalesef büyük bir hurafe atılmış, peygamberimizi koruma ve yüceltme niyetinede 1500 yıldır herkes sus pus. Birileri peygamberimizi Allahın dinine ve mülküne ortak kılmış, sizde bunu doğal birşeymiş gibi savunuyor ve inanıyorsunuz. Bizde bu sapkınlığa artık dur deme vakti geldi diyoruz.
Peygamberimizi koruyalım ve yüceltelim, yüceltelimde Allaha ortak kılacak kadar, Allahın dinine ortak kılacak kadar yüceltmeyelim. Bir tarafta peygamberimiz sav varsa, diğer taraftada Allahu Teala olduğunu unutmayalım lütfen. Siz bu zamana kadar konuyu gayrimüslimlerle peygamberimiz sav arasında gördüğünüz için, doğal olarak hep peygamberimizi seçtiniz. Peygamber inancı olmadan cennete giremezler dediniz. Fakat bu olayın bir muhatabı daha var, o da Allahu Teala, çünkü peygamberimizi ortak kıldığınız şeyin (cennet) sahibi Allah. Olayı bu boyuttan ele aldığınız zamanda ortaya kocaman bir şirk koşma çıkıyor. Olaya hiç bu boyuttan bakmamıştınız değilmi? İşte biz bunu yapmaya çalışıyoruz, yazılarımızla size farklı bir bakış açısı sunmaya çalışıyoruz. Umarız bundan sonrası bu konuda daha dikkatli hareket edersiniz. Unutmayınız, mesajı ileten kişi hiçbir zaman mesajın önüne geçemez, mesajın içeriğine ortak olamaz. Allahu Teala bu konuda çok net, muhammed (sav) yalnızca bir elçidir, ondan öncede elçiler gelip geçti, esas olan benim diyor, bana odaklanın bana diyor. Sadece bu Ayette değil, Kuran-ı Kerimin her sayfasında her Süresinde bunu diyor, esas olan benim diyor, bana yönelin ve kimseyi bana ortak koşmayın diyor. Siz ise ne yapıyorsunuz, Allah yetmez diyorsunuz, sadece Allah inancı sizi kurtaramaz, peygamberimizede inanmak zorundasınız diyorsunuz.

Soruyoruz size; hristiyanların 3 tanrı inancı ile sizin aranızda ne fark var? Onlar İsa as'ı tanrının oğlu olarak kabul etmeden cennete giremezsiniz diyor, sizde peygamber inancı olmadan giremezsiniz diyorsunuz. Aranızda ne fark var? Hiçbir fark yok, ikiside Allaha şirk, ikiside peygamber inancını Allah inancının önüne koyuyor. Koymasa dahi ortak koşuyor. Herhalükarda işin sonunda şirk çıkıyor. Kaldıki akıl var mantık var, elçilerin görevi sahiplerinin mesajını iletmek, mesajı iletende hiç mesajın içeriğine ortak olurmu? Örneğin; bir yerde mülk sahibi var ve arazisinde yaşayan insanlara bir elçi gönderiyor, topraklarım üzerinde yaşamak istiyorsanız bana tabi olunuz mesajı. Şimdi; o mülkün sahibi, o elçiyi kendi mülküne ortak kılarmı, bana ve elçime inanırsanız kalabilirsiniz dermi? Demez, çünkü onun gibi yüzlerce elçi gönderdi çünkü mal kendisine ait, neden hizmetçisini malına ortak kılsın? Bir yerde Allah var diğer tarafta yarattığı bir kul. Allahu Teala malına neden yarattığı bir kulu ortak kılsın? Kılmaz. Kılmadığınıda zaten Kehf Süresinde net söylüyor. Hocam biz malına ortak kılma anlamında söylemiyoruz diyorsanız, söyleminizden o anlam çıkıyor ama. Lafı hiç sağa sola kıvarmaya gerek yok. Cennetten tapu almak için Allahın onayı yetmez, resulünde onayını almanız gerekiyor demiş oluyorsunuz. Yok hocam, haşa biz onları kastetmiyoruz diyorsanız, bal gibi kastediyorsunuz.

Vaka çalışması;
"Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. (Al-i İmran Süresi; 113-114). Bu Ayetin tarifine uyan bir gayrimüslim düşünün, gece vakti kalkıp Allaha dua eden, ahiret gününe inana, iyiliği emereden ve Allahın salihlerden dediği bir kişiyi düşünün, şimdi; bu kul Allahın huzuruna çıktığında Allahu Teala bu kuluna haşa boynu bükük bir mahçubiyet içinde, kusura bakma ben seni cennetime alamam, bana inanman yetmiyormu diyecek? Hani yapılan hayrlar karşılıksız kalmayacaktı? "Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir" (Al-i İmran Süresi; 115). Hani Allah dostlarına asla üzüntü yoktu. "Şunu iyi bilin ki Allah dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir" (Yunus Süresi; 62). Soruyoruz size; Allahu Teala bir dostuna ben yetmiyorummu diyecek arkadaşlar? Soruyoruz size; ne zamandır Allah inancı Allah sevgisi yeterli değil? Sizin inancınıza göre yetmiyor ama. Size göre Allah inancı yeterli değil. Cennet sizin tasarruffunuz altında olsaydı, cimri kesilir kendiniz dışında kimseyi cennete sokmazdınız. Allah korkusuyla titreyen, avrupada ve amerikada hasta yatağında Allaha dua eden, yaşlılığın yalnızlığında ağlayarak Allaha sığınan milyarları cehenneme atardınız. Neden? Peygamberinize inanmadığı için. Sizin için onların Allaha dua etmesi önemsiz, sizin için onların Allaha sığınması yetersiz. Neden; çünkü bir beşere inanmıyorlar. Soruyoruz size; bu Allaha şirk koşma değilde ne?

Şükür Rabbimize ama bizler sizlerin merhametine kalmamışız. Boşuna Rabbimiz ben merhametlilerin en merhametlisi demiyor. Sizin inancınıza göre merhametlilerin en merhametli kavramı sadece sizin için geçerli, insanlığın geri kalanıda hapı yuttu.
Sizin inancınıza göre o zaman bu Ayetide çöpe atabilirsiniz; "Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur" (Nisa Süresi 48). Allahu Teala bana şirk dışında, peygamberlere inanmamak dahil tüm günahları affederim diyor, siz ise yok öyle yağma diyorsunuz, peygambere inanmamayı affedemez, Allahın buna gücü yetmez, peygambere inanmayanları cennete alamaz diyorsunuz. Ne zaman cennetin tapusu sizin ne zaman peygamberlerin oldu arkadaşlar? Size göre bir insan Allahı ne kadar severse sevsin, bir peygambere inanmadığı müddet cennete giremez. Soruyoruz size, bu Allaha şirk koşma değilmi? Siz o peygamberi Allaha eşit koşmuş olmuyormusunuz. Dinin sahibi ikisidir demiş olmuyormusunuz? Oluyorsunuz. Hiç sağa sola lafı gevelemeyin, dediğiniz bu! Kur'an-ı Kerimi açın ve Allahu Teala peygamberimizi nasıl tanımlıyor buna bakınız; uyarıcı, müjdeleyici vs. Hiçbir yerinde cennete ortaktır, Allaha ortaktır demiyor.

Uzun lafın kısası;
"İş, ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. Kötülük yapan, onunla cezalandırılır ve kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur" (Nisa Süresi; 123)
. Bundan daha güzel bir özet olabilirmi, siz nedeseniz biz nedesek boş, gayrimüslimler ne dese boş, günün sonunda kötülük yapan cezalandırılacak, Allahtan başkada, bunu tekrar edelim, Allahtan başkada dost ve yardımcı kendisine bulamayacak. Burada peygamberlere atıf varmı? Yok. Peygamberimizi korumak ve peygamberimizin makamını yüceltmek için bunu savunduğunuzu anlıyoruzda, bunu söylerken Allahın makamı ve konumunu ayaklar altına aldığınızın farkındamısınız? Tamam, hep birlikte peygamberimizi yüceltelim, yüceltelimde Allahı aşağılama ve aciz gösterme, Ayetleri ve gerçekleri çarpıtma pahasına değil. Peygamberimiz bir insan, bir beşer bunu asla unutmayınız. Allahsa Fatiha Süresinin dediği gibi; Mâliki yevmi’d-dîn. Ödül ve ceza günün sahibi. Ödül ve ceza günün sahibide neden kendisi dışında birisini o güne ortak kılsın?
Umarız konuyu anlamışsınızdır. Allaha göstermediğiniz hürmet ve saygıyı peygamberimize gösteriyorsunuz, Ayetlere göstermediğiniz saygı ve ilgiyi hadislere gösteriyorsunuz, yapmayın bunu. Haddinizi bilin. Peygamberimiz haddini bilerek yaşadı sizde haddinizi bilerek yaşayın. Peygamberimiz sav hiçbir zaman bana inanmazsanız cennete giremezsiniz demedi, bunu sonradan siz uydurdunuz, belki art niyet içinde belki iyi niyet içinde uydurdunuz, herhalükarda büyük bir halt işlediniz. Bizim görevimizde bu yanlışları düzeltmek, Allahın dinini yeniden özüne o ilk tebliğ anına geri döndürmek. "Yâkub son nefesini verirken yoksa siz de orada mıydınız? O sırada Yâkub oğullarına: “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” diye sormuş, onlar da: “Sadece senin ilâhına; ataların İbrâhim, İsmâil ve İshâk’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz sadece O’na teslim olmuşuz” demişlerdi" (Bakara Süresi; 133).

Kalu Bela
"Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. "Evet, buna şahidiz" demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde "Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz" (Araf Süresi; 172). Cennete girmek için peygamber inancını şart koşanlara bu Ayeti hatırlatın, Kalu Bela'daki sözleşmeyi hatırlatın. Biz sadece Allahla antlaşma yaptık, Allaha inanmaya söz verdik, bu antlaşmada peygamber inancı yoktu deyin. Kalu Bela, yani ruhlar aleminde bizler Allahu Tealanın kendisiyle bir ahitleşme içine giriyoruz, ona inanmaya söz veriyoruz, onunla birlikte başka birisine değil. Gördüğünüz gibi, biz sizlere farklı Ayetlerden örnekler verebiliyor, farklı pencerelerden konuyu sizlere anlatabiliyoruz, peygamber inancını şart koşanlar ise size hiçbir Ayetten örnek veremiyor, neden veremiyor, çünkü peygamber inancını şart koşan bir Ayet yok. Neden bunu savnuyorlar o zaman; nefislerinden ötürü. Kendilerine böyle öğretilmiş, kendileride bunu böyle öğretmiş. Şimdide kendilerinin ve şıhlarının hatalı olabileceğini kabullenmek nefislerine ağır geliyor. Hatasız ve kusursuz gördükleri, her gün peygamberimizle görüşüyor, her hafta Allahla konuşuyor dedikleri şıhlarının hatalı ve yanlış olabileceğini kabullenmek nefislerine ağır geliyor. Eğer bunu kabullenirlerse, kutsadıkları insanların o kadarda kutsal olmadığı ortaya çıkacak ve bir anda herşeyleri her sözleri sorguya açılacak. Kendi inanç dünyalarını böylesine bir çöküşle yüzleştirmektense, körü körüne birşeyi savunmayı tercih ediyorlar.
Sizin bilmeniz gereken, eğer cennete girmek için, yani sonsuz saadete kavuşmak için bir peygamber inancı şart olsaydı, kalu bela'da Allahu Teala sadece kendisiyle ahitleşme yaptırmaz, peygamberlede yaptırırdı. Eğer cehennemden kurtulmak için, Allah dışında bir başkasına daha inanmak gerekseydi, Kalu Belada o kişide karşımıza çıkar, onunlada ahitleşme olurdu. Böyle bir durum yok ama, neden yok; çünkü Allah malını, dinini ve makamını kimseyle paylaşmaz.

Detaylar;
"Peygamber, Rabbinden ne indirildiyse ona iman etti, müminler de. Hepsi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve: "Peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız." diye Peygamberlerine inandılar ve: "İşittik ve boyun eğdik, bağışlamanızı dileriz, ey Rabbimiz! Dönüş sanadır!" dediler (Bakara Süresi; 285). Bu Ayet bir müminin tanımını yapıyor, cennete girmenin önkoşulunu yapmıyor. Zaman dilimi içinde bazı İslam alimleri bu Ayetleri almış, sonrada bu Ayetlerden imanın şartları, İslamın şartları gibi kılavuzlar geliştirmiş. İslam dini daha iyi anlaşılsın diye özetler geliştirmiş. Bunu yapmalarıda iyi olmuş. Fakat bu kılavuzlar bize imanınızın derecesi hakkında bilgi veriyor, cennete girip girememeniz hakkında değil. Örneğin; bir kişinin peygamber veya meleklere inanmaması onun imanı hakkında ipuçları veriyor, cennete girip girmemesi hakkında değil. Cennet için çünkü sadece Allah inancı yeterli. Hocam Allaha inanan ve Allahı seven, Allahın indirdiği peygamberlerede inanır kitaplarınada; haklısınız, buna itiraz etmiyoruz, ama inanmıyorsa veya haberi yoksa ne yapacaksınız. Örneğin; günümüz Müslümanlarını gören birisi Allah dışında hiçbir şeye inanmak istemeyebilir. Biz dünyaya güzel bir örnekmi teşkil ediyoruzda, günümüz insanları kutsal kitabımıza ve peygamberimize muhabbet beslesin. Örneğin; türklerin İslamla buluşmadan önceki hallerini düşünün veya ibrahim as. Onlar gökte bir tanrı olduğuna inanıyordu ama ortalıkta ne bir peygamber ne de bir kitap vardı.

Şimdi; ne olacak bunlara? Cennete girebilmenin bir kaidesi olması gerek ve bu döneme göre değişmemesi gerek, çünkü Adem as'dan beri din bir. Örneğin; cennete girebilmek için ya peygamber inancı şart ya da değil. Nokta. Eğer şartsa, o zaman gökte bir tanrıya inanan ama peygamber yüzü görmeyen onca kavimlerin haline ne olacak? Bu olayı analiz ederken atıp kesmeyin, tüm çağları ve tüm insanlığı hesaba katın, çünkü peygamber inancı olmadan kimse cennete giremez dediğiniz an sadece gayrimüslimler hakkında karar vermiş olmuyorsunuz, tüm insanlık için karar vermiş oluyorsunuz,
orta asyada yaşamış ve İslamdan haberi olmayan atalarınız dahil. Kısacası, gayrimüslimler cennete girermi girmezmi konusuyla ilgili her bir Ayeti çıkarabilir ve bunu size izah edebiliriz, fakat bu olayın detayına girmek olur. Bizde sizi detaylarda boğmak istemiyoruz. Peygamberlerin görevi nedir, elçi tanımı nedir, tebliğ nedir bunları araştırmanız bu konuya açıklık getirmeniz için yeterli olacaktır inşallah.

Hadis
Cennete girebilmek için peygamber inancını şartmı değilmi, gelin bunu birde peygamberimiz sav ağzıyla dinleyelim, internete girin ve la ilahe illallah kelimeseyle ilgili hadisleri bir tarayın. Araştırmalarınızın sonucunda göreceksinizki sihirli kelimenin La ilahe illallah, Allahtan başka ilah yoktur kelimesinin olduğu. Örneğin; "Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (La ilahe illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer." (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20). Örneğin;
Su’dâ el-Mürriye (r.anhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ömer (r.a), birgün kocam Talha’nın yanına gelmişti. Onun üzgün olduğunu görünce: “–Neyin var, niye üzgünsün? Amcaoğlun Hz. Ebû Bekir’in emir oluşu mu seni üzdü?” dedi. Talha: “–Hayır! Lakin ben Allah Rasûlü’nün: «Ben bir kelime biliyorum, her kim ölümü anında onu söylerse mutlaka amel defteri için bir nûr olur ve onun cesedi ile rûhu, ölüm anında o kelime sebebiyle ilâhî rızâya ve rahmete nâil olur» buyurduğunu işitmiştim. Bu kelimenin ne olduğunu Rasûlullah (s.a.v) vefat edinceye kadar soramadım. İşte bu sebeple üzgünüm” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a): “–Ben o kelimeyi biliyorum. O, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’e, vefatı anında teklif ettiği Kelime-i Tevhîd’dir. Eğer Rasûlullah (s.a.v), amcası için Kelime-i Tevhîd’den daha kurtarıcı bir söz bilseydi onu söylemesini isterdi” dedi. (İbn Mâce, Edeb, 54). Örneğin; Ebû Hüreyre radıyallahu anh’tan rivâyet edildiğine göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ashâb-ı kirâma hitâben: “–Îmânınızı yenileyiniz!” buyurdu. Ashâb-ı kirâm: “–Ey Allâh’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “–«Lâ ilâhe illallâh» sözünü çokça söyleyiniz!” cevabını verdi. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657). Gördüğünüz gibi burada sihirli kelime, la ilahe illallah, Allahın varlığına ve tekliğine iman etmek. Peygamberimiz sav'da amcısını ikna etmeye çalıştığı cümle bu. İslamda esas olan, tüm peygamberlerin davet ettiği şeyde bu, Allahın varlığı ve tekliğine iman etmek.

Peygamber inancı cennete girmek için şart değilse, inanmanın ne avantajı var o zaman?
Değerli dostlar; İslam inancını bir devletin vatandaşlığına girmek gibi düşünün. İslam vatandaşı olmak içinde sizden beklenen tek şey; la ilahe illah kelimesini kalbinizle zikretmeniz. İslam vatandaşı olmanız için sizden başka hiçbir şey beklenmiyor. O yüzden Musa as ilk Müslüman benim diyor, bunuda ortalıkta Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimiz sav yokken diyor. Demek Müslüman olmanın peygamber ve kitapla ilgisi yokmuş. Fakat bir ülkenin vatandaşlığına kabul edilmeniz, o ülkede istediğiniz gibi hareket edebileceğiniz, cezadan muaf olacağınız anlamına gelmiyor. O ülkenin yasaları var ve devlet adamları var, bir ülkenin vatandaşlığına geçtiğinizde de o ülkenin yasalarına riayet etmeniz devlet büyüklerine saygı göstermeniz bekleniyor. Bu durumda yasaları Kur'an-ı Kerim temsil ediyor, devlet büyüklerinide peygamberler. Sizin anlamanız gereken; İslam vatandaşı yani iman sahibi olmak ayrı birşey, Kur'an-ı Kerim ve peygamberler apayrı birşey. Birisi vatandaşlığa giriş belgesi (Allah inancı), diğerleri ise vatandaşlıktan atılmamak ceza yememek için sizden ne bekleniyorsa onu size aktaran araçlar. Müslümanlar maalesef bunları birbirine karıştırmış, vatandaş olmak için şunada inanmanız şunada gibisine bir çok şeyi imana eklemiş. Bu da ister istemez dini özünden koparıyor. İslam demek Allaha iman etmek demektir. Bu yetmez, şuda buda gerekli dediğiniz an İslamı özünden koparmış oluyorsunuz, bu da sizi çok tehlikeli boyutlara sürükler.

Hocam sizde ama bu söylemlerle deizime teşvik etmiş oluyorsunuz, bu da tehlikeli sulara götürüyor. Bakınız; bizim görevimiz hakkı söylemek, o hak kişileri nasıl etkileyecek bu bizim sorumluluk alanımız içinde değil. Siz yanlış anlayabilirsiniz diye hakkı yamultalımmı, söylemekten vazmıgeçelim? Ne diyor Rabbimiz peygamberimize; sen hakkı söyle, kim nasıl nasiplenecek o senin sorumluluğunda değil, onu bana bırak diyor. İslam camiasında yaşadığımız sıkıntı, nasıl vatikan hristiyanlık üzerinde bir egemenlik kurduysa, tarikat ve cemaatlerde İslam camiası üzerinde kendilerine göre bir egemenlik alanı kurmuş ve nüfus alanlarını tehdit eden herşeye direniyorlar, bu hakkın kendisi olsa dahi. Örneğin; İsa as çıksa ilk vatikan buna direnecek, hz Mehdi çıksa bunada ilk tarikat ve cemaatler direnecek, çünkü kendileri kendi nüfus alanları ve egemenlikleri ortadan kalkacak. O yüzden biz insanlar ne düşünür diye bakmıyor, hak olanı aktarıyoruz, bu size dokunsa dahi. Tüm amacımız, inancımızı yeniden özüne döndürmek. Nedir inancımızın özü; la ilahe illah. Esas olan Allah, gerisi teferruat. Tüm peygamber ve kutsal kitaplar, tümü insanlığı Allaha davet etmek için indirilmiş, siz ama ne yapmışsınız; kutal kitaplarımızı ve peygamberleri malın sahibine ortak kılmışsınız. Rabbimin izniyle biz bu yanlışı düzelteceğiz, herkesi ait olduğu yere koyacağız. Kimbilir, insanlar peygamberimiz sav ve Kur'an-ı Kerimin gerçek konumunu öğrendiğinde belkide daha çok sevgi ve muhabbet besleyecek. Belkide insanları deizime sevk eden sizsiniz ve belkide bu insanları yeniden peygamberimiz sav inanmalarını sağlayacak olan biz olacağız. Peygamberleri ve kutsal kitapları vatandaş olmanın şartı olarak öne sürerek insanları ürkütmüş ve kafalarını karıştırmışsınız. Siz eğer peygamberleri ve kutsal kitapları Allahın ortağı olarak değilde, Allahın dininde yasaları aktaran birer araç olarak tanıtsaydınız, kimbilir belkide insanlar deizime sürüklenmeyecek, herşey onlar için daha net olacaktı. Herşey böyle değilmi ama, özünden birşeyi kopardığınızda insanlar kayboluyor, ürküyor ve korkuyor. Birşey ama ne kadar sade ve nezih olursa o kadar ilgi görüyor ve insanlar tarafından anlaşılıyor. Kısacası, deizime sebep olan sizsiniz, İslamı özünden koparıp şuda gerekli bu da gerekli diyerek.  

Uzun lafın kısası, peygamberlere inanmanın iki boyutu var, bir yeryüzü boyutu birde ahiret hayatı. Yeryüzünde peygamberler birer kutup yıldızı gibidir. Onların yaşantılarını kendinize rehber alırsanız yeryüzünde kaybolmazsınız. Allahu Teala yasalarını onlar üzerinden yeryüzüne aktardığı için, onları takip ederseniz Allahu Teala nasıl bir yaşantı içinde olmamızı istiyor, ibadetlerimizi nasıl gerçekleştirmemizi istiyor bunu anlar, yanlış yollara ve sapkınlıklara dalmaz, la ilahe illallah diyerek elde ettiğiniz o vatandaşlığı korursunuz. İman sahibi yani İslam dinin bir vatandaşı olmanız için Allah inancı yeterli, ama iman sahibi olmanız cehennem azabından sizi kurtarmayacak, çünkü kötülük yaptığınızda bunun bir bedeli olacak. İşte bunun içinde yasalar inmiş. İslam dinin en büyük ayrıcalığıda bu, tüm dinler iyiliği emreder, ama sadece İslam dini o iyiliği nasıl elde edeceğiniz nasıl koruyacağınız bunun yolunu size gösteriyor. Ahiret hayatı boyutunda ise, kendi döneminizdeki peygambere inanmanız o peygamberin şefaatine nail olmanızı sağlayacak. Örneğin; mahşer gününde terazide günah yükünüz %51, sevaplarınız ise %49 olduğunu ve %1'lik günah için cehenneme gireceğinizi varsayın, işte burada peygamber inancı sizi kurtararabilir, şefaati ile o %1'lik günahınızı bağışlayıp cennete girmenize vesile olabilir. Bunun dışında ahiret hayatında VİP muamelesi görmenizi sağlayacak. Mahşere intikal ettiğinizde herkes karanlık ve korku, bunaltıcı bir hava içinde, tıklım tıklım dolmuş hesap anını beklerken, sizlerse havalimanlarındaki VİP salonları gibi özel bir yerde ağırlanacaksınız, ikramlar içinde olunacaksınız, esenlik içinde korkudan yoksun. Özetlersek; peygamberimiz sav'a hem bu hayatta hem ahiret hayatında inanmak çok ama çok önemli ve kimsede buna itiraz edemez, fakat cennete girmek için önkoşul dediğiniz an olayı başka bir boyuta taşıyorsunuz. Hangi boyuta; Allahın bir hizmetçisini Allahın malına ortak kılmış, Allahın hakkını gasp etmiş oluyorsunuz. Bizim görevimizde Allahın hakkını korumak. Umarız konuyu anlamışsınızdır.







kelimelerden türemiş hurafeler