nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

depresyon- yap��lan yanl����lar ve yap��lmas�� gerekenler

Türkiye'de 15 milyon psikiyatri hastası bulunur, bunların 7,5 milyonu suç potansiyeli taşır ve bu sayılar gün geçtikçe artar. Bu boyutta bir hasta kitlesine sahip olmamız ve her gün daha genç ve daha yaşlı hastaların bu kitleye dahil edilmesi hem devlet büyüklerimize bir şeyler anlatması gerek hem bu alanda çalışan uzmanlara. Bu rakamlar uzmanlara tedavide ve teşhiste yanlışlar yapıldığını, devlet büyüklerine ise halkımızın üçte birinin aklı gittiğini, geleceğimizin tehlike altında olduğunu anlatmalı. Sayın okurlarımız 2012 verilerine göre depresyon hastalıklarında %24 bir artış var, ülkemizde bir yandan kanser patlaması yaşanırken diğer yandan vatandaşlarımızın aklı ellerinden gidiyor. Türk tıp dünyası artık kendisini çıkarlar ve hesaplar üzerine kurulmuş batı tıbbın zincirlerinden koparıp özerk, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kurum haline dönüşmeli ve bu değişimi devletin bizzat kendisi takip etmeli, gerekirse zorlamalı. Bu radikal kararları kalıplaşmış, batı hayranı profesörler ve dış ülkelerin taşeronluğunu yapan bilim adamların almasını bekleyemeyiz, onlar ülke çıkarlarına göre değil onlar kendi ve dış güçlerin çıkarlarına göre hareket eder.

Neden batı tıbbına sırtımızı çevirmeliyiz?

Batı tıbbı depresyonu hücresel bazda gelişen bir fenomen olarak görür ve bütün hesaplarını onun üzerine kurup o yoldan ilerler. Batı tıbbın neden böyle bir yanılgıya düştüğünü bilimsel göz ile izah etmek mümkün değil, bu yaklaşımlarını ancak batı tıbbın genel duruşunu, ilme genel bakışını incelerseniz anlayabilirsiniz. Batı tıbbı gözle görüntüleyemediği bir şeye inanmaz, bu zihniyet bütün canlıların tek hücreli canlılardan oluştuğuna inanır (evrim teorisi), hücre dışında bir şeyin varlığına inanmaz. Psikilolojik rahatsızlıklara sebep olablicek akıl, ruh veya cin gibi enerji boyutundaki oluşumlara inanmayan bu zihniyet, araştırmalarına başlamadan olabilirlerin yüzde ellisini kesip atar. Olabilirlerin %50sini baştan silen bir zihniyet sizce doğruları bulabilir mi; sizce sonuçları kendi %50sine sığdırmak için zorlama yorumlar yapıp, verileri manipüle etmez mi?

Depresyon hastalığı ile psikiyatrik hastalıklar arasındaki fark nedir? 

İnsan beyininde üç tarz düşünce doğar, bunlardan birisi kendi düşüncenizdir ve beyinde doğar, diğer ikisi ise kalpte doğar ve beyinde yankılanır. Kalpte doğan düşüncelerden birisi Rahmanidir ve buna ilham denilir, diğeri ise şeytanidir ve buna vesvese denilir. Fobiler, panik ataklar, obsesif rahatsızlıklar, (temizlik, simetri) şizofreni gibi psikiyatri rahatsızlıklar şeytani vesvese sonucu ortaya çıkarken ( “biyoenerji ile psikiyatri hastalıklarını çözdük” yazımızı okuyun), depresyon o kişinin bizzat kendi düşüncesi sonucu ortaya çıkar. Depresyon olarak adlandırdığımız oluşum insanın kendi düşüncesinden kaynaklanır!

Not: 1960 yılların soğuk savaş döneminde Rus bilim adamları Moskova’daki Amerikan konsolosluğunu değişik elektromanyetik akımlara maruz tutar. Rus bilim adamaları amerikan konsololuğunda çalışanların düşünceleri elektromanyetik frekanslar ile etkilenip etkilenmeyeceğini test eder. Deneylerin sonucunda konsoloslukta çalışanların şizofreni davranışlar, depresyon ve kişisel bozukluklar sergilemeye başladığı görülür. Türkiye’deki psikiyatri hastalıkların çokluğunu göz önünde bulundurursak, Türkiye acaba böyle akımlara maruz tutuluyor olabilir mi?

Depresyon nedir?

Doğru tedavi doğru teşhisten geçer, depresyon hakkında bilmeniz gereken ilk şey; depresyon bir hastalık değildir. Nedir depresyon o zaman? Depresyonu daha iyi anlamanız için size bir soru soralım; üzüntü nedir? Üzüntüyü siz nasıl tanımlıyorsanız depresyonda o dur. Siz üzüntülü olduğunuz anları bir hastalık olarak mı görüyorsunuz, yoksa yaşadığınız dünyevi sıkıntının ruhsal boyutunuza bir yansıması olarak mı? Bu soruyu kendiniz için cevaplarsanız, depresyonun ne olduğunu çözersiniz. Açıklayalım; eğer yaşadığınız hayat sıkıntıları bir kaç aydan daha fazla uzun sürer ve mutlu-günler, sıkıntılı-günler dengesinde sıkıntılı-günler daha ağır basmaya başlarsa ve ufukta bir çıkışta görünmüyorsa o zaman ruhani haliniz bir ümitsizliğe, bir bunalıma kapılır; işte o anki ruh halinize depresyon denilir. Sıkıntılı günleriniz bir kaç gün sürerse buna üzüntü denir ama sıkıntılı günleriniz bir kaç haftadan daha uzun sürer ve sıkıntılarınızın sonu görünmezse, o ruh halinize depresyon denilir. Depresyon, üzüntü halinizin bir basamak üstüdür. Nasıl mutlu günleriniz ruhani boyutunuza yansıyor, sizi neşelendiriyor, mutlu ediyor ve o haliniz hastalık olarak görülmüyorsa, sıkıntılı günlerin ruhani boyuta yansımasıda bir hastalık olarak görülmez.

Depresyon; hayatta maddi, manevi bazı sıkıntılar yaşayan bir aklın negatif düşünce yoğunluğuna girmesidir. Depresyon düşünce boyutunda gerçekleşen bir rahatsızlık olduğu için bunun çözümü asla ilaçlar ile gerçekleşemez. Tedavi nasıl yapılmalı? O kişiyi mutsuz eden ne ise, o sıkıntıyı ortadan kaldırdığınız an hastayıda tedavi etmiş olursunuz, bu kadar basit! Örneğin; o kişinin borçları mı var, borçlarına çözüm üretmelisiniz; o kişi evde şiddete mi maruz kalıyor, o şiddeti durdurmanın yollarını aramalısınız. Tedavi o kişinin sorunlarına çözüm bulmaktan geçer, tedavi o kişinin beyinini ilaçlar ile tecavüz edip onu duygulardan yoksun, çevresini algılamakta zorluk çeken bir robota dönüştürmekten değil.

Beyin neden negatif düşünce yoğunluğuna girer?

Eğer akıl kendisini istemediği bir hayat koşulunda bulur ve nice çabalara rağmen koşulları değiştiremezse o zaman akıl bu şartlar altındaki bir yaşamı reddeder. Akıl kendisini köşeye sıkıştırılmış bir çıkmazda bulur ve negatif düşünce üretimine girer. Örneğin; nasıl kredi kartına borçlanabildim veya nasıl oldu da o kişiye kandım gibi kendisini özeleştiri topuna tutar. Eğer yaşadığınız sıkıntıları kısa bir süre içinde atlatabilirseniz, o zaman hayatınızın o dönemini sadece hayatın bir zorluğu olarak görür ve hayatınıza devam edersiniz. Ama yaşadığınız olaylar ayları, yılları bulur ve ufukta bir çıkış yoluda görünmezse, o zaman akıl kendisini bir çıkmazda bulur ve bu düşünce çıkmazınada depresyon denilir.

Hangi çıkmazlar beyini depresyona sürükler?

Hayatınızın farklı bölümlerinde vermiş olduğunuz kararlar ile kendinizi bir köşeye, bir çıkmaza itebilirsiniz. Bunun çok örnekleri var; yanlış kişi ile evlenirsiniz ve bundan bir çıkış yolu bulamazsınız veya borç altına girersiniz ve bunun altından nasıl kalkabileceğinizi bilemezsiniz. Kısacası akıl bir çıkmazdadır ve bulunduğu ortamdan nasıl uzaklaşacağını veya o ortamı nasıl değiştireceğini bilemez. Bulunduğunuz ortam sizin istekleriniz doğrultusunda değişmiyor ve ufukta da değişmeye yönelik her hangi bir kıpırdanma görünmüyorsa, o zaman akıl bu şartlar altındaki bir yaşamı reddeder ve beyinde negatif düşünceler oluşmaya başlar ve ümitleriniz tükendikçe, bu olumsuz düşünce yoğunluğu artar. Kısa bir özet; uzun süre devam eden negatif düşünce yoğunluğuna ve çıkış yolu gözükmeyen ortamlarda oluşan düşüncelere depresyon denilir. Bu negatif düşünce yoğunluğunu beyinin kendisine yönelik bir özeleştirisi olarakta görebilirsiniz.

Depresyon ile bedendeki hastalıklar arasındaki bağlantı nedir?

Depresyon bedeninizdeki hücreleri iki şekilde etkiler: birincisi hastalıklara sebep verir, ikincisi var olan hastalıkları yüzeye çıkarır (alevlendirir, uyar halden akut hale dönüştürür). Beyninizde ürettiğiniz her düşünce bir enerji kıvılcımı oluşturur. Olumlu düşünceler uzun dalga boyutunu alır, sinir ve öfke krizleri ise yüksek gerilim, kısa frekans halini. Bu elektromanyetil dalgalar oluştuğu an çevrenize yayılır ve toprağa yönelir. Toprağın özelliği; toprak yoğun artı ve eksi yüklü mineral değerine sahip, çok güçlü bir vakuum cihazı gibi kendi üzerinde yürüyen, kendisi ile temasa geçen herşeyin elektronlarını kendisine çeker. Depresyonda yaşadığımız sıkıntı şurada; beyin ile toprak arasında bir mesafe, yani organlarınız bulunur. Beyinde oluşan akımlar eğer toprağa ulaşmak istiyorsa organlarınızın içinden geçmek zorunda, depresyon ve hastalıklar arasındaki bağlantı bu. Eğer düşünceleriniz olumlu ise organlarınıza şifa niteliğini taşıyan akımlar yönlendirmiş olursunuz ama sürekli olumsuz düşünür, organlarınızı bu kısa frekans akımlarına tabi tutarsanız, organlarınız bir gün bunun altında iflas eder. Örneğin; evinizde elektrikler kesilir ve tekrar açılırsa, bu açılıp kapanmalar elektronik cihazlarınıza zarar verir çünkü elektrikler tekrar geldiğinde yüksek voltaj da gelir ve cihazlarınızın elektronik düzenini bozar. Cihazlarınızın bazısı kalitelidir ve bu yüksek gerilimli gel-gitmeleri kaldırır ama bazıları ucuz kalitedir ve o akımların altında iflas eder. Beyinde yaşadığınız duygu patlamaları, öfke krizleride elektronik cihazlarda olduğu gibi organlarınızı iflas eşiğine getirir. Organlarınızın kalitesini yani hangisinin ilk iflas edeceğini genetiğiniz ve hayatınızda o organı ne kadar yıprattığınız belirler. Bazıların genetiğinde şeker vardır, o kişilerin zayıf noktası pankreas olur ve bu akımlardan ilk orası etkilenir ve o kişi şeker hastalığına yakalanır, bazılarının zayıf noktası mideleridir ve mide ülserine kapılır, bazılarında guatr vb. Depresyon ile hastalıklar arasındaki bağlantı budur.

Depresyonun beden üzerindeki ikinci etkisi; depresyon var olan sıkıntıları yüzeye çıkarır. Negatif duygu yoğunluğunuz bir hastalığa sebep verecek yoğunlukta veya süreklilikte olmayabilir ama o kısa dönem yaşadığınız sıkıntı var olan rahatsızlıklarınızı yüzeye çıkarması için yeterli olur. Örneğin; bedeninizi her yeri kapalı bir kazan olarak düşünün ve içindeki hararetin (elektromanyetik basıncın) arttığını varsayın, bu basınç arttıkça kendisini içeriğe hapseden kabuğunu zorlar ve o kabuğun en zayıf noktasından kendisini dışa atar. Bu zayıf halkalar bazılarında dudakların bir noktası olur ve depresyona girdikleri her defasında o elektromanyetik basınç o noktada bir uçuk halinde yüzeye çıkar, bazılarında ise baş ağrıları veya romatizma türü eklem şikayetleri olur ve onlar depresyona girdiğinde o bölgelerdeki şikayetleri tekrar alevlenir. Vücudunuzun hangi bölgesinde bir rahatsızlık varsa (zayıf halkanız) depresyon kendisini ilk önce o noktadan dışa atar (o bölgedeki şikâyetleriniz artar).

Not: Amerika Birleşik Devletleri, UCLA Üniversitesi San Fransisco kampüsü Psikiyatri bölümü bilim adamları Yoga gibi egzersizlerin ruhsal bedeni nasıl rahatlattığını araştırır ve araştırmanın sonucunda şu tespit yapılır; düşünceler, soyut elektromanyetik bir kavram olarak beyinde var olur, yoga esnasında üretilen ses dalgaları sayesinde de bu soyut elektromanyetik oluşumların bedenden uzaklaştırıldığı anlaşılır. Yani bizler beyinde oluşan düşünceleri dile dökerek beyindeki birikimleri boşaltabiliriz; biriyle konuştuğumuzda rahatlamamızın altındaki sebepte bu. Namaz kılarken Ayetleri sesli (kendimizin duyacak ses tonunda) okumamızın altında yatan nedenlerdende birisi bu! Egzersiz yapmanında böyle bir etkisi bulunur, egzersiz bedenimizdeki elektromanyetik oluşumları dışa yönlendirir, organlarımızın zarar görmesini engeller. Negatif düşünce yoğunluğuna girdiğiniz an egzersiz yapın, hareket içinde olan kaslarınız düşünceden kaynaklanan elektromanyetik akımları bedeninizin içinden dışa yönlendirir, bedeninizi deşarj eder. Su'da da elektromanyetik akımları deşarj etme özelliği bulunur, bunalımda olduğunuz dönemlerde bol, bol banyo yapın, suya girin. Burada toprağı anmaya ihtiyaç duymuyoruz çünkü toprağın deşarj edici özelliklerini hepimiz bilmekteyiz. 

Psikiyatri ne zaman devreye girer?

Hayat şartları aklı bir çıkmaza sürüklediğinde akıl kendisine çözüm yolları üretilmesini talep eder. İnsan çoğu zaman kendi çözümünü bulmakta zorlanır. Sorunlarımızın çözümü çoğu zaman gözümüzün önünde olabilir ama onları göremeye biliriz. Olaylara dışarıdan bakan birisi, bizler için daha sağlıklı kararlar verebilir. Ayrıca eğitimsizliğimiz veya hayat tecrübesi eksikliğimiz yaşadığımız sorunlara çözüm yolu bulmamızı zorlaştırır. Zaten o hayat tecrübelerine ve bilgiye sahip olmuş olsaydık, kendimizi bu çıkmazlara itecek kararları vermezdik. Psikiyatri burada devreye girer, siz bu alanda tecrübe sahibi olan ve bu alanda eğitime sahip olan insanları arayıp, onlara danışmalısınız. Sizin bir türlü çıkış yolu üretemediğiniz olaylara, onlar bilgi ve becerileri ile nice çıkış alternatifleri sunabilir. Psikiyatri uzmanları bunun için eğitim alır. Sayın okurlarımız danışmak kendiliğiyle bir erdemliktir; “ben kendi başıma bu işin altından kalkamadım”, demek ve başkalarına başvurmak sizi küçültmez tam aksine sizi yüceltir.

Psikiyatri ile yaşadığımız sıkıntı

Depresyonu bir negatif düşünce yoğunluğu olarak tanımlarsak ve bu olumsuz düşüncelerin çıkışı olmayan ortamlara girdiğiniz an oluştuğunu göz önünde bulundurursak, sizin tedaviniz sizi bu karanlıktan aydınlığa taşıyacak rehberler üzerinden geçer. Türkiyede yaşadığımız sıkıntının kaynağına inmeden Psikiyatri uzmanlığın tanımını size yapalım; psikiyatri uzmanları birer rehberdir, sıkıntılı dönemlerinizde sizi yalnız bırakmayan, size o zor günlerde çözüm yolları sunan dostlar. Psikiyatri uzmanları sizi bunalıma sokan hayat şartlarını araştıran bir hekim, sıkıntılarınıza çözüm yolu sunan bir rehber, sizi bu süreci atlatmanızda motive eden bir motivasyon uzmanı, sıkıştığınız an içinizi dökebileceğiniz bir dosttur. Siz Türkiye’de bu profile uyan bir psikiyatri uzmanı ile karşılaştınız mı? Maalesef hayır, işte yaşadığımız sıkıntı burada!  

Çözüm; devletin bütün kurumları birlikte çalışmalı

Hayat şartları size sıkıntıya soktuğu an, o anki düşünce yoğunluğuna depresyon denilir, depresyonu gidermekte o sıkıntıları gidermekten geçer. Örneğin; bir bayan evde şiddete uğruyorsa ve buda o bayanı depresyona soktuysa, o zaman o bayanın depresyon kaynağı evdeki şiddettir. Siz o bayanı o ortamdan uzaklaştırmadığınız müddet onun tedavisini yapamazsınız. Bu tür hastalar hekime çıktığı an, hekimler sıkıntının kaynağını tespit ettikten sonra devletin diğer kurumlarını devreye sokmalı. Depresyon içinde bulunan hastaların ciddi hayat sorunları var; lütfen hastaların beyinlerini poşet dolu ilaçlar ile uyuşturmayı bırakın, onların hayat sorunlarına nasıl çözüm bulabiliriz soruları üzerinde durun!

İlaçlar ne zaman devreye girer?

İlaçlar ne zaman verilir? Eğer hastalık kendisine veya çevresine zarar verebilecek boyuta geldiyse o zaman o hastaya ilaç tedavisi uygulanıp, sakinleştirilir. Bu acil bir durum ve acil bir müdahale gerektirir. Biz ilaçlara karşı değiliz, biz sadece ilaçların sıkıntının kaynağı bilinmeden rastgele yazılışına ve sorumsuzca yazılışına karşıyız. Eğer bir hekim ofisine gelen her hastanın yaşına bakmaksızın, sıkıntısına kulak vermeden, sorunun kaynağını tespit etmeden ilaç şirketlerin primleri doğrultusunda ilaç yazarsa o zaman bizler bu zihniyete sahip hekimlere dur diyebilmeliyiz. Hastanın durumu kendisine veya başkalarına zarar verebilecek düşüncelere kadar ilerlemiş ise o zaman o hasta ilaç tedavisi ile uyuşturulur ve sakinleştirilir ama hastaya ilaç verilmesi o hastanın şikayetlerini dinlemeye, sıkıntılarına çözüm yolları bulmaya engel olmamalı. İlaçlar o kişinin maddi sıkıntılarını çözmez, o kişiye iş bulmaz, o kişinin üniversite sınavlarını kazanmaz, o kişinin aile içi sorunlarını çözmez, o zaman hasta neden bir kutu hap verilerek eve gönderilir, sıkıntıları ile baş, başa bırakılır? Sayın okurlarımız aldığınız ilaçların bir çok zararı var ama bunların en tehlikesi bunların beyine yönelik, yani sizin karar verme merkezinize yönelik ilaçlar olmasıdır. Bu ilaçlar sizi bu hallere düşüren olaylara karşı duyarsız kılar, yaşadığınız sıkıntılara müdahale edemez hale düşürür. İlaçlar size üç maymunu oynatır; görmüyorum, duymuyorum rolünü oynatır ve uyandığınızda bir bakmışsınız çevrenizde her şey yıkılmış gitmiş.

Hekiminiz bir rehber, çevrenizdeki insanlar destekçiniz ve devletiniz güvenceniz ve korumanız olsun; vatandaşlarımızı girdikleri bunalımdan ancak el ele verirsek kurtarabiliriz

Size ilaç yazıp evinize gönderen psikiyatri uzmanlarına sırtınızı dönün ve size rehberlik yapabilecek hekimlere çıkın. Depresyon maddi ve manevi sıkıntıda olmak anlamına gelir ve eğer milyonlarca vatandaşımız ülkemizde depresyonda ise o zaman bizler bu Müslüman kardeşlerimizin sıkıntılarına kulak vermeliyiz. Bir Müslüman başka bir Müslümanın sıkıntılarına duyarsız kalamaz; Allahu Teala bizleri birbirimizden sorumlu kılmış. Eğer bu ülkede milyonlarca vatandaşımız depresyon içinde ise demek bizler, yani hayatını rahat yaşayanlar Müslümanlığın gereğini yerine getirmemiş. Her hangi birisinin depresyona girdiğini duyduğumuz an sanki onda bulaşıcı bir mikrop varmış gibi ondan uzak durmaya çalışıyoruz, onu toplumdan soyutlayarak onu sorunları ile kendi haline bırakıyoruz. Lütfen bunu yapmayalım, eğer çevrenizde birisi depresyona girdiyse hemen onu arayın, derdini, sıkıntısını sorun, onu bu süreçte yalnız bırakmayın. Ben ne yapabilirim ki demeyiniz; yardım etme gücünüz olmasa bile, o kişiyi arada sırada telefonda arayıp halini hatırasını sormanız o kişiyi intihar düşüncelerinden alıkoyabilir.

Depresyon ilaç ile tedavi edilebilecek bir durum değildir; sizler sıkıntılı bir duruma düşerseniz güçlü olun, pes etmeyin ve size bu hayat mücadelesinde yardım edebilecek, size yol gösterebilecek, bu sıkıntılı döneminizde sizi aydınlığa ulaştırabilecek makamlara çıkın. Hekimler yanlış adrestir, günümüzün sisteminden hekimler sizin hayat sıkıntılarınıza çözüm üretebilecek konumda değiller. Lütfen değerli zamanınızı hastane köşelerinde harcamayın ve ilaçlardan uzak durun; ilaçlar ne sizin aile içi düzeninizi onarır ne sizin maddi sıkıntılarınızı giderir, ilaçlar sizi yaşamdan tat almayan, çevresini algılamayan ve duygulardan yoksun robotlar haline getirir. Eğer siz çevrenizdeki olayları algılayamazsanız onlara müdahale edemezsiniz, müdahale edemezseniz sorunlarınızı çözemezsiniz. Sıkıntıya düşen insanlarda en kısa zamanda sıkıntılarına çözüm aramalı.

Depresyonun çözümü

Oturun ve sakin kafa ile sizi en çok mutsuz eden şeyi tespit edin ve bunu gidermek için büyüklerinize, dostlarınıza veya devlet kurumlarına başvurun; depresyonun çözümü budur!