nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



depresyon- yap��lan yanl����lar ve yap��lmas�� gerekenler

Türkiye'de 15 milyon psikiyatri hastası bulunur, bunların 7,5 milyonu suç potansiyeli taşır ve bu sayılar gün geçtikçe artar. Bu boyutta bir hasta kitlesine sahip olmamız ve her gün daha genç ve daha yaşlı hastaların bu kitleye dahil edilmesi hem devlet büyüklerimize bir şeyler anlatması gerek hem bu alanda çalışan uzmanlara. Bu rakamlar uzmanlara tedavide ve teşhiste yanlışlar yapıldığını, devlet büyüklerine ise halkımızın üçte birinin aklı gittiğini, geleceğimizin tehlike altında olduğunu anlatmalı. Sayın okurlarımız 2012 verilerine göre depresyon hastalıklarında %24 bir artış var, ülkemizde bir yandan kanser patlaması yaşanırken diğer yandan vatandaşlarımızın aklı ellerinden gidiyor. Türk tıp dünyası artık kendisini çıkarlar ve hesaplar üzerine kurulmuş batı tıbbın zincirlerinden koparıp özerk, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kurum haline dönüşmeli ve bu değişimi devletin bizzat kendisi takip etmeli, gerekirse zorlamalı. Bu radikal kararları kalıplaşmış, batı hayranı profesörler ve dış ülkelerin taşeronluğunu yapan bilim adamların almasını bekleyemeyiz, onlar ülke çıkarlarına göre değil onlar kendi ve dış güçlerin çıkarlarına göre hareket eder.

Neden batı tıbbına sırtımızı çevirmeliyiz?

Batı tıbbı depresyonu hücresel bazda gelişen bir fenomen olarak görür ve bütün hesaplarını onun üzerine kurup o yoldan ilerler. Batı tıbbın neden böyle bir yanılgıya düştüğünü bilimsel göz ile izah etmek mümkün değil, bu yaklaşımlarını ancak batı tıbbın genel duruşunu, ilme genel bakışını incelerseniz anlayabilirsiniz. Batı tıbbı gözle görüntüleyemediği bir şeye inanmaz, bu zihniyet bütün canlıların tek hücreli canlılardan oluştuğuna inanır (evrim teorisi), hücre dışında bir şeyin varlığına inanmaz. Psikilolojik rahatsızlıklara sebep olablicek akıl, ruh veya cin gibi enerji boyutundaki oluşumlara inanmayan bu zihniyet, araştırmalarına başlamadan olabilirlerin yüzde ellisini kesip atar. Olabilirlerin %50sini baştan silen bir zihniyet sizce doğruları bulabilir mi; sizce sonuçları kendi %50sine sığdırmak için zorlama yorumlar yapıp, verileri manipüle etmez mi?

Depresyon hastalığı ile psikiyatrik hastalıklar arasındaki fark nedir? 

İnsan beyininde üç tarz düşünce doğar, bunlardan birisi kendi düşüncenizdir ve beyinde doğar, diğer ikisi ise kalpte doğar ve beyinde yankılanır. Kalpte doğan düşüncelerden birisi Rahmanidir ve buna ilham denilir, diğeri ise şeytanidir ve buna vesvese denilir. Fobiler, panik ataklar, obsesif rahatsızlıklar, (temizlik, simetri) şizofreni gibi psikiyatri rahatsızlıklar şeytani vesvese sonucu ortaya çıkarken ( “biyoenerji ile psikiyatri hastalıklarını çözdük” yazımızı okuyun), depresyon o kişinin bizzat kendi düşüncesi sonucu ortaya çıkar. Depresyon olarak adlandırdığımız oluşum insanın kendi düşüncesinden kaynaklanır!

Not: 1960 yılların soğuk savaş döneminde Rus bilim adamları Moskova’daki Amerikan konsolosluğunu değişik elektromanyetik akımlara maruz tutar. Rus bilim adamaları amerikan konsololuğunda çalışanların düşünceleri elektromanyetik frekanslar ile etkilenip etkilenmeyeceğini test eder. Deneylerin sonucunda konsoloslukta çalışanların şizofreni davranışlar, depresyon ve kişisel bozukluklar sergilemeye başladığı görülür. Türkiye’deki psikiyatri hastalıkların çokluğunu göz önünde bulundurursak, Türkiye acaba böyle akımlara maruz tutuluyor olabilir mi?

Depresyon nedir?

Doğru tedavi doğru teşhisten geçer, depresyon hakkında bilmeniz gereken ilk şey; depresyon bir hastalık değildir. Nedir depresyon o zaman? Depresyonu daha iyi anlamanız için size bir soru soralım; üzüntü nedir? Üzüntüyü siz nasıl tanımlıyorsanız depresyonda o dur. Siz üzüntülü olduğunuz anları bir hastalık olarak mı görüyorsunuz, yoksa yaşadığınız dünyevi sıkıntının ruhsal boyutunuza bir yansıması olarak mı? Bu soruyu kendiniz için cevaplarsanız, depresyonun ne olduğunu çözersiniz. Açıklayalım; eğer yaşadığınız hayat sıkıntıları bir kaç aydan daha fazla uzun sürer ve mutlu-günler, sıkıntılı-günler dengesinde sıkıntılı-günler daha ağır basmaya başlarsa ve ufukta bir çıkışta görünmüyorsa o zaman ruhani haliniz bir ümitsizliğe, bir bunalıma kapılır; işte o anki ruh halinize depresyon denilir. Sıkıntılı günleriniz bir kaç gün sürerse buna üzüntü denir ama sıkıntılı günleriniz bir kaç haftadan daha uzun sürer ve sıkıntılarınızın sonu görünmezse, o ruh halinize depresyon denilir. Depresyon, üzüntü halinizin bir basamak üstüdür. Nasıl mutlu günleriniz ruhani boyutunuza yansıyor, sizi neşelendiriyor, mutlu ediyor ve o haliniz hastalık olarak görülmüyorsa, sıkıntılı günlerin ruhani boyuta yansımasıda bir hastalık olarak görülmez.

Depresyon; hayatta maddi, manevi bazı sıkıntılar yaşayan bir aklın negatif düşünce yoğunluğuna girmesidir. Depresyon düşünce boyutunda gerçekleşen bir rahatsızlık olduğu için bunun çözümü asla ilaçlar ile gerçekleşemez. Tedavi nasıl yapılmalı? O kişiyi mutsuz eden ne ise, o sıkıntıyı ortadan kaldırdığınız an hastayıda tedavi etmiş olursunuz, bu kadar basit! Örneğin; o kişinin borçları mı var, borçlarına çözüm üretmelisiniz; o kişi evde şiddete mi maruz kalıyor, o şiddeti durdurmanın yollarını aramalısınız. Tedavi o kişinin sorunlarına çözüm bulmaktan geçer, tedavi o kişinin beyinini ilaçlar ile tecavüz edip onu duygulardan yoksun, çevresini algılamakta zorluk çeken bir robota dönüştürmekten değil.

Beyin neden negatif düşünce yoğunluğuna girer?

Eğer akıl kendisini istemediği bir hayat koşulunda bulur ve nice çabalara rağmen koşulları değiştiremezse o zaman akıl bu şartlar altındaki bir yaşamı reddeder. Akıl kendisini köşeye sıkıştırılmış bir çıkmazda bulur ve negatif düşünce üretimine girer. Örneğin; nasıl kredi kartına borçlanabildim veya nasıl oldu da o kişiye kandım gibi kendisini özeleştiri topuna tutar. Eğer yaşadığınız sıkıntıları kısa bir süre içinde atlatabilirseniz, o zaman hayatınızın o dönemini sadece hayatın bir zorluğu olarak görür ve hayatınıza devam edersiniz. Ama yaşadığınız olaylar ayları, yılları bulur ve ufukta bir çıkış yoluda görünmezse, o zaman akıl kendisini bir çıkmazda bulur ve bu düşünce çıkmazınada depresyon denilir.

Hangi çıkmazlar beyini depresyona sürükler?

Hayatınızın farklı bölümlerinde vermiş olduğunuz kararlar ile kendinizi bir köşeye, bir çıkmaza itebilirsiniz. Bunun çok örnekleri var; yanlış kişi ile evlenirsiniz ve bundan bir çıkış yolu bulamazsınız veya borç altına girersiniz ve bunun altından nasıl kalkabileceğinizi bilemezsiniz. Kısacası akıl bir çıkmazdadır ve bulunduğu ortamdan nasıl uzaklaşacağını veya o ortamı nasıl değiştireceğini bilemez. Bulunduğunuz ortam sizin istekleriniz doğrultusunda değişmiyor ve ufukta da değişmeye yönelik her hangi bir kıpırdanma görünmüyorsa, o zaman akıl bu şartlar altındaki bir yaşamı reddeder ve beyinde negatif düşünceler oluşmaya başlar ve ümitleriniz tükendikçe, bu olumsuz düşünce yoğunluğu artar. Kısa bir özet; uzun süre devam eden negatif düşünce yoğunluğuna ve çıkış yolu gözükmeyen ortamlarda oluşan düşüncelere depresyon denilir. Bu negatif düşünce yoğunluğunu beyinin kendisine yönelik bir özeleştirisi olarakta görebilirsiniz.

Depresyon ile bedendeki hastalıklar arasındaki bağlantı nedir?

Depresyon bedeninizdeki hücreleri iki şekilde etkiler: birincisi hastalıklara sebep verir, ikincisi var olan hastalıkları yüzeye çıkarır (alevlendirir, uyar halden akut hale dönüştürür). Beyninizde ürettiğiniz her düşünce bir enerji kıvılcımı oluşturur. Olumlu düşünceler uzun dalga boyutunu alır, sinir ve öfke krizleri ise yüksek gerilim, kısa frekans halini. Bu elektromanyetil dalgalar oluştuğu an çevrenize yayılır ve toprağa yönelir. Toprağın özelliği; toprak yoğun artı ve eksi yüklü mineral değerine sahip, çok güçlü bir vakuum cihazı gibi kendi üzerinde yürüyen, kendisi ile temasa geçen herşeyin elektronlarını kendisine çeker. Depresyonda yaşadığımız sıkıntı şurada; beyin ile toprak arasında bir mesafe, yani organlarınız bulunur. Beyinde oluşan akımlar eğer toprağa ulaşmak istiyorsa organlarınızın içinden geçmek zorunda, depresyon ve hastalıklar arasındaki bağlantı bu. Eğer düşünceleriniz olumlu ise organlarınıza şifa niteliğini taşıyan akımlar yönlendirmiş olursunuz ama sürekli olumsuz düşünür, organlarınızı bu kısa frekans akımlarına tabi tutarsanız, organlarınız bir gün bunun altında iflas eder. Örneğin; evinizde elektrikler kesilir ve tekrar açılırsa, bu açılıp kapanmalar elektronik cihazlarınıza zarar verir çünkü elektrikler tekrar geldiğinde yüksek voltaj da gelir ve cihazlarınızın elektronik düzenini bozar. Cihazlarınızın bazısı kalitelidir ve bu yüksek gerilimli gel-gitmeleri kaldırır ama bazıları ucuz kalitedir ve o akımların altında iflas eder. Beyinde yaşadığınız duygu patlamaları, öfke krizleride elektronik cihazlarda olduğu gibi organlarınızı iflas eşiğine getirir. Organlarınızın kalitesini yani hangisinin ilk iflas edeceğini genetiğiniz ve hayatınızda o organı ne kadar yıprattığınız belirler. Bazıların genetiğinde şeker vardır, o kişilerin zayıf noktası pankreas olur ve bu akımlardan ilk orası etkilenir ve o kişi şeker hastalığına yakalanır, bazılarının zayıf noktası mideleridir ve mide ülserine kapılır, bazılarında guatr vb. Depresyon ile hastalıklar arasındaki bağlantı budur.

Depresyonun beden üzerindeki ikinci etkisi; depresyon var olan sıkıntıları yüzeye çıkarır. Negatif duygu yoğunluğunuz bir hastalığa sebep verecek yoğunlukta veya süreklilikte olmayabilir ama o kısa dönem yaşadığınız sıkıntı var olan rahatsızlıklarınızı yüzeye çıkarması için yeterli olur. Örneğin; bedeninizi her yeri kapalı bir kazan olarak düşünün ve içindeki hararetin (elektromanyetik basıncın) arttığını varsayın, bu basınç arttıkça kendisini içeriğe hapseden kabuğunu zorlar ve o kabuğun en zayıf noktasından kendisini dışa atar. Bu zayıf halkalar bazılarında dudakların bir noktası olur ve depresyona girdikleri her defasında o elektromanyetik basınç o noktada bir uçuk halinde yüzeye çıkar, bazılarında ise baş ağrıları veya romatizma türü eklem şikayetleri olur ve onlar depresyona girdiğinde o bölgelerdeki şikayetleri tekrar alevlenir. Vücudunuzun hangi bölgesinde bir rahatsızlık varsa (zayıf halkanız) depresyon kendisini ilk önce o noktadan dışa atar (o bölgedeki şikâyetleriniz artar).

Not: Amerika Birleşik Devletleri, UCLA Üniversitesi San Fransisco kampüsü Psikiyatri bölümü bilim adamları Yoga gibi egzersizlerin ruhsal bedeni nasıl rahatlattığını araştırır ve araştırmanın sonucunda şu tespit yapılır; düşünceler, soyut elektromanyetik bir kavram olarak beyinde var olur, yoga esnasında üretilen ses dalgaları sayesinde de bu soyut elektromanyetik oluşumların bedenden uzaklaştırıldığı anlaşılır. Yani bizler beyinde oluşan düşünceleri dile dökerek beyindeki birikimleri boşaltabiliriz; biriyle konuştuğumuzda rahatlamamızın altındaki sebepte bu. Namaz kılarken Ayetleri sesli (kendimizin duyacak ses tonunda) okumamızın altında yatan nedenlerdende birisi bu! Egzersiz yapmanında böyle bir etkisi bulunur, egzersiz bedenimizdeki elektromanyetik oluşumları dışa yönlendirir, organlarımızın zarar görmesini engeller. Negatif düşünce yoğunluğuna girdiğiniz an egzersiz yapın, hareket içinde olan kaslarınız düşünceden kaynaklanan elektromanyetik akımları bedeninizin içinden dışa yönlendirir, bedeninizi deşarj eder. Su'da da elektromanyetik akımları deşarj etme özelliği bulunur, bunalımda olduğunuz dönemlerde bol, bol banyo yapın, suya girin. Burada toprağı anmaya ihtiyaç duymuyoruz çünkü toprağın deşarj edici özelliklerini hepimiz bilmekteyiz. 

Psikiyatri ne zaman devreye girer?

Hayat şartları aklı bir çıkmaza sürüklediğinde akıl kendisine çözüm yolları üretilmesini talep eder. İnsan çoğu zaman kendi çözümünü bulmakta zorlanır. Sorunlarımızın çözümü çoğu zaman gözümüzün önünde olabilir ama onları göremeye biliriz. Olaylara dışarıdan bakan birisi, bizler için daha sağlıklı kararlar verebilir. Ayrıca eğitimsizliğimiz veya hayat tecrübesi eksikliğimiz yaşadığımız sorunlara çözüm yolu bulmamızı zorlaştırır. Zaten o hayat tecrübelerine ve bilgiye sahip olmuş olsaydık, kendimizi bu çıkmazlara itecek kararları vermezdik. Psikiyatri burada devreye girer, siz bu alanda tecrübe sahibi olan ve bu alanda eğitime sahip olan insanları arayıp, onlara danışmalısınız. Sizin bir türlü çıkış yolu üretemediğiniz olaylara, onlar bilgi ve becerileri ile nice çıkış alternatifleri sunabilir. Psikiyatri uzmanları bunun için eğitim alır. Sayın okurlarımız danışmak kendiliğiyle bir erdemliktir; “ben kendi başıma bu işin altından kalkamadım”, demek ve başkalarına başvurmak sizi küçültmez tam aksine sizi yüceltir.

Psikiyatri ile yaşadığımız sıkıntı

Depresyonu bir negatif düşünce yoğunluğu olarak tanımlarsak ve bu olumsuz düşüncelerin çıkışı olmayan ortamlara girdiğiniz an oluştuğunu göz önünde bulundurursak, sizin tedaviniz sizi bu karanlıktan aydınlığa taşıyacak rehberler üzerinden geçer. Türkiyede yaşadığımız sıkıntının kaynağına inmeden Psikiyatri uzmanlığın tanımını size yapalım; psikiyatri uzmanları birer rehberdir, sıkıntılı dönemlerinizde sizi yalnız bırakmayan, size o zor günlerde çözüm yolları sunan dostlar. Psikiyatri uzmanları sizi bunalıma sokan hayat şartlarını araştıran bir hekim, sıkıntılarınıza çözüm yolu sunan bir rehber, sizi bu süreci atlatmanızda motive eden bir motivasyon uzmanı, sıkıştığınız an içinizi dökebileceğiniz bir dosttur. Siz Türkiye’de bu profile uyan bir psikiyatri uzmanı ile karşılaştınız mı? Maalesef hayır, işte yaşadığımız sıkıntı burada!  

Çözüm; devletin bütün kurumları birlikte çalışmalı

Hayat şartları size sıkıntıya soktuğu an, o anki düşünce yoğunluğuna depresyon denilir, depresyonu gidermekte o sıkıntıları gidermekten geçer. Örneğin; bir bayan evde şiddete uğruyorsa ve buda o bayanı depresyona soktuysa, o zaman o bayanın depresyon kaynağı evdeki şiddettir. Siz o bayanı o ortamdan uzaklaştırmadığınız müddet onun tedavisini yapamazsınız. Bu tür hastalar hekime çıktığı an, hekimler sıkıntının kaynağını tespit ettikten sonra devletin diğer kurumlarını devreye sokmalı. Depresyon içinde bulunan hastaların ciddi hayat sorunları var; lütfen hastaların beyinlerini poşet dolu ilaçlar ile uyuşturmayı bırakın, onların hayat sorunlarına nasıl çözüm bulabiliriz soruları üzerinde durun!

İlaçlar ne zaman devreye girer?

İlaçlar ne zaman verilir? Eğer hastalık kendisine veya çevresine zarar verebilecek boyuta geldiyse o zaman o hastaya ilaç tedavisi uygulanıp, sakinleştirilir. Bu acil bir durum ve acil bir müdahale gerektirir. Biz ilaçlara karşı değiliz, biz sadece ilaçların sıkıntının kaynağı bilinmeden rastgele yazılışına ve sorumsuzca yazılışına karşıyız. Eğer bir hekim ofisine gelen her hastanın yaşına bakmaksızın, sıkıntısına kulak vermeden, sorunun kaynağını tespit etmeden ilaç şirketlerin primleri doğrultusunda ilaç yazarsa o zaman bizler bu zihniyete sahip hekimlere dur diyebilmeliyiz. Hastanın durumu kendisine veya başkalarına zarar verebilecek düşüncelere kadar ilerlemiş ise o zaman o hasta ilaç tedavisi ile uyuşturulur ve sakinleştirilir ama hastaya ilaç verilmesi o hastanın şikayetlerini dinlemeye, sıkıntılarına çözüm yolları bulmaya engel olmamalı. İlaçlar o kişinin maddi sıkıntılarını çözmez, o kişiye iş bulmaz, o kişinin üniversite sınavlarını kazanmaz, o kişinin aile içi sorunlarını çözmez, o zaman hasta neden bir kutu hap verilerek eve gönderilir, sıkıntıları ile baş, başa bırakılır? Sayın okurlarımız aldığınız ilaçların bir çok zararı var ama bunların en tehlikesi bunların beyine yönelik, yani sizin karar verme merkezinize yönelik ilaçlar olmasıdır. Bu ilaçlar sizi bu hallere düşüren olaylara karşı duyarsız kılar, yaşadığınız sıkıntılara müdahale edemez hale düşürür. İlaçlar size üç maymunu oynatır; görmüyorum, duymuyorum rolünü oynatır ve uyandığınızda bir bakmışsınız çevrenizde her şey yıkılmış gitmiş.

Hekiminiz bir rehber, çevrenizdeki insanlar destekçiniz ve devletiniz güvenceniz ve korumanız olsun; vatandaşlarımızı girdikleri bunalımdan ancak el ele verirsek kurtarabiliriz

Size ilaç yazıp evinize gönderen psikiyatri uzmanlarına sırtınızı dönün ve size rehberlik yapabilecek hekimlere çıkın. Depresyon maddi ve manevi sıkıntıda olmak anlamına gelir ve eğer milyonlarca vatandaşımız ülkemizde depresyonda ise o zaman bizler bu Müslüman kardeşlerimizin sıkıntılarına kulak vermeliyiz. Bir Müslüman başka bir Müslümanın sıkıntılarına duyarsız kalamaz; Allahu Teala bizleri birbirimizden sorumlu kılmış. Eğer bu ülkede milyonlarca vatandaşımız depresyon içinde ise demek bizler, yani hayatını rahat yaşayanlar Müslümanlığın gereğini yerine getirmemiş. Her hangi birisinin depresyona girdiğini duyduğumuz an sanki onda bulaşıcı bir mikrop varmış gibi ondan uzak durmaya çalışıyoruz, onu toplumdan soyutlayarak onu sorunları ile kendi haline bırakıyoruz. Lütfen bunu yapmayalım, eğer çevrenizde birisi depresyona girdiyse hemen onu arayın, derdini, sıkıntısını sorun, onu bu süreçte yalnız bırakmayın. Ben ne yapabilirim ki demeyiniz; yardım etme gücünüz olmasa bile, o kişiyi arada sırada telefonda arayıp halini hatırasını sormanız o kişiyi intihar düşüncelerinden alıkoyabilir.

Depresyon ilaç ile tedavi edilebilecek bir durum değildir; sizler sıkıntılı bir duruma düşerseniz güçlü olun, pes etmeyin ve size bu hayat mücadelesinde yardım edebilecek, size yol gösterebilecek, bu sıkıntılı döneminizde sizi aydınlığa ulaştırabilecek makamlara çıkın. Hekimler yanlış adrestir, günümüzün sisteminden hekimler sizin hayat sıkıntılarınıza çözüm üretebilecek konumda değiller. Lütfen değerli zamanınızı hastane köşelerinde harcamayın ve ilaçlardan uzak durun; ilaçlar ne sizin aile içi düzeninizi onarır ne sizin maddi sıkıntılarınızı giderir, ilaçlar sizi yaşamdan tat almayan, çevresini algılamayan ve duygulardan yoksun robotlar haline getirir. Eğer siz çevrenizdeki olayları algılayamazsanız onlara müdahale edemezsiniz, müdahale edemezseniz sorunlarınızı çözemezsiniz. Sıkıntıya düşen insanlarda en kısa zamanda sıkıntılarına çözüm aramalı.

Depresyonun çözümü

Oturun ve sakin kafa ile sizi en çok mutsuz eden şeyi tespit edin ve bunu gidermek için büyüklerinize, dostlarınıza veya devlet kurumlarına başvurun; depresyonun çözümü budur!