nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

s

İslam’ın namusu bilimsel, yani pozitif bilimler içeriğidir. Nedir bu içerik, bu yazı dizilerimizde bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağız. Sizlere bir İslami inanç sunacağız sonrasında bunun pozitif bilim içeriğini açığa çıkaracağız, hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Sûr’a üfleme hadisesi; "Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar" (Zümer Süresi; 68). "Artık sur’a tek bir üfleyişle üflendiği zaman" (Hakka Süresi; 13).

Sûr hadisesi ve ışınlama

Kıyametin kopma vakti geldiğinde İsrafil (as)'ın bir boruya üfleyeceği ve bununla evrenin sonunu getireceğini ve tekrar üflediğinde de ölülerin dirileceği inancı, dinimizin temel inançlarından birisi ve inanma zorunluluğu olan bir hadise. Sayın okurlarımız İslam inancın her parçası bir yap boz oyunun parçaları gibidir, bir parçayı es geçerseniz büyük fotoğrafı kaçrırsınız. Artı o parçacığı inancınızdan çıkardığınız an, o parçanında parçası olduğu noktalar, örneğin; mahşer günü, tekrar diriliş gibi hadiselere karşıda tereddüt beslemeye başlar, zaman dilimi içinde o inançlarınızdanda vazgeçersiniz. Unutmayınız, bir yap boz parçacığın bir parçasını çıkardığınızda diğer parçacıklarda anlamsız bir görüntü verir. Bizler bu yazı dizilerimiz ile islamın her parçacığı hak olduğu ve bilimsel veriler ile desteklenebilindiğini sizlere açıklamaya çalışacağız. Umarız bu yazılarımız inancınıza olan güveninizi artırır, İslamı daha bilinçli yaşamanıza vesile olur. Sur hadisesinin bir inanç bölümü var, bir de kendisini oluşturan pozitif bilimler içeriği. İnanç bölümünü peygamberler bin yıllardır kavimlerine aktardı, aktarmaya çalıştı; hz. Adem’den beri insanoğluna, dünyanın sona geleceği, ölümden sonra tekrar bir diriliş olacağı ve hesaba çekileceği aktarıldı. İnkarcılarda bununla dalga geçti, bizmi bir avuç toprak olduktan sonra eski halimize döneceğiz deyip bunu hep inkar etti ve halen inkar etmekteler; "İşte bu, onların cezâsıdır; çünki onlar, âyetlerimizi inkâr ettiler ve: '(Biz) bir kemik yığını ve ufalanmış bir toprak hâline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltilecek kimseleriz?' dediler" (İsra Süresi; 98). Geçmiş toplumlara bir şeyin gözden kaybolduktan sonra tekrar eski haline döneceğini anlatmak o toplumların garibine gelmiş ve mantıklarını zorlamış olabilir, bizler ama kendimizi çok şanslı hissetmeliyiz çünkü günümüzün teknoloji çağında, Allahu Teala’nın bizlere binlerce yıldır hatırlattığı o vakit o kadarda garip gelmez. Nedenmi? Bir şeyleri ayrıştırıp tekrar eski haline getirmek günümüzün çağında mantık dış bir olağan değil, bu söylem bizlere bir çok şeyi çağrıştırabiliyor, örneğin ışınlama!

İslami inançlar neden bilimsel içerik taşır?

İnsan ancak varlığından haberdar olduğu bir şeyleri araştırabilir, varlığından haberdar olmadığımız şeyleri araştırmamız mümkün değil. İslami inançlar burada devreye girer, Allahın yeryüzüne indirdiği İslami inançlar birer hediye paketidir; nice sırların çözümünü içinde barındıran, nice elektronik cihazın bilgisini içinde barındıran bir hediye paketi. Biz bin yıllardır o hediye paketlerini saklarız, inanırız ve başımızın üzerinde tutarız ama içini açıpta Allahtan bize ne tür hediyeler gelmiş sorusunu hiç aklımıza getirmeyiz. Eksiklerimiz çok, Allah bizleri bağışlasın. Bizler zikri ibadet sayarız, bir sakal ile Allahın emirlerini yerine getirdiğimizi düşünürüz, kafa sallayıp kendinden geçmeyi maneviyatta bir yükselme olarak görürüz. Sonrada neden filistine yardım edemiyoruz, neden İslam dünyası kan ağlıyor sorularını kendimize sorarız.

Sûr hadisesi hangi bilimsel tüyoları içerir?

Sûr’a üfleme hadisesi iki bilimsel tüyo içerir, birinci tüyo; eğer bir maddeyi kendisini oluşturan atomlara ayırmak istiyorsanız bunun ses dalgaları ile mümkün olduğu bilgisidir, ikinci tüyo ise atomların birer hafızaya sahip olduğu ve atomların bu hafızası aktive edildiğinde ayrıştırılmış atomların tekrar bir araya gelerek eski hallerine geri döneceği bilgisi. Birinci üfleme moleküllerin yani maddelerin atomlara ayrıştırıldığına işaret eder, ikinci üfleme ise ayrıştırılan atomların tekrar bir araya gelip daha önce oluşturdukları maddeye geri dönüştürüleceğini anlatır, yani atomların birer hafızaya sahip olduğuna işaret eder. Ne kadar ilginçtirki, bu bilimsel açıklamayı size bir harvard üniversitesi profesörü yapmış olsaydı çoktan einstein gibi bir namı olur, nobel ödüllerini kazanır ve o inkar edenlerin hepsi buna tapardı ama onlardan biri değilde Allah, Allah bunu söylediği için bunu inkar etmekteler. O inkarcılar bu hadiseye eskilerin masalları dediler, büyülenmiş insanların uydurma hikayeleri dediler, bir şairin, kahinin, delilinin sözleri dediler ama bakıyor görüyoruzki günümüzün teknolojik çağı Allahu Teala ve Peygamberlerin haklılığını teker, teker ispat eder hale geldi yani Allah batılın iddialarını bizzat batılın kullandığı silah yani teknoloji ile çürüttü. "Kendisine ayetlerimiz okunduğunda: 'Öncekilerin masalları' der" (Kalem Süresi; 15. ve Mutaffifin Süresi; 13.) "Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, «Öncekilerin masallarını» derler" (Nahl Süresi; 24.) "Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, 'İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır' derlerdi" (Enfal Süresi; 31.) Özetleyelim; İsrafil (as)'ın boruya üflemesi sembolik bir anlam taşımaz, o boruya üfleyerek evrene ses frekansı yayar. Bu frekans evrendeki atomların titreşim frekansı ile örtüşür ve o ses dalgaları maddeleri atom parçacıklara ayırır ve karşınıza Kur’an-ı Kerimin bahsettiği Kıyamet manzaraları ortaya çıkar; dağlar parçalanır, yerküre sallanır ve çatlar, yerkürenin içinden sızan sıcak lav denizleri buharlaştırır, gök yarılır, gezegenler yerlerinden kayar birbirine çarpar, vs.

21. yüzyılın teknolojisi ve bilimsel çalışmaları Sûr hadisesini tasdikler, onaylar

Bilim adamları atomlar üzerinde elde ettikleri bilgilerden atomların kendilerine has bir titreşim frekansına sahip olduğunu kavramış durumda, onlar yıllardır bunun üzerine çalışıp bu konu hakkında çok farklı tezler sunar. Hangi fizik profesörüne giderseniz, o size atomların kendilerine has bir titreşim frekansına sahip olduğu ve eğer o madde o frekansa tabi tutulduğunda, o atomlar birbirleri arasındaki bağı koparıp o maddenin kaybolacağını savunur, teorikte tabii. Örneğin; bu teori futbol stadyumları üzerinde çok tartışılır, mesela seyircilerin bir yukarı bir aşağıya zıplaması o beton atomların titreşim frekansına eşit olduğu an o betonun çökeciği iddia edilir. Bir maddeyi ses dalgaları ile atom parçacıklarına ayırabilme teorisi fizikte kabul görmüş bir teori, atomları tekrar eski haline getirme konusuna gelince, bu alanda Almanyanın Bochum Üniversitesindeki bilim adamları ilginç çalışmalar yapar; onlar bir demir parçası üretir ama döküm işlemini öyle yaparlarki demir soğutulduğunda o şablon demir atomların hafızasına kayıt ettirilir. İşlemi tamamlanmış o demir parçacığı siz ondan sonra hangi şekle sokarsanız sokun, biraz ısıya tabi tuttuğunuz an kendiliğinden orijinal şablonuna geri döner.

Bu tüyodan çıkarılması gereken bilimsel ders nedir?

Bizler bir maddeyi bir noktadan diğer noktaya ışınlama üzerine çalışan bir bilim adamı olsaydık, kendimizi direk ses dalgalarına odaklardık, ses dalgaları ile maddeleri parçalamaya ve tekrar bir araya getirmeye çalışırdık. Sur hadisesi bizlere ses dalgaları ile maddelerin parçalanabilineceği ve yine o frekanslar ile maddelerin bir araya getirebilineceği bilgisini aktarır. Müslümanların bin yıllardır basit bir inanç olarak gördüğü bir hadise, ışınlamaya yani 21 yüzyılın en büyük teknolojik buluşuna işaret edeceği, onun sırrını içinde barındıracağı kimin aklına gelirdi, demi?

Dininizle gurur duyun

Sûr bir boynuz anlamına gelir, bu boynuza üfleyerek evrene ses dalgaları gönderilir. Evrenin büyüklüğünü göz önünde bulundurursak bu boynuzunda baya büyük olduğunu varsayabiliriz. Bir boruya üfleyerek evrenin sonu gelmesi çok önemli mesajlar içerir; Allahu Teala eşyaya yok olda diyebilirdi ve her şey yok olur giderdi ama demez, kıyametin kopuş anında bile Allahu Teala kurduğu düzene sadık kalır. Hangi düzen bu? Bu düzen bilim; bilim üzerine yarattığı evreni bilim üzerinde son bulmasını sağlar. Gördüğünüz gibi İslam'ın her inancı, her uygulaması pozitif bilimler doğrultusunda hareket eder. Üzücü olan ne; İslamın her köşesi ilim ile donatılmışken aramızdan bazıları İslamı bilimden yoksun bir din gibi göstermeye çalışır. Bilhassa ilahiyatçılar bunda öncü bir rol alır, büyük çaba gösterir.

İlahiyat profesörlerine dikkat!

İlahiyatçılara göre boruya üfleme hadisesi bir masal, güya o dönemlerin cahil topluluklarına olayları anlatabilmek için uydurdulan bir hikaye. Bin yıllardır Allahın Ayetleri hakkında eskilerin masalları diyenler ile günümüzün ilahiyatçıları aynı söylemler ve iddialar içinde olması ne kadar ilginç değilmi.
Bi' nevi tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş! Tabii bizler için o kadarda garip değil, laikçi bir zihniyetin kurduğu ilahiyat fakültelerinden farklı bir anlayış beklemezdik zaten. Biz onları kendi hallerine bırakalım, sizin dikkat etmeniz gereken noktalar şunlar; 1) beş bin yıl öncede boruya üfleyerek ses yapılırdı günümüzün en modern orkestralarında da yapılır; kıyametin kopuşunda da her çağa hitap eden bir enstrüman kullanılması bu ilahiyatçıların neden garibine gitti acaba? 2) Sur hadisesine masal derseniz, var olmayan birşeyin Ayetlerde dile getirildiğini iddia etmiş oluyor, Allahın doğruluğunu sorguya açmış oluyorsunuz, aman dikkat. 3) Sur hadisesine masal derseniz Allahu Tealanın batıl örnekler ile hakkı anlattığını iddia etmiş oluyor, Allahın batıldan hiç hak doğarmı veya ilmimle herşeyi kuşattım ilkelerini, Ayetlerini ayaklarınızın altına almış oluyorsunuz, aman dikkat. 4) Sur  hadisesine masal derseniz, Allahın haşa kıvırdığını, hakkı olduğu gibi söylemekten kaçındığını iddia etmiş oluyor, Allah doğruları söylemekten asla geri kalmaz Ayetlerini ayaklar altına almış oluyorsunuz, aman dikkat. 5) Bu mantık ile siz bu konuda indirilen ve apaçık olan Ayetleri inkar ediyorsunuz, aman dikkat. Sayın okurlarımız, başkaları ses dalgaları ile maddeleri parçalamak ve tekrar bir araya getirmek için çalışmalar içine girer, sinsice bu konu hakkında Kur'anda ipuçları bulabilirmiyim diye Allahın Ayetlerini enine boyuna araştırır, bizim ilahiyatçılar ise ben Ayetlerin açığını nasıl yakalarım, nasıl Ayetleri çürütürüm onun hesabı ile gününü geçirir. Batılı birisi inancını en üst seviyelere taşımak için çalışır, bizimkiler ise günlerini güya bağlı oldukları inanca hainlik yapmakla geçirir.