nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

Allahu Teala gelece��i nas��l bilir- bilimsel a

Günümüzde her hangi birine Allahu Tealanın geleceği nasıl bildiği sorulsa; sizin ne yapacağınızı Allahu Teala önden bildiği için sizin geleceğinizide bilmiş olur, cevabını alırsınız. Bu cevap yanlış mı? Tabii ki değil ancak böyle cevaplar vermekten lütfen kaçının, bununla Allahu Tealayı yüceltmezsiniz tam aksine bununla Allahu Tealanın düzenden ve kurgudan yoksun hareket ettiği izlenimini verirsiniz. Allahu Teala sözleri ile (Kur’an-ı Kerim) ve kurduğu düzenle bizlere ideal yaşantının ne olduğunu göstermeye çalışır. İlahi düzeni; ben her şeyi bilirim, sizin aklınız buna ermez üstünlüğü doğrultusunda değil, düzeni bizim aklımızın idrak edebileceği boyutta var eder. Nedir bu düzen ve bu düzen nasıl işler, işte bizler bunu araştırıp bu doğrultuda bir yaşantı sürdürmeliyiz.

İlahi düzeni araştırmakla mükellefiz

Allahtan anca ilim sahipleri korkar” (Fatır Süresi, 28). Bu Ayet bizlere neden Allahın ilmini bilmemiz gerektiğini anlatır. Allahın ilmini bilirsek Allaha daha büyük saygı besler, onun emirlerine uymada daha bilinçli hareket ederiz. Biz eğer Allah her şeyi bilir yoksa Allah çarpar yaklaşımı ile hareket edersek İslamı yobazlaştırır, toplumun bilgiye aç beyinlerinin uzak doğu felsefeleri, hollywood filmleri ve batı kaynaklı hayat görüşleri tarafından doldurulmasına mani olamaz, batıl inançların doğuşuna sebep olur, gençliğimizi ateizim inancına kaybeder, ilahi düzene saygısızlık ve hakaret etmiş oluruz. Bizler Allahın ilmini araştırmakla mükellefiz; Allah her şeyi bilir, sizin aklınız buna ermez yaklaşımı ile biz bir yüzyıl daha toplumumuzu cehalet içinde bırakamayız. Biz bu yazılarımızla bu sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz, biz bu yazılarımızla Allahın sonsuz ilmini gün yüzüne çıkararak, Allahın büyüklüğünü size göstermeye, Allahu Teala’ya olan saygınızın artmasını sağlamaya çalışıyoruz. Gelecekte Allahu Tealanın sonsuz ilmin bir parçasıdır, bu ilmin hem bizim idrakımız içinde olan boyutu var hem akıl ve mantığımızın dışında kalan boyutu. Yani geleceğin tasarımı hakkında Allahu Teala bizleri karanlıkta bırakmaz, bizim aklımızın ereceği boyuttan bizlere ipuçları verir, nedir bu ipuçları?

Allahu Teala geleceği nasıll bilir

1- geleceğin ana hatları önden belirlenmiş 

Allahu Teala geleceği, bizim anlayacağımız boyutta iki yol üzerinden bilir, bunlardan birisi kaderimizin önden belirlenmiş olması. Kur’an-ı Kerim bize evrenin yazılmış, aktörleri ve sahneleri belirlenmiş bir kitap olduğu bilgisini aktarır. Evren henüz yaratılmadan her şeyin varlığı ve geleceği levh-i mahfuz denilen bir Kitaba yazılır, bu Kitap Allah katındadır. Yeryüzündeki iyi karakterler, kötü karakterler, icat edilecek makinalardan giyilecek elbiselere kadar, doğum tarihlerinizden cinsiyetinize, aile üyelerinizden kavminize kadar evrenin ilk varoluş anından kıyametin kopuş anına kadar her şey bu Kitaba dökülmüş. Bu kitapta her sayfa bir günü temsil eder, her sayfa o gün yaşanılacak olayları ve canlıların o gün elde edecekleri rızkını içerir. O gün geldiğinde o günün sayfası açılır, Allahu Teala “var ol “ der ve sayfadakinler enerji şeklinde var olup sabah namazı vaktinde, güneş doğmadan yeryüzüne iner ve DNA’larınıza, bir uydu alıcısının kendisini güncellemesi gibi hücrelerinize bir yükleme yapılır. O güncelleme yapıldığı an siz hipnoz altında olurcasına o gün nereye gitmeniz gerekiyorsa, ne giymeniz gerekiyorsa, ne konuşmanız gerekiyorsa, nerede sizin için bir rızık varsa oraya gider onu yaparsınız. Çoğu zamanda bunu anlarsınız, hipnoz altında bir yaşam sürdürdüğünüzü bilirsiniz, benim ne işim vardı burada, ben neden buraya geldim gibisine hayretler içinde kalırsınız. Sabah namazın şahitli olmasının sebebide bu, sabah namazını kılıp kılmadığınız için değil, o melek o yüklemenin size yapılıp yapılmadığını not etmek için orada bulunur. Özetleyelim; Allahu Teala geleceği bilir çünkü gelecek önden belirlenmiş, bir kitapta kağıda dökülmüş, bizler sadece senaristin kurguladığı senaryoyu harfiyen uygulayan birer aktörüz. 

   2- bizler bir işletim sistemi içine yerleştirilmişiz

Allahu Teala bizim anlayacağımız boyutta geleceğimizi iki yol üzerinden bilir, birisi; kaderimizin önceden belirlenmiş olması, ikincisi; bizlerin bir işletim sistemin içinde yaşıyor olmamız. Evrenin kendisi var edildikten sonra, kendisine windows işletim sistemi gibi bir yazılım yüklenmiş. Bu işletim sistemi üç şey amaçlar, bir; evreni canlandırmak ve harekete geçirmek. iki; yeryüzü ve evrenin farklı parçacıkları arasında bir bağımlılık, bir bağlantı bir eylem-sonuç ilişkisini kurmak, örneğin; arılar ile bitki örtüsü arasındaki bağ veya küresel ısınma ile hortumlar arasındaki ilişki. Üç; insanların söz ve eylemleri ile geleceklerini ilişkilendirmek, belirlemek. Örneğin; siz yeryüzünde bir eylem yaparsınız, o eylem neye programlandıysa o levh-i mahfuza yani kaderinize yazılır ve bir gün karşınıza çıkar. Sizin eylemleriniz klavyenin tuşlarını simgeler, sonucu ise ana bilgisayar (levh-i mahfuz) belirler, eylemleriniz o ana bilgisayarda neye programlandıysa onu size bir gün yaşatır. Bu bilgisayarda tatlı dil ve güler yüz, sadaka, cimrilik, kıskançlık, hastayı ziyaret etmek, haram yemek gibi her hayır ve şer klavyenin abcdefgh tuşları gibi bir tuş tarafından simgelenir. Siz günlük yaşantınızda hangi tuşa basarsanız, o tuş o işletim sisteminde neye programlandıysa size bir gün, bir hafta veya bir yıl sonra onu yaşatır. O programı yazanda Allah olduğu için, Allahu Teala bugün bastığınız tuşların, yarınlarda başınıza neler getireceğini bilir!

   - Hayat bir klavye tuşudur

Hayat bir klavye tuşu, bilgisayar ise levh-i mahfuztur. Siz yeryüzünde klavyenin hangi tuşuna basarsanız o levh-i mahfuzda işleme alınır ve o kitapta sizin bir sonra yaşamanız gereken olaylar lehinize veya aleyhinize değiştirilir. Kaderiniz önden belirlenmiş, ama siz yeryüzündeki yaşantınız ile kaderinizi değiştirebilir, lehinize çevirebilirsiniz. Ergenlik yaşanıza kadar anne ve babanızın yaşantısı sizin geleceğinizi belirler, sonrada klavyenin tuşları, yani kendi kaderiniz bizzat kendi elinize verilir. Not: sizin geleceğinizin klavye tuşları anne ve babanızın elinde olduğu müddet, buna haram ile kirletmemelerine dikkat etmelliler. Haram bir virüs programı gibi sizin klavye-bilgisayar arasındaki bağlantıyı bozar, hayatınızda hep hak etmediğiniz şeyler ile karşılaşırsınız. Kaderinizi kendiniz belirleme olgunluğuna ulaştığınız zamanda, kendiniz buna dikkat etmelisiniz. Özetleyelim; Allahu Teala sizi her saniye içinde bir senaryonun içine atar ve siz orada belirli düşünceler ve eylemler içinde bulunursunuz. Bu düşünce ve eylemlerde evrenin işletim sisteminde bir klavye tuşunu simgeler. Bir bilgisayar programcısı basacağınız her tuşun o bilgisayar programı içinde neleri harekete geçireceğini nasıl önden bilebiliyorsa, Allahu Teala’da bastığınız her tuşun sizin başınıza ne bela veya hayırları getireceğini önden bilir.

   - Allahu Teala insana zulmetmez, başımıza ne felaket geliyorsa yanlış klavye tuşlarına basmamızdan gelir

Sayın okurlarımız her saniye içinde bir karar veriyorsunuz ve bu karar doğrultusunda bir tavır takınır, bir eylemde bulunur, aklınızdan bir düşünce geçirirsiniz; bu eylemlerinizin evrende bir şeyleri lehinize veya aleyhinize harekete geçirdiğini lütfen aklınızdan çıkarmayın. Allahu Teala bir Ayetinde; “Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ama insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar”, der (Yunus Süresi, 44) veya başka bir Ayetinde; “işte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir”, der (Enfal Süresi, 51) veya “başınıza her ne kötülük geldiyse, bu kendi ellerinizin kazandıklarından dolayıdır”, der (Şura Süresi, 30). Bu Ayetler başımıza gelen sıkıntıların kendi kararlarımızdan geldiğini, hayatta yanlış tercihler, yani yanlış klavye tuşlarına bastığımızdan dolayı geldiğini anlatır. Başımıza bir kötülük bir bela geliyorsa, herkesi ve her şeyi suçlamanın yerine ilk önce aynaya bakıp kendimizi sorguya alalım.

   - Bir işletim programının içinde yaşıyoruz; herşeyi ilmimle kuşattım Ayetlerin anlamı bu!

Allahu Tealanın büyüklüğünü anlamanız için size bir örnek verelim; çin resmi daireleri windows işletim sistemini kullanmaz. Windows yazılımı içinde ispiyon yazılım olabileceği, on binlerce yazılım parçacıkları arasında ispiyon yazılımların tespiti mümkün olamayacağı görüşünü taşır, ulusal güvenlik açısından kullanmamayı tercih eder. Eğer basit bir bilgisayar işletim sistemi on binlerce yazılım parçacıklarından oluşuyorsa, o zaman her ahlaki veya fıtratsal değeri veya sünnet ve farzı birer klavye tuşu tarafından simgelendiğini ve bunun bir yazılım programı ile denetlendiğini düşünün ve bunu insanlar, cinler, hayvanlar, tabiatın tümü, bütün âlemleri kapsadığını düşünün; Allah’ın büyüklüğünü şimdi daha iyi anlayabiliyormusunuz? Muhteşem değilmi, akıl ve mantık üstü bir olay, işte; “ilmimle her şeyi kuşattım” Ayetlerin anlamı bu. (Mu’min Süresi, 7), (Talak Süresi, 12), (En’Am Süresi, 80).

Yazımız alternatif bir görüş değildir

Her olayın bir bilimsel yönü bulunur, bir de felsefi. Bilimsel boyutun alternatifi olmaz, felsefi boyutun ise onlarca alternatif görüşü bulunur. Felsefi boyutlar hakkında ciltlerce kitap yazabilirsiniz ama bilimsel boyutun bir doğrusu vardır, ikincisi olmaz. Bilgisayar yazılım programlarını çoğumuz anlamayız ama bilgisayarlar bir yazılım programı ile çalışıyor dediğiniz an, bu felsefi değil bu bilimsel bir açıklama olur, o yazılımın içeriğini, şekli ve şemalini bilmesenizde. Biz sizlere evrenin bir işletim sistemi ile çalıştığını ve geleceğin bu yazılım programı doğrultusunda belirlendiğini anlatıyoruz, bizler bu işletim sistemin, bu programların içeriğini, şekli ve şemalini bilmesekte bu bilimsel bir açıklamadır. Örneğin; biz insanlarda Allahın bu ilminden yararlanıyor, bizlerde hava tahminleri gibi alanlarda yazılımlar ile geleceği öngörebiliyoruz. Allahu Teala tabii ki bizim akıl ve mantığımızın idrak edemeyecek boyutlarda da geleceği bilir, bunlar ama bizim aklımızın yapısal sınırlarını aşar, bizler anca aklımızın kaldırabileceği boyutu idrak eder, anca onun etüdünü yapabilir, anca ondan sorumlu tutuluruz. Bu yazı işte bunu yapar, bu yazı Allahu Tealanın sınırsız kudreti içinden bizlerin anlayabileceği boyutu çıkarır ve sizlerin bilincine sunar. Yazımız alternatif bir görüş sunmaz, yazımız bilimsel bir gerçeği yüzeye çıkarır. Bu yazılar bizim bir hobimiz, bu konuların derinliğine girmek bizi mesleki hedeflerimizden saptırır, biz sadece yön göstericiyiz. Bu konuların ayrıntılarını İslam alimi olan veya olmaya çalışan kardeşlerimizin çözmesini bekliyor, bu işlerin detaylarına onların kafa yormasını daha sağlıklı buluyoruz.