nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler.....

                                                                                                                                        



Biyoenerji nedir? 16.11.2019

Biyoenerji bedeninizin elektromanyetik harp gücüdür. İlaç olarak aldığınız sıvılar sizlerin deniz kuvvetleri, katı madde (hap) olarak aldığınız ilaçlar kara kuvvetleriniz ve sıvı olarak aldıklarınızda hava kuvvetleriniz ise biyoenerjide sizlerin korali’dir. Bir savaşta (hastalık) kullanabileceğiniz çok güçlü bir silahtır. Düşman veya dost unsurlerin elektromanyetik boyuttaki iletişimini kontrol eden doğal bir harp teknolojisidir. Gerektiğinde hasta bölgedeki elektromanyetik iletişimi felç eder gerektiğinde destekler gerektiğinde manipüle eder ve yanıltır. Değerli dostlar, insan elektromanyetik harp akıl ederde Allah etmezmi, elbette eder. İnsanoğluna kendi bedenini, buna ana vatan diyelim, insana bunu koruma görevi verilirken kendisine her türlü savunma sistemi verilmiş. Doğa içinde ne tür sorunla karşılaşabilecek ise buna karşı bir savunma sistemi verilmiş. Bir çok okurumuz bize biyoenerji nedir diye sorar, bunun günümüzün dilindeki en güzel cevabını elektromanyetik harp teknolojileri veriyor. Biyoenerji nedir; biyoenerji bedeninizin elektromanyetik silah gücüdür. Günümüzde biyoenerjiye inanmamak elektromanyetik harp teknolojisine inanmamak gibi birşey. Günümüzde bir hastalığa savaş açıp tedavi sürecinde biyoenerjiyi kullanmamak elektromanyetik harp teknolojisini kullanmadan savaşa çıkan üçüncü dünya ülkesi gibi birşey olmak. Cahillerden ve geri kalmışlardan olmak istemiyorsanız lütfen her türlü tedavinize biyoenerjiyi ve benzeri teknikleri dahil edin. Savaş alanındaki düşman unsurleri nasıl birbirleri ile elektromanyetik boyutta iletişime geçiyorsa (telsiz, cep telefonu, radarlar vs), hasta bölgedeki iyi veya kötü hücrelerde elektromanyetik boyutta iletişime geçer ve elektromanyetik boyutta bir sonra neler yapacaklarına karar verir. Siz o iletişimi koparırsanız veya dost unsürlerinizi desteklerseniz o zaman gördüğünüz tedavilerden çok daha büyük verim alabilirsiniz.

Farklı enerji uygulama tekniklerini elektromanyetik sistemler ile kıyaslarsak

Örneğin; şakra

Elektromanyetik harp silahları iki temel parçadan oluşur bunlardan birisi savunmayı diğeri ise saldırıyı gerçekleştirir. Şakra uygulaması bu iki unsurden sadece savunma sistemini içerir. Şakra tekniği ile savunmanızı güçlendirir kendi unsurlerinizi korursunuz, bu teknik ile karşı saldırıya geçemezsiniz.


Örneğin; reiki
Reiki tekniği şakraya kıyasla daha donanımlı bir tekniktir. Hem saldırı hem savunma sistemini içinde barındırır. Reiki ile hem savunmanızı destekleyebilir hem hasta bölgeye saldırı gerçekleştirebilirsiniz. Reikinin ama şöyle bir dezavantajı var, reiki sadece belirli frekans aralıklarında çalışır. Bu teknik ile elektromanyetik boyutun geniş sepecturumunu kontrol etmeniz mümkün değil. Bunun sebebide reikinin karate ve judo gibi bir sistem tekniği olmasıdır. Bu tekniği öğrenen ve uygulayanlar baştan itibaren kendilerini belirli frekans aralıklarına programlıyor.

Örneğin; akupunktur
Akupunktur uygulaması elektromanyetik harp teknolojisinin radar sistemleri gibi çalışır. Bu teknik ile hem saldırı hem savunma yapabilirsiniz. Dezavantajlar şu, bir; süreç kontrolünüz dışında gerçekleşiyor. Radarları (iğneleri) kritik bölgelere yerleştirdiğiniz an radarlar neye programlandıysa onu yapıyor, sizin dıştan müdahale etme şansınız yok. İki; akupunktur iğneleri saldırıya geçmek için çevredeki elektromanyetik sinyalleri kullanır, eğer o an seansı doğanın içinde değilde şehrin tam ortasında onca yapay sinyalin arasında (elektro-smog) yapıyorsanız, bedeninize yönlendirdiğiniz akımlarda o akımlar olur. Yani günümüzün elektromanyetik sinyalleri ile kirletilmiş ortamlarında her zaman aynı sonucu alamayabilirsiniz.

Örneğin; biyoenerji
Biyoenerji tekniği bir serbest stil tekniğidir, kendisine sınırlar koymaz ve düşmanın niteliklerine göre sürekli kendisini geliştirir. Bu da ama aynı zamanda dezavantajı olabilir, çünkü sınırları zorladıkça gerçeklerden kopabilirsiniz.

Özet

Teknikler arasında acemiler için en uygun olanı şakra. Teknikler arasında en basit olanı şakra. Dolayısıyla enerji boyutlarına giriş yapmak isteyenler için en uygun teknik şakra. Sağlıklı halinizde hastalıkları önleyici bir teknik arıyorsanız, bunun en için en uygun teknik yine şakra. Yoga ve egzersiz gibi şakra tekniğinide günlük yaşamınız bir parçası haline getirebilirsiniz. Teknikler arasında en karmaşık ve ilim boyutu en yüksek olanı akupunktur. Yüzlerce farklı akupunktur noktasından binlerce farklı tedavi kombinasyonu çıkarabilirsiniz. Çok karmaşık ve derin bir ilim. Bu alanda uzmanlaşmak çok zor. Herkes iğneyi batırabilir ama herkes uzman olamaz. Teknikler arasında başarı oranı en yüksek olanı reiki. Reiki bir sistem tekniği. Her uygulayıcı önden belirlenmiş kılavuza göre hareket ettiği için başarı oranı en yüksek teknik. Akupunkturda bir sistem tekniği ama reikiye kıyasla uzmanlaşmak çok daha zor. Orta şeker reiki uzmanı bulma şansınız orta şeker akupunktur uzmanı bulmanızdan daha kolay olduğu için piyasada reikinin daha yüksek bir başarı oranı var. Uzman bir akupunkturcu bulursanız ama, o bir reiki üstadını her zaman alt edebilir. Teknikler arasında potansiyeli en yüksek olanı biyoenerji. Biyoenerji diğer teknikler gibi bir kılavuza bağlı değil ve kendisine sınırlar koymaz. Bir biyoenerji uzmanı elektromanyetik specturumun tüm boyutlarını evi bilir ve bedeni bir bütün olarak ele alır. Örneğin; akupunktur uzmanı meridyanlara, şakra uzmanı şakra tekerliklerine, reiki uzmanıda kendisine verilen kılavuza bağlı kalır. Biyoenerji uzmanı kendisine böylesine sınırlar koymaz. Gerek gördüğünde akupunktur meridyanlarına müdahale eder gerek gördüğünde şakra tekerliklerine ve bunları yaparken kendisini bir kılavuza bağlı tutmaz. Yapabileceği şeyler hayal gücü kadar geniştir. O yüzden i
yi bir biyoenerji uzmanı diğer uzmanları her zaman alt edebilir, akupunktur uzmanını dahil. Örneğin; birisi doğanın enerjisini kullanıyor (akupunktur) diğeri (biyoenerji) ise insan beynin gücünü. İnsan beynin gücüde sınır tanımaz, herşeyi mümkün kılabilir. Biyoenerji ile yaşadığımız tek sıkıntı; kendisine sınır koymayan, akupunktur ve reikide olduğu gibi bir kılavuza tabi olmayan bir teknikte sizi saptırabilir sakıncalı boyutlara taşıyabilir. Piyasada iyi reiki uzmanları bulabilirsiniz çünkü her biri aynı kılavuza göre hareket ediyor, iyi biyoenerji uzmanlarını bulmak ama çok zor çünkü kimin ne yaptığı belli değil. Bir kılavuza bir standarda bağlı olmadığınız zaman herkes kendi kafasına göre hareket ediyor. Her biri farklı teknikleri farklı alemleri harmanlamış. Piyasada cinleri kullanmayan sapkın uygulamalar içinde olmayan, işin ehli bir biyoenerji uzmanı bulmanız samanlıkta iğne aramak gibi birşey. Umarız bu kısa bilgiler sizi aydınlatmıştır. Elbette bu dört uygulamadan ötesi uygulamalar var, ancak dünyada en yaygın uygulamalar bunlar olduğu ve bunlar diğer tekniklerin temelini (şakra, akupunktur ve biyoenerji) oluşturduğu için bu dört tekniği izah etmekle yetindik. 


                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Facebook sayfamızda bilgi paylaşmıyoruz sadece iletişim hattı olarak kullanıyoruz, bilginize. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

Cami ve Minareler

Müslümanlar maalesef yaptıkları ibadetlerin şekilden ibaret olduğunu sanar, şeklin ötesinde birşeylerin olabileceği kimsenin aklına gelmez. Örneğin; melekler bir peygambere bir ibadet şeklini öğrettiğinde neden o şekil, gösterilen o şeklin altında yatan bilimsel sır, ilahi hikmet ne bu tür sorgulamaları yapmayız. Allah "herşeyi ilmimle kuşattım" demesine rağmen, "herşeyi ilim üzerine yarattım" demesine rağmen, bizler nedense yaptığımız ibadetleri araştırmaktan korkarız. Sanki Allah haşa yalan söylüyorda araştırırsak ibadetlerimizin hurafe çıkacağı endişesini taşıyoruz. Bir yahudi, hıristiyan veya budist yaptığı ibadeti araştırmaktan korkar çünkü ibadetlerinin bilimden uzak birşey olduğu ortaya çıkarsa kendi eli ile kendi inancını çürütmüş olur.

   - Ya biz, bizler neyden korkuyor neden ibadetlerimizin bilimsel içeriğini araştırmıyoruz?

Acaba şıh veya alim olarak ortalıkta dolaşanların aslen ilimden yoksun oldukları bunların birer şarlatan olduğu açığa çıkacağından dolayımı ya da Müslümanları karanlıkta tutmak, cahil bırakmak içinmi?


   - Hocam, Allah yap dediyse bunu yapmalıyız, bunu araştırmanın amacı ne?

İki ana nedenden dolayı araştırmalıyız, birincisi ibadetlerimizin bilimsel içeriğini bilirsek daha bilinçli bu ibadetleri uygular, Msülümanların ibadetlerine olan inancını artırırız. İki; ibadetlerimiz günümüzün teknolojik altyapısını içerir. Evet, yanlış anlamadınız; kullandığınız bir çok cihazın bilimsel altyapısı ibadetlerinizin içinde gizli. Bu yazımız böylesine güzel bir örneği sizlerin bilincine sunacak. Bakınız, Allah ilmini doğanın ve ibadetlerinizin içine saklar. Siz eğer batının kölesi olmak istemiyorsanız teknolojide ve ilimde onları geçmek istiyorsanız o zaman doğanızı, ibadetlerinizi ve kur'an-ı kerimi çok iyi gözlemleyecek ve araştıracaksınız. Örneğin; bbc hayvanlar alemi hakkında bir belgesel çekimi için bir ülkeye gittiğinde bunu bilim adamları eşliğinde yapar; biyokimyacılar keşfettikleri yeni hayvanların sıvılarını inceler ve bunlardan ilaçlar üretir, botanikçiler bitki örtüsünü inceler ve bunların farklı etken maddelerini açığa çıkarır, biyomekanikçilerde hayvanların mekanik yapılarını inceler ve o doğrultuda savaş uçakları, deniz altılar, heronlar ve farklı teknolojiler geliştirir. Siz batının ürettiği teknolojilerin nereden geldiğini sanıyorsunuz, siz o insanların bunu yoktan, oturdukları yerden keşfettiklerinimi sanıyorsunuz. Yok öyle birşey! Herşeyin kaynağı doğa yani çevrenizi gözlemekten ibaret. Bu yazımızı okuduktan sonra neyi kastettiğimizi daha iyi anlayacağınızı, Allahu Tealanın teknolojik bir olayı nasıl bir ibadetin içine gizlediğini daha iyi göreceğinizi
ümit ediyoruz.

   - Günümüzün çağında bu konulara girmemiz neden bir zorunluluk?

Sayın okurlarımız, bin yıl önce İslam alimleri kendi yaşantılarına dikkat ettiği müddet bu onların toplumda saygın bir konuma gelmesi ve halkı İslama bağlaması
için yetiyordu, bu ama günümüzün çağı için yeterli değil. Neden? Her bilgi beyinin etrafında bir kalkan bir duvar örer. Siz o beyine ulaşmak istiyorsanız o duvarı aşabilmelisiniz. Bunun içinde o duvar ne ile örüldüyse o dilden konuşmalısınız. Günümüzün gençliği ve insanı bilim dünyası tarafından bilimsel formüller tarafından kuşatılmış. Siz o beyinlere "Allah bunu söyledi" veya "Peygamberimiz sav bunu böyle yaptı" gibi kavramlar ile ulaşamazsınız. O beyinler bilim tarafından kuşatılmış o kalkanı aşmanın yoluda bilim üzerinden geçer. Siz İslamın bilimsel içeriğini çözeceksiniz ve o beyinlere onların anladığı dilde, bilimsel formüller ile dininizi anlatacaksınız. Biz bu yazı dizilerimiz ile bunu amaçlıyoruz. Bizler herşeyin altında bilim arayan ve bilimi kendilerine rehber kılan, bilim dünyasına esir düşen gençliğimize İslami ibadetlerin bilimle ne kadar örtüştüğünü anlatmaya çalışıyoruz. İbadetlerimiz ve pozitif bilimler nasıl birbiri ile örtüşüyor bunun en güzel örneklerinden biriside; CAMİ VE MİNARELER. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Cami, Minare ve Namaz- bilimsel açıklaması


                    

Minarelere baz istasyonu yerleştirildiğini sizler biliyormuydunuz, bizler bilmiyorduk. Bunu görünce dehşete düştük ve bu yazıyı kalem almanın artık zorunluluk olduğunu düşündük. Bizleri dehşete düşüren bir minareye bir baz istasyonunu yerleştirerek Allahın evine yapılan saygısızlık değil değerli dostlar, bizleri dehşete düşüren diyanetinden ilahiyat fakültelerine, tarikatlardan bilim dünyasına kadar kimsenin minarelerin namazda ne görevi üstlendiğini bilmiyor olması!!! Eğer birisi bilmiş olsaydı, bu vahim hataya asla izin vermezdi. Siz biliyormusunuz? Bilmiyorsanız bu yazı vesilesiyle bunu size anlatalım. Şunu net biliniz; DİNİMİZDE HİÇBİR ŞEY BOŞ DEĞİL. Her şey bir neden üzerine var edilmiş ve her şeye bir görev tayin edilmiş.

   - Baz istasyonları ve minareler

Konu derin, bizler sadece olayların akışı hakkında genel bir tablo sizler için çizeceğiz, daha derin bilgiler bu yazı ve sitenin amacını aşar. Bu yazı olayların akışı hakkında bir fikir edinmeniz için yeterli olacağını ümit ediyoruz. Sistem nasıl işler? Namaz ve camilerin altında yatan ilmi anlamanız için baz istasyonu, uydu sistemleri ve iletişim ağları nasıl çalışır bunu bilmeniz gerek. Siz arabada yolculuk ederken cep telefonu sinyalinizin nasıl bir baz istasyonundan diğerine iletildiğini nasıl uydu ile bağlantı kurduğunu anlarsanız namazda ettiğiniz dualarında nasıl minareler üzerinden kabeye kadar taşındığını oradanda Allah katına ulaştırıldığını anlarsınız. Birisini anlarsanız diğerini çözersiniz. Bunu biraz açalım; yeryüzünde edilen dualar Allah katına çıkması gerek, yeryüzü ile gök arasında ama bir mesafe var. Dualarınızı Allah katına nasıl çıkarmayı düşünüyorsunuz? Dualarınızın bir manevi boyutu var birde elektromanyetik enerji boyutu, manevi boyutu bir araca ihtiyaç duymaz ama elektromanyetik boyutu duyar. Yeryüzünde yüzleştiğimiz birinci sorun bu. Dua ediyoruz ama dualarımızı nasıl Allah katına ulaştıracağız? Çözüm; Allah burada çözüm olarak kabeyi var etmiş. Kabe, "yenilmezler 1" filmindeki "tesseract" gibi dikdörtgen şeklinde bir güç kaynağıdır. Daha doğrusu bir sinyal güçlendirici vazifesini görür. Yeryüzünde okunan duaların sinyallerini direkt Allah katına aktarır. Bu gücü kabe nereden alır? Yeryüzünün altın oran noktası olmaktan alır. Yeryüzünde karşılaştığımız ikinci sorun ise; dualarımızı yaşadığımız yöreden nasıl kabeye ulaştıracağız? Çözüm; bunun içinde Allahu Teala her yöreye yüksek baz istasyonların dikilmesini öngörmüş yani minareleri.

İslamda boş şablon olmadığı, her ibadetin bir amaca hizmet ettiğini, namaz, cami ve minarelerde günümüzün iletişim ağını sembole ettiğini yazımızı okurken hep gözönünde bulundurursanız yazımızı daha iyi anlayacağınızı ümit ediyoruz..

   - Sistem nasıl çalışır?

Bu yazının iki boyutu var birisi makro diğeri mikro, biz mikro boyutu ile başlayalım; 1) namaza ellerinizi kulağa getirerek başlarsınız; avuç içleri bir uydu çanak şeklini alır ve niyetinizi iletir yani uydu bağlantısı sağlanır. 2) Namaza dik başlarsınız; bedeniniz bir baz istasyonu direği gibi beynin ürettiği sinyalleri yöneldiğiniz istikamete aktarır. Makro boyutu; beyin güçlüdür ama insan çok nadir bu beyin gücünden faydalanır, artı günümüzün teknolojisi beyinlerimizi tembelleştirdi ve uyuşturdu. Günümüzün insanı kendi beyni ile çok uzaklara sinyal gönderme kapasitesine sahip değil. Bu noktadan itibaren bu olayın makro boyutu devreye girer; 1) camiler içi kavisli kubbelere sahip; kubbeler bir uydu çanağı görevini üstlenir, kıbleye yöneltmeye çalıştığınız sinyalleri toplar bunları minareye yönlendirir. 2) Minareler bu çarkın son durağı; minareler camilerin kıble yönüne dikilir, bir baz istasyon ağı nasıl iletişim sinyallerini bir baz istasyonundan diğerine aktarıyorsa minarelerde dualarınızın enerjisini bir minareden diğerine aktararak dualarınızı Kâbe’ ye ulaştırır. Bu çarkın son durağı Kâbe;
1) Kâbe dikdörtgen şekline sahip, bu sinyalleri aktarabilecek en uygun şekil. Kâbe bir sinyal güçlendirici gibi kendisine ulaşan sinyalleri Allah katına ulaştırır. 2) Camilerin cemaatı ne kadar kalabalık olursa bir elin neyi var iki elin sesi var, birlikten güç doğar misali bireylerin beyin enerjisi birleşir ve ortaya güçlü bir sinyal çıkar, dualarınızı Kâbe’ye ulaştırır. Bu şekilde birbirlerinizin duaların kabeye ulaşmasınada katkıda bulunuyor, oradanda sevap payınızı alıyorsunuz. O yüzden cemaat ile namaz kılmak daha hayırlıdır. Bir kişinin beyin gücü zayıf kaldığı an, o an cemaatte olan birisinin beyin gücü o zayıf sinyalleri omuzlayıp Kâbe’ye kadar taşır. Kimin yüzü suyu hürmetine bir duanın kabul edileceği bilinmez, söylemide buradan gelir. 3) Evde namaz kıldığınızda ne olur? Kıbleye yöneldiğiniz için sizin beyin sinyallerinizde en yakınınızdaki minarelere gider, minarelerde o sinyalleri bir sonraki minareye iletir. O mahallede o semtte o ilçede o sinyaller sağdan ve soldan birike birike, güçlene güçlene kabeye kadar ulaşır. 

Namaz ve cami/minareler günümüzün iletişim ağına benzer bir sistem üzerine kurulu olmuş olması sizce bir tesadüfmü?

İslami ibadetler iki boyut içerir; birisi yeryüzü ile ilgili diğeri ise gayp ile ilgili. Yeryüzü ile ilgili boyutu örneğin; namaz kılmanın sağlığınıza olan katkısını içerir, camilere gitmenin sosyal boyutu, abdest almanın kirlerden arınma boyutunu vs. İslami ibadetlerin diğer boyutu ise Allahla ilgili, örneğin; sevap kazanmak ya da sıkıntı veya taleplerinizi Allaha iletmekle ilgili. Sevap yani ödüllendirme boyutunu bir kenara koyarsak, farz kılınan her ibadetiniz aslında Allah katı ile iletişim kurmanızı sağlayan birer araçtır. Örneğin; namaz sizin miracınız. Peygamberimiz sav bedenen yükseldi siz ise namaz üzerinden manen yükseliyor, Allah ile direkt temas kuruyor ve dileklerinizi iletiyorsunuz. Oruç ibadetinde mesela siz bu iletişimi ölen hayvanın ruhu üzerinden yaparsınız. Namaz bizleri Allahla yüzyüze görüştüren bir vasıta ise o zaman her namaz en güzel kokular sürülerek en güzel elbiseler giyinerek, bir bayram havasında kılınmalı. Her namaz sizi Allahla yüzyüze görüştürür, o yüzden her namazı Allahın huzurundaymışcasına o şuur içinde kılmalısınız. İbadetleriniz sandığınız gibi sadece belirli hareketlerden ibaret değil, o hareketlerin her birin altında bir hikmet yatar. Namazın ve camilerin şabolununa bakınız; sizce namaz kılarken avuç içlerimizi kulağımıza getirerek namaza başlamamız ve bunun bir uydu çanağını andırması bir tesadüfmü, ya kubbelerin kavisli olması ve bir uydu çanağını andırması ya da minarelerin baz istasyonları gibi bir şekle sahip olması, her birin aynı istikamete dikili olması? Namaza, cami/minarelere baktığımızda, bunun günümüzün iletşim ağları ile kıyasladığımızda ikisininde aynı sistem üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Bu da bizlere namazın, cami ve minarelerin boş şablondan ibaret olmadığı, bir üst akıl tarafından (Allah) dezayn edilmiş olduğunu gösteriyor.

   - Özetleyelim; s
inyallerin toplanması için kubbesi bir kavis, sinyal iletici olarak uzun bir minare, o minarenin kıble yönüne inşa edilmesi, bizlerin namaz esnasında minareye yönelmemiz ve minarelerinde kıble istikametinde olması gerek. İbadetlerimizin bu bilimsel altyapısını Allah inşa eder sonrası o ibadetleri yeryüzüne indirir ve peygamberlere o usul ve şekli gösterir. Camilerin kubbesi ve minaresi sembolik değil, minaresiz ve kubbesiz bir ibadethane uydu ve baz istasyonundan yoksun bir iletişim ağına benzer, sinyalleriniz olduğu yerde kalır. Kıbleye yönelmemiz Kâbe’ye olan saygımızdan değil, kıblesiz bir ibadet üstünde adresi olmayan bir posta zarfına, bir e-posta mesajına benzer, olduğu yerde kalır bir yere gidemezdi. Siz yoksa İslami ibadetlerin şablonu diğer din veya tarikatlar gibi içi boş olduğunumu sandınız?

Minarelere baz istasyonu yerleştirmek neden bir felaket?

Siz bir minareye baz istasyonu yerleştirerek Allaha ulaştırmak istediğiniz, Kâbe’ye ulaştırmaya çalıştığınız dua sinyallerini insanların içi boş, günlük hayatlarını içeren sinyalleri ile kirletiyor, cemaatinizin dualarına engel oluyor, bu duaların Kâbe’ye ulaşmasına mani oluyorsunuz!

   - Namaz ve dua etmek

Eğer Allahla iletişim "Allahu Ekber" deyip ellerimizi kulaklarımıza dayadığımız an başlıyor ve "esselamu aleyke ve rahmetullah" ile bitiyorsa, o zaman namaz sonrası dua etmenin ne anlamı var? Evet, hiçbir anlamı yok. Bu birine telefon açıp hiç konuşmadan hattı beş dakika açık tutmaya, derdinide telefonu kapattıktan sonra anlatmaya benzer. O yüzden duanızı namaz içinde yapın. Bazen rükuda bazen secdede bazende kıyamda!

   - Lütfen dinimizi araştıralım

Bu yazımızda bahsettiğimiz konu daha derin araştırılmalı, bizler sadece bir şeyin varlığını bilincinize taşıyoruz, daha derin açıklamalar sitemizin amacını aşar. Bu konu hakkında ilahiyat fakültelerinde doktora tezleri yapılmalı ve diyanet işleri laboratuvarlar kurmalı. İbadetlerimizin her biri istisnasız bilimsel bir derinliğe, içeriğe sahip. Bizim tavsiyemiz, oturduğunuz yerden ahkam kesilmeyin, kıçlarınızı kaldırın ve bunları araştırın! Nasılmı? Caminin etrafındaki elektromanyetik yoğunluğu cemaatin olduğu vakit ve olmadığı vakitlerde ölçün. Bu yoğunluk minarenin etrafında yoğunlaşıyormu ona bakın. Doğu illerimizde, kabeye daha yakın olan minarelerde bu yoğunluk artıyormu? Kabe'nin tam üstünden göğe doğru bir sinyal akışı varmı mümkünse bunu araştırın. Sayın okurlarımız bilim işte bu şekilde işler, bir tez ortaya atılır ve sorular sorulur ve bunlar araştırılır. Yan gelir yatarsanız, ön yargılarınız ile hareket ederseniz veya nefsin kolayına gelen arapça, hadis ve İslam tarihi öğrenmek ile yetinirseniz o zaman ne günümüzün gençliğine bir faydanız dokunur ne kendinize ne de dinimize.