• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        

 














dua ve sabrın altında yatan hikmet


Değerli okurlarım, hayat bizlere nice dersler veriyor, 40 yılı aşkın ömrümün son bir kaç yılında benim edindiğim derslerden birini sizinle paylaşmak istiyorum; hayatta şunu anladımki, ne kadar dua ederseniz edin, ne kadar Allaha yalvarırsanız yalvarın, kim olursanız olun, içinde bulunduğunuz o sıkıntılı dönemi bir türlü sonlandıramıyorsunuz, sizin için belirlenen bir vakit var ve siz o vakti beklemek zorundasınız, yani sabır yani zaman. Örneğin; sizin için sıkıntılı bir sürecin takdir edildiğini varsayın, 3 yılsa 3 yıl 20 yılsa 20 yıl, buna infaz sürecide diyebilirsiniz ve bu süreç size indiği an bunu değiştiremiyorsunuz. Sabırla o süreci bekleme dışında şansınız yok. İstisnalar olamazmı; elbette olabilir, ama kaide bu."Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler" (Nahl Süresi; 61). Hesap vakti ile burada sadece ölüm sonrası kastedilmiyor, aynı zamanda yeryüzü kastediliyor. Hesap vakti geldiğinde de ne yaparsanız yapın, kim olursanız olun o süreci ne öne alabiliyor ne de erteleyebiliyorsunuz. 5 yılsa 5 yıl, 10 yılsa 10 yıl, saniyesine kadar süreci çekiyorsunuz. Yoksa siz ilahi hesabın can bedenden çıktığındamı başladığını sanıyordunuz? Eğer sanıyorduysanız, günaydın size, hesap vakti ahiret hayatını beklemiyor, yeryüzünde de hesap soruluyor ve sorulduğunda bunu ne bir saniye ileri ne de geri alabiliyorsunuz. İnfaz süreci bize hak olduğunda yani bize indiğinde edilen duaların, yalvarış ve yakarışların faydası yokmu; olmazmı, elbette var. Onlarda yaşadığınız sürecin daha kötüye gitmesine, işlerin kontrol dışına çıkmasına mani oluyor. Dua ve ibadetleriniz üzerinizdeki infazı kaldırmıyor, sadece o süreci olabildiği kadar hafif atlatmanızı sağlıyor. Eğer sıkıntılı bir süre içindeyseniz, lütfen isyana girmeyin, o süreci atlatmanız için bol ibadet ve bol sabır edin. Başka bir şansınız yok. Sizin için takdir edilen o sıkıntılı süreç kaç yılsa, bilinki ne yaparsanız yapın onu kısaltma şansınız yok. Sıkıntılı bir sürece girdiğinizde önünüzde iki seçenek var, ya dua ve sabır gösterip o sürecin daha kötüye gitmesine engel olacaksınız, ya da Allaha sırtınızı dönüp hayatınızın kontrol dışına çıkmasına seyirci kalacaksınız. Karar sizde.

Özetlersek; sıkıntılı bir süreç içindeyseniz bir anda hayatınızın değişmesini beklemeyin, bilinki ne kadar dua ederseniz edin hayatınız değişmeyecek. Kader, sabretmenizi ve beklemenizi sizden isteyecek. Sizin ve size bağlı insanlar için belirlenen bir süre var, o süreyi beklemek zorundasınız. Bu ama ümitsizliğe kapılmanıza, nasıl olsa hiç birşey değişmeyecek deyip dua etmenize engel olmasın, dualarım kabul olmuyor deyip isyana girmenize Allaha sırtınızı dönmenize sebep olmasın. Bilinki dua ve ibadetleriniz kabul oluyor, onlar belki hayatınızın olumlu yönde değişmesine veya üzerinizdeki sıkıntıların kalkmasına vesile olmuyor, sizi ama koruyor ve işlerin daha kötüye gitmesine engel oluyor. Bunu biraz açalım; insanlar sıkıntılı bir sürece girdiklerinde o süreci yaşadıkları ve gördüklerinden ibaret sanıyor; hayır, durum öyle değil. Üzerinizde görünmeyen daha nice lanet ve beddua daha nice musibet var ve onlar sizden çıkmak için sabırsızlıkla bekliyor. Nahl Süresinin 61. Ayeti Kerimesi başka ne diyor; "Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, orada hiçbir canlı bırakmazdı" (Nahl Süresi; 61). Üzerimizde o kadar çok günah varki bizi heran helaka sürükleyebilir. Ettiğiniz ibadet ve dualarda işte buna mani oluyor, tüm sıkıntıların bir anda üzerinize binmesine, bi' nevi hayatın kontrol dışına çıkmasına, intiharla sonuçlanmasına sizi helaka sürüklemesine engel oluyor. Ettiğiniz dua ve ibadetler o musibetleri berteraf ettiği ve siz onları yaşamadığınız, onların yok oluşunu görmediğiniz için ama, siz dualarınızın kabul olmadığını sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz, bilinki dualarınız kabul oluyor. O yüzden lütfen dua ve ibadetlerden vazgeçmeyin ve sabredin, sabredin, sabredin.

Tılsım, esma ve zikircilere gelirsek; eğer ne yaparsak yapalım infazı kaldıramıyorsak, o zaman tılsımlarla uğraşmanın ne anlamı var? Hiçbir anlamı yok. Şu zikri şu kadar çekersen şunu elde edersin diyenlerin ne anlamı var; hiçbir anlamı yok. Neden bu işlere atılıyorlar o zaman; sabretmek istemiyorlar. Şeytan onları kandırıyor, rızkını beklemek şu sıkıntılı süreci yaşamak zorunda değilsin deyip şeytan bu insanları kandırıyor ve bunları gayri meşru yollara itiyor. Sihirle kaderi manipüle etme yoluna itiyor. Bu konuda havas ve tılsımla ilgili yazımızı lütfen okuyunuz. Havascılar, esmacı ve zikirciler, şunu okursan şunu elde edersin diyen bir güruh var ya, onların neden bu işlere atıldığını şimdi daha iyi anladınızmı; onlar sabretmek ve beklemek istemiyor. Kader sizin için bir infaz süreci takdir etmiş ve siz bu infaz sürecini ibadetlerinizle iptal edemiyorsunuz, Allahu Teala bu infaz sürecini sabır ve şükürle ibadetlerle geçirmenizi bekliyor. Gelişiminiz için, sizin ve çevrenizdeki insanların imtihanı için gerekli olan bu. Neden bir anda geçmiyor; çünkü sıkıntılar bir anda size inmiyor. Sıkıntılar size bir anda inmiyorki bir anda kalksın. Sıkıntıların gelişi ve gidişi bir anda olmaz, zaman dilimi içinde yavaşca olur, ya yavaşca kötüye doğru gitmeye başlar ve sıkıntılı bir sürece girmek üzere olduğunuzu anlarsınız, ya da yavaş yavaş kalkar ve sizde sıkıntılı bir sürecin sonuna yaklatığınızı, huzuru yakalamaya az kaldığınızı anlarsınız.

Değerli dostlar, k
ader sizi yıllarca uyarır, yıllar içinde ufak ufak sıkıntılar indirerek sizi uyarmaya, yapma etme demeye çalışır, bak bu hayatın bedeli size ve neslinize çok ağır olur demeye çalışır, siz ama o uyarıları dinlemez ve yanlışlar içinde yoğrulmaya devam ederseniz, o zaman belirli bir infaz süreci size hak kılınır. O infaz süreci, bazıları için belki 5 yıl bazıları için belki 50 yıl, üzerinize indiği zamanda yanlışlarınızdan ders çıkarmadıkça, yıllarca imtihandan geçirilmedikçe o sıkıntı dolu süreç üzerinizden kalkmıyor. Tılsım ve zikirlerle uğraşan insanlarda işte bu ilahi infaz sürecini iptal edebildiklerini iddia ediyor. Onlar sabretmek ve sınanmak istemiyor, Allahu Teala gökte cezayı yazdıysa ben bunu yeryüzünde değiştiririm, söke söke istediğimi alırım diyor. 5 bin veya 10 bin defa birşeyi okumaya bu denir, söke söke almak. Hak edip etmediğinize bakmadan, yanlışlarınıza odaklanmadan, hayatınızı değiştirmeden, ilahi takdiri dikkate almadan kaderi lehinize manipüle etmeye çalışmak denir buna. Bununda İslam dininde karşılığı sihir ve büyü. Bu insanlar zikir ve tılsımlarla sihir gücünü ortaya çıkarıyor ve sabır ve imtihan edilmeden, yanlışlarıyla yüzleşmeden, hayatlarını değiştirmeden ve yıllarca beklemeden rahat hayata kavuşacaklarına inanıyor. Varmı böyle bir dünya; yok. Şeytan ama onlara bunun mümkün olduğuna inandırtmış.

Şimdi soru şu; Allah sizin için sıkıntılı bir süreç takdir ettiyse, sizde yanlışlarınızdan dönmeden, hayatınızı değiştirmeden ve sabırla beklemeden kendi rızkınızı kendiniz tayin etmeye başlarsanız, Allahın kestiği ceza sürecinden kaçmaya çalışırsanız, bu sizin için hayrla sonuçlanırmı; elbette sonuçlanmaz. Nitekimde bu insanlar için sonuçlanmıyor, bu insanların üzerine sıkıntılar katlanarak iniyor. Hocam, kişi kendi kaderini kendisi tayin etmezmi diye soruyorsanız; etmez. Bunu açalım; sizin için belirlenen kader sadece sizin amellerinizden ibaret değil, üzerinizde sizinle birlikte toplam 4 neslin ameli var. En basiti çocukluk döneminizde sizin amel defterleriniz kapalı, kendi ameliniz yoksa kimlerin ameline göre rızıklandırılıyorsunuz; işte burada sizden önceki 3 nesil devreye giriyor
(sizinle birlikte toplam 4 nesil). Neden bizden önceki 3 nesil? Birisi çürük çıkarsa ikinci nesil eşitlik, üçüncü nesilde kaderi lehinize çevirsin diye. Örneğin; babanız kötü çıkarsa, babanızın babası ve onun babasının (toplam 3 nesil) amelleri sizi kurtarsın diye. Eğer sizin için belirlenen kader sadece kendi amellerinizin sonucu size inseydi, evet, o zaman kendi kaderinizi kendiniz belirleme şansınız olurdu, fakat durum bundan ibaret değil. Sağ omuzunuzda baba tarafından 7 ata, sol omuzunuzda da anne tarafından gelen 7 atanın amellerini (sizinle birlikte toplam 4 nesil) üzerinizde taşıyorsunuz, onların ortalamasıda yaramaz çıkarsa, o zaman bu dünyada hapı yutuyorsunuz, başınız bir türlü musibetlerden kurtulmuyor. Tılsım ve zikirlerlede bir yere kadar buna engel olabiliyorsunuz, sonunda kader sizi kıskıvrak yakalıyor, üstüne zikir ve tılsımlarla kaderi manipüle etmeye çalışmanında bedelini soruyor. Nasıl soruyor; bir musibetle kurtulma şansınız varken, 5 yıllık infaz süreciyle kurtulma şansınız varken, sabretmediğinizden ötürü, gayri meşru yollara başvurmanızdan ötürü infaz süreciniz uzatılıyor, 5 yıl 10 yıl oluyor üzerinize inen musibetlerde artırılıyor. O yüzden, kaderi değiştirmek için tılsım ve zikirlere başvuruyorsanız, bunu yapmadan öncesi bin düşünün, çünkü sizin için hayrla sonuçlanmayacak biliginize.

Kaldıki, size inen rızık sadece kendi amelleriniz doğrultusunda hesaplanmış olsaydı dahi o kaderi zikir ve tılsımlarla değiştiremezdiniz. Neden; çünkü kaderinizi belirleyen zikir değilki, zikirle değişsin. Size inen rızık ne kadar çok zikir çektiğinize göre hesaplanmıyorki zikirle değişsin. Size inen rızıklar yeryüzündeki yaşantınıza göre hesaplanıyor, eğer yeryüzünde rızkınızı değiştirmek istiyorsanız yaşantınıza odaklanın. Yaşantınız güzelse, hiç endişe etmeyin size inen kaderde inşallah güzel olur. Siz ama sabah akşam çevrenize zulüm eder, sonrada 5000 defa şu zikri çekersem huzura kavuşcam derseniz, o zaman halt işlemiş olursunuz bilginize. Yeryüzünde kaderi pazarlamaya çalışanlar maalesef mantar gibi hortladı, her yerde önünüze çıkıyor. O yüzden bu konuya farklı yazılarda tekrar ve tekrar değinmek zorundayız. Bu insanlar kaderi pazarlarken tövbe edin, kötülükten uzak durun, iyilik edin, ibadetlerinize sarılın diyormu; demiyor. Şu zikri şu kadar çekersen şunu elde edersin deyip geçiyorlar. Çaba göstermeden, halimizi düzeltmeden, yıllarca sabır göstermedende rızık nasıl inecek bize arkadaşlar? Varmı böyle bir dünya; yok. Şeytan ama bu insanlara öyle bir dünyanın var olduğuna inandırtmış. Büyükler bunu yaparsa, yeni neslin çalışmak istememesine, masa başı iş istemesine şaşırıyormuyuz; şaşırmıyoruz. Hocam, ben yıllarca çalıştım ve sabır gösterdim ben hak ediyorum, zikirlede engelleri kaldırıyorum diyorsanız, o zaman soru şu; hak ettiğiniz birşeyi Allah size baştan niye vermesin? Allah hayatınızı niye zorlaştırsın? Böyle birşey söz konusu olabilirmi; tabiiki olamaz. Ben hak ettiğimi alamıyorum dediğinizde Allahı suçladığınızın farkındamısınız? Rızkı dağıtan Allah, Allahta hak ettiğiniz birşeyi neden size vermesin? Verir. Eğer hak ettiğiniz birşey rızık olarak size inmiyorsa, mutlaka aynaya bakın, ya sizde ya da atalarınızda o konuyla ilgili mutlaka bir günah var, o rızkın size inmesine engel olan bir günah. Zikirlere odaklanma yerine, o günahı tespit edin ve kefaretini ödeyin. Göreceksinizki bir anda o konuyla ilgili önünüz açılıvermiş. İsmi üzerine hak yani Allah, eğer birşeyi hak ediyorsanız o zaman o size iner, hiçbir güçte buna engel olamaz. Eğer inmiyorsa ama, o zaman bilinki günahla ilgili bir sorun var, zikirlere odaklanma yerine o günaha odaklanın. Kısacası, zikir ve tılsımlarla kadere el atmaya çalışmayın, bunun bedeli size çok ağır olur.










kelimelerden türemiş hurafeler