• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler............     
"Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir" (Mücadele Süresi; 58).


 




kefaret oruçları ve 10 gün
örtünme vs temiz kalp
gıybet ve kurtcuklar
sihir ve örümcekler

cemaatler, ilahiyatçılar ve tarikatlar- nurcular ve müceddid kavramı (1)


Nur cemaati hakkında bir yazı kalem almak kaçınılmaz oldu. Bizler ne kadar çok insanları kendi hallerine bırakmaya çalışsakta, kader sizleri o konulara el atmaya itiyor. Yüzbinlerce müridi, websayfaları ve elemanları olan bir akıma karşı bizlerin etki alanı nedir? Hiç ve çok. Bu sizin bakış açınıza bağlı, bazı insanlar kendilerini yetersiz ve yalnız görür, bazıları ise Allah bana yeter der. Biz Allah bize yeter diyenlerdeniz, biz bardağın boş yönüne değil dolu tarafına bakanlardanız. Biz yüzbinlerce müridi olan bir akımı durduracak, hidayete erdirecek konumda olmadığımızın farkındayız, yazılarımızın amacıda o değil zaten. Websitemizi her gün ziyaret eden her yüz kişiden birine dokunabiliyorsak, bu bize yeter. Biz büyük hayal ve hedefler peşinde olanlardan değiliz. Allah herkesi gücü kadarıyla hayattan sorumlu kılar, bizim gücümüzde bugün bu kadar, bizde bundan razıyız. Kimbilir belki yarınlarımızda Allah daha büyük kitlelere ulaşmamızı ve daha büyük işlere imza atmamızı nasip eder, bekleyelim ve görelim.

- Yazılarımız şahsi görüş içermiyor: yazılarımızı somut verilere dayandırıyoruz, şahsi görüş ve fikirlerimize değil. Yazının sonunda ben sizin gibi düşünmüyorum hocam deme şansınız yok. Halen sizin gibi düşünmüyorum diyorsanız ama, o zaman siz akıl ile hareket edenlerden değil biat içinde olanlardansınız. Bu durumda bizlerin akıl ve mantıkla size ulaşması zaten mümkün değil. Sizin uyanmanız için gökten birisi inmesi gerek. İndiği zamanda ama bilinki, sizin için iş işten geçmiş olacak.

- Yazımız o güzel zatın şahsiyetine değil: yazımızın başında değinmemiz gereken bir konuda, bu yazının o güzel insanın kişiliğine yönelik olmadığı. Bizler said nursi'nin güzel bir insan olduğunu görebiliyoruz. Nasılmı? Bir insanın imanını görmek istiyorsanız bu sandığınız kadar gizemli değil, tam aksine bunun çok farklı göstergeleri var. Örneğin; kişinin hayatta karşılaştıkları zorluklar, amelleri, kimler tarafından tehdit ediliyor kimler tarafından destekleniyor vs. Bunlara bakarak kişinin imanını rahatlıkla ölçebilirsiniz. Bizler said nursi'nin hayatını incelediğimiz zamanda onun güzel bir insan olduğunu net çıkarabiliyoruz!

O yüzden, bu yazımız o değerli insanın şahsına yönelik değil, onu olduğundan farklı göstermeye çalışan onun üzerinden çıkar peşinde koşanlara yönelik. Bizde ilim bol, bizler said nursi'yi hedef almak isteseydik bunu yapabilirdik, çok eksik ve kusurunu dile getirebilirdik. Bu ama o zaman olayı şahsileştirmek ve o güzel insanı eleştirmek olurdu, bizde bunu yapacak insanlardan değiliz. Bizim derdimiz said nursi değil, bizim sorunumuz onu yüzyılın elçisi ilan eden zihniyetle. Gelelim konmumuza...

Said nursi yüzyılın alimi veyahut bir Allah elçisimi? Hayır değil. Yüz yılın alimi olabilmeniz için yaşadığınız yüz yılın bilim dünyasına büyük katkılarda bulunmanız gerek. Allah elçisi olabilmeniz içinde yaşadığınız toplumun dilinde konuşmanız gerek. Bunları açalım;

- Yüzyılın alimi olabilirmi? Bir kişiyi yüzyılın alimi olarak değerlendirebilmemiz için, o kişinin o yüzyılın ilmine hangi katkılarda bulundu ilk önce buna bakmanız gerek. Birine alim sıfatı, hatta yüzyılın alimi sıfatını yapıştırdığınızda bunun doğruluğunu tespit etmenin tek bir yolu var o da bilim dünyasına olan katkısı ne, buna bakmak. Ona atfedilen ünvan ne ise onun içeriğine bakılır. Bize onu bir alim olarak takdim ediyorsanız yapacağımız ilk şey bilim dünyasına olan katkısını incelemek. Şimdi; said nursi yaşadığı dönem içinde einstein gibi bilim dünyasına damgasını vurmuşmu? Hayır. Tam aksi sıfır katkı.

Said nursinin yaşadığı dönemde uzaya insan gönderildi, bilgisayarlar ve atom bombası, arabalar ve uçaklar icat edildi, nice bilimsel formül geliştirildi yani insanlık tarihinin en derin ve hızlı gelişimi yaşandı, günümüzün teknolojisinin tabanı atıldı vs. Bu gelişime said nursinin herhangi bir katkısı oldumu; hayır, tam aksine hayatı yoksulluk, sürgün ve dağlarda geçti. Soru şu; kendi yaşadığı çağın her türlü gelişiminden uzak kalan birisi, nasıl yüzyılın alimi olabiliyor? Aklınızı başkalarına kiraya verirseniz, bir cemaate biat ederseniz oluyor işte!

Hocam, İslam alimi olmak için pozitif bilimlere vakıf olunması gerekmiyor diyorsanız ve gerçektende buna inanıyorsanız, bir; o zaman yüzyılın alimi iddiasında bulunmayın, yüzyılın İslam alimi deyin. İki; bir alim veya İslam alimi olma kriteri sizin için bu kadar ucuzsa o zaman kalkıpta alim olmak için 6 anadal 6 yandal bitirmelisiniz gibi saçmalıklardan bahsetmeyin. Üç; madem said nursinin bilgileri İslami konularla kısıtlı, neden risalelerde herşey var diyorsunuz, neden said nursiyi her ilme vakıf birisi olarak topluma takdim ediyorsunuz?

- Allah elçisi olabilirmi? Said nursi bir Allah elçisi olabilirmi? Olamaz. Neden? Kutsadıkları risaleler aslında bunun cevabını veriyor. Nasılmı; Allah eğer bir yöreye bir elçi gönderecekse o zaman o kişiyi o yörenin dili ile gönderir. Allah eğer bir yöreye bir kitap indirecekse o yörenin dili ile indirir. Anladınız. Bu Allahın evrensel kurallarından birisi. Bunun en güzel örneğide kuran- ı kerim ve peygamberimiz sav. "Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik" (Yusuf Süresi; 2). "Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık" (Zuhruf Süresi; 2-3). "Ve şâyet biz onu yabancı dilde bir Kur'ân yapsaydık, elbette: “Âyetleri anlayacağımız bir dil ile açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı dilde kitab olur mu?” diyeceklerdi...." (Fussilet Süresi; 44).

Anlayacağınız; Allahu Teala bir yöreye bir kitap veya bir bilgi indirecekse, bunu o yörenin dilinde indirir. Risalelere baktığınızda ama, bunun bu ilahi kurala uymadığını görüyoruz. Risalelerde kullanılan dil hitap ettiği toplumun dilinde değil. Onun bir Allah elçisi olabilmesi için yazılanlar osmanlıca değil türkçe olması gerekiyordu. Hocam, harf inkılabı olmasaydı şuan herkes onu anlıyor olacaktı derseniz; hayır, anlamayacaktı çünkü osmanlıca bürokraside kullanılan bir dildi, halk arasında değil. İki; risaleler cumhuriyet döneminde yazıldı yani osmanlı toplumuna değil TC toplumuna hitaben yazıldı. Eğer risaleler Allah katından yazdırılmış olsaydı, o zaman ilahi kurala göre o an o toplum hangi dili konuşuyorsa o dilde indirilirdi. Allah bir topluma bir elçi veya bir mesaj gönderecekse onu o yörenin kullandığı dil ile gönderir, sizin elçi olarak takdim ettiğiniz kişinin eserleri ise o yörenin dilinde değil.

O yüzden, elçi ihtimalinide eleyebilirsiniz. İlahi düzeni anladığınızda hurafeleri hakikattan ayırt etmenin ne kadar kolay olduğunu görüyormusunuz? Ülkemize elçi olarak gönderildi denilen kişinin eserlerini ülkemiz insanı anlayabilmesi için tercüme edilmesi gerekiyor, bu da değerli okurlarımız ilahi düzene ters. Bu eserleri ne dün birisi anlıyordu ne de bugün birisi anlıyor. Anlaması için birileri türkçeye çevirmesi gerekiyor. Bu da ilahi düzene aykırı. Allah bir topluma bir elçi gönderecekse, o elçi ile o toplum arasına başka birini (tercüman) koymaz.

Risaleler ilim içerirmi? Hayır içermez. Neden? Bir insanın bilgisini ölçmekmi istiyorsunuz, onun kullandığı terimlere ve kendi döneminde imza attığı eserlere bakınız. O terim ve eserlerden onun kendi alanında ne kadar bilgin olduğunu rahat çıkarabilirsiniz. Bizler said nursinin eserlerini incelediğimizde eserlerin edebiyat ve felsefi içerikli eserler olduğunu görüyoruz. Edebiyat ve felsefede birer bilim dalı değildir. Nedir bilim? Bilim YENİ birşeyin keşfi YENİ birşeyin icatıdır. Said nursinin eserleri ise YENİ birşeyin keşfi veya icatını içermez, eserleri VAR OLAN birşeyin felsefesi ve edebiyatını yapar. Said nursi yüzyılın alimi olmaz, çünkü eserleri bilim içermiyor! Hatta pozitif ilimde içermiyor.

Örneğin; hastalıklar hakkında bir el kitabı dağıtıyorlar, içeriğine baktığınızda ama pozitif bilim görmüyorsunuz, sabır ve şükürden bahsedildiğini görüyorsunuz. Bu bilgileride size 10 yaşındaki bir çocukta verebilir. Biz '20 yüzyılın aliminden bundan çok daha derin detaylar bekliyoruz. Aşıların, ilaçların, hastalıkların, tedavi yöntemlerin, cihazların ve mikropların tespit edildiği bir çağda yüz yılın alimi olarak takdim ettiğiniz kişiden bunları bilmesini ve bize aktarmasını bekliyoruz. Said nursi ise bize bu bilgileri aktarma yerine bize edebiyat yapıyor.

- Nedir edebiyat ve felsefe? “insan, nur-u iman ile a'lâ-yı illiyyîne çıkar; Cennet'e lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile, esfel-i safilîne düşer; Cehennem'e ehil (olacak) bir vaziyete girer. Çünki iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor; iman, bir intisabdır. Öyle ise insan, iman ile insanda tezahür eden san'at-ı İlahiye ve nukuş-u esma-i Rabbaniye itibariyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat'eder. O kat'dan san'at-ı Rabbaniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibariyle olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir." Sözler ( 311 ) veya "Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder." Sözler (318)

Siz ne anladınız bu iki sözden; hiçbir şey ve çok şey! İşte edebiyat ve felsefe bu dur, o ilmi veya o olayı kendisi keşfetmez, keşfedilmiş ve tespit edilmiş olayları size duygulara dökerek anlatır. Olayın özüne inmez, sizin o keşfi ve o olayı bildiğinizi varsayar. Olayı bilenler anlatılanları anlar, bilmeyenlerse ya bu adam ne konuşuyor ne anlatıyor deyip geçer. Örneğin; birisinin bir araba kazası geçirdiğini ve birilerininde o kaza hakkında konuştuğunu varsayın. Siz o sohbette araba kazasınıda duyabilirsiniz, acılar ve üzüntülerden, imtihan edilmekten şükre kadar bir çok şeyi duyup sohbetin bir araba kazasıyla ilgili olduğunu öğrenemedende o sohbetten ayrılıp gidebilirsiniz.

Felsefe ve edebiyat budur, bunlar birer ilim değil, var olan şeyleri duygulara döken birer araçtır. Anlatılan şeyi bilirseniz yorumlardan fayda çıkarabilirsiniz, bilmezseniz hiçbir anlam çıkaramazsınız. Örneğin; said nursi kulağa hoş gelen terim ve cümlelerle sizlere nefsin felsefesi ve edebiyatını yapabilir ve bununla ciltlerce kitapta doldurabilir. Siz o ciltlerce kitabı bitirdiğinizde nefis hakkında çok şeyde öğrenebilirsiniz hiçbirşeyde. Neden hiçbirşey? Sonuçta size nefsin ne olduğunu söylemiyor. Bol laf ama siz halen nefsin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bizim farkımız ne? Biz size felsefe ve edebiyat çekmiyoruz, biz direk olayın özüne iniyor ve size nefsin ne olduğunu, onun fiziki görünümü ve yaratılış aşamasını anlatıyoruz.

Biz isteseydik bizde olayların etrafında süzülüp durar, kulağınıza hoş gelen kelime ve cümlelerle ciltlerce kitabı doldurmasını bilirdik, biz ama bunu yapmıyoruz biz size yeni keşifler sunuyor, daha önce bilinmeyenleri anlatıyoruz. Aradaki farkı görüyormusunuz? Said nursi duygularını kaleme döken bir şair bir edebiyatçı bir felsefeci, yunus emrenin eserleri veya mesneviler gibi. Tabiki bunları küçümsemiyoruz, fakat siz bir edebiyat eserini bütün kitapların üzerine koyarsanız, yazarı her ilme vakıf birisi gibi lanse ederseniz, o edebiyat eserin içinde hukuk ilmide var, fen, mühendislik, iktisat, sosyoloji, tıp vs herşey var demeye kalkışırsanız, onu o yüzyılın kitapların anası olarak takdim etmeye kalkışırsanız o zaman insanlar size güler, sizinle dalga geçer, bizlerede sizi eleştirme bu yazıyı kaleme alma ve yanlış yolda olduğunuzu size söyleme hakkı doğar.

2. Bölümde devamı gelecek...










hz muhammed
hz isa
sadaka
nasuh tövbesi
kelimelerden türemiş hurafeler
yapay zeka ve şeytanlar