dua bölüm 2 (1)- zikrin kuralları
Dua ve zikirler hakkında çok soru alıyoruz; şu kadar sayı şu duayı okursan şu olur, şu kadar şunu zikredersen şöyle korunursun gibisine. Bu tür zikir ve duaların İslamda yeri varmı? Yazımızın konusu bunlar, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.
İlk önce doğru teşhisi koyun: insanlar zikir ve duaları ne için yapar; birşey elde etmek veya birşeyden kurtulmak için. Bu tür konuları ele almadan önceside cevaplamanız gereken ilk soru bu; hayr veya şerri insana yaşatan ne? Birşey yaşıyor veya yaşamıyorsanız, neden yaşıyor veya yaşamıyorsunuz, kendinize sormanız gereken ilk soru bu. Bu soruyu cevap bulmadan zikir ve dualara yönelirseniz, sonuç sizin için hayrlı olmayabilir ve olmuyorda. Yaşadığınız sıkıntılar varsa, ilk önce kaynağını araştıracaksınız. Şifa doğru teşhisten gelir. Teşhisi nasıl koyacağız? Kutsal kitabımızı açıp okuyacağız. Kutsal kitabımızda ne diyor; "Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder" (Şura Süresi; 30).
Demek başınıza gelen musibetler elinizle işlediğiniz bir günah sonucu ortaya çıkıyormuş. Başımıza bir musibet geldiği zamanda yapmamız gerekiyor; nerede ne günahı işledik bunu araştırıp telafi etmenin yollarını aramak. "Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter" (Nisa Süresi; 79). Ayetler yoruma açık değil, net. Başınıza ne sıkıntısı geliyorsa veya gelecekse işlediğiniz günahlardan gelir. Sıkıntıya düştüğünüz zamanda yapmanız gereken ilk şey zikirlere sarılmak değil, nerede ne hatası yaptınız onu araştırmak. Varsayalımki hatanızı tespit ettiniz, zikir ile o hatamızı telafi edilebiliyormuyuz? Hayır. Neden?
İslam dini farklı sıkıntılarımıza farklı çözüm yolları sunmuş, bunların arasında da zikir geçmiyor. Neden? Zikir karşılıksız yapılır, Allahı yad etmek için yapılır, siz ise zikri birşey elde etmek veya birşeyden kurtulmak için yapıyorsunuz, birinci hatanız bu. İkincisi; yaşadığınız şer veya elde edemediğiniz güzellikler üzerinizdeki günah yükünden kaynaklanır, o günah yükünü üzerinizden kaldırmadığınız müddette, üzerinizdeki kısmet değişmez. "..Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez..." (Rad Süresi; 11). "Bu böyledir. Bir toplum, kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez. Şüphesiz Allah işitendir; bilendir" (Enfal Süresi; 53). Zikir ve dualarda üzerinizdeki o yükü kaldıran bir ibadet türü değil.
Örneğin; üzerinizdeki bir borç bir kul'a ait. Bir kul'a borçlandığınızda da bir kul'a bedel ödemeniz gerek. O zikrin hayrını Allah o kul'a yönlendiremezmi? Hayır. Birincisi o niyetle o zikri yapmıyorsunuz ve ikincisi kul'a olan borcu kapatmanın yollarını Allah Ayetlerinde açıklamış, bunlarda zikir içermiyor. Neyi içeriyor? Örneğin oruç içeriyor. Bir yanlış yaptığınızda, yanlışa göre Allahu Teala oruç tutun diyor, fakirleri doyurun diyor, bir köle azad edin diyor (günümüzde bu işsiz birini iş'e almak), fakirleri giydirin diyor ama zikir demiyor! Kur'an-ı Kerimin hiçbir yerinde bir yanlıştan kurtulmanın yolu olarak zikir çekmekten bahsedilmiyor.
Bu zikir nereden çıktı, nasıl İslam alemin içine girdi o zaman? Tarikatlar ve cinler. Tarikatlar cinler tarafından işletilir, onlarda insanı sihir ve büyü alemine sürüklemek istiyor. Binlerce okunan zikir ve dualarda bunu yapar, bir sihir enerjisi ortaya çıkarır. O enerji ile ne oluyor? Neye niyet ettiyseniz, o sihir enerjisi bir büyücü gibi o alanda kaderi manipüle etmeye başlıyor.
Şimdi; herkes Allahın belirlediği çözüm yolları doğrultusunda hareket ederken, üzerlerindeki hakları kaldırmak için oruç tutarken fakirleri doyururken, Allah neden sizde bir istisna yapsın, dua ve zikrinize cevap versin? Arkadaşlar, İslam dini basit bir din. Herkes kaidelere göre hareket ediyorsa sizde edin. Özel muamele beklemeyin. Herkes bu kaidelere uyarken, Allah neden sizde bir istisna yapsın? Kaideler basit. Oruçla ilgili Ayetleri araştırın, bir yanlış yaptığınızda Allah hangi çözüm yollarını öneriyor bunu araştrın ve bu yolların dışınada çıkmayın. Zikirle ilgili ilk şerhimizi burada düşüyoruz; zikirler Allahın musibetlere karşı sunduğu çözüm yolları arasında değil. İkincisi zikirler insanı tövbe ve hallaleşmekten uzak tutuyor, kişi kendi hata ve günahlarına odaklanmadan, yaşantısını düzeltmeden, birşeyi hak edip etmediğine bakmadan zikirle kısmetinin peşinde koşturuyor.
Bu da Allahın kurallarını yok saymak anlamına geliyor, bu da sizin için hayrla sonuçlanmaz.
Dua ile zikir arasındaki fark: hocam, bir sıkıntıya düştüğümüz zaman Allaha dua etmenin ne mahsuru var diyorsanız, hiç bir mahsuru yok. "(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!..." (Furkan Süresi; 77). Kul'u kul yapan duadır. Sıkıntıya düştünüz veya düşmediniz, Allaha her an dua içinde olmanıza her hangi bir itirazımız yok, tam aksi bu bizi mutlu eder. Fakat, dualarınız levh-i mahfuzu yani kaderi zorla değiştirme boyutuna girerse, bin defa şu duayı okursam şunu elde ederim gibisine, o şeyi hak edip hak etmediğinize bakmaksızın Allahın tayin ettiği rızkı bizzat siz tayin etme boyutuna girerseniz o zaman duanız dua olmaktan çıkıyor, siz kul olmaktan çıkıyor tanrıcılık oynamaya başlıyorsunuz. Anladınız!
Dualarınızda ne kadar aciz ne kadar çaresiz ve Allaha ne kadar bağlı olduğunuzu dile getirin, örneğin; şifa dileyin, huzur ve afiet dileyin, bağışlanma dileyin ama kaderinizi kendiniz tayin etmeye kalkışmayın. Dua ile zikir arasındaki fark? Bir dua ile Allah katından birşeyin size inmesini, zikir ilede kendinizin Allah katına yükselmesini amaçlarsınız. Dua gökten birşeyin size inmesini amaçlar, zikir ise sizden birşeyin göğe çıkmasını. Dua dünyevi içerikli olur, zikir ise manevi. Dua ile sorunlarınıza çözüm ararsınız, zikir ilede siz başakaların sıkıntılarına çözüm olmayı ümit edersiniz. Bu ikisi birbirinden farklı şeyler. Bu ikisini amaç dışı kullandığınız zamanda başınıza binbir çeşit problemi açarsınız. Ne tür problemler bu yazıda bunu detaylandırmaya çalışacağız. Devam edelim;
Günahlar musibetleri nasıl üzerinize çeker? İnsanda kendisini koruyan bir kalkan var. Buna biz aura diyoruz. Yeryüzünü güneşin zararlı radyasyonlarına karşı koruyan bir kalkanın benzerine bizde sahibiz. Bunun detaylarını aura yazımızda okuyabilirsiniz. Günahlarda bu kalkanda delikler açılmasına sebep oluyor. Hangi uzuv veya organınızla o günahı işliyorsanız o noktada kötülükleri içine çeken bir kara delik oluşuyor. O kara deliklerde karabasan nazar, kazalar gibi her türlü musibeti kendisine çekmeye başlıyor. Bunu ozon tabakasın açık bir yerinden güneş radyasyonların yeryüzüne temas etmesi ve o bölgeye zarar vermesi gibide düşünebilirsiniz. İnsanoğlu yanlışlarından ötürü nasıl ozon tabakasını deliyorsa kendi kalkanınıda deler.
Ozon tabakası delindiğinden yeryüzü nasıl uzayın radyasyonlarına maruz kalıyorsa, insanın kalkanı delindiğinde de insan çevresinin zararına uğrar. Örneğin; bir araba kazası yaşıyorsunuz, kalkanınızdaki açık sağ kolunuzda ise o kazada sağ kolunuz kırılır. Kalkanınızın hangi noktası açıksa kazalar o noktadan size zarar verir. Bir sonraki sefer bir kaza yaşadığınızda ve kolunuz veya bacağınız alçıya alındığında kaderimiz buymuş demeyin kol ve bacağınızdaki açık kapıları kapatmanın yolunu arayın. İnsan zannederki yaptığı kötülüklerin hesabı ahiret hayatına kalıyor. Hayır. Birisi size bir yanlış yaptığında Allah o kişiye hatasından dönmesi için 24 saat mühlet verir. Dönmezse kişiye ceza iner. Siz cezanın o kişiye indiğini görmezsiniz belki ama o kişinin ruhsal dünyasında, aile ve iş hayatında aksaklıklar çıkmaya başladığından emin olabilirsiniz.
Bu ilahi ceza o kişi yanlışından dönmediği müddette üzerinden kalkmaz. Ya o günahın bedeli acı çektire çektire ödetilir ya da kıssas beklenir. Kişiyi ne zarara uğrattıysa denginde bir telafi beklenir. Bu kıssasta değerli dostlar zikirle olmuyor. Örneğin; kişi sizi zarara uğrattı Allahta 24 saat sonra kişiye belayı indirdi. Şimdi, o kişi size uğrattığı zararı telafi etmeden zikir ile üzerindeki belayı kaldırabilmiş olsaydı siz bundan hoşnut olurmuydunuz? Olmazdınız. Nerede ilahi adalet derdiniz. Bu adliye gidip hakim ve savcıyı satın alıp cezadan kurtulmak gibi olurdu. Mağdur mağduriyeti ile kalır, kişinin yaptığı kötülük yanına kar kalmış olurdu. Böyle bir düzen size adil gelirmiydi? Böyle bir düzende siz zikir ile haşa Allahı satın almış, sürekli cezadan kıytırmış olurdunuz.
Günahlar sizi bir modeme dönüştürür: yaşayan her canlı çevresi ile enerji alış verişi içine girer, en basit örneği toprağın sizi şarj ve deşarj etmesi. Bizler sosyal varlıklarız ve istesekte istemesekte enerji halimiz pişirdiğimiz yemekten çevremizdeki insanlara kadar herşeye siniyor. Bilhassa günahlar siz ve çevreniz arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyor, düzen nasıl çalışıyor bunu anlamanız açısından günümüzün teknolojisi üzerinden bir örnek vermek istiyoruz; her bir günah bedeninizde bir kara delik açmakla kalmaz aynı anda oraya bir şeytan yerleşir ve o şeytan o açık kapı üzerinden çevresini aynı günaha sahip insanlara yönelik tarar. Bedeninizde açtığınız her bir günah kapısı oraya bir şeytanın yerleşmesine o şeytanında o noktadan bir wi-fi ağı açmasına sebep olur.
O ağ üzerinden de o şeytan çevresini aynı günaha sahip insanlara tarar. Hangi günah üzerinden o şeytan girdiyse o günaha sahip insanları tarar. Bir şeytan sadece kendi günahıyla ilgili bir ağ açabilir ve sadece o günahla ilgili şeytanlar o ağa bağlanabilir. Diğer şeytanlar için o kanal şifreli olur. Aynı günaha sahip biriyle karşılaştığınız ve bağlantı kurulduğu zamanda yaşamanız gerekenler size yaşatılıyor. Örneğin; kayınpeder ile aranızı bozacak bir şeytan varsa bedeninizde, kayınpederiniz ile aynı ortama girdiğinizde sizdeki şeytan o wifi ağı üzerinden kayınpederinizdeki şeytan ile iletişimi kurar ve o gün kaderinizde gerginlik kavga ve husumet yaşamak varsa bu tetiklenir.
Şimdi; siz bir modemsiniz ve bir ortama giriyorsunuz ve beş farklı günahınız üzerinden o günahlara sahip beş farklı kişi ile bir ağ bağlantısı kuruyorsunuz. Bir anda bedeninizde beş farklı hat açıldığı, her bir hat üzerindende o günaha sahip ne kadar kişi varsa hepsinin bir anda bağlandığını varsayın. Bu modeminizi yani sizi kasarmıydı; kasardı. İşte belirli ortamlara girip negatif enerji almanızın sebebi bu. Gerginlik yaşadığınız ortam veya kişiler kimse bilinki o konuda üzerinizde bir şeytan bir açık kapı var. İş hayatında içinizmi daralıyor, demek iş hayatınızla ilgili bir günah yükü var üzerinizde. Evde sıkılıyor içinizmi daralıyor demek ev olan o mekan ile ilgili üzerinizde bir günah var. Bunların çözümüde zikir ve dualar ile mümkün değil. O sıkıntıları üzerinizden atmanın tek yolu o ağ bağlantısını kuran şeytanları teker teker bedeninizden uzaklaştırmaktan geçiyor.
Şeytanları nasıl uzaklaştırırız? Günah kapılarını kapatarak. Günah kapıları nasıl kapanır? Kıssas ile. Zararı telafi edeceksiniz. Edemiyor buna imkanınız yoksa o zaman kefaret orucu veya fakirleri doyurmanız gerekecek. Şeytanlar bir hak yeme sonucu insanların bedenine girer, o hakkı kapatmadığımız müddette o şeytanı yok edemezsiniz. Belki rukiye ile veya beş bin ayetel kürsi okuyarak o şeytanı öldürür, geçici rahatlama yaşarsınız, o günah kapısı açık olduğu müddet ama bir evvelkinden daha güçlü bir şeytan oradan içinize girecek ve size o rahatsızlığı artırarak yaşatmaya devam edecek. O yüzden şeytanlara değil, günah kapılarını kapatmaya odaklanın.
Zikir ve dualar amaç dışı kullanılırsa ne olur? Sizi şeytanlar alemine iter: herşeyin bir kaidesi var, kaidelere sadık kalın. Kuralın dışına çıkar ve sistemde açıklar aramaya kalkışırsanız bu sizin hayrınıza olmaz. Zikirle ilgili üçüncü şerhimizi burada koyuyoruz; zikirler Allaha yakınlaşmak için kullanılmıyor, kuralları delmek için kullanılıyor. Örneğin; kpss sınavlarını geçmek istiyorsanız bunun kaidesi sınavlara bol çalışmak sonrada kaderinize boyun eğmek. Sefer bizden zafer Allahtan. Siz ama kpss sınavlarına dua ve zikir karıştırırsanız, şu kadar zikir yaparsam şu kadar melek bana yardımcı olur sınavta derseniz o zaman sınavlara hile karıştırmış oluyorsunuz. Sefer bizden zaferde bizden demiş oluyorsunuz. Herkes kurala göre hareket ederken, o nasibin gereğini yerine getirirken (örneğin; ders çalışmak) siz hile ile elde etmeye çalışmış oluyorsunuz.
Hile ile rızıklar elde etmeye kalkıştığınız zamanda olaylar kısa vadede belki lehinize gelişebilir ama uzun vadede değil. Uzun vadede bu hilelerin çok zararını görürsünüz. Allahu Teala her bir rızka birşeyleri vesile kılmış. O rızkı elde etmek istiyorsanız Allahın takdir ettiği yollar üzerinden ilerlemek zorundasınız. Zikirlere başvuran kişiler işte bunu yapmaz, onlar arka kapıdan içeriye girmeye çalışır. Herkes ön kapıdan girerken işin hakkını vererek o nimeti elde etmeye çalışırken zikirciler kolay yoldan o nimeti nasıl elde ederim onun hesabını yapar. Herkes sisteme tabi olurken onlar sistemin açığını yakalamaya çalışır. Belki kendi imkanları ve güçleri yetmediği için bu yola başvuruyorlar o zaman ama onlara soruyoruz; o nimeti normal yoldan elde etmek için gücünüz yetmiyorsa, o nimete kavuştuğunuzda onun yükünü kaldırmaya nasıl güç yetireceksiniz?
Varsayalımki hak etmediğiniz birşeyi bol zikir ile elde ettiniz, onu elde tutmak içindemi bol zikir ve duaya başvuracaksınız? Değerli dostlar; Allah rızkı dağıtır ve dağıtırken kimseye kaldıramayacağı bir rızık indirmez. Siz kendi rızkınızı kendiniz tayin etmeye kalkıştığınızda, o rızkın ağırlığı ne ben bunu kaldırabilirmiyim kaldıramazmıyım hak ediyormuyum etmiyormuyum başka birinin hakkını yiyormuyum yemiyormuyum gibisine onca inceliği bilme şansınız bulunmuyor. O yüzden rızık işi Allaha bırakılmalı. Kısa yoldan çalışmadan emek sarfetmeden aynaya bakmadan kendi rızkınızı kendiniz tayin etmeye kalkışırsanız, bu düzembazlığın size hayrlı bir geri dönüşümü olmaz. Olmuyorda zaten. Bu kişilerin sıkıntıları artıyor. Neden? Şeytanlar tepelerine bindiği için.
Dua ve zikirler nasıl işler? Dua ve zikirler birer sihirdir. Ağızdan çıktığında bir sihir gücüne kavuşur. Bunu siz kaderinizi değiştirmek için bir dilekçe formu olarakta görebilirsiniz. Bu sihir göğe vardığında gök kapısında bekletilir ve içeriğine bakılır; o sihir yani dilekçe ne niyetle yazılmış, kimin için yazılmış, dilekçede eksik ve noksan yerler varmı, talep ettiğiniz şeyin altını dolduruyormusunuz gibisine içeriğine bakılır. Kabül görürse girişe izin verilir, değilse o sihir size geri döner. Usulden niyet ve içeriğine kadar incelenir. Her duanın gök kapısından içeriye girip Allah katına geçiş yapabildiğini sanmayın. Sadece hak olan gök kapısından içeri girebilir. Örneğin; zikir çekerken kıbleye değilde şıhınızamı yöneldiniz, Allahı değilde şıhınızımı düşündünüz, kafa sallıyor kendinizdenmi geçiyorsunuz, bunlar direk usulden elenir.
Örneğin; gün içinde ailenize zulüm ediyor gecede zikirmi çekiyorsunuz, gün içinde anne ve babaya saygı yok ama cemaatle zikirmi çekiyorsunuz, gün içinde haram yiyor akşamda zikirmi çekiyorsunuz, bunlarda direk niyetten elenir. Örneğin; ettiğiniz zikirler Allahın hangi vasıflarını taşıyor, siz bu vasıflara laik bir yaşantı sürdürüyormusunuz, duanız hangi talepleri içeriyor, siz o taleplerin şartlarını yerine getirdinizmi, bunlarda içerikten elenir. Niyetten usule ve içeriğe kadar herşey incelenir. Örneğin; siz şıhınızın huzuruna kafa sallaya sallaya, şuuru kaybetmiş halde çıkarmısınız? Hayır. Tam aksi çok huşu ve saygı içinde çıkıyorsunuz. Allahın huzuruna ama rock konserlerini anımsatan görüntüler ile çıkıyorsunuz. O kendinizden geçmiş uyuşturucu almış halinizle Allah sizi dikkate alırmı; almaz.
Ne yapar? İndirin bunların üzerine şeytanları der. Semazen olsun zikir seansları olsun bunlar İslamın içine sokulan hurafeler ve bunu yapanların üzerine çok büyük günahlar iniyor ve bundan mutlaka sorguya çekilecekler bizden uyarması.
Şunuda anlamış değliz, İslam inancında "sekine" adında bir kavram yerleşmiş; sakin olmak, durmak ve susmak anlamını içeren bir kavram. Ayrıca dinimiz bize ibadetler nasıl olmalı bunun şekil ve şablonunu aktarmış, örneğin; namaz. Allaha yönelmek sadeliği, hareketlerde kısıtlılığı ve huşu içinde olmayı gerektirir. İslami terimler ve ibadetlerimiz bize bunu anlatır ve gösterir. Örneğin; gayrimüslim olsaydınız halinizi anlardık, elinizde örnek bir ibadet şablonu yok dolayısıyla sınırınız hayal gücünüz kadar diyebilirdik belki ama, siz Müslümansınız ibadetin nasıl olması gerektiğine yönelik elinizde somut şablonlar var (namaz), nasıl bu şablonların dışını çıkıyor, hatta tam zıttını uyduruyorsunuz bunu gerçekten anlamış değiliz. İslami ibadetler hareket kısıtlılığı içinde gerçekleşir, siz ama tam tersi yapıyor her yeriniz hareket ediyor.
İslami ibadetler Allaha yönelerek yapılır, siz ama tam tersi yapıyor şıhınıza yöneliyorsunuz. İslami ibadetler huşu içinde yapılır, siz ama uyuşturucu alıp rok festivaline katılanlar gibi kendinizden geçiyor ve kendinizi bir yerden bir yere atıyorsunuz. Gerçekten halinizi anlamıyoruz. Rabbim islah etsin.
2. Bölümde devamı gelecek...