cemaatler, ilahiyatçılar ve tarikatlar bölüm 11 (1)- sahih hadisleri hurafelerden nasıl ayırtedebiliriz?
Hadisler hakkında bizlere bir çok soru geliyor. Sahih bir hadisi sahih olmayandan nasıl ayırtedebilirsiniz, bunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli dostlar; İslam alemi peygamberimiz vefat eder etmez bölündü, öyle bir dönem düşününki peygamberimize en yakın iki sahabe birisi hz. ebu bekir diğeri hz osman, hz. osmanı öldürmek icin evini basanda hz. ebu bekirin oğlu oldu. Öyle bir dönem düşününki peygamberimiz sav'a en yakın iki sahabe, birisi hz. ayşe diğeri hz. ali, hz. ayşede hz. aliye karşı sefere çıktı. Öyle bir dönem düşününki peygamberimizin en sevdiği kişiler torunlarıydı ve daha peygamberimizin yüzü ve kokusu insanların hafızalarından silinmemişken bir İslam halifesi geldi ve peygamberimizin en değerlisini hz. hüseyini katletti.
İşte bu karanlık dönemde birileri oturdu ve Müslümanları birbirine çarpıştırmak ve bölmek, dinimizin içine hurafe sokmak için yüzbinlerce, bakın onlarca demiyoruz yüzbinlerce hadis uydurdu. Peygamberimiz şu gün şunu söylemişti, peygamberimizin şu gün şunu yaptığına şahit oldum gibisine yüzbinlerce hadis uydurdu. O yüzden, hadis kelimesini duyduğunuzda aklınıza ilk peygamberimiz sav gelmesin, hadislerin yazıldığı dönem gelsin.
Ne yapmalıyız hocam, hadisleri görmemezliktenmi gelelim? Tabiki, hayır. Sadece hadislerin doğruluğunu yüzde yüz tespit etmemizin mümkün olmadığını aklınızdan çıkarmayın yeter. Sonuçta, güvenilir olarak gördüğümüz kaynaklar (Kütüb-i Sitte), bu hadisleri peygamberimiz sav ağzından kendi kulağıyla duymadı. Peygamberimiz sav vefatı ile sözlerini kayıt altına alma arasında yüz yıllar geçti. Binlerce kulaktan diğerine geçti. Bu süre içinde de peygamberimiz sav bu cümleleri sarf ettimi, ettiyse ne kadar olduğu gibi bırakıldı, ne kadar birşeyler eklendi veya çıkarıldı bunu tespit etmenin mümkün olmadığını bilin yeter. Bunlar ne kadar çok Kütüb-i Sitte gibi İslam alimlerin (icma) doğru kabul ettiği kaynaklar olsada, şüpheyle yaklaşmalıyız.
Bakınız; Allahu Teala kendi sözlerini (Ayetler) koruyacağını taahhüt ediyor, peygamberimiz sav sözlerini (hadisler) değil. "Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz" (Hicr Süresi; 9). Peygamberimiz sav sözleri böylesine bir koruma altına alınmamış. Eğer alınsaydı, peygamberimiz sav sözleri haşa Allahın sözleri ile eş tutulmaya başlanırdı. Hadisler önemsizmi? Kesinlik değil ancak, Ayetlere tutunamayan kişiler sizleri hadisler ile kandırmak isteyebilir. Kendi tezlerini desteklemek için Ayet bulamayan birisi, sizleri kaynağı meçhul hadisler ile ikna etmek isteyebilir.
Bu tuzağa düşmemek içinde hadislerin ilahi koruma altında olmadığı, peygamberimiz sav vefatından yüz yıllar sonrası kayıt altına alındığını bilmeli ve hep şüpheyle yaklaşmalısınız. Şunu net anlamalısınız, konu peygamberimiz sav ile ilgili değil, konu onun mesajını getirdiğini iddia eden kişiyle ilgili. Örneğin; Buhari gibi alimler, bir kişiden bir hadis almadan onun yaşantısına bakardı. Bir çok hadisi, sadece aktaran kişinin yaşantısına bakarak elerdi. Kişi, peygamberimiz sav ahlakına uygun yaşantı sürdürmüyorsa o kişiden bir hadis alıp kitabına yazmazdı.
Bizim yaptığımız ve size tavsiye ettiğimizde bu. İki; varsayalımki o kişinin yaşantısı İslam dinine uygun, yine araştırmanız gerek çünkü o kişi birinci kaynak değil. O kişi bu bilgiyi başka birisinden aldı, o da başka birisinden o da başka birisinden derken iki üç yüz yıl geriye gitmelisiniz. Bu halkada da hep birisinin çürük olduğunu varsayarak kendi araştırmanızı yapmalısınız. Günümüzde bile bir ortamda söylenen cümleler beş dakika sonra farklı bir ortamda çok farklı lanse edilebiliyor. Birde bu cümlelerin aradan yüz yıllar geçtikten sonraki halini düşünün. O yüzden, birileri peygamberimiz sav şöyle dedi böyle yaptı diyorsa, peygamberimiz sav halel getirmemek ve kendinizi koruma adına bunun doğruluğunu araştırmak bir zorunluluk, hatta dinimizin bir emri.
Bu yazımızda bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarsınız, bunu size açıklayacağız. Umarız bu tüyolar size sahih olanları sahih olmayanlardan ayırtetmeye yardımcı olur.
1. Akıl: "Ey inananlar! Yoldan sapmış birisi, size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz" (Hucurat Süresi; 6). Bir haberi veya bir bilgiyi başkalarına aktarmadan onun doğruluğunu araştırmak sadece hadisler için geçerli değil, kendi gözümüz ve kulağımızla tanık olmadığımız tüm olaylar için geçerli. Birisi size peygamberimiz sav'dan bir haber getirdiğini söylediğinde (hadis), bunun doğruluğunu araştırmak hadislere inanıp inanmamakla ile ilgili bir konu değil, kendi kulağımızla duymadığımız kendi gözümüzle görmediğimiz tüm olaylar için geçerli ilahi bir emir.
Birise size eğer hadislere inanmıyormusunuz diye sorarsa; konu hadis değil konu Allah deyiniz. Allah kendi kulağımızla duymadığımız şeyleri araştırmamızı istiyor deyiniz. Hadis alimleri bu hadislerde hemfikir olmuş, onlarıdamı ret ediyorsunuz diye sorarlarsa; benim savunduğum şeyde bu deyiniz, hadis alimleri Allahın emrini yerine getirmiş ve kendilerine gelen bilgileri kendi akıl süzgeçinden geçirmiş, benim üzerime düşen görevde bu, onlar gibi konuları kendi akıl süzgeçimden geçirmek deyiniz. Kendi gözümle görmediğim kendi kulağımla duymadığım her haberi, buna inanmadan ve bu bilgiyi yaymadan öncesi bunun doğruluğunu araştırmak ilahi bir emir deyiniz.
Bakınız, İslam dini bu konuda o kadar hassaski, yanlış bir bilginin ne tür kötülüklere sonuç vereceği konusunda, İslam dini kendi gözünüzle görmenizi bile yeterli görmüyor, dört şahit istiyor. "İffetli kadınlara iftira atan, sonra da dört şahit getiremeyen kimselere seksen sopa vurun ve artık onların şahitliklerini asla kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir" (Nisa Süresi; 4). Örneğin; bir şeytan göz boyaması (şizofreni) ile bir kişiyi kandırabilir ama dört kişiyi aynı anda kandıramaz. Birşeyi kendi gözünüz veya kulağınızla tanıklık etmenizi dahi İslam dini yeterli görmüyor, kanıt için dört şahit istiyor. Yalan ve iftiranın bedeli çok ağır olduğu için, bir söz söylemeden ve yaymadan Allah bin düşünmemizi istiyor.
O yüzden, bize bir bilgi geldiğinde ince eleyip sık dokumamız lazım. Buhari ve tirmizi yaptı ya deyip sorumluluktan kurtulma şansınızda yok, çünkü sizin onlardan farkınız yok. Onlarda hadisleri kendi kulağıyla duymadı, onlarla peygamberimiz sav arasında da yüz yıllar geçti. Onlar araştırıp sorguladıysa bilinki sizin üzerinizde de bu sorumluluk var. Bilhassa günümüz ortamında bu sorumluluk daha ağır.
Bin yıl öncesi birisi bir hadis yakalayabilmek için aylarca bir yerden başka bi yere zor şartlar altında seyehat ediyordu, bugün ise tüm bilgiler bir parmak ucu uzaklığında (google). Onlar bu araştırmadan çok rahat vazgeçebilir, Allahın huzurunda da makul bahaneye sahip olabilirlerdi. Fakat bunu yapmadılar, zorluklara katlandı ve araştırdılar. Günümüzde ise tüm biligler bir parmak ucu uzaklığında, böylesine bir çağda da siz araştırmıyor ve sorgulamıyorsanız bunun vebali daha ağır bilginize. Onlar o zor şartlar altında kendilerine gelen bilgilerin doğruluğunu araştırdıysa, sizde araştıracaksınız hatta araştırmak zorundasınız.
Belki sizdeki akıl daha üstün belki sizdeki ilim daha fazla belki sizdeki imkanlar daha çok. Hadisler ile ilgili birinci itirazımız buna; herkes kendi aklı ile olayları etüt etmeye çalışırken, siz sırtınızı başkaların aklına dayıyorsunuz. Bu da sizi vebal ve sorumluluktan kurtarmaz. Örneğin; buhari kendi çalışmasını yapmış, ebu müslim bununla yetinmemiş o da kendi çalışmasını başlatmış. Ebu david ve tirmizi, keza onlarda bizden daha önce hadisler buhari ve müslim tarafından elden geçirilmiş, bizim artık bunları elden geçirmemize gerek kalmadı dememiş, onlarda farklı yüz yıllarda bunları elden geçirmeyi ihtiyaç duymuş. Onların her biri kendilerinde bunu yapma zorunluluğu hissederken, onları örnek alan sizler neden kendinizde bu zorunluluğu hissetmiyorsunuz?
Size bir bilgi geldiğinde bunun doğruluğunu araştırma zorunluluğunu neden kendinizde görmüyorsunuz? Size inen özel bir Ayetmi var, sizi bundan muaf tutan, size gelen bilgilerin doğruluğunu araştırmanıza gerek yok diyen? Kısacası, miladi bin yılına kadar İslam alimlerin her biri kendi aklını kullanıp hadisleri süzgeçten geçirmiş. Ne olduysa miladi bin yıldan sonra olmuş. Miladi bin yıldan sonra alimler yan gelip yatmayı, eskilerin bilgilerini kullanmayı yani kopya çekmeyi tercih etmiş. Sonuç? Günümüz İslam aleminin hali!!
2. Bölümde devamı gelecek...