bilinçaltı terapileri bölüm 2 (2)- neuroformat (eft) nedir?
Bölüm 2
Neuroformat nedir, nasıl uygulanır?
1. Neuroformat kelimesi yanıltıcı bir kelime; neuro- sinir hücresi, format- silmek anlamı taşır ve burada hafızaların silindiği izlenimi verilmek istenir. Bu uygulama ile tabiki hafızanızı veya geçmiş travmalarınızı silmiyorsunuz, silmenizde mümkün değil zaten. Beyin hücrelerindeki hafızayı silmek için, ya o hücreleri ağır elektromanyetik akımlara maruz bırakacaksınız ya da elektroşok vererek hücreleri teker teker yakacaksınız yani öldüreceksiniz. Aksi takdirde hafızanızdan kurtulma şansınız yok.
Bu teknik ile hafıza silinmiyor ise ne yapılıyor? Bu teknik size bir enerji boşalması yaşatıyor, nasıl yaşatıyor bunuda size izah edelim inşallah; neuroformatçılar yaşadığınız psikolojik sıkıntıların veya bedeninizdeki rahatsızlıkların bilinçaltınıza kazılı bir travmadan geldiği, hayatınızın belirli döneminde de o travma açığa çıkıp vücudunuzda bir sıkıntıya sebep olduğuna inanır. O travmayı hafızadan sildiğiniz zamanda iyileşebileceğinize inanırlar. Tabi burada yaptıkları hafızayı silmek değil, onların yaptığı içinizdeki bir negatif enerji ile sizi yüzleştirmek, sonrası bunu bedeninizden dışa boşaltmak.
Seans nasıl yapılıyor? İlk önce rahatsızlığınızı söylüyorsunuz, sonrası uzmanınızla o sıkıntının ilk ortaya çıkış anını tespit ediyorsunuz. Bunu yaparken iki tarih üzerinde duruyorsunuz. Birinci tarih o sıkıntının beyine yazılma anı. Ben buna kaynak kodu diyorum. Bu tarihi tespit edemeyebilirsiniz, çünkü ilk travma atalardan da gelebilir. İkinci tarih ise, kaynak kodun aktif hale gelip sizde bir rahatsızlığı yarattığı an. Bunada ben nesne kodu diyorum. O travmanın hafızanıza ilk yazıldığı an'a kaynak kodu diyoruz, o hatıranın bir olayla gün yüzüne çıktığı an'ada nesne kodu diyoruz. Bir nesne yani bir olay ile (ikinci travma) pasif halde olan kaynak kodunu aktifleştiriyorsunuz.
Uzmanınız o ilk travma anını tespit ederse, o an üzerinde çalışma yapıyorsunuz, bulamazsa aktif hale geldiği günü baz alıyor, o gün yaşadığınız negatif olaylar üzerinden çalışmanızı yapıyorsunuz. Tarihleri ve travmayı tespit ettikten sonra, seansa geçiyorsunuz. Seansta bir elinizle başınızın üzerine, diğer elinizle köprücük kemiğine vuruyorsunuz ve o travma anını beyinde canlandırmaya çalışıyor, üzüntünüzü dile getiriyorsunuz, bunu yaparkende ağlıyorsunuz ve gözlerinizi ağlamanın yani duygularınızın en çok tetiklendiği yöne çeviriyorsunuz. Negatif duygularınızı boşalttıktan sonrada pozitif söylemlere geçiyorsunuz ve en sonunda, sana teslim oldum veya seni serbest bıraktım diyorsunuz. Bir kaç seanstada fobi, takıntı ve benzeri sıkıntılarınızdan kurtuluyorsunuz. Onların iddiası bu.
Gelelim uygulamanın sırrına, bu uygulamanın pratik ve teorik boyutuna. Pratik uygulama neden işe yarıyor, sır nerede? 2. Pratik boyutun sırrı: bu uygulamayı size sunan kişinin anlatamayacağı derinlikte size olayın arka planını anlatalım; başınızın üstüne vurarak beyini dış seslerden arındırıyorsunuz, köprücük kemiğine vurarakta hem köprücük kemiği altında iç dünyanızı denetleyen vagus sinirini uyarıyorsunuz, hem baş ile vagus sinir arası bir bağlantı kuruyorsunuz. İki farklı noktaya vurarak iki noktayı birbirine bağlayan sinirleri uyarıyorsunuz, sinyal akışını bir noktadan diğer noktaya harekete geçiriyorsunuz. Kişiyi o an travmaya odaklayarakta üst ve orta beyinde o hatıra ile ilgili kayıt merkezlerini aktive ediyorsunuz. Bir yandan başınıza ve köprücük kemiğe vurup sinirleri uyarıyor diğer taraftan hatıraları canlandırırak beyinin içindeki hangi sinirlerin uyarılması gerektiğini belirtiyorsunuz.
Sonrası gözlerinizi o noktaya kaydırıyorsunuz. Gözlerin şöyle bir özelliği var, göz kasları muayenesinde (extraocular muscle testing) gözler arızalı beyin bölgesine doğru çevrildiğinde sekme yaşar, arıza kodu verir. Bundan ötürü gözünüz arızalı beyin bölgesine çevrildiğinde duygularınız artar. Bu uygulamada gözler kilit bir görev görüyor, gözleri arızalı bölgeye çevirerek hem beyindeki arızalı bölgeyi isole ediyor, o noktaya daha iyi odaklanmanızı sağlıyor, hem göz kasların enerjijisinide o bölgeye yönlendirerek negatif enerjilerin hapsolduğu beyin bölgesine her noktadan girişim sağlıyorsunuz, bi' nevi havalandırıyorsunuz.
Örneğin eviniz duman içinde, pencereleri açıp havalandırmak gibi. Havalandırmayıda nasıl yapıyorsunuz; ağlayarak. Ağlayarak o enerji hattındaki negatif enerji birikimini açtığınız tüm kanallar üzerinden boşaltıyorsunuz. Buna ruhsal boşalma diyoruz. Örneğin; yogacılar egzersiz esnasında bir uğultulu sesi çıkarır, bunu çevreden gelen sesleri durdurmak, kendi iç dünyalarına odaklanmak için yapar. University of California'da bilim adamları yoga gibi egzersizlerin insanları nasıl rahatlattığı üzerine bir araştırma yapıyor ve şu sonuca varıyor; yoga egzersizi esnasında ağızdan çıkarılan uğultu sesi ile içte biriken negatif enerjilerin ses dalgasına dönüşüp dışa atıldığı, ruhsal rahatlamanında bu uğultu sesleri sayesinde gerçekleştiğini tespit ediyor. İnsanın konuşunca rahatlamasının bir nedenide bu. İçinizeki negatif duyguları kelimelere dökerek deşarj oluyorsunuz.
Ağlamada böylesine güçlü bir deşarj olma yolu. Seansın sonunda da pozitif şeyler düşünerek beyin ile organ arasındaki o enerji yollarını güçlendiriyorsunuz. Özetlersek; başınıza vurarak yogacı ve rahiperin uğultuları gibi bir ses çıkarıyor kendinizi çevrenizden soyutluyorsunuz, sonrası köprücük kemiğe vurarak beyin ile vagus siniri (organları kontrol eden sinir) arasında bir bağlantı kuruyorsunuz, belirli hatıraları düşünerek beyinin hangi bölgeleri ile vagus sinir arası bir bağ kurulması gerektiğini belirtiyorsunuz, göz ile bölgeyi izole ediyorsunuz, ağlayarakta o hattı deşarj ediyorsunuz. Seansın hiçbir aşamasında da bilinçaltına temas etmiyorsunuz. Gelelim buradan olayın saçmalık boyutuna, yani teori boyutuna; 3. Teori boyutun saçmalığı: insan beyini çok kompleks bir organ, ne kadar çok içine dalsanız o kadar daha az anladığınızı anlıyorsunuz. Bu tekniği uyduran arkadaşa nacizane tavsiyemiz, uzman olmadığı konular hakkında fetva vermesin. Burada detaylara girmeyeceğiz, detaylara girersek sayfalar dolu yanlışlar sıralarız, biz burada üç ana yanlış üzerinde duracağız, bu yanlışlar olayı anlamanız için yeterli olacaktır inşallah.
- Birinci yanlışları bilinçaltını hafıza ile ilişkilendirmeleri. Bilinçaltı hafızaların kayıt edildiği bir yer değil. Bilinçaltı ne demektir? Bilincin olmadığı yerdir. Bilincin tanımıda nedir? Hafıza! Bilinci bilinç yapan hafızadır. Bilinçaltınada bilinçaltı denilmesinin sebebi o bölgenin bir hafızası olmamasıdır. Siz bilinçaltına hafıza yüklediğiniz an bilinçaltı, bilinçaltı olmaktan çıkar. Birisi hipnoz altında konuştuğu zamanda bilinçaltı konuşmuyor, içindeki şeytan konuşuyor. Bilinçaltı merkezine (beyin sapı) ne geçmiş travmalar kayıt edilir ne de bilince gelip sizinle konuşur. Anlayacağınız, bilinçaltı temizleme diye birşey yok. Birşeyi temizleyebilmeniz için orada ilk önce birşey olması gerek.
Batılı bir uzman hipnoz altında birisini konuşturuyorsa, konuşan kişi 6 aylıkken geçirdiği travmaları anlatıyorsa, batılı bir uzman bunu bilinçaltına yerleşen bir travma olarak yorumlayabilir, çünkü o cahil. Siz böyle bir vaka ile karşılaştığınızda İslam dinin size verdiği bilgiler, mahalle köşesindeki cinci hocalar aklınıza gelmeli, o an konuşan kişinin bilinçaltı olmadığı, içindeki cin veya şeytan olduğunu anlamalısınız. Gelelim buradan ikinci yanlışlarına - İkinci yanlışları bilinçaltını bilinçli hareket eden bir nokta olarak lanse etmeleri. Bilinçaltının kendisine has bir iradesi, bilinçli hareket etme gücü yok. O yüzden beyinin bu bölgesine bilinçaltı diyoruz. Bu bölgede bir arıza olduğu zamanda arıza ortam seçmez. Siz eğer belirli anlarda nefes daralması yaşıyorsanız, bu bilinçaltınızda bir sorun olduğundan değil, bilinçaltınıza dıştan müdahale edildiğinden (şeytan). Örneğin; arabanızın bilgisayarı arızalandığında mekan ve zaman seçmez, gösterge panelinde arıza kodu sürekli yanar.
Size şimdi bir milyonluk soru; arıza kodu her zaman değilde, sadece bir evin önünden geçtiğinizde yandığını görürseniz ne sonuca varırdınız? Arızayı halen arabanın bilgisayarındamı arardınız? Hayır, burada bir tuhaflık var, bu arıza kodu sadece bu evin önünden geçtiğimde yanıyor, bu evde arabamın bilgisayarını etkileyen bir jammer cihazımı var yoksa derdiniz. Yani sorunu içte değil, dışarıda arardınız. Özetlersek; varsayalımki beyin sapında bir arıza oldu, o zaman bu arıza kulak çınlaması gibi sürekli var olur, ortam seçmez. Anladınız. Bilinçaltına boşuna bilinçten yoksun demiyoruz. Bilinçaltınız bilinçli hareket etmeye başlarsa, bilinki burada sorun bilinçaltı değil bilinçli bir varlık. Gelelim buradan üçüncü yanlışa; - Üçüncü yanlışları bilinçaltı üzerinden tüm hastalıkları tedavi etmeye kalkışmaları. Bilinçaltının değil, bilincin organlar üzerinde tedavi edici ve tümünü kapsayıcı bir etkisi var. Örneğin seans esnasında ağlıyorsunuz, belirli organlarınızı hayal ediyorsunuz, belirli hatıraları aklınıza getiriyorsunuz, pozitif düşünüyorsunuz ya, işte bunların her biri üst beyin yani bilinçle yaptığınız şeyler bilinçaltı ile değil. İsmi üzerinde bilinçaltı, siz eğer oraya ulaşabilseniz zaten orası bilinçaltı olmaktan çıkardı. Varsayalımki bilinçaltı geçmiş travmaları kayıt ediyor ve varsayalımki hastalıkların sebebi bilinçaltı, yine tüm hastalıkları bilinçaltına bağlamak mantık dışı.
3. Bölümde devamı gelecek...