• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler............     
"Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir" (Mücadele Süresi; 58).


 




kefaret oruçları ve 10 gün
örtünme vs temiz kalp
gıybet ve kurtcuklar
sihir ve örümcekler

gizem avcıları bölüm 11 (2)- ahit sandığı nedir?


Bölüm 2

Ahit sandığı nedir, o zaman? Ahit sandığı bir hoparlör bir gramofon'dur. Büyük ahşap hopörlere veya ilk gramofonlara
bakınız, yapı olarak ahit sandığına benzediğini göreceksiniz. 

       


Sistem nasıl çalışıyor? Allahu Teala'nın sesini kaldırabilecek bir canlı yok, ama madde var. Dağlar Allahu Tealanın sesini kaldırabiliyor.
O yüzden Musa as Allahla konuşmak için dağa çıkıyor. Çöldeki yolculuk esnasında, dağların olmadığı, kutsal vadilerin olmadığı yerde de ama Allah, israiloğullarına eşlik etmek, onlarla konuşmak istemiş. Çözüm olarakta Allahu Teala sesini taşlara yüklüyor. Bunuda 10 emir olarak Musa as'a veriyor. Şimdi; Allahu Teala'nın ses frekanslarını içeren taşlar ahit sandığın içine konuluyor, sandığın kendiside ahşaptan. Ahşaptan olmasının nedenide günümüz hoparlörden anlıyoruz, ahşap sesi çok net bir şekilde dışa yansıtan malzeme.

          

Hoparlör misali;
Hoparlörün bir sandık kısmı birde sesi dışa yansıtan diyafram kısmı var, o diyafram kısmınıda kanatları içe doğru kavisli iki melekle gibi düşüneceksiniz. Allah konuşuyor, ahit sandığın içindeki taşlar Allahın frekansını alıyor, dağlarda echo oluşması gibi bir yansıma oluyor, ahşap sandıkta bu sesin çevreye yayılmasına engel olup o iki meleğin kanatalarının arasından sesi dışa yansıtıyor. Ahit sandığın altındaki tüm gizem bu.

Tarih: tarihi belgeler bize ahit sandığın mısırdan çıkış sonrası ortaya çıktığını ve Allahla konuşmak için kullanıldığını gösteriyor. Tur dağın eteklerini terk ettikten sonra, Allahla bir daha konuşma şansı bulamayacak olan Musa as'a, ahit sandığı üzerinden yolculuk esnasında da Allahla konuşma fırsatı sunuluyor, israiloğullarından dileği kabul oluyor, Allahın onlarla birlikte seyehat etme dileği. Tarih, olayların akışı ve mantık bizlere ahit sandığın mısırdan çıkış sonrası ortaya çıktığını söylüyor, yani hz adem döneminden itibaren ahit sandığını aramayın.

İkincisi, tevrat ve incil gibi tarihi belgeler bizlere seyyar tapınakların üstünde siyah bir bulutun belirdiği ve sonrası Musa as'ın ahit sandığın olduğu bölüme girip Allahla konuştuğunu anlatıyor, yani ahit sandığın Allahla konuşmak için indirildiğini o dönemden kalan belgelerden net anlıyoruz. Tabiiki sonradan gelen peygamberler bunun içine bazı emanetler koymuş olabilir, fakat bu ahit sandığın bir emanet sandığı olduğu anlamına gelmez bilginize. Ahit sandığın esas amacı bir emanet sandığı olmak değil, Allahla birebir iletişimi sağlamak. O dönemin israiloğulları Allahın kendileriyle yolculuk etmesini istiyor, Allahta onları test etmek için bunu kabul ediyor. Ahit sandığı yapıldıktan sonra Musa as Allahla konuşmak için tur dağına çıkmasına gerek kalmıyor, yolculuk esnasında istediği an Allahla konuşabiliyor.

Mishkan (seyyar kutsal tapınak): İsrailoğulları çölde yolculuk ederken bir yerde konaklama vakti geldiğinde seyyar tapınaklarını kurarlardı. Tapınağın içinde adak sunma taşı birde çadır
bulunurdu. Çadırın bir kısmıda ibadethane, bir perdenin arkasında da ahit sandığı vardı. Musa as Allahla görüşmek istediği zamanda ahit sandığın bulunduğu mekana girer, çadırın üstünde siyah bir bulut oluşur ve Allahu Teala ile görüşme gerçekleşirdi. Şöyle bakarsanız ne kadar büyük bir ayrıcalık değilmi? Hangi kavime böyle birşey nasip oldu; hiç kimseye. 

          

İmtihanı geçtilermi? Allah hem kendisinden bir nişan indirdi (sesiyle işlenmiş levhalar) hemde onlarla konuşarak (ahit sandığını bir iletişim aracı olarak kullanarak) bu yolculukta israiloğullarına eşlik etti. Bu israiloğulların inancını artırdımı, gerçektende mısırdan çıktıkları günden beri Allaha tapacak birşeyimiz olursa ona daha çok ibadet ederiz söyleminde samimi olduklarını kanıtladımı? Maalesef hayır. Bu seferde seni görmedikçe sana iman etmeyiz dediler. "Hani bir de: “Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana inanacak değiliz!” demiştiniz de, gözünüz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı" (Bakara Süresi; 55).

Özetlersek: Allah aramızda olursa ona daha çok ibadet ederiz dediler, işledikleri tüm sapkınlıklara, Allahı o kadar çok seviyoruzki Allaha tapacak birşeyimiz olsun istedik cevabını verdiler. Allahta madem öyle, yeryüzünde bana tapmakmı istiyorsanız, bu iş putla olmaz, benden birşey indireceğim size diyor ve sesini indiriyor (levhalar). On emri Allah kendi sesiyle levhalara işliyor, yeryüzünde birşeye tapacaksanız alın sizden birşey diyor. Ahit sandığını özel ve kutsal kılan, yeryüzündeki tüm eşyadan farklı kılan, melekler tarafından korunmasının nedenide bu, Allahın bir nişanını (sesi) içermesi. İnsanlar ahit sandığın kendisini kutsal biliyor, bu doğru değil, sandığın kendisi o dönemin ustaları tarafından yapılan sıradan bir sandık. Kutsal sandığı kutsal kılan o levhalar. O levhalar Allahın sesini içerdiği için ve o levhalar ahit sandığında tutulduğu için ahit sandığı kutsal.

O yüzden ahit sandığını Musa as öncesinde aramayın, çünkü Musa as öncesi yeryüzünde sandıkta muhafaza edilmeye değer kutsal bir eşya yoktu. İnsanlık tarihinde ilk defa Musa as döneminde Allahın bir nişanı yeryüzüne iniyor, bu da çok özel ortamda muhafaza edilmesi gerekiyordu (altın kaplamalı sandık) ve özel kişiler tarafından korunması gerekiyordu (melekler). Umarız burasını çok iyi anlamışsınızdır. Ahit sandığı sadece muhafaz için değil, aynı zamanda taşımak içinde gerekliydi. O levhalar Allahın enerjisini içerdiği için levhalara sadece arınmış kişi dokunabilirdi, bu da o dönemde sadece Musa as'dı. Musa as'da ama 24 saat o levhaları üzerinde taşıyamazdı, yani kendisi dışında ve kendisi sonrası için o levhaları taşıyan bir araç gerekliydi. Allahın nişanınada ancak altından özel bir sandık yakışacağı için altın ve melek sembolleri içeren bir sandık inşa edildi. Ona dokunmak bile yasaktı, uzun tahta çubuklarla taşıdılar.

Sohbet köşemiz: o iki levha Allahın bir nişanı ise, Musa as onları neden yere fırlattı? Yazımızı okurken bir çoğunuzun aklına bu soru gelmiştir; "Mûsâ kızgın ve üzgün olarak kavmine dönünce, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Hârûn, “Ey anam oğlu! Senin bu kavmin beni cidden zayıf gördüler; neredeyse beni öldüreceklerdi! Sen de şimdi düşmanları bana güldürme ve beni zalim kavimle bir tutma!” dedi" (Araf Süresi; 150). Bir çok İslam alemi, bu Ayeti yere fırlatmadı yere koydu olarak yorumluyor, fakat bu yorum doğru değil ve mümkünde değil çünkü lavhaların birisi kırılıyor. Ortaya çıkan hasardan yere fırlatıldığını net anlıyoruz. Musa as'ı korumaya çalışıyorlar, fakat korumalarına gerek yok çünkü konu Musa as'la ilgili değil.

Konu Musa as'la ilgili değilse, neden Musa as'ın kaderine böylesine bir olay yazıldı? Günah veya bir yanlışından ötürümü? Hayır. Değerli dostlar; peygamberler tertemizdir, ama ümmetleri değil. Peygamberlere birşey yaşatılıyorsa kendi günahları yüzünden yaşatılmaz, ümmetlerinin günahından ötürü yaşatılır. Ümmetin günahı bir sıkıntı olarak o peygambere yansıtılır. Peygamberler birşey yaşadığında bunu o ümmetin günahları sonucu yaşar, birşey yaptığında da bunu Allahın emriyle yapar. P
eygamber nedir; Allahın emriyle hareket eden kişidir.

O levhalar yere fıraltılıyorsa bilinki o an Musa as kızgın ve öfekli değil, Allah çok kızgın ve öfkeli ve bilinki o levhaları tere fırlatan Musa as değildi Allahta.
Şunu anlamalısınız, eğer Allah kendinden bir nişanı yeryüzüne indirmeye karar veriyorsa, bırakın birisinin ona zarar vermesi veya onu kırması, o şeye arınmış kullar dışında (melek ve peygamberler) dokunmak dahi mümkün değil. Örneğin; o yüzden levhalar bir sandıkta taşınıyor, çünkü dokunan ölüyor. Anlayacağınız o levhalar kutsal ve Allahın koruması altında, yani istesenizde zarar veremezsiniz isteseizde dokunamazsınız. Eğer o levahalardan birisi yere düştüğünde kırılıyorsa bilinki bunu Allah istedi. Allah istediği için kırıldığını nereden anlıyoruz; bizzat peygamberi aracıyla onu kurmasından.

O yüzden o kırılma olayını Musa as'ın hesap defterine yazmayın, Allahınkine yazın çünkü peygamberler her hareketini Allahın izni ve onayı ile yapar. Allahın izni dışında hareket edenlerin sonunuda biliyorsunuz (Yunus as).

Allahu Teala sapa sağlam indirdiği levhaların birisini neden kusurlu kılmak istesin? Gelelim buradan bu olayın sembolik anlamlarına; burada düzeni bozanın insan olduğu mesaji veriliyor. Allah birşeyi kusursuz indiriyor insanoğluna kusursuz takdim ediyor, o şeyi bozansa insanların günahları oluyor. Burada bize verilen bir diğer mesaj; iyilik üstün olduğunda kötülüğün ayaklar altında olduğu, kötülük üstün olduğunda ise iyiliğin ayaklar altında olduğu mesajı. Burada yaşanılan olayda o, çılgınlarca putun etrafında dans ederlerken kötülük zirvedeydi, böyle bir durumda da iyilik ayaklar altına alınmış oldu, levhaların yere fırlatılması. İyilik ve kötülük bir arada olmaz, ya iyilik kötülüğe baskın gelecek ya da iyilik kötülüğe, o anda da kötülük baskın gelmişti.

Bu olayda verilen bir diğer mesaj; israiloğullarına sağlam levhaların nasip olmaması. Yüzyıllar içinde kırık bir levhayla ortaklıkta dolaştılar ve yaşadılar. Bundan daha iyisi onlara nasip olmadı. Demek inançları yamuk ki, kırık bir levhanın ötesi onlara nasip olmuyor. Bu hadisenin bir diğer sembolik anlamı; insanoğlu Allahı ve melekleri arzuluyor, onlarla birlikte yaşamak istiyor, bu olayda bizlere böyle birşey olduğunda neler yaşanacağını anlatıyor. Örneğin levhalar. Allahın bir nişanı insanların arasına geliyor, bir öfke anında ama o kutsal emanet yere fırlatılabiliyor, hemde bir peygamber tarafından. Bir peygamber dahi o an öfkesine hakim olamıyorsa ve kutsal bir emanete o saygısızlığı yapıyorsa, artık biz sıradan insanları düşünün.

Yani, bir öfke anında levhaların kırıldığı gibi, eğer aramızda kutsal birisi yaşasaydı sürekli onun kalbini kırardık. Biz kendimize hakim olsak, içinde yaşadığımız toplum onu kırardı. Olay bununlada kalmaz, o kutsal varlık yanlışlarımızı söylemekle hükümlü olduğu için, sürekli bizlerin yanlışlarını yüzümüze vurar, bu sefer o bizlerin kalbini kırardı. Kısacası, bu hadise bize kusursuz varlıklar (melekler) kendi aralarında yaşaması gerektiğini, kusurlu varlıklarda (insan) kendi aralarında, aksi takdirde sürekli birisi diğerinin kalbini kırardı mesajını veriyor, levahaların kırılması gibi.

Bu hadisenin bir diğer sembolik anlamı; yolculuğun başında böyle bir kutsal emanetin kırılması, bu yolculuğun hayra alemetler içermediği, israiloğullarını çok zorluklar beklediğinin işareti. Bir diğer sembolik anlamı; o kırık levha tamamlanmamış bir hikayeye işaret ediyor. O kırık levha yeryüzündeki zulüm, sapkınlık, adeletsizlik, inkar, nankörlük ve cehalet gibi sorunlara işaret ediyor. O kırık levha yeryüzündeki düzenin bir yansıması. Bu bozuk düzen düzeldiği zamanda
(mehdilik dönemi)
o kırık levha tekrar bir olacak. İşte o zaman o tamamlanmamış hikaye, örneğin israiloğulların vatan arayışı son bulacak.








hz muhammed
hz isa
sadaka
nasuh tövbesi
kelimelerden türemiş hurafeler
yapay zeka ve şeytanlar