dua bölüm 3 (1)- esma, tılsım ve zikirler
Onca konu varken, esma, zikir ve tılsımlar konusununa neden girdik? Bu yazımız biraz mecburiyetten ötürü oldu, esma ve zikir, tılsım konusuna kısaca değinmemiz gerekiyordu çünkü küreselci satanistlerin sipariş bebekler üzerinde çalışması gibi, Müslümanların içinden bir zümrede sipariş üzerine kader dağıtıyor. Kendilerini Allahın yerine oturtmuşlar önüne gelene rızık dağıtıyorlar. Malmı istiyorsunuz, bereketmi, sağlıkmı, huzurmu, dilek listesi sonsuz, sonrada veriyor size formülü ve istediğiniz olacak diyor. Tüm kötülüğü yaptıktan sonrada Allahın izniyle deyiveriyor ve Allah nezdinde yaptığına meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.
Hocam birşey için Allaha dua etmeyelimmi? Elbette edin, ama neden özürlü birisi gibi dileğinizi yüzlerce binlerce defa tekrarlıyorsunuz? İstediğiniz şey olsun diye değilmi? İşte bunada kaderi kendin tayin etmeye çalışmak denir. Bu yazımızda da size bunun detaylarını anlatacağız inşallah. Allahın hidayetinden merhametinden uzak bu zümreye birileri artık dur demesi gerekiyor, çünkü çok fazla oldular ve insanları bu tuzağa çok sinsice çekiyorlar. Ne var bunda, biz dua ediyoruz, Allahın isimlerine sığınıyoruz ve Allahtan istiyoruz diyorlar sonrada sinsice insanları Allaha şirke sürüklüyorlar, tarikatların şıhlara yönelip namaz kılmaları gibi (rabıta).
İnsanlarında zaten binlerce derdi olduğu ve her yerde çare aradığı için, denize düşen yılana sarılır misali, Allah ismini ve duayı duyunca bundan kötülük gelmez diyor ve bu işe dünden razı oluyor. Biz bu yazı vesilesiyle bunda bir sıkıntı olduğu, hemde çok büyük bir sıkıntı olduğunu anlatmaya çalışacağız. Uyarımızı alan bu işlerden uzak durur, Allahın gösterdiği yollar üzerinden sıkıntılarından kurtulmaya çalışır, uyarımızı almayanlarda kısa yoldan huzura kavuşma, kendi kaderlerini kendileri tayin etmeye devam etsin. Gelelim konumuza....
Sıkıntılarınız neden size iner, ilk önce doğru teşhisi koyunuz: insanlar yeryüzünü ve yeryüzündeki yaşamı cehennem, acı ve üzüntülerin bir yeri olarak görüyor. Bu yazımızda anlamanız gereken bir hususta, bunun böyle olmak zorunda olmadığı. "Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar (Yunus Süresi; 44). Yeryüzünü acı ve üzüntü yeri kılan biziz, kendi günahlarımız. O yüzden başımıza bir sıkıntı geldiğinde, herkesi lanetlemek ve suçlamak yerine, aynaya bakmamız gerek. İçinde yaşadığımız dünya bizim aynamız, ilk önce aynaya bakmamız gerek. "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez..." (Maide Süresi; 105).
Biz iyi olduğumuz müddet ne kötülük bize dokunabilir ne de musibetler. Eğer durum böyleyse, başımıza gelen sıkıntılar kendi elimizle işlediğimiz günahlardan geliyorsa; "Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30), o zaman başımıza bir musibet isabet ettiğinde yapmamız gerekende günahlarımıza odaklanmak olmalı değilmi? Olmalı. Ne işimiz var o zaman tılsım ve havaslarla? Örneğin; başınıza bir musibet indiğinde zikirlere, esmaya veya tılsımlara sarılırsanız o sıkıntılar üzerinizden kalkarmı? Kalkmaz. Neden, çünkü o sıkıntılar size inerken tılsım taşımadığınız, esma okumadığınız, zikir çekmediğiniz için inmediki, onları yaparak kaderiniz değişsin.
Sıkıntılarınız günah işlediğiniz için indi, kalkmasını istediğiniz zamanda o günahlara odaklanmanız gerek. "İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır" (Rum Süresi; 41). Esma ve zikir, tılsımlarda çözüm arayanlar yanlış yere odaklanıyor, burada yaşanılan ilk sıkıntı bu. Doğru tedavi doğru teşhisten geçer, eğer bir sıkıntınız varsa ilk önce sıkıntının kaynağına odaklanın. Siz ise sıkıntının kaynağına odaklanma yerine, doğrudan çözüme odaklanıyorsunuz. Ne var bunda hocam, önemli olan çözüm değilmi diyorsanız; Sıkıntılar neden insana iner? Bir yanlışınızdan ötürü iner. Sıkıntının kaynağına değilde doğrudan çözüme odaklandığınızda, o yanlışı görmüyorsunuz yani halinizi düzeltmiyor ve tövbe sürecine girmiyorsunuz, doğrudan çözüme yönelmedeki birinci sıkıntı bu. İşlediğimiz kötülükler neden bu dünyada bize geri dönüyor; yanlışlarımızdan dönüş yapmamız için, o günah yükü ile ahiret hayatına intikal etmemek için bize iniyor. Tılsım ve zikirlere odaklandığınız zaman ama, işte bunu unutuyor bunu es geçiyorsunuz, aynaya bakmaya günahlarınıza odaklanmaya, geçmişiniz ve yanlışlarınızla yüzleşmeyi es geçiyorsunuz.
Musibetler günahlarınızın bir sonucu olarak size iner, o yanlıştan dönmeniz için size iner ve başkasına yaşattığınız acıların aynısını sizinde yeryüzünde yaşamanız, sizden kıssas alınmak için iner; "Bir kötülüğün cezası, onun dengi bir kötülüktür" (Şura Süresi; 40). Zikir, esma ve tılsımlara başvurduğunuzda ama günahınızı düzeltmeden, herhangi bir kıssas ödemeden o cezadan kurtulmanın yollarını aramış oluyorsunuz. Örneğin; bir öğretmenin sınavlarınızın neticesi sonrası size yıllık notunuzu kesmesi, sizinde okulun bilgisayarını hackleyip notunuzu değiştirmeye kalkışmanız gibi. Kader, amelleriniz doğrultusunda gökte hesaplanıyor, siz ise yeryüzüne inen kadere bir siber saldırısı düzenleyip aleyhinize olanları lehinize değiştirmeye kalkışıyorsunuz.
Hiçbir bedel ödemeden cezadan kurtulmaya çalışıyor, hak etmediğinizi şeyleri elde etmeye çalışıyorsunuz. Hak etmediğiniz diyoruz, çünkü hak etmiş olsaydınız zaten kader onu size indirirdi. Soru şu; bilgisayar korsanları gibi kadere yaptığınız bu sürekli müdahaleler, aleyhinize olanları değiştirme çabaları, nereye kadar sizi kaderden uzak tutabilir ve cezasız kalırmı? Bir sıkıntınız varsa, çözümü yasal yollarda arayın: kaderle ilgili bir sıkıntınız varsa, hoşnut değilseniz, değiştirmek istiyorsanız o zaman takip edilecek yol belli, o da Ayetlerin gösterdiği yol. Örneğin; "Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz..(Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır" (Nisa Süresi; 92).
Örneğin; "Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.)" (Maide Süesi; 89).
Örneğin; "Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir kefaret vardır " (Maide Süresi; 95).
Örneğin; "Ancak buna (imkan) bulamayanlar (için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun" (Mücadele Süresi; 4). Şimdi; sıkıntılarımızın kaynağı nedir demiştik, başkalarına yaptığımız yanlışların bizden kıssas alınışıdır demiştik. Bir sıkıntıyla yüzleştiğinizde, bilinki bu sıkıntının sebebi, siz veya atanızın bir başkasına yaşattığınız acının karşılığı, sizden çıkışı. Örneğin; borç batağı içindemisiniz, demek siz veya atalarınız başkasını borç batağına sürükledi. Buna inanmanız içinde bir Müslüman olmanız gerekmiyor, hangi kültür veya inanca giderseniz gidin, ne ekerseniz onu biçeceğinizi size söylerler. İslam dini buna ne diyor; kıssas alma diyor. Bir sıkıntıyla karşılaştığınızda Allahı ve hayatı lanetleyeceğinize, demeniz gereken ilk şey; ben bu sıkıntıyı yaşıyorum çünkü bu konuda üzerimde bir kul hakkı var, demek ben veya atalarım bu acının aynısını başkasına yaşatmışız veya sebep olmuşuz.
Şimdi; sıkıntılarımıza sebep olan tanıyı koydukmu? Koyduk. Üzerimizdeki bu kul hakkını kaldırmadan da o sıkıntı üzerimizden kalkarmı? Kalkmaz. Örneğin; birisinin canınızı maddi ve manevi feci yaktığını düşünün, siz o kişinin bedel ödemeden, size yaşattığı acıları yaşamadan, tılsım taşıyarak kurtulmasını istermisiniz? İstemezsiniz. O kişinin aynı acıları yaşamasını yada o acının bedelini size ödemesini beklersiniz. Bu noktada sizin anlamanız gereken, eğer sıkıntı içindeyseniz bilinki yaşadığınız sıkıntıyı siz veya atalarınız başkasına yaşattı, o acının kefaretini ödemeden de zikir, tılsım ve esma ile o sıkıntıdan kurtulmanız mümkün değil. Hocam zikir, esma ve tılsımlarla o kefareti ödeyemezmiyiz? Birincisi siz zikir ve esma çekerken o niyetle yapmıyorsunuz, üzerinizde hakkı olanların ruhlarına bağışlanma niyetine o zikirleri çekmiyorsunuz, kendiniz için çekiyorsunuz yani niyette kaybediyorsunuz ve ikincisi, hangi ibadetler kefaret olarak kullanabilir bunu Ayetler açıklamış, bunlar arasında da zikir, esma ve tılsımlar yok. Örneğin; üst paragrafta sıraladığımız Ayetlerde birşey dikkatinizi çektimi, o da söz konusu kul hakkıysa birşeyin bedelini ödemeyse Allahu Teala son çare olarak sürekli oruca yönlendiriyor. Size dört farklı Ayet sıraladık, her biri işlenen günaha göre bir çözüm sunuyor, dördününde ortak noktası ama oruç. Allahu Teala herhangi bir yerde zikir veya tılsımlara yönlendiriyormu? Hayır.
Zikir ve tılsımlar kaderimizin hesaplanmasında hiçbir payı yoksa, rızıkla kaderle ilgili sıkıntılarımızda onlara başvurmanın anlamı ne? Hiçbir anlamı yok. Başınıza gelen herşeye rızık denir, bu da levh-i mahfuzda hesaplanır. Eğer size inen rızıkta bir hata olduğunu düşünüyorsanız, hata olması söz konusu değil çünkü o zaman Allahın adil vasfı kaybolur giderdi, ama yinede rızıkla kaderle ilgili sorununuz varsa, o zaman yapmanız gereken o sıkıntıya sebep olan kul hakkı neyse bunu tespit edip onun telafisine yönelmeniz. Sıkıntıların bize isabet etmesinin nedenide bu zaten, yanlışlarımızla bizi yüzleştirip bizi tövbe ve helalleşmeye sürüklemek, yaşantımızı düzeltmek. Bedel ödemeden, o hakkı kapatmadan da size eğer esma, tılsım ve zikirlerle cezadan kaçmaya, Allahtan inen cezayı değiştirmeye çalışırsanız, bilinki bu sizin için hayrla sonuçlanmaz. Hocam önlem almayalımmı? Önlem imtihan dünyasından gelen tehditlere karşı alınır, gökten size inen rızka karşı değil. Arabaya bindiğinizde emniyet kemerini takmak bir önlemdir, savaşa çıkarken kurşun geçirmez yelek takmanız bir önlemdir, dişlerinizi fırçalamanız bir önlemdir, ama gökten size inen rızka önlem almaya çalışmak önlem değil, Allaha şirktir. Önlem denilen şey yeryüzünün imtihan boyutuna yönelik olur, Allahın size indirdiği rızka karşı değil. Kader hak ettiğinizi size indirir, bu hoşunuza gitmesede. Hoşunuza gidenleri kabul eder, hoşunuza gitmeyenleride yeryüzünde değiştirmeye çalışırsanız, tılsım ve zikirlerde bunu yapmaya çalışıyor, o zaman bu size çok kötü geri döner bizden uyarması.
Örneğin; yılınızı kötülüklerle dolu geçirin, ibadetlerden uzak bir hayat içinde geçirin, ceza size indiği zamanda bunu yasa dışı yollarla değiştirmeye çalışın öylemi? Neyle? Allahın yasakladığı sihir ve büyü ile. Sihir ve büyümü; evet, sihir ve büyü. Bir kelimeyi yüzlerce ve binlerce tekrarlamanız ne yapıyor sizce, bunu hiç düşündünüzmü? Bir kelimeyi bin defa sizde tekrarlamanızı istiyorlar, tamam güzelde, neden 500 defa veya 2000 defa okumanızı istiyorlar, bunu hiç kendinize sordunuzmu? Sormadınız değilmi, size söylüyorlar sizde yapıyorsunuz. Örneğin; şu kelimeyi 800 defa tekrarla sonra dilekte bulun diyenlere, neden 100 değilde 800, madem bu bir dua neden bir defa değilde 800 defa tekrarlamam gerek diye hiç sormadınızmı? Sormadınız. Biz size bunun cevabını verelim; tüm gizem sihirli bir kelimeyi alıp bunun tekrarlamasında yatıyor. Bazı kelimeler sihir içeriyor, örneğin Allahın isimleri. Sihir içeren kelimeleri tekrarladıkçada o sihir enerjisi güçleniyor, güçlene güçlenede kaderinize el atabilecek boyuta geliyor. Önünüze sihir içeren kelimeleri koyuyorlar, sonrada bunları yüzlerce binlerce tekrarlamanızı istiyorlar. Bunu yaparakta Allahın sizin için takdir ettiği kaderin sizde tecelli etmesine engel oluyorsunuz. Bunada ne denir? Sihir ve büyü denir. Ne denir? Şirk denir. Allahu Teala rızkı ben tayin ederim diyor, yaptığınız bu tekrarlamalarlada siz; yok öyle yağma, hoşuma gideni alırım, hoşuma gitmeyenide değiştiririm demiş oluyorsunuz.
Yahudiler gibi, birşey size indiğinde hoşunuza gideni kabul ediyor, gitmeyini yok etmeye çalışıyorsunuz; "Her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler" (Maide Süresi; 70). Oruç ile yüzlerce binlerce defa tekrarlanan kelimeler (esma ve zikir), tılsımlar arasındaki fark; oruç, levh-i mahfuzda kaderinizi değiştirir, yüzlerce ve binlerce tekrarlanan kelimeler (zikir ve esma), üzerinizde taşınan tılsımlarsa bu kaderin yeryüzünde size ulaşmasına engel olur. Birisi yasal yollardan kaderinizi değiştiriyor, diğeri ise yasadışı yollardan kadere müdahale ediyor. Yeryüzüne inen kadere bir siber saldırısı düzenleyip Allahın sizin için belirlediği rızkı engelliyor ve değiştiriyor. Buda sizin için hayrla sonuçlanmaz, sonuçlanmıyorda zaten.
2. Bölümde devamı gelecek...