• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler............     
"Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir" (Mücadele Süresi; 58).


 




kefaret oruçları ve 10 gün
örtünme vs temiz kalp
gıybet ve kurtcuklar
sihir ve örümcekler

muska bölüm 2 (1)- uygulama boyutu


Bölüm 2 (1)

Kader nedir? Hak edişinizdir. Neyin hak edişi? Bir önceki hayatınızda işlemiş olduğunuz amellerin hak edişi. Bir önceki hayatınızda ne ektiyseniz, şuanki hayatınızda onun karşılığını alıyorsunuz. Bu hayatınızda ektiklerinizin karşılığınıda ahiret hayatında alacaksınız. Biz bir önceki hayatımızı hatırlamıyoruz, üzerimizde ne tür günahlar olduğunu nasıl anlayacağız? Atalarımıza bakarak bunu anlayacağız. Bir önceki hayatta benzer ameller işleyenler bu hayatta aynı aileye atıldığı için, atalarımıza bakıp oradan üzerimizde ne tür günahlar var bunu öğrenebiliriz. Örneğin tıp ilmide bu bilgiden yararlanıyor, hekiminize çıktığınızda size sorulan ilk soru, sülalede bu hastalık varmı sorusu. Olduğunu öğrendiğinde ne yapıyor; önleyici ve erken teşhise yönelik adımlar atıyor.

Atanızda görünen bir hastalığın sizde de çıkma riski yüksek olduğunu anlayan tıp ilmi buna yönelik önlemler alırken, biz ne yapıyoruz; hiçbir şey. Halbuki bizde önlem almalıyız, atanın işlediği günahlar bizde de ve çocuklarımızda da çıkar deyip önlem almalıyız. Hangi önlemi? Kefaret. Rabbimiz kefaret adında bir nimeti yeryüzüne indirmiş, borcamıza karşılık bir kefaret. Öyle veya böyle bir önceki hayatımızda yapmış olduğumuz yanlışların diyetini ödememiz gerekiyor, Rabbimizde bunu musibet olarak yaşamak zorunda değilsin, kefaretle o hesabı kapatabilirsin demiş.

Üzerimizde hangi günahlar olduğunu öğrenmek için kaç nesil geriye bakmamız gerek? Üç nesil. Sizinle birlikte toplam 4 nesil. Şimdi; biz bir önceki hayatımızı hatırlamadığımız gibi, bir önceki hayatımızı Levh-i Mahfuzda bilmiyor. Levh-i Mahfuza sadece kişinin rızkını hesaplarken ondan önceki 3 nesilide bu hesaba dahil et denilmiş. Neden, bunu kendiside bilmiyor. Örneğin; bizden ataların işlediği günahların kıssasını alırken bizlerinde bir önceki hayatta o günahı işlediğini bilmiyor. Levh-i Mahfuz adındaki devasa akıllı kitaba, sen insanların amellerini kayıt altına al, kişinin rızkını hesaplarken üç nesile kadar geriye git ve onların amellerinide o hesaba dahil et, bu hesabıda kıssas kuralına göre yap, örneğin bir iyiliğin karşılığı olarak on misli iyilik kişinin rızkına yaz, kötülüğün karşılığı olarakta denginde bir kötülük, sonrası o hak edişi kuluma indir denilmiş. Muskada işte o hak edişe engel oluyor, size inmesine engel oluyor.


Hocam, koruma olarak Nas ve Felak gibi koruma Ayetleri inmiş ama? Evet, inmiş; fakat havas ilmi gibi ilimlerle Ayetlerin ebced hesabını yapmak bize inmemiş. Bunlar cinler alemine inmiş ilimler, bize değil. O ilimleri cinler insanlara öğretmiş, yani o ilimler bizim aleme ait değil. Bu ilimler o kadar tehlikeli ilimlerki cinler alemine indirilmeden önce onlar dahi uyarılmış, bunun bir imtihan olduğu onlara söylenmiş. Eğer o ilimlerde insanlık adına bir hayr olsaydı Rabbimiz zaten o ilimleri doğrudan insan alemine indirirdi. Örneğin peygamberimiz sav'ın bu ilimleri hz Ali'ye öğrettiği söyleniyor, bu peygamberimiz sav atılan büyük bir iftira.

İftira olduğunu nereden biliyoruz; eğer bu ilimler size anlatıldığı kadar hayrlı ve faydalı olsaydı, o zaman peygamberimiz sav bu ilimleri herkese anlatırdı, anlatmak zorunda olurdu. Kaldıki faydalı birşeyi zaten peygamberimiz sav ümmetinden gizlememiş. "O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez" (Tekvir Süresi; 24). Ümmetiyle bu bilgileri paylaşmadığına göre, demek ya bu ilimlerden bilgisi yoktu ya da zararlı olduğunu bilip bunu paylaşmadı.


Bizler bilgisi yoktu diyoruz, çünkü peygamberimiz sav okuma yazma bilmiyordu, ona sadece ümmetiyle paylaşabileceği bilgiler indi. Hz Ali bu bilgileri nereden aldı; işte asıl gizem burada. Sizin bilmeniz gereken, havas gibi ilimler bizim aleme ait değil ve bu ilimler büyük imtihan içeriyor. Benim hayatımın imtihanı bana yeter diyorsanız, omuzunuza daha fazla yük almayın, bu tür işlerden uzak durun.

Arkadaşlar; Ayetleri bir kağıda yazıp Muska haline getirir ve bir gün Allah tarafından sorguya çekilirseniz, en azından Rabbim sen kendin söyledin, Ayetlerimde şifa var dedin, ben zor anlarımda senin Ayetlerine sığındım, ben Muskaların sakıncalı bir boyutu olduğunu bilmiyordum, zor anlarımda sana sığınmamdan ötürü beni cezalandırma, bu yanlışımı bağışla derseniz, Rabbim çok merhamet edicidir, size merhamet edebilir. Fakat İslamda olmayan, bizim boyuta ait olmayan uygulamaların yüküyle Allahın huzuruna çıkarsanız, o zaman sorgunuz biraz daha çetin geçer bizden uyarması. 

O zaman Muska yapımında Ayetleri kullanabilirmiyiz? Hayır kullanamazsınız.

Neden kullanamayız? Ayetler bizler için şifa içeriyor, bu doğru; fakat kutsal Kitabımızın içindeki bir Ayet bir hekimin yazdığı reçetede sadece bir ilacı temsil ediyor, insanların yanıldığı noktada burası, şifa Ayetleri Rabbimizin bize sunduğu tedavi programın (Kur-an'ı Kerim) sadece bir parçası, kendi başına bir çözüm değil. Örneğin; ateşiniz yükseldiğinde ölümcül seviyelere geldiğinde hekiminiz nasıl ilk önce ateşi düşürmeye odaklanıyor, sonrası kaynağına iniyor ve bir tedavi programı başlatıyorsa, Kur'an-ı Kerimin içindeki şifa ve koruma Ayetlerin görevide bu, sıkıntı size bastığında size acilen yardım etmek, sonrası tanı ve tedavi sürecini diğer Ayetlere havale etmek. Muska yazdığınızda ama ne yapıyorsunuz; şifa veya koruma Ayetlerini bir kağıda yazarak onu kalıcı kılıyor, tedavinin diğer aşamalarına geçmiyorsunuz.

Örneğin; cinler size musallat olduğunda rukiye Ayetlerini okuyabilirsiniz, acil durumdan çıktığınız zaman ama sıkıntınızın kaynağı ve tedavisine yönelik adımlar atmanız gerekiyor. İşte burada da diğer Ayetler (hekimler) görevi devralıyor. Örneğin; başınıza ne geliyorsa kendi elinizle işlediğinizden ötürü Ayeti (hekimi) size teşhisi koyuyor, o ateşe sebep olan kusuru tespit ediyor, yanlışınızı kefaretle kapatın Ayetide (hekimi) tedavinizi tamamlıyor. Yani, ağrı kesici ve ateş düşürücüler nasıl büyük bir tedavi programın parçasıysa, şifa ve koruma Ayetleride öyle, onlarda büyük bir bütünün (Kur'an-ı Kerim) bir parçası.

"De ki ey Muhammed! “Bu Kur'ân, iman edenler için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifa kaynağıdır" (Fussilet Süresi; 44). Ne dikkatinizi çekti bu Ayette; Rabbimiz şifanın kaynağı olarak bir Ayeti göstermiyor, kutsal kitabımızın tümünü gösteriyor. Dolayısıyla sıkıntılarınızın çözümünü bir Ayette değil, bütünde arayın. Siz ama belirli Ayetleri yazıya döküp Muska haline getirdiğinizde bu Ayetler bana yeter demiş oluyorsunuz, o bütünü, tedavi boyutunu es geçmiş oluyorsunuz. İkincisi; kağıda yazarak benim sorumluluğum bu kadar demiş oluyorsunuz, kendi hatalarınızla günahlarınızla yüzleşmemiş oluyorsunuz.

Bakın değerli dostlar, Ayetler bir bütünün parçası, dolayısıyla koruma veya şifa Ayetlerini kendi başına alırsanız hata yaparsınız, reçetenin bir ilacına odaklanıp diğerlerini es geçmek gibi. Ayetler güçlerini o bütünden (Kur'an-ı Kerim) alıyor, dolayısıyla sıkıntılarınızda bir kaç Ayete değil o bütüne odaklanmanız gerekiyor. O bütünde birşey veriyorsa, sizinde birşey vermenizi bekliyor. Bunu biraz açalım; Kur'an-ı Kerim iki yönlü işliyor, alıyor ve veriyor. İnsan ilişkileride böyle değilmi, hayatta hep ben diye birşey yok, bazen alıyoruz bazen veriyoruz. Kur'an-ı Kerimin özünde de bu var, bazen Kur'an-ı Kerim size veriyor, bazen sizin vermenizi bekliyor.

Örneğin; bir yere kadar Ayetler bizi koruyor, örmeğin acil durumlarda, sonrası ama aynaya bakmamızı ve yaşadığımız sıkıntının çözümü için birşeyler yapmamızı bekliyor. Hocam yapıyorum, Ayetleri yazıp takıyorum derseniz; bu sayılmıyor, çünkü siz birşey yapmıyorsunuz, halen Ayetlerden bekliyorsunuz. Beliniz ağrıdığında doktorunuzun size 3 haftalık egzersiz vermesi, sizinde hiçbir şey yapmayıp hekimin yazdığı ilaçlarla süreci atlatmaya çalışmanız gibi. İnsanların Kur'an-ı Kerimle ilgili düştüğü yanılgı bu, Kur'an-ı Kerime hep ben merkezli bakıyorlar, hep Kur'an-ı Kerim verecek biz birşey yapmayacağız sanıyorlar, halbuki insan ilişkilerinde böylesine tek yönlü bir ilişki olmadığı, olanlarında sağlıklı olmadığı gibi, Allahın düzeninde de böyle birşey yok.

Rabbim size eğer bir koruma Ayeti veriyorsa, bilinki karşılığında sizinde bir çaba göstermenizi bekliyor. Hangi çabayı; işte bu yolu, tedavi programın diğer boyutunu bize diğer Ayetler veriyor.

Kısacası; koruma Ayetlerini bir kağıda yazıp Muska haline getirdiğinizde o koruma Ayetleri sadece ağrı kesici fonksiyonu taşıyor, Rabbimde buna razı olmuyor, çünkü kullarının değerli vaktini ağrı kesicilerle çalan bir tanrı olmak istemiyor, Ayetlerinin böylesine suuistimal edilmesini istemiyor. Koruma ve şifa Ayetlerin iniş sebebi acil müdahale için, o ilk müdahale gerçekleştikten sonra diğer Ayetlere yönelip teşhis ve tedavi boyutuna girin diyor.

Bir doktorun size bir kaç aylık bir tedavi programı yazdığını, sizin ama sadece ağrı kesicilerle süreci atlatmaya çalıştığınızı varsayın, böyle bir durumda hekiminiz ne derdi veya sadece ağrı kesici alarak sizin o ağır hastalıktan kurtulma şansınız olurmuydu? Olmazdı. İlahi düzenide bunun gibi düşünceksiniz, bir sıkıntıyla yüzleştiğinizde Rabbim Ayetlerine başvurmanızı onaylıyor, kağıda döküp o Ayetten kalıcı çözüm beklemenizi ama onaylamıyor, çünkü kalıcı çözümü başka Ayetler sunuyor. Örneğin kefaretle ilgili Ayetler. Size basit bir soru; kefaretin farz kılındığı bir yerde, Nas veya Felak süresi işlermi? İşlemez. Neden? Bir Ayetin hükümü bir diğer Ayetin hakimiyet alanına kadar. İnsan alemide böyle değilmi; bizlerin özgürlüğü diğer insanların özgürlük alanına kadar.


2 (2). Bölümde devamı gelecek...


 



hz muhammed
hz isa
sadaka
nasuh tövbesi
kelimelerden türemiş hurafeler
yapay zeka ve şeytanlar