bilinçaltı terapileri giriş (1)- bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler
Bugünki yazımızda bilinçaltı terapiler hakkında bilinmeyen ve bilinmesi gerekenleri sizler aktarmaya çalışacağız, umarız sizin için hayrlı ve aydınlatıcı bir yazı olur. Yazımıza giriş yapmadna öncesi beyinle ilgili sizlere kısa bir bilgi verelim inşallah;

Kısaca özetlersek; alt beyin (bilinçaltı) iç dünyamızla ilgilenir, üst beyin (bilinç) ise dış dünyamızla. Birisi organlarımızla iletişimi kurar, diğeri ise çevremizle. Birisine (bilinçaltı) doğmadan öncesi Rabbimiz yükleme yapar, diğerine (bilince) ise doğduktan sonra siz yaşadıkça, hayat tecrübelerinizle yükleme yaparsınız. İkisi arasındaki bağıda orta beyin kurar, bu ikisinden aldığı verilerle size has duygular ortaya çıkarır.
Bilinçaltına yüklemeyi biz doğmadan öncesi Allah yapıyorsa, bilinçaltına bizlerin müdahale etme şansı varmı? Yok.
Hipnoz veya başka birşey altında bilinçaltına yapılan müdahaleler ne o zaman? Onlar bilinçaltına müdahale etmiyor, yaptıkları kişiye bulaşmış şeytanlarla iletişime geçmek. Eğer birileri bilinçaltı sizi kontrol ediyor, olumsuz bir duygu veya bir hatıra bilinçaltına yerleşmiş, bilinçaltı şu bilinçaltı bu vs diyorsa bilinki şeytandan kastediyorlar. Onlar belki bunun farkında değil, gerçek ama bu. Örneğin; kişi bilinçaltı terapistine gidiyor, bilinçaltı seansında da bilinçaltı dile geliyor ve kişinin abisi veya babasının çocukluğunda kendisine tecavüz ettiğini söylüyor. Bu gerçekmi; değil, dile gelen kişinin bilinçaltı değil, içindeki bir şeytan, o şeytanın amacıda ortalığı karıştırmak, herkesi birbirine kırdırmak.
Kişi bunu niye farkedemiyor; farkedemiyor çünkü kendi diliyle konuştuğu için gerçektende kendisinin konuştuğunu zannediyor. Terapist buradaki tuzağı niye farkedemiyor; o da farkedemiyor çünkü bu terapistlerin çoğunun lügatında ve hayatında şeytan adında bir varlık yok. Onlarda konuşan kişinin gerçektende kişinin bilinçaltı olduğunu zannediyor. Müslüman terapistlerde var hocam, onlar bunu niye farkedemiyor diye soruyorsanız; haklısınız, onlar buradaki tuzağı aslında farkedebilmeli ve şeytanların bu tuzağına gelmemeleri gerek. Fakat biz öyle bir ülkede yaşıyoruzki bir çok ilahiyatçı profesör dahi şeytanlara inanmıyor, inananlarda bunların insan bedenine girebileceklerine insan bedeninde yaşadıklarına inanmıyor. Dolayısıyla bu tuzağa Müslüman terapistlerin dahi düşmesine günümüzde fazla şaşırmamak gerek.
O şeytanlarda napıyor; bu insanlara olmamış şeyleri anlatıp kişileri hem mağdur konuma oturtuyor, sanki tüm alem kendilerine düşman, hem yalan ve iftiralarla aileyi içten yıkıyor, birbirlerine düşman ve hasım kılıyorlar.
Bunlar quantumdan bahsediyor, genetiği değiştirebilmekten bahsediyor, bunlar doğru değilmi? Değil. Bunların yaptığına detayda sizi kaybetmek denir. Arkadaşlar, hayatınızı quantum boyutundaki frekanslar çizmiyor ve belirlemiyor, gözle görülür amelleriniz çiziyor ve belirliyor, dolayısıyla gözle görülür hayata odaklanın. Eğer gözle görülmeyen boyutlara, frekanslara kendinizi kaptırırsanız o boyutlarda kaybolur gidersiniz. Örneğin; genetiği değiştirmek. Genetiğinizi siz telkinlerle veya biyoenerji veya frekanslarla değiştiremezsiniz. Neden; çünkü genetiğinizi maruz kaldığınız frekanslar belirlemediki o frekanslar değiştirebilsin.
Evet, yüksek dozda yapay radyasyonlar genetiğinizi bozabilir ama değiştirmez. Bozmakla değiştirmek arasındaki fark ne; birisi düzgün birşeyi bozuyor, diğeri ise bozmadan değiştiriyor. Bozmadan değiştirmeyide ancak kaderiniz yapabilir. Evet, küresel satanistlerin genetiği kontrol edip sipariş bebek amelleri var. Fakat bunun hayata dönüşmesi mümkün olmayacak, çünkü yakında hz Mehdi geliyor ve ikincisi bu tür çalışmalar kaderin yeryüzüne indirdiği ilimlerle gerçekleşiyor, frekanslarla değil.
Sizin bu noktada anlamanız gereken; kader bu insanlara belirli şeyleri laboratuvarda yapmasına izin veriyorsa, o şeyin yeryüzünde gerçekleşmesi için ön şartları yerine getirdikleri için veriyor, örneğin çok güçlü elektron mikroskoplara, güçlü bilgisayar ve yazılımlara, farklı kimyasal çözücülere sahip oldukları için buna izin veriyor. Kader onlara genetikle oynama fırsatı sunuyorsa, o nimetin yeryüzünde vukuu bulması için gereken amelleri yaptıkları için sunuyor, frekans yayan uygulamalar veya telkinler yaptıkları için değil. Kader sizin yaptığınız şeye göre size rızık indirir, başkaların sizi maruz bıraktığı şeylere göre değil. O yüzden neye maruz kaldığınıza değil, çevrenizi neye maruz bıraktığınıza bakın. Kader yaptıklarınıza göre geleceğinizi çiziyor, maruz kaldığınız şeylere göre değil. Yani, başkalarının değil kendi amellerinize odaklanın.
Bu tür uygulamalar sizi mağdur konumuna oturtur ve hayata oradan bakmanızı sağlar. Allah ise başınıza ne geliyorsa kendi elinizle işlediğinizden ötürü gelir der, yani mağdur değilsiniz, insanları mağdur edensiniz der. Ben bu hayatta kimseyi mağdur etmedim diyorsanız, demek bir önceki hayatta ettiniz, siz değilse atalarınız etti. Bu tür tekniklerde bunu görmenize engel oluyor bilginize. Üstüne sizi quantum ve frekans alemine sokarak gerçek hayattan, asıl olan hayattan koparıyorlar. Lütfen düşmeyin bu tür tuzaklara. Biz gözle görülen alemden sorumluyuz. O yüzden Rabbimiz a'maya vebal yok diyor. Görmediğimiz şeyler bizim için imtihan değil, lütfen gözle görülün aleme odaklanın. Gözle görünen alemde de doğru yolda olursanız, o zaman zaten hiç endişe etmeyin, frekans veya quantum aleminden gelen yapay veya doğal hiçbir şey size zarar veremez. "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez" (Maide Süresi; 105).
Bilinçaltı yöntemleriyle uğraşanlar bunları neden bilmiyor? Çok basit, bu insanlar bilim insanı veya Müslüman değilki bunları bilsin. Örneğin; ülkemizde bu yöntemlere sahiplenen kesim, laik kesimin mutsuz ev kadınları. Bunlarında bilimden bilgisi yok, şeytanlar veya kaderde keza bunlar için bir bilinmeyen. Siz maalesef sağlığınızı mutsuz ev kadınlarına teslim etmişsiniz, can sıkıntısı veya meraktan ötürü online kurslarına katılıp bir ayın içinde uzman olan mutsuz ev kadınlarına, bununda sizlere hayrlı bir sonucu olmayacağı baştan belliydi.
Hocam yaptıkları fayda veriyor ama? Veriyorda, ne pahasına veriyor. Alacağınız ufacık geçici fayda imanınızı kaybetmeye değermi? Evet, yanlış okumadınız, bu tür uygulamalar doğrudan imanınızı hedef alıyor. Nasıl yani hocam diye soruyorsanız; en basiti bunlar sizlere "ben istiyorum" değil, "ben tercih ediyorum" demeniz gerektiğini anlatıyor. Bunun ne anlama geldiğini siz biliyormusunuz? Bilmiyorsunuz ve doğal olarak ne var bunda hocam diyeceksiniz; o zaman size açıklayalım, ben tercih ediyorum kelimesini kullandığınızda rızkınızın sizin elinizde olduğunu ima etmiş oluyorsunuz, bu da değerli dostlar Allaha şirk, çünkü Rabbimiz rızkınız benim elimde diyor. Örneğin; ben istiyorum kelimesini kullandığınızda sizden daha üstün bir varlığa, bu durumda Allaha hitap etmiş oluyor, ona boyun eğdiğinizi ve ondan rızık beklediğinizi ima etmiş oluyorsunuz.
Ben istiyorum değilde ben seçiyorum dediğiniz zaman ama, haşa Allahı saf dışı bırakarak rızkınızın sizin elinizde olduğunu ima etmiş oluyorsunuz. Bir kelime ile nasıl şirke düştüğünüzü görüyormusunuz? Bir kelimeyle sizi şirke düşürebiliyorlarsa, uygulamanın kendisiyle sizleri ne tür derin boyutlara taşırlar bunuda siz düşünün.
Kişinin rızkı kişinin elinde değilmi? Değil. Rızkı kişiye Allah indirir. "Onlara: “Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırıyor?” diye sor. Cevap veremezlerse: “Allah’tır” de" (Sebe Süresi; 24). "Göklerin ve yerin anahtarları O’na aittir. O, dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ise kısar ve ölçülü verir" (Şura Süresi; 12). "Muhakkak ki Allah, evet O, bütün rızıkları veren, sonsuz kudret ve sarsılmaz kuvvet sahibi olandır" (Zariyat Süresi; 58). "Eğer Rahmân size verdiği rızkı kesiverecek olsa, o zaman sizi rızıklandıracak olan hani kim?" (Mülk Süresi; 21). "Yeryüzünde kımıldayan bütün canlıların rızkı yalnızca Allah’a aittir" (Hud Süresi; 6). "Onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine ne göklerden ne de yerden hiçbir şekilde rızık veremeyecek olan, üstelik hiçbir şeye güçleri de yetmeyen bir takım hayal ürünü varlıklara mı tapıyorlar?" (Nahl Süresi; 73).
Bu Ayetler bize ne anlatıyor? İnsanların rızkı Allahtan geldiğini anlatıyor. Kişinin rızkı kişinin elinde olmadığı, o rızkı Allahın belirlediğini bize anlatıyor. Nasıl belirliyor? Allahu Teala tüm rızıkları yeryüzüne indirmiş, fakat o rızıktan kim ne kadar nasiplenecek bunun dağıtımını kendisi belirliyor. Bu Ayetler bize başka ne anlatıyor? Allahu Tealanın rızkı dilediği kişilerde azalttığı dilediğinde ise çoğalttığını bize anlatıyor. Neye göre Rabbimiz azaltıyor veya çoğaltıyor; iyiliğin karşılığı denginde bir iyilik, kötülüğün karşılığı ise denginde bir kötülük olarak, yani kıssas kuralına göre bunu belirliyor. Rızkımızı çoğaltan ve azaltan Allah ise, bunu hesaplayan levh-i mahfuz ise, o zaman rızıkla ilgili sorunlarımızda kime yönelmemiz gerekiyor?
Allaha yönelmemiz, amellerimizlede levh-i mahfuzu ikna etmemiz gerekiyor. Ben tercih ediyorum dediğimiz zaman ama ne yapmış oluyorsunuz? Ben kimseye muhtaç değilim, kendi rızkımı kendim belirlerim demiş oluyorsunuz. Bu da sizi neye sürüklüyor? Allaha şirk. Bu tekniklere başvuranlar o zaman nasıl çözüm buluyor? Çözüm bulmuyorlar, kendilerini büyüleyip kendilerine sadece geçici fayda sağlıyorlar. O büyünün etkisi kalktığı zamanda eski hallerine, hatta eski hallerindende daha kötü ortama uyanıyorlar.
Normalde, doğru bir uygulama bir sorununuzu çözdüğünde başka bir yerinizde başka bir sorun ortaya çıkarmaz. Bu tür tekniklere başvuran insanları ama incelerseniz, bir yerde bir sorunu hallettiklerinde, başka bir yerde farklı bir sorunla karşılaştıklarını görürsünüz. Neden; çünkü kader sizden borcu tahsil etmeye programlanmış, ve eğer, örneğin sizden tahsil edilmesi gereken üzüntü adında bir duyguysa ve o üzüntüyü 20 yıl yaşamanız gerekiyorsa, o zaman o duyguyu 20 yıl boyunca size yaşatmadan kader peşinizi bırakmaz.
O duyguyu gayriresmi yollarla yok etmeye çalıştığınız zamanda ne oluyor; kader bu sefer o duyguyu size yaşatacak daha büyük bir sorunu size musallat ediyor. Bir önceki sorun demek yeterince büyük değildi diyor ve daha büyük bir sorunu size musallat ediyor. Örneğin; bu insanlar duygu boyutunda yaşadıkları sorunlara belki çözüm buluyor, kader ama bu sefer onları kanser gibi madde boyutundaki hastalıklarla yakalıyor. Neden; çünkü kader sizden o acıyı çıkaracak, Allahın merhameti gereğide kader size ilk önce size en az rahatsızlık verecek boyutta o sıkıntıyı indiriyor, o da duygu boyutu, siz ama hileyle o kapıyı kapattığınızda, kader bu sefer madde boyutuna yöneliyor, o boyutta sizden o acıyı çıkarmaya çalışıyor. Anlayacağınız, kaderden kaçış yok. Her kaçış çabanızda sizi daha büyük sıkıntının içine sokuyor.
2. Bölümde devamı gelecek...