riyazat oruçları hakmı bölüm 6- vaka çalışması, ölmeden öncesi öl (1)
Bu haftaki yazımızda iki değerli okurumuzun sorusunu ele alacağız, umarız sizin için hayrlı ve aydınlatıcı bir yazı olur. Biliyorsunuz her konuyu ele almıyoruz her soruyu cevaplamıyoruz, aksi takdirde konuları dağıtır, bir konudan diğerine zırplayarakta sizi hiçbir konuda uzman yapamayız. Ele alacağımız konuları o zaman neye göre seçiyoruz; hayattasınız ve birşeyler yaşıyorsunuz, bundanda daha önemli birşey olabilirmi, olamaz, dolayısıyla bizim için en önemlisi bu hayat. Bizim açımızdan en önemli şey, hayatınız ve yaşantınız. Hayatı anlarsanız yaşantınızı çözer, yeryüzündeki imtihanınız çok kolay geçer. Hayatı anlamanın sırrıda kaderi anlamaktan geçiyor. Kaderi anlamanın yoluda olayların perde arkasını anlamaktan geçiyor.
Örneğin; o yüzden yazı dizilerimizde sürekli olayların perde arkasına ışık tutuyoruz, gayp alemine meraklı olduğumuz veya gayp alemi hakkında merak uyandırmak için değil, kaderinizi anlamanızı sağlamak için bunu yapıyoruz.
Değerli dostlar; biz yeryüzünde gözümüzü açtığımızda kendimizin belirlemediği bir beden, bir baba ve anne, kardeşler, içinde yaşadığımız bir millet, sosyal sınıf, çoğrafi bir bölge ve bir cinsiyete sahip olduğumuzu, sonrası kontrolümüzde olmayan bir hayatın ve olayların içine atıldığımızı görüyoruz, sonrası mahşer alanına toplanıp çetin bir sorgudan geçeceğimiz, sonrasıda kimbilir cehenneme atılıp yakılacağımız bize söyleniyor. Bize anlatılan ve gördüğümüz hayatın özeti bu. Bu özeti anlamayan herkeste Allahı sorgular ve hayata isyan eder. Biz sizleri bu isyandan uzak tutmak istiyoruz, bununda ötesinde yaşadıklarınıza seyirci kalmak zorunda olmadığınızı, kendi kaderinizi kendinizin tayin ettiğini, kendi elinizde olduğunu size anlatmak ve öğretmek istiyoruz.
Şuanki kaderin müsebbibi siz olduğunuzu, bunu değiştirmeninde yine sizin elinizde olduğunu size aktarmak istiyoruz. Kader nasıl çalışıyor, perde arkasında çarklar nasıl dönüyor bunu çok iyi anlamanız içinde dönem dönem farklı vakaa çalışmaları yapıyoruz. Her bir vakaa olaya farklı bir bakış açısı sunuyor, o farklı bakış açılarıda konuyla ilgili size derinlik kazandırmasını ümit ediyoruz. Bu iki okurumuzun sorusuda size kesinlikle bir derinlik kazandıracaktır. Bu arada, bu iki konuyu çok farklı perspektiflerden değerlendirebilirsiniz, bizim derdimiz kader olduğu için biz olayı tamamen kadersel boyuttan ele alacağız.
Değerli okurlarımızın soruları; ölmeden öncesi ölün söylemi ne anlama geliyor, sorulardan birisi bu. Diğer okurumuz ise yaşadığı olayın perde arkasını öğrenmek istiyor; bundan bir kaç yıl öncesi birisine terapi yapıyor, kişi iyileşiyor, aradan 2-3 yıl geçtikten sonra ama o kişi okurumuzla yeniden iletişime geçip sıkıntılarım yeniden başladı, size ödediğim paramı geri istiyorum diyor. Neden istiyorsun diye sorduğunda da, siz iyi bir insansınız verirsiniz diye düşündüm, sıkıntılarım için uzmanlara çıkmak istiyorum, onun için para lazım diyor. Bizim okurumuzda parayı iade ediyor, üstünede bir kaç bin lira koyuyor. Bu iki olayın kadersel boyutunu, perde arkasını birlikte değerlendirelim inşallah.
Ölmeden öncesi ölün ile ne kastediliyor? Sorumuzu cevaplamadan öncesi konuyla ile ilgili temel bilgileri size aktaralım inşallah; birincisi bu söylem bir hadismi? Değil. Hadis olarak yayılmış ama; ne diyelim size, üzgünüz ama her zamanki gibi yine kandırılmışsınız. Aradan geçti 1500 yıl, aradan geçti nice alim, neden kimse bunu farkedemedi; üzücü olanda bu, bu süre içinde kimse bunun uydurma bir hadis olduğunu çıkaramadıysa, tam aksi tarih boyunca bu söylem doğrultusunda hareket edip kendilerini hayattan kopardılarsa, buradan İslam alemin ve güya alimlerin güya şıhların içler acısı durumunu siz çıkarın. Hadis olmadığını nereden biliyoruz; hadislerin sahih olup olmadığını anlamanın iki basit yolu var demiştik, birisi o hadisi Ayetlerle, diğeri ise peygamberimizin ahlakıyla çekuptan geçirmek.
Bu söylemde peygamberimizin ahlakıyla örtüşmüyor. Nasıl örtüşmüyor; her bir kelimenin mana aleminde bir anlamı var, o kelimeyi kullandığınızda mana aleminde o enerjiyi canlandırıyorsunuz, peygamberimizde kötü anlam içeren kelimeleri kullanıp onları mana aleminde canlandırmazdı. Örneğin ölün kelimesini ümmetine kullanarak ölün kelimesinin mana alemindeki enerjisini ümmetin üzerine salmazdı. Ölüm gelmeden öncesi halinizi düzeltin derdi, ölüm gelmeden öncesi ölüme hazır olun derdi, yani; hazır olun, halinizi düzeltin gibisine mana aleminde pozitif enerji salgılayacak kelimeler kullanır, çevreye negatif enerji salgılayacak kelimeler kullanmazdı. Bu kelimeyi kullanmayacağını başka nereden biliyoruz; peygamberimiz yumuşak huyluydu, lanet ve beddua etmeyi andıran ölün kelimesini ağzına asla almazdı.
Hocam, ölün kelimesiyle gerçek ölüm burada kastedilmiyor, nefsi dürtülerden arınmak, yeryüzü nimetlerinden uzak durmak kastediliyor; bakın arkadaşlar, sizin o kelimeyle ne kastettiğiniz önemli değil, önemli olan kaderin o kelimeyle ne anladığı. Evet, niyetler önemli, fakat sizin niyetiniz nihayetinde kelimenin anlamını değiştirmez. O yüzden Rabbimiz kötü lakaplar takmayın diyor; "Birbirinize kötü lakaplar takmayın" (Hucurat Süresi; 11). Rabbimiz kötü lakap takmayın derken, niyetinize göre takabilirsiniz diyormu; demiyor. Niye; çünkü niyetiniz kelimenin anlamını değiştirmiyor. Siz ne kadar çok ben onu şu niyetle söylemiştim desenizde, kader sizin niyetinize bakmıyor, kelimenin anlamı neyse onu canlandırıyor ve enerji olarak onu size indiriyor. Neden niyete bakmıyor?
Niyetler eylemlerimizin içeriğini belirlemez, eylemlerimizin sonucunu belirler, yani o eylem bize sevap olarakmı yazılacak yoksa günah olarakmı bunu belirler. Siz eğer sürekli kötü kavramlar kullanıyor, sonrada niyetim iyi diyorsanız bilinki iyi niyetiniz o kötü kelimenin açığa çıkardığı kötü enerjiyi yok etmiyor. Örneğin; kemal sunal filmlerinde Şaban ismi, aptal, şapşal, gerizekalı gibi çok kötü anlamlarda kullanılır, gökte ise o ismin çok yüce bir anlamı var. Dolayısıyla kader o ismi ne anlamda ne niyette kullandığınıza bakmaz, gökteki anlamına göre hareket eder, ona göre size muamele eder. Ölün kelimesinde de durum bu, siz ne niyetle o kelimeyi kullandığınıza bakılmaz, o kelimenin gökteki karşılığı ne ise ona göre o kelimenin enerjisi size indirilir.
Ona göre indirildiğini nereden anlıyoruz; kaderin bu insanları hayattan koparmasından anlıyoruz. Ölmek ne anlamı içeriyorsa, kaderde bu insanları o hale sokuyor.
Hocam amaçda bu değilmi zaten, tüm beşeri arzulardan kopmak; sizin amacınız bu olabilir, fakat kader ne amaçla onu size nasip ediyor, önemli olan burada kader. Tüm beşeri zevklerden uzak durmak her haliyle iyi birşey, bunun neresi kötü olabilir diyorsanız, öyle değil işte, burası bir imtihan dünyası, bu kaçış niyetinizide kader imtihandan kaçma çabası olarak görebilir. Değerli dostlar; yeryüzünde en üst manevi mertebelere peygamberler ulaşmış, onlar dahi yeryüzü nimetlerinden kendilerini mahrum bırakmamış. Neden bırakmamış; çünkü imtihan o nimetlerin içinde. O nimetlerden kendinizi uzak tutmanızı kader imtihandan kaçma çabanız olarak yorumlayabilir, aman dikkat.
Üzerinizdeki günah yüküne göre, kader öyle veya böyle size birşeyler yaşatacak, önemli olan üzerimize daha fazla günah yükleyecek olaylar yaşatmaması. Birşey yaşayacaksak biraz daha günahlarımızı dökmemizi sağlayacak biraz daha sevap kazanmamızı sağlayacak şeyler yaşayalım. Bu tür inziva olaylarıda tam tersi bir etki yaratabilir, daha fazla günah yüklenmenize sebep olabilir. Nasıl sebep olabilir; biz imtihan edilmek için yeryüzüne indirilmişiz, kaderde bu insanların çabasını imtihandan kaçmak olarak yorumlayıp o inzivayı aleyhlerine yazabilir.
Örneğin; liseden mezun olmanız için bir sınava girmeniz gerektiğini varsayın, o sınava girmeden imtihanı geçebilirmisiniz? Geçemezsiniz. Bu insanların yaptığı bu, bu insanlar sınava girmezsem, sınavda kalma ihtimalimde olmaz, dolayısıyla kurtulurum diyor. Herkes sınavı vermekle, sorumluluklarını yerine getirmekle meşgulkende siz o sınavdan kaçarsanız, kader bunu hoş karşılamaz. Hayat bizleri eşlerimizle, çocuklarımızla, işimizle, akrabalarımızla, malımızla, devlet ve milletimizle imtihan etmek üzere tasarlanmış, bu alanda bizlere sorumluluk yüklenmiş, ne niyetine olursa olsun, bundan kaçma çabanızı kader hoş karşılamaz.
Örneğin; insan var olabilmesi için bir ailesi olması gerek, ailenin var olması içinde sosyal bir düzen olması gerek, sosyal bir düzenin olması içinde bir devlet olması gerek. Herkes Allahın kurduğu bu düzeni (aile, sosyal yaşam, millet ve devlet) ayakta tutmak için çabalıyorken, bu yolda nice acı ve üzüntü yaşıyorken, birilerinin bu sorumluluklardan kaçmasını, o üzüntü ve acılardan kaçmasını kader hoş karşılamaz. Size basit bir soru; Allah nezdinde kim daha çok yükselir, ilahi düzeni ayakta tutanmı, yoksa sorumluluklarından kaçanmı? Tabiiki ilahi düzeni ayakta tutmak için çabalayan, yeryüzü sorumluluklarını yerine getiren kişi yükselir.
Tarihte bunun en güzel örneği Veysel Karani. Annesine olan sorumluluktan ötürü peygamberimiz sav'ı görmeye gitmiyor, gidemiyor. Peygamberimizi sav'ın hırkasını ona nasip eden ama yine bu davranışı, ilk önce ailem demesi oluyor. Bu tür inzivalara çekilenlerin hiç yaşlı annesi ve babası yokmu veya bunlara senin şu şu şu şu sorumlulukların vardı veya senin dilinin veya senin mahrem bölgenin şu şu şu nimetlerde hakkı vardı, sen ne hakla bu sorumluluklarından veya organlarını bu haklardan mahrum bıraktın diye sorulmayacakmı; elbette sorulacak. Bu insanların beşeri isteklerden, hayattan uzak durmaları sizi özendirmesin, bu tamamıyla şeytanların onlara kurduğu bir tuzak, ötesi değil. Şeytan onları iyilikle kandırıyor, onlarda maalesef bu tuzağın farkında değiller.
Birisinin tüm beşeri isteklerden uzak durması kulağa belki hoş gelebilir, fakat kader bunu böyle algılamıyor, kader bunu o kişinin tüm imtihan ortamlarından kaçması olarak algılıyor.
Nasıl oluyorda o zaman bu insanlar o hallere dalabiliyor ve kader buna izin verebiliyor; bazıları o kadar lanetliki, onlar hiçbir güzel şeyi hak etmiyor. Ne cinsel ilişki ne de yeryüzünün herhangi bir tadını. O haktan mahrum bırakmak içinde kader onları böylesine saplantılı boyutlara itiyor. Bi' nevi kendi elleriyle kendi infazlarını yaptırıyor. Bazıları ise çok kötü, kaderin onları o aleme sürüklemesinin nedenide tamamıyla günah yüklerini çoğaltmak için. Sizin bilmeniz gereken, eğer beşeri arzulardan uzak durmak insanı yüceltseydi biz melek olarak yaratılırdık, insan olarak değil. Kader birilerini böyle bir ortama sürüklüyorsa, bilinki ya bunun altında bir kıssas var, yani onlar bu hayatı haketmiyor ve kader onları bir infaz sürecine soktu, ya da altında ceza var, yani kader onların günahını artırmak istiyor.
Herhalukarda bu işe atılmalarının sonunda sevap yok. Buradanda ne dersi çıkarmanız gerek; beşeri ihtiyaçlardan kaçarak sevap kazanamazsınız, maneviyatta asla yükselemezsiniz. Size açılan perdelerde cinler alemine olur, melekler alemine değil. Kader böylesine inzivalara izin vermiyorsa, o zaman nefsi terbiye nasıl olacak; hayatı yaşayarak olacak. Akıl var mantık var, birşeyi birşeyle terbiye edebilmeniz için o iki şeyi bir araya getirmeniz gerek. O iki şey bir araya gelmezse, nasıl birini diğeriyle terbiye edeceksiniz? Nefsi Allahın nimetlerinden uzak tutarak terbiye edemezsiniz, o nimetlerle yüzleştirerek terbiye edersiniz. Bu insanlar maalesef nefis terbiyesi olayınıda yanlış anlamış.
Nefsi evcilleştirilmemiş, doğada serbest ve özgür yaşayan bir at gibi düşüneceksiniz, o atıda siz insanlardan uzak tutarak evcilleştiremezsiniz, tam aksi insanlara yakınlaştıra yakınlaştıra evcilleştirirsiniz.
2. Bölümde devamı gelecek...