siyaset- sağdakiler, soldakiler ve araftakiler, suriyeli kardeşlerimiz üzerinden bir okuma (1)
Değerli dostlar; yazılarımızda biz sizlere yaşadıklarınızı anlamayı ve çözmeyi öğretiyoruz, yani kaderi okumayı öğretmeye çalışıyoruz, bu konuyuda kader üzerinden okumaya çalışacağız ve herzamanki gibi bunu Kur'an-ı Kerim rehberliğinde yapacağız, umarız sizin için hayrlı ve aydınlatıcı bir yazı olur.
Suriyeli kardeşlerimiz geri dönmeye başladı, biz Türkler (evsahibi) açısından bu ne anlama geliyor? Kısa ve öz; üzerimizdeki koruma şemsiyesi, bereket ve hayr yapma imkanın ortadan kalktığı anlamına geliyor. Bunu açalım; bizler üzerimizde günah yükleri taşıyoruz, bu günahlarda bizde belirli sorunlara sebep olacak, neden olacak, çünkü İslam dini kıssas kuralına göre çalışıyor, iyiliğin karşılığı 10x iyilik, kötülüğün karşılığı ise sadece denginde bir kötülük. "Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür" (Şura Süresi;40). Örneğin; siz bir çocuğa bir kötülük yaptığınızda kötülüğün karşılığını siz görmüyorsunuz çünkü siz çocuk değilsiniz, sizin çocuğunuz veya torununuz o yaşa geldiğinde o, o kötülüğe o maruz kalıyor. Buna kıssasa kıssas diyoruz. Atalarımız hayatları boyunca her yaşta ve her yaştaki bir kişiye bir kötülük yaptığı içinde biz her yaşımızda bir sıkıntıyla karşılaşacağımızı varsaymalıyız.
Çözümü yokmu? Olmazmı, Rabbimiz bizi hiç korumasız bırakırmı; elbette bırakmaz. Nedir o zaman bu koruma yöntemleri; birincisi ibadetlerimiz. İnanılanın aksine ibadetlerimiz ahiret hayatı için değil, yeryüzü hayatımız için farz kılınmış. Yeryüzüne doğar doğmaz bir atasal yükle karşılaşacağız ve bunların hayatımızı allak bullak etmemesi içinde belirli ibadetler bize farz kılınmış; namaz, zekat, oruç, sadaka, kurban kesmek vs. Sadece bu kadarmı; elbette değil, kefaretler üzerindende o hesapları kapatma imkanı bizi sunulmuş. Namaz ve sadaka gibi ibadetlerimiz yaşayacağımız olayların etkisini azaltırken, kefaret gibi bir ibadet o günahı doğrudan ortadan kaldırıyor, dolayısıyla yaşayacağımız musibetler ve olumsuz olaylar tümüyle ortadan kalkıyor.
Bazılarınız merak ediyor, yeryüzünde cennet vari bir yaşam mümkünmü diye; evet, mümkün. Biz üzerimizdeki günah yükünü, kendi günahlarımız ve atasal günahlar bunları ortadan kaldırabilirsek ve ilk insan prototipinin (hz Adem) temizliğine erişebilirsek, evet, o zaman cennetvari bir yaşantıya bu dünyada kavuşabiliriz, çöldeki yahudilere nasıl gökten rızık indiyse bizede iner, İdris as nasıl canlı canlı cennete çekildiyse bizde çekilebiliriz. Kural basit; ne kadar arınırsanırsanı o kadar cennetvari bir hayata, kavgadan gürültüden hastalıklardan uzak bir hayata erişiyorsunuz, ne kadar günahlarla kirletildiyseniz o kadar hayatınız kaosa dönüşüyor.
Tüm bu bilgilerden, ibadetlerden ve kefaretten uzak, omuzlarındaki atasal yüklerden habersiz, ilim ve bilgiden yoksun insanların haline ne olacak? Rabbim cahil kullarınıda çaresiz bırakacak değil herhalde, onlarada bir çözüm yolu sunmuş; o kişi hangi yaşta bir musibete maruz kalacaksa, yani o yaşta üzerindeki hangi günah aktif olup ona bir sıkıntı yaşatacaksa Allahu Teala o yaşta o konuyla ilgili bir sevap ortamını o kişinin karşısına çıkarıyor. Örneğin; hayvanlara zulümle ilgili bir günah yükü üzerinde varsa, kader karşınıza sürekli kedi ve köpekleri karşınıza çıkarır. İsterki onlara iyilik yaparak üzerindeki hayvanlara zulümle ilgili günah yükünden kurtulsun. Hangi günahlar sizde ağırlıklıysa, o günahtan mağdur birisini kader karşınıza çıkarır ve ona iyilik yapmanızı, bu sayede kendi üzerinizdeki yükten kurtulmanızı bekler. Siz hiçbirşeye inanmasanız, hiçbirşey bilmeseniz dahi, kader üzerinizdeki yüklerden kurtulmanız için birilerini ayağınıza getirir.
Örneğin; Suriyeli kardeşlerimiz. Kadersel olarak suriyeli kardeşlerimiz neyi temsil ediyor; zulme maruz kalmak, vatan toprakları kaybetmek, sürgün edilmek, sürgünde her türlü aşağılanmaya maruz kalmak. Kader hakkında ne demiştik; üzerinizde ne tür günah yükü varsa, o acıları siz yaşamamanız için o acılara maruz kalan insanlarla yüzleştirilirsiniz. Neden yüzleştirilirsiniz? Allah istiyorki onlara iyilik yapıp kendi üzerinizdeki yükten kurtulun. Buradan çıkarılması gereken derslerden birisi, insan ne yapıyorsa kendisine yapar. Hayr ve sadakaları o hayrı yaptığı kişinin hayatını kurtaramayabilir, kendi hayatını ama kurtarır, kendisininde o duruma düşmesine engel olur.
Örneğin; neden kader bizleri 4 milyon mülteci ile yüzleştirdi? Demek bizlerin kaderinde de vatan toprağını kaybetmek, sürgün edilmek yazılıydı. Sizin anlamanız gereken, kader sizi hangi tarz hayr ve sevaplarla yüzleştiriyorsa, sizin üzerinizde o konuyla ilgili bir günah yükü var. Allahu Tealada o kadar merhametliki, üzerimizdeki o günahtan kurtulmak için o günahtan bizi arındıracak kişiyi bizzat kapımıza kadar getiriyor. Bu döngüyede geçmiştekiler hızır demiş. Hani bazıları diyor ya, ben neden atalarımın günahını çekecekmişim, bu haksızlık değilmi diyor ya, o cahil ve bilgisizler dahi ilahi düzende korunuyor, üzerlerindeki günah yüklerine inanıp inanmamalarına bakmaksızın, üzerlerinde hangi günahlar varsa o günahtan arınmaları için o günahtan mağdur birisini ayağına kadar getiriyor.
Örneğin; birisi göğüs hastalıkları uzmanı olduysa ve kader o kişiyi sürekli akçiğer ile meşkul kılıyorsa, bilinki o kişinin üzerinde akçiğer ile ilgili çok yük var, kaderde istiyorki o kişi akçiğer sorunu yaşayan insanlarla ilgilensin ve kendisi onların durumuna düşmesin. Bu insanlar bunu biliyormu, mesleğini icrat ederken veya muhtaç birisiyle karşılaştıklarından bunun altında kendileriyle ilgili bir hikmet olduğunu biliyorlarmı; bilmiyorlar, bunlar hayattan habersiz hayatı yaşıyorlar.
Bu insanları o zaman bilmedikleri bir konu hakkında hesaba çekmek ne kadar doğru? Allahu Teala insanı yarattığında iyi ve kötü olanı insana ilham ediyor. "Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir" (Şems Süresi; 1-10). İnsanoğlu yaratılırken iyilik ve kötülük kendisine yüklenmiş. Bilinçaltı dediğimiz, çocukların içgüdüsel davranış biçimleri dediğimiz olay var ya, bunun gibi iyi ve kötü olanda insana yüklenmiş. Eğitim seviyesi ve kültüre bakmaksızın iyi bir davranışı herkes iyi olarak algılıyor, kötü davranışıda kötü olarak, bunun sebebide iyilik ve kötülüğün bize yüklenmesinden.
Uzun lafın kısası, ilahi düzenin nasıl işlediğini bilmek zorunda değilsiniz, atalardan size günahların seriyat edip etmediğine inanmak zorunda da değilsiniz, ama birşeyin zorundasınız ve bundan sorumlusunuz, o da; iyilik. Kader karşınıza hangi olayı çıkarırsa çıkarsın, o olayın iyi tarafında olmak zorundasınız. İyiliği bana kimse öğretmedi, ben bilmiyordum deme şansınızda yok, çünkü iyilik ve kötülük algısı yaratılıştan herkese yüklenmiş. Kısacası; ne işi yaparsanız yapın, o işi iyi yapmak zorundasınız. Kiminle karşılaşırsanız karşılaşın o kişiye iyi davranmak zorundasınız. O iyiliği yaptığınız anda zaten o iyiliğiniz üzerinizdeki bir günaha kefaret oluyor. Siz atasal günahlardan habersiz olsanız dahi kader sizi çaresiz bırakmıyor, karşınıza o günahlarla ilgili sürekli hayr yapma fırsatlarını ayağınıza getiriyor. Siz bunu değerlendirdikçede üzerinizdeki yüklerden kurtuluyorsunuz.
Ya insanlar bunu beceremiyor, yapamıyorsa? Kader insanları üç bölüğe ayırmış; "Yer şiddetle sarsıldığında, dağlar paramparça olup, etrafa saçılan toz haline geldiğinde ve sizler de üç sınıfa ayrıldığınızda" (Vakıa Süresi; 4-7). Bunlardan birisi sağdakiler (iyi insanlar- iyilikte inançlarıyla yaşantıları örtüşen insanlar), diğeri soldakiler (kötü insanlar- kötülükte inançları ve yaşantıları örtüşen insanlar) ve üçüncüsüde araftakiler (ne iyilikte ne kötülükte inançlarıyla yaşantıları örtüşmediği insanlar). Kader ilminize, makamınıza, statünüze bakmaz, yaşantınızda sizi bir sahneden (olaylar) diğerine sürükler sonrası içinizde hisler ve düşünceler doğmasına izin verir, sonrada o düşüncelerden ve hislerden hangisini benimseyeceksiniz, hangisinin altına imza atıp ona göre hareket edeceksiniz buna bakar, buna görede geleceğinizi belirler.
İmtihan dediğimiz olayda bu, içimizde doğan duygu ve düşüncelerin hangisini benimseyip hareket edeceğiz. "O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır" (Mülk Süresi; 2).
Buradaki püf noktayı anladınızmı; Allahu Teala sizi yeryüzündeki ilim seviyenizle, makamınız veya yaşantınızla imtihan etmiyor, gökte size ilham ettiği iyilikle imtihan ediyor. Yaratılışta size ilham edilen iyiliği yeryüzünde ne kadar muhafaza edebildiniz ve açığa çıkarabildiniz kader sizi bununla imtihan ediyor. Çağ, ilim, kültür bakmaksızın herkesin ortak noktası neyse, o da içgüdüsel ilham, herkes bununla imtihan ediliyor. Eğer imtihanınız gökte belirlenen kriter üzerine değilde, yeryüzünde belirlenen kriterler üzerine olsaydı, her çağın her kültürün kriteri ayrı olduğu için yeryüzü imtihanında haksızlıklar ortaya çıkardı.
Böyle birşeyin olmaması içinde Allah bizi en temel içgüdüsel dürtü üzerinden imtihan ediyor, o da iyilik. İçimizde doğan o iyilik dürtüsünü benimseyen ve bunu yeryüzünde açığa çıkaranlarda işte bunlar sağdakiler oluyor. İyilik dürtüsünü değilde, içinde doğan kötülük dürtüsüne sahiplenen bunlarda kaybeden, soldakiler oluyor. Birde arafta olanlar var, bu tayfa kalpleri ve nefisler iyilik ve kötülükte eşgüdümlü hareket etmeyenler. Örneğin; bunlar sabah akşam iyilikten bahseder, ama nefsi tercihe geldiğinde sürekli olayların yanlış tarafında yer alır. Dolayısıyla bunlarda kaybeden sınıfına giriyor.
O zaman gelelim sorumuza, suriyeli kardeşlerimizin bu topraklardan ayrılması biz Türkler için neyi ifade ediyor? Bu soruyu bu üç gurup üzerinden değerlendirelim; sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere. "Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere" (Vakıa Süresi; 8). Sağdakiler Suriyeli kardeşlerimizi büyük bir sevap kaynağı bildi ve sevap anlamında Suriyeli kardeşlerimizin etinden sütünden faydalandı. Ensar- Muhacir bilinciyle hareket ettiler ve Allahı hoşnut eden büyük bir misafirperverlik sergilediler. Bunlar kendileri ihtiyaç sahibi olsa dahi Suriyeli kardeşlerimize verilenlerden rahatsızlık duymadılar. "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir" (Haşr Süresi; 9).
İşte kazananlar, yakın gelecekte savaş dahil o zorlu süreçte kurtuluşa erecek olan bunlar. "İyiliğin karşılığı, iyilikten başka bir şey olabilir mi?" (Rahman Süresi; 60).
2. Bölümde devamı gelecek....