synergy kendiyas bölüm 4- ölülerle konuşmak mümkünmü?
4. Bölüm
Uyanık halimizde ölülerle konuşmak imkansız ise, o zaman ruh çağırma seansları cinni mi? Aynen. Çağırdığınız varlıklar bir cin. Bunu yapanlara ne demek gerekiyor; cehalet arkadaşlar, bu insanlar kendilerini ne tür bataklığın içine sürüklediğini maalesef bilmiyor. Burada sıkıntı sadece bir cinni size bulaştırmak değil, burada büyük bir şirk söz konusu. "Hani Rabbin meleklere demişti: 'Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım" " Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde hemen ona secde ederek (yere) kapanın" (Hicr Süresi; 28-29). Bu Ayet bizlere herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde, ruhların Allahtan geldiğini anlatıyor. Allahu Teala insanı balçıktan yarattıktan sonrası, o canlıya kendisinden birşey bahşediyor, bahşettiği şeyede ruh diyor. Ruh nedir diye soruyorsanız; bunun tanımını Rabbimiz yapmış, ruh benim bir parçam demiş.
Ruh, İslami bir kavram ve bunu ilk Rabbimiz kullanmış, gökte bu hadise yaşanırken, yani ruh Allahın kendisine patentlediği bir isim, dolayısıyla o kavramı anlamı dışında, yani farklı alanlarda farklı konularda kullanamazsınız.
Örneğin; ruh çağırıyorum dediğinizde Allahı çağırıyorum demiş oluyorsunuz, ruhla konuşuyorum dediğinizde Allahla konuşuyorum demiş oluyorsunuz, o ruhla dalga geçtiğinizde Allahla dalga geçmiş oluyorsunuz. Ruh hastası dediğinizde Allahın hasta olduğunu ima etmiş oluyorsunuz. Ruhsuz dediğinizde Allahın insanlara bir ruh bahşetmediğini ima etmiş oluyorsunuz. Kötü ruhlar dediğiniz zamanda Allahın kötü olduğunu ima etmiş oluyorsunuz. Bunlarda şirke giriyor. İnsanların ruh kavramını ne kadar bilinçsiz ve şirke götürecek boyutta kullandığını görüyorsunuz değilmi? Ruh hastalıkları kavramı bile tıp literatüründen kaldırılmalı, çünkü ruhlar hastalanmaz, nefis hastalanır, çünkü imtihanda olan ruh değil, nefis. Toplum olarak nasıl bu hale düştük; cehalet, ruhun ne olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyoruz.
Not: uzaylılar, reptilyanlar, kötü ruhlar, düşen veya yardım eden melekler inançları, tüm bunların arkasında cinler var. İnsanlar cinlerden uzak durmaları gerektiğini bililyor, cinlerde insanların bunu bildiğini biliyor, kendi kimlikleri altında insanlara yaklaşamayacakları içinde farklı kimlikler altında insana yaklaşıyor ve kandırıyorlar. Siz lütfen o kanan ahmaklardan olmayın. Birisi ruhtan, uzaylıdan, düşen veya insana yardım eden meleklerden bahsediyorsa bilinki cinlerden bahsediyor.
Şimdi; ilk önce ruhların konuşmadığını çok iyi bilmeniz gerekiyor. Neden konuşmaz; çünkü ruhlar bu imtihan aleminin bir parçası değil, dolayısıyla onların bir amel defteri yok, amel defteri olmayanında konuşma hakkı olmaz. Ruhlar konuşmaz dediğimizde, bunun altında nedenler var; en basiti amel defteri yok, en basiti ruhlar levh-i mahfuz tarafından rızıklandırılmaz, rızıklandırılmaya ihtiyaç duymaz. Neden rızıka ihtiyaç duymaz; çünkü Allahın bir parçası. Rızık dağıtımın dışında olan biriside canlılarla iletişime geçmez. Örneğin; bir ruh sizinle iletişime geçseydi, sizin rızkınızda o gün o kelimeleri işitmek olacaktı. Ruhlar rızık dağıtımın dışında olursa ama, o zaman o ruhların canlılarla iletişime geçme olanağıda kapanıyor.
Bu olayın birde rızık boyutu var, o zaman? Aynen. İmtihanda olmayan değil, imtihanda olan kişi rızıklandırılır, burada imtihanda olanda nefisler. Her nefis için levh-i mahfuzda iki sayfa var, birisi canlılar diyarı için, diğeri ise ölüler diyarındaki rızkı için. Kişi öldüğü zamanda canlılar diyarındaki sayfası kapanıyor ve kişinin rızkı ölüler diyarındaki rızkına bağlanıyor. Bir kişinin canlılar diyarındaki rızkı kapandığı zamanda, hiçbir şekilde, Allah dilemediği takdirde tabiiki, o canlı tekrar canlılar diyarından nasiplenemez, bırakın birisine bir mesaj iletmeyi, canlılar diyarından bir oksiyen molekülü dahi nüfus edemez.
Ölüm sonrası amel defterleri açık kalmıyormu? Evet kalıyor, ama kişiye yeni bir amel nasip edilmiyor. Bunu biraz açalım; kişinin rızkını levh-i mahfuz belirliyor, kişinin o rızka verdiği tepkiyide amel defteriniz yazıyor. Bu ikisi birbirinden bağımsız birer oluşum. Birisi gökte diğeri ise yeryüzünde, sağ ve sol olmak üzere sizin omuzlarınızda. Birisi gökte sizin günlük rızkınızı hesaplayıp indiriyor, diğeri ise o rızka verdiğiniz tepkiyi kayıt altına alıyor. Örneğin; bir ölü sizinle konuşamaz, çünkü konuşmak rızka girer, rızkıda amel defteriniz değil levh-i mahfuz hesaplıyor, levh-i mahfuzda ölen bir kişinin rızkını öldüğü an kapatıyor. Yani, ölen birisinin halen yeryüzünde rızıklandırılıyor olması, örneğin halen canlılarla iletişime geçiyor olması ilahi düzene aykırı.
O zaman ölüm sonrası amel defterlerimizin açık kalmasının sebebi ne? Yeryüzünde işlediğiniz ameller başkalarını etkiliyor, etkilediği müddette size bunun hesabı yazılması gerekiyor. O amel defterlerin ölüm sonrası açık kalmasının nedeni bu, her eyleminizle yeryüzüne yatırım yapıyorsunuz, o yatırımın canlılar üzerindeki etkiside kayıt altına alınıyor. Bıraktığınız o eser kaç yüz yıl veya kaç nesil canlıları etkileyecekse o kadar amel defteriniz açık kalıyor ve sebep olduğunuz şeyler size yazılmaya devam ediliyor. Açık kalması ama, size yeni amellerin nasip olacağı anlamına gelmiyor. Neden; çünkü yeni amelleri levh-i mahfuz hesaplıyor, levh-i mahfuzda siz öldüğünüzde size yeni ameller hesaplamayı kesiyor, canlılar diyarı ile ilgili hesabınızı kapatıyor.
O yüzden Rabbimiz israrla bu hayatı değerlendirin, çünkü ölüm sonrası geri dönüp yeni ameller işleme şansınız yok diyor. "Sizden birine ölüm gelip de: “Rabbim! Ne olurdu ecelimi biraz daha erteleseydin de sadaka verip iyi kullardan olsaydım!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın" (Münafikun Süresi; 10).
Bazı insanlar hergün ölüleri rüyalarında görüyor, öyle veya böyle istisnalar olamazmı? Öyle anlaşılıyorki siz kural nedir bunu bilmiyorsunuz. Zaten yasaları takmamanızdan, her yerde size torpil yapılmasını beklemenizden kurallarla ilgili inancınız ortada. Bakınız, yaşadığınız süre içinde kuralları takmayabilirsiniz, insanın işlettiği bu düzende her türlü torpilide kendinize hak görebilirsiniz, ölüp Allahın işlettiği düzene adım attığınızda ama kuralları takmama gibi bir şansınız yok. Peygamber, şehit, evliya veya sıradan bir vatandaş farketmez, herkes o kurallar önünde eşit ve o kurallara tabii olmak zorunda, kuralda diyorki ölüler ile canlılar iletişime geçemez. Nokta. Evliya, şıh veya zat dediğiniz kişiler son bin yıldır sürekli birilerinin rüyalarına giriyorsa, bilinki bu cinni.
Peygamberler bile ümmetlerini geride bırakmak zorunda kaldı. Yücelttiğiniz o insanlar ama cemaat ve tarikatlarını geride bırakmıyor, ölüm sonrası dahi onları bilgi ve kerametle beslemeye devam ediyorsa, bilinki bu işte bir cinnilik var. Bilinki o cemaat ve tarikatın arkasındaki üst akıl cinler, o cemaati diri ve sağlam tutmak için kerametle besleyende, rüyalarda o zat sıfatında görünende onlar.
Bu adam iyi bir insan, iyi şeylere vesile oluyor, bu adamın iyi olup synergy kendiyas adı altında baatıl bir uygulamayı piyasaya sürmesini nereye oturtmalıyız? Bazen iyi insanlar kapasitelerini aşan işlere girebiliyor arkadaşlar, burada da söz konusu olan bu. Sizin bilmeniz gereken bir musallat kişiye öylesine inmez, o kişi mutlaka yaşantısıyla, dualarıyla, niyetleriyle o kapıları aralamış olması gerekiyor. Musallat birisine inebilmesi için o musallatın o kişide bir karşılığı olması gerekiyor. O ortak nokta üzerinden de kader o musallatın o kişiye o oyunu oynamasına müsaade ediyor. Örneğin; gelecekle ilgili merakınız vardır, fal ve tarot gibi şeylere merakınız vardır, ilgi alanınız Allahın tasvip etmediği şeylerdir, bu durumda kader o konuda maharetli bir musallatı size indirip sizi o konuda uygulayıcı konumuna getirebilir.
Madem çok istedin, bul belanı diyebilir. Biz bu kişinin ne duaları ettiğini, ne tür alanlara ilgi gösterdiğini bilmiyoruz, bu işin sonunda ama ölüleri konuşturma iddiası varsa, bilinki bu adam Allahın tasvip etmediği şeylerle uğraşmış, ceza olarakta büyük bir musallat buna inmiş.
Birisinin iyi birisi olup olmadığını nasıl anlarız? Kaderin ona nasip ettiği şeylerden anlarsınız. İnsan insanı yanıltabilir, ama kader insanı yanıltmaz. İyi birisine kader iyi ameller nasip eder, kötü birisinede kötü ameller. İyi birisini kötülüklerden uzak tutar, kötü birisinide iyiliklerden uzak tutar. Birisinin iyi veya kötü birisi olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, kaderin ona günlük hayatında nasip ettiklerine ve bu hayatta miras olarak neleri geride bıraktığına bakın, oradan onun ne mal olduğunu net anlarsınız. Birisi hem iyilik yapıyor, hem ölüleri konuşturabildiğine inanıyorsa onu nereye oturtmalıyız; onu arafa oturtmalısınız. Bunlardan bu hayatta ne perhiz ne de lahana turşusu oluyor.
Kısacası, burada büyük bir musallat söz konusu, o musallatta bu adamı büyük bir bataklığa sürüklemiş. Şuanki laylaylom durumda sizi yanıltmasın, her musallatta olduğu gibi, bu da sonunda büyük bir çöküşle yüzleşir. Bu insanlar nasıl bu işlere kanabiliyor? Cehalet. Bu tür musallatlar eşleşebildikleri bedenlere iner, kandırmak içinde kişinin cehaletini kullanırlar. Bu adamda cahil birisi. Zaten kendiside itiraf ediyor, bilgilerimi üstadımdan (kendiyas adındaki bir cin) alıyorum diyor. İlginç olanı o cinnin burada synergy kelimesini kullanması. Sinerji kelimesi güçleri birleştirme anlamına geliyor, yani bu cin baştan itibaren insanları kendisine bağlamak için yola çıkmış.
5. Bölümde devamı gelecek...