• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler............     
"Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir" (Mücadele Süresi; 58).


 




kefaret oruçları ve 10 gün
örtünme vs temiz kalp
gıybet ve kurtcuklar
sihir ve örümcekler

kefaretle ilgili sık sorulan sorular bölüm 1


Kefaret nedir? Bir arınmadır.

Neyin arınması? Günahlarımızın.

Hangi günahlarımızın? Sizin veya atalarınızdan size seriyat eden günahların. O an hangisi için kefarete niyetleniyorsanız o günahtan arınıyorsunuz.

Sadaka ile arınma şansımız varmı, bir çoğumuz ömürlerini sadaka vererek geçirdi? Hayır, arınma şansınız yok. Arınma dediğimiz hadise bir günahtan kurtulmak. Bir günahın omuzunuzdan dökülmesi içinde ortada ilk önce o günahla ilgili bir bilinç olması gerekiyor, sonrası üzüntü, sonrası pişmanlık, sonrası o günahı tekrar işlememe sözü, sonrası tövbe. Sadaka verdiğiniz zamanda tüm bu duyguları ve bilinci yaşamıyorsunuz. En basiti, sadaka verirken yıllardır borcunu ertelediği birisinin sergilediği mahcubiyeti, pişmanlığı, üzüntüyü, o boyun büküklüğünü yaşamıyorsunuz, tam aksi ego zirve yapmış, bir üstünlük edası ile hayrı yapıyor, üstüne o sadakanıza karşılık Allahtan bir hayr bekliyorsunuz. Sadaka ile kefaret arasındaki fark, birisi borcunu ödemek için verir, diğeri ise hayr kapmak için.

Birisi kendisini kurtarmaya çalışır, diğeri ise dünyayı kurtardığını zanneder. Sadakaya öyle veya böyle nefis bulaşıyor, bu da kendi başına o sadakanın kefaret olarak kabul edilmemesi için yeterli bir neden oluyor.

Sadaka ve kefarete insanlar zıt duygular ve niyetler içinde yaklaşır, çok zıt yönlerden yaklaştığı içinde, birisinin doğurduğu sonuç diğeri ile aynı olmuyor. Örneğin; kefaret yapan kişi ilk önce o günahın varlığını öğreniyor, sonrası pişmanlık duyuyor, sonrası tövbe ediyor, sonrası kefaret sürecine giriyor ve tüm bunları veren el edasında, bir üstünlük edasında değil, yıllardır geciktirdiği bir borcu ödememe mahcubiyeti içinde yapıyor. Bir borçlu edasında olaya yaklaşıyor, borcumu kapatırsam belki hayatım bana iade edilir derdinde oluyor. Günahtan arınma ile ilgili tüm duyguları yaşadığı ve olaya doğru yaklaşımı sergilediği içinde Allah o kişinin kefaretini günahlarına kefaret olarak kabul ediyor.


Sadaka ne yapıyor, o zaman? Sadakalar yaşayacağınız musibetleri hafifletir, daha az hasarla çıkmanıza sebep olur. Sadakalarınızın karşılığını günlük hayatınızda öyle veya böyle alırsınız, çünkü yapılan iyilikler Allah nezdinde karşılıksız bırakılmıyor. "Sabret! Kuşkusuz Allah, iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz" (Hud Süresi; 115). İyilikler asla zayi olmuyor, mutlaka karşılığını buluyor. Kefaret ile sadaka arasındaki fark nedir diye soruyorsanız; sadaka olay anında sizi korur, kefaret ise o olayı tümüyle yaşamanıza engel olur. Sadaka yeryüzündeki olaylara müdahale eder, kefaret ise levh-i mahfuza müdahale eder. Yaşayacağınız kaza ve musibetleri ana kitaptan siler. Bu mümkünmü; mümkün. "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır" (Ra'd Süresi; 39).

Matematik basit; Levhi-i mahfuz amellerimize göre rızkımızı belirliyor, bu hesapta da günahlarımız kötü rızıkların hesaplanmasına, sevaplarımızda güzel rızıkların hesaplanıp kaderimize yazılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla günahlarımızı yeryüzünde siler, ortadan kaldırırsak, o günahlardan ötürü levh-i mahfuzda hesaplanıp kağıda dökülen kaz ve musibetleride silmiş, ortadan kaldırmış oluyoruz.

Kefareti yaptığımızda o günahtan tümüylemi arınıyoruz? Evet, tümüyle arınıyoruz. Tek sıkıntı, kime ne kadar borçlu olduğunuzu bilmiyorsunuz, yani o borçtan kurtulmak için ne kadar kefaret yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Çözüm? Elimizde güvenilir bir veri kaynağı var, o da sıkıntının kendisi. Sıkıntı ve borç bunlar birbirine paralel hareket eder, borç çoğaldıkça sıkıntı çoğalır, azaldıkçada sıkıntınız azalır. Sıkıntınıza bakın, buradan ne kadar borç kaldığını anlarsınız. Sıkıntınız tümüyle yok oluncaya kadarda kefaretlere devam edin. Günahtan bahsettiğimizde omuzunuzdaki bir borçtan, hakkını yediğiniz insanlara olan borcunuzdan bahsediyoruz. Kefaretlede bu borçları peyder pey kapatmaya çalışıyorsunuz.

Kime ne kadar borçlu olduğumuzu bilmediğimiz içinde, kefaretlere bir yerden başlıyor, sıkıntılar gidinceye kadarda devam ediyoruz.


O zaman süreç, günaha göre değişebilir. Aynen. Ne kadar büyük bir sıkıntınıza niyet ediyorsanız, süreç o kadar uzayabilir. Örneğin; çocuğunuz olmuyor ve bunun için kefaret yapmak istiyorsunuz. Şimdi; çocuktan mahrum bırakılıyorsanız, demek çocuk sevgisini hak etmeme günahı üzerinizde var, soyunuz kesilecek, demek üzerinizde soyunuzun devam etmemesiyle ilgili bir lanet var, 9 ay boyunca çocuğu bacaklarınız taşıyacak, demek o bacaklarda bir çocuğu taşımama cezası var, çocuğunuz sakat veya sorunlu doğacak, demek sakat bir çocuğu bir ömür bakmakla ilgili bir günah var, rahiminize bir canlıyı ağırlamak nasip olmuyor, demek rahiminiz üzerinde çok günah var, sütünüzlede bir çocuğu beslemek nasip olmuyorsa, demek haramla ilgili üzerinizde günahlar var.

Ne yaptık şimdi; sorunun yumurtalığınızda olmadığını, boş yere tüp bebek peşinde koştuğunuzu, sorunun rahimde olduğunu, bacaklarda olduğunu, göğüste olduğunu, kalbinizde olduğunu, soyununuzda olduğunu tespit etmiş olduk.


O zaman çocuk elde etmek için ilk önce ne yapmalıyız? Onca farklı günahı üzerimizden kaldırmalıyız. Bakınız, hak edilen bir nimeti Allah o kişiden esirgemez. Eğer bir nimet size inmiyorsa bilinki hak etmiyorsunuz, bilinki o konuyla ilgili siciliniz kabarık. Biz bir nimete baktığımızda o nimeti görüyoruz, Allah baktığında ise o nimetten nemalanacak kişileri görüyor, o nimetin sebep olacağı şeyleri görüyor. Mesela dede ve neneyi görüyor, onlar torun sevgisini hakediyormu buna bakıyor, sizin rahiminize, sütünüze ve kazancınıza bakıyor. Tüm bunlardan sıfır çektiğiniz zamanda, o nimet size bahşedilmiyor. Allah, atalarına ben o nimeti verdim ama onlar o nimeti çok suusitimal etti, bu sülale bu nimeti hak etmiyor diyor ve o ailenin elinden o nimeti alıyor.

O nimeti tekrar elde etmek için ne yapmanız lazım, o zaman? Atalarınızın yanlışlarını telafi etmeniz lazım. Nasıl? Kefaret ve yaşantınızla. İlk önce yaşantınızla o rızkı hak ettiğinizi, atalarınız gibi olmadığınızı Allaha kanıtlayacaksınız.

Örneğin; çocuğunuz olmuyorsa, kardeşlerinizin komşularınızın çocuklarına bakacak, bol çocuk sevgisi göstereceksiniz. Sonrası kefaretlede o süreci destekleyeceksiniz. Yaşantı ile kefaret bir arada gider, arzu ettiğiniz nimetle yaşantınız mutlaka örtüşmesi gerekiyor. Kefareti yaşantınızla desteklemediğiniz müddet kefaretiniz kendi başına bir yere kadar sizi götürür, sonrası sizi bırakır, nihai hedefe kadar sizi taşımaz. Tüm bu süreç ne kadar sürer; bu, niyetlendiğiniz konuya bağlı. Kefaretini yaptığınız sıkıntı veya nimet ne kadar büyük ne kadar kişinin hayatını etkileyecekse, kefaretiniz o kadar uzun sürer. Ufak sıkıntılar daha hızlı kefaretle çözülür, büyük rızıklar ama daha uzun kefaret gerektirir.


Uzun kavramını açarmısınız? Kefaret sürecini kendi mağduriyet pencerenizden okursanız, süreci yanlış yönetirsiniz, arınma sürecini mağdur ettiğiniz insanların gözünden okuyun. Örneğin bir ömür birisini mağdur ettiğinizi, o kişiye olan borcunuzuda bir kaç aylık kefaretle kapattığınızı varsayın, bu durumda mağdur edilen kişi isyan etmezmi? Eder; ben bir ömür çektim, o iki ayda kurtuldu, bu nasıl adalet diye isyan eder. Böyle isyanların önüne geçmek içinde Rabbimiz kurallarını baştan koymuş, herşey dengine göre karşılık bulacak demiş. Biz buna İslamın kıssas kuralı diyoruz; birisine ne yaşatıyorsanız sizde denginde cezalandırılıyorsunuz. "Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez." (Şura Süresi; 40).

Örneğin; bazı insanlara öyle mağduriyetler yaşatmışızki o mağduriyet bir ömür sürmüş, örneğin mirasta mağdur edilmek veya bir ömür eşi tarafından zulme maruz kalmak. Üzerinizdeki bu ömürlük mağduriyet borçlarınıda bir aylık kefaretle kapanmasını beklemeyin.


O zaman bir ömür kefaretmi yapmak zorundayız? Hayır, iyiliğin güzel tarafı bu, siz iyilik yaptığınızda Allah onu onla çarpıyor, on misli olarak size veriyor. "Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez" (En'am Süresi; 160). Siz bir kaç yıl samimi çaba gösterin, Rabbimiz onu onla çarpar ve siz bir anda 10-20 yıl kefaret yapmış gibi olursunuz. Sonrası Rabbimizin merhameti devreye girer, o da hesabın geri kalanını kapatır. Burada önemli olan; mağdur ettiğiniz kişiler ve Allah, daha iyi bir insan olmak için samimi bir çabayı, o günahtan ötürü duyduğunuz pişmanlığı, hatalarınızı düzeltmeye yönelik bir gayreti sizde görmesi gerekiyor. Bunları mağdur görürse, o zaman o samimi çaba ve pişmanlığınızın hatırına sizi bağışlayabilir. Allah görürse, o zaman bu kulum merhametimi hak ediyor deyip hesabınızı tümüyle kapatabilir.

Kişi bizi bağışlamıyorsada, biz yine arınabilirmiyiz? Kesinlikle arınabiliriz. Arınmanın güzel tarafı bu, arınma başkalarına bağlı olan birşey değil, tümüyle kendinize bağlı birşey. En basiti atasal günahlar için yaptığınız kefaretler; siz hangi atanın kime ne yaptığını kimi mağdur ettiğini biliyormusunuz? Bilmiyorsunuz. Mağdur edilenden merhamet diliyormusunuz? Dilemiyorsunuz. Atasal yüklerle ilgili kefaret yaptığımızda biz ne mağdurları biliyoruz ne işlenen günahın içeriğini ne de affedilmek için onların onayını arıyoruz, biz doğrudan Allaha yöneliyor, sonrada Rabbimizin o kefareti kabul edip mağdura ve onun nesline diyet olarak ulaştırmasını ümid ediyoruz. Bu şekilde kabul olunuyormu? Oluyor. Bunu nereden biliyoruz; birincisi tecrübeden, bu şekilde kefaret yapanlar sıkıntılarından kurtuluyor ve ikincisi bunu Ayetlerden biliyoruz.

Birisine bir yanlış yaptığımızda, mağdurdan bağımsız bizim yapmamız gerekeni, ödememiz gereken diyeti Rabbimiz Ayetler üzerinden bize aktarmış, fakirleri doyurmak veya oruç tutmak, bunu uygulayanda o yükten kurtuluyor. Ne kadar kurtuluyor? Tövbesindeki samimiyeti kadar.

Eğer bağışlanma mağdurlara bağlı olsaydı, o zaman bizlerin mesela atasal yüklerden kurtulma şansı olmazdı. O kişiler öldüğü veya atalar kimleri mağdur etti bu belirsiz olduğu için, onlarla helalleşme şansımız olmaz, bu da arkadan gelen nesillere yani bizlere çok büyük bir haksızlık olurdu. O yüzden, arınma gibi çok önemli süreçler başkalarından bağımsız gerçekleşir. Eğer arınmamız başkalarına bağlı olsaydı, onun ölümüyle arınma kapılarımızda kapanırdı, atasal günahlarda mağdurların kim olduğunu bilmediğimiz için atasal günahları kapatma şansımız olmazdı, aileleriyle yüzleştiğimiz zamanda onların kin ve nefret duyguları ile, yani şeytanları ile muhatap olur, onlarda kabul edilemez şartlar ve muameleyi biz gösterir, arınma çabamız imkansız hale gelirdi.

O yüzden Rabbimiz arınmayı insanların arzu ve taleplerine değil, kendi taleplerine bağlı kılmış. O yüzden Rabbimiz Ayetlerinde insanların merhametinden değil, kendi merhametinden bahseder, insanların merhametine değil, kendi merhametine sığınmamızı ister.


Birisi bizi bağışlamazsa, o hakkı onun onayı olmadan nasıl kapatabiliyoruz? Allah üzerinden kapatıyoruz. O kişinin onayı olmadan bu nasıl mümkün oluyor? Gerçek sahip Allah olduğu için mümkün oluyor. O kişinin canı, malı ve mülkü, bedeni herşey Allaha ait, o sadece o emanetlere sahiplenen birisi. Biz malın gerçek sahibi ile temasa geçiyor, durumumuzu aktarıyor ve onun kabul ettiği diyetleri ödüyoruz, fakirleri doyurmak ve oruç tutmak, bu samimi çaba ve niyetimiz oranda da Rabbimiz bizleri bağışlıyor. O yüzden Rabbimiz ben dilediğimi bağışlarım diyor. Bunu derkende şundan onay alırım, şunun onayı olmazsa bağışlamam demiyor. "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir" (Fetih Süresi; 14).

Bu mağdura haksızlık değil, arkasından bir iş yürütülmesi? Değil, çünkü malın asıl sahibi o değilki. Herşey Allaha ait, çocuklarınız dahil. Siz malın sahibinden daha fazla o mal üzerinde hak sahibi olamazsınız. Size bir emanet veriliyor ve siz o emaneti zarara uğratıyorsanız, o emanet kendinize aitmiş gibi davranma yerine, bu mal bana ait değil sahibi Allah, benden değil ondan af dilemeniz, ona diyet ödemeniz gerekiyor deyip kendinizi olabildiği kadar olayın dışında tutmanız gerekiyor. Buradan da insanların kendilerine verilen emanetlere ne kadar çok sahiplendiklerini siz çıkarın. Size verilen bir emanete zarar geldiğinde siz insanları Allaha yönlendirin, çünkü o malın sahibi Allah.

Siz mağdur edeni Allaha yönlendirdiğinizde Allah bunun altında haşa kalırmı; kalmaz. Allahta mağdur edeni size geri gönderir. O kulum bu emanete güzel sahip çıktı, yıllarca baktı ve besledi, git ilk önce onun rızasını al der.

Siz alçak gönüllülük gösterip mağdur edeni Allaha yönlendirdiğinizde, Allah o alçakgönüllülüğün altında kalmaz, ikrama ikramla cevap verir.
"Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir" (Nisa Süresi; 92). Ne yapıyor Rabbimiz burada, mağdur edeni mağdura yönlendiriyor, ondan af dile, bağışlamazsa ona diyet öde diyor. Bir çok olayda da zaten bu böyle gerçekleşiyor.

Örneğin; haberlerde duymuşsunuzdur, birisi kazara birisini öldürüyor, sonrası o kişi tutuklanıyor, ama sonrası davacılar şikayetten vazgeçiyor, çünkü kazaya sebep olan kişi avukatları üzerinden kendilerine bir diyet ödüyor, bir daire bir miktar para vs. Doğal süreç ve olması gerekende bu.

Fakat, ilahi düzen sadece olması gereken davranış biçimleri için yasalar indirmez, anormal durumlar içinde indirir, mesela kişi bağışlamıyor ve diyeti kabul etmiyorsa, ne olacak? Herkes doğal değil, herkes makul değil. Karşı taraf affetmeyi kabul etmiyorsa, makul olmayan taleplerde bulunuyorsa, bu durumda ne olmalı? İşte bu durumada Rabbimiz Ayetin devamında bir açıklık getiriyor, kişi sizi bağışlamıyorsa, diyet ödeme imkanınızda yoksa, o zaman bana sığının, benim kabul edebileceğim bir diyeti ödeyin, bu durumda oruç, ve unutmayın hakim olan benim, ben kararımı verdiğim zamanda bu herkesi bağlar, herkes bunu kabullenmek zorunda diyor. Gördüğünüz gibi, Allah bizleri insanların o kötü ve art niyetli ellerine, kalplerine, nefislerine bırakmamış, bilhassa arınma gibi, sonsuz saadetimizi etkileyen bir konuda.

Nisa Süresi 92. Ayeti Kerime ilede konuyu çok güzel özetlemiş; kişiden af dile, affı kabul etmezse diyet öde, diyet ödeme şansın yoksa Allaha sığın ve Allahın kabul edeceği bir diyet öde ve unutma, burada hakim olan Allah, Allahın kararıda herkesi bağlar diyor.


Arınma ile ilgili süreç ve sonuç tümüyle Allaha bağlı o zaman? Kesinlikle. Kefaret üzerinde elde ettiğimiz tecrübe ve verilerde de biz bunu gördük, arınmanıza Allahı ortak etmezseniz bu sürecin altından kendi başınıza kalkamıyorsunuz. Neden? Atalarımız birilerini mağdur ettiklerinde, o mağduriyet o kişilerde bir ömür sürmüş. Yani atalarımız bizlere onlarca ömürlük mağduriyeti miras olarak bırakmış. Bu detay niye önemli; bizde bir ömür var, omuzlarımızdaki borçlar ise onlarca ömrü kapsıyor. 7 ata anne tarafından, 7 ata baba tarafından, toplam 14 ata, bunların her biride hayatlarında 2 kişiye bir ömür zulmetse, alın size toplam 32 ömürlük borç. Üzerimizdeki borçlarla ilgili yaşadığımız çıkmaz bu; bizler bir ömrün kendi başına kapatamayacağı yüklere sahibiz. Ne olacak o zaman? O borçlar çocuklarımıza ve torunlarımıza seriyat edecek. Üzerimizde bir çok ömrün mağduriyeti olduğu için, kaderde bizden o kadar ömrü mağdur etmek isteyecek.

Varmı bunun çözümü; sülalenizi bu arınma sürecine dahil edebilirsiniz, aileden ne kadar ömür bu işe kendisini adarsa, o kadar ömürlerin borcu kapanır.


Ailenin diğer fertleri bu hayrlı işe yanaşmıyor, bunda nasibi yok diyelim, bu durumda ne yapmalıyız? Allaha sığınmalıyız. O yüzden kefaret sürecine mutlaka Allahı dahil etmeniz gerekiyor. Eyyub as bile kendi başına o yükün altından kalkamadı, sabret sabretti ama yinede sıkıntısı bir türlü son bulmak bilmedi ve sonunda o da o meşhur duasını yapıp Allahın merhametine sığınmak zorunda kaldı. "Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti" (Enbiya Süresi; 83). Allahın merhameti olmadan arınma şansınız yok. Allaha sığınmadan Allahla eşgüdümlü hareket etmeden, sadece kendinize güvenerek arınma yoluna çıkarsanız bilinki bu işin altından kalkamayacaksınız. Peygamberle kalkamamış, siz zaten kalkamayacaksınız.

2. Bölümde devamı gelecek..








hz muhammed
hz isa
sadaka
nasuh tövbesi
kelimelerden türemiş hurafeler
yapay zeka ve şeytanlar