kefaretle ilgili sık sorulan sorular bölüm 3
Bölüm 3
Günahlarımız bizi nasıl etkiliyor? Günahlarımız bizleri rehin alıyor. Hangi uzuvla, organla günah işliyorsanız, kimin hangi malına, hangi beden parçacığına zarar verdiyseniz, o parçacıkların tümü sizde de rehin alınıyor. Sizde yoksa, sizden sonraki nesilleriniz o nimetleri elde ettiğinde, o nimetlere el konuluyor. O yüzden Rabbimiz, insan kazandığı şeyin rehinidir diyor; "Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir" (Müddessir Süresi; 38).
Bu rehin alma nasıl gerçekleşiyor? Birisinin hakkını yediğinizde Allah kişiye hakkını iade etmenizi bekliyor. Etmediğiniz zaman, aleyhinize bir kamu davası açılıyor ve rızkınızı hesaplayan levh-i mahfuz alacaklılar adına verdiğiniz zarar kadar üzerinize bir haciz koyuyor. Neye haciz konulacağını nasıl belirliyor? Kıssas kuralına göre belirliyor; "Bir kötülüğün karşılığı, onun denginde kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez" (Şura Süresi; 40). Siz başkasında ne tür bir hasara sebep olduysanız, hangi malına veya beden parçasına zarar verdiyseniz o mal ve beden parçacığı sizde rehin alınıyor. Rehin alındıktan sonrası ne oluyor? O borcu gönüllü kapatmanız için levh-i mahfuz size uyarı mektupları gönderiyor, o konuyla ilgili kaza, kavga veya gürültü, olumsuz birşey yaşatıyor.
Bu noktayı anlamanız çok önemli, üzerinizdeki borç zorla sizden tahsil edilmeden öncesi siz uyarılıyorsunuz. Yeryüzündeki kurumlar bir borcu sizden zorla tahsil etmeden öncesi sizi nasıl uyarıyor, size tebligatlar gönderiyorsa, levh-i mahfuzda sizi uyarıyor? Nasıl uyarıyor? Levh-i mahfuz günlük rızkımızı belirlediği için, günlük rızkınız üzerinden bizi uyarıyor. Örneğin; hangi konuda haciz gelecekse, o mal ile ilgili ufak bir kaza yaşıyorsunuz, o konuyla ilgili bir kavga gürültü yaşıyorsunuz, bazende o konuyla ilgili vesveseler alıyorsunuz. Örneğin; bir konu hakkında sürekli endişe içerikli duygular alıyorsanız, uyarıldığınızı biliniz. Allah kullarına bir mesaj iletmek istediğinde, hayrlı mesajlar için hayrlı kullarını kullanır, şer içerikli mesajlar için kötü kullarını.
Levh-i mahfuz sizin rızkınızı hesaplarken cinlerin rızkınıda hesaplıyor, dolayısıyla size inen bazı rızıkları onların üzerinden size ulaştırabilir. Bu uyarıları görmezden geldiğinizde ne oluyor? İnfaz süreci başlıyor. O borç zorla sizden tahsil ediliyor. Nasıl ediliyor? Rehin alınan eşya üzerine musibetler peyderpey inerek. Örneğin; kolunuz rehin alındıysa kolunuza bir musibet iniyor, böbrekleriniz rehin alındıysa böbreklere iniyor, çocuklarınız rehinse çocuklarınıza vs.
İnfaz süreci ne kadar sürüyor? Kişiye yaşattığınız mağduriyet kadar. Çoğu zaman bir ömür.
Kefaret ne yapıyor? Rehin olarak alınan beden parçalarınızı, malınızı, canınızı ve çocuklarınızı özgürlüğe kavuşturuyor, o infaz sürecinden sizi kurtarıyor. Siz ve atalarınız az veya çok birilerin hakkını yedi, dolayısıyla birilerine borçlandı, levh-i mahfuzda alacaklar adına size bir kamu davası açıyor ve sizi bu konuda bir kaç yıl uyarıyor. Bir borcunuz var, lütfen borcunuzu kapatın uyarısını size yapıyor. Bu uyarıları dikkate alır ve bol hayr, sadaka yaparsanız ne olur? Sadaka ve hayrlar kefaret olarak kabul edilmediği için haciz kalkmaz, fakat size yaşatılacak olan sıkıntıların oranı azalır. Uyarıları dinlemezseniz ne olur? Levh-i mahfuz haciz memurlarını (kötü insanlar, hastalıklar ve musibetler) size musallat eder, onlarda hayatınızı zindana çevirir.
Neden zindan; çünkü infaz süreci başladı, infaz süreci başladığında da kader laylaylom bir hayat yaşamanıza müsaade etmez. Neden etmez; kıssas kuralı, siz kişiyi mağdur ettiğinizde o nasıl hüzünlü ve mutsuz bir döneme sürüklendiyse, siz o borç için bir infaz sürecine girdiğinizde sizede aynı duygular yaşatılır, mutsuzluk ve hüzün, yani o süreçte mutlu olmanıza izin verilmez. Bu yeryüzünde insan eliyle işletilen adalet sisteminde de böyle değilmi, kişi infaza girdiğinde zindana atılmıyormu? Rabbimiz yeryüzündeki düzeni ilahi düzen doğrultusunda var etmiş, bu sayede birisine bakarak diğerini daha iyi anlayabiliyoruz. Bu infaz süreci ne kadar sürer? O borç kapanıncaya kadar.
O borç kapanınca huzura kavuşuyormuyuz? Genellikle değil. Hani borç kalkınca üzerimizdeki infaz kalkıyordu? Evet, kalkıyor, fakat üzerimizde o konuyla ilgili veya başka konularla ilgili o kadar günah varki, birisini kapattığınızda bir diğer günahın infaz süreci başlıyor. O zaman biz tüm ömrümüzü zindan da geçiriyoruz? Aynen. Kişilerin hayatına baktığınız zamanda zaten bunu görüyorsunuz, bir türlü hayatta dikişi tutturamıyorlar, huzur ve mutluluk bulamıyorlar. Bu kadar ağır geçmesinin nedeni ne? Atalarımız her yaşta günah ve her yaştaki birisine günah işlemiş, en basiti goy gıybet ve iftira gibi günahlar, bunların kıssaslarıda siz o yaşa geldiğinizde aktif oluyor, dolayısıyla her yaşınızda yeni sorunlar ve sıkıntılarla, yeni günahların diyetini ödemekle karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir sorunu halletmeden kader size başka bir yerde başka bir sorun açıyor. Asla huzuru yakalamanıza müsaade etmiyor.
Bunu biraz daha açalım; Levh-i mahfuz kaderinizi yıllık hesaplıyor, muharrem ayında da yıllık size indiriyor. Atalarımız her yaşta bir günah, her yaş gurubundaki birisine bir yanlış yaptığından ötürüde her yaş yılımızda biz yeni günahların infazıyla karşılaşıyoruz. Varolan borçlar kapanmadan, her yıl omuzumuzdaki yüklerden bir kaçı daha aktif oluyor, aile içi kıssaslar, iş hayatıyla ilgili, sağlık, mal ve çocuklarla ilgili derken, kıssaslar her yıl katlanarak geliyor, birisi kapanmadan diğeri aktif oluyor, biz birisiyle uğraşırken başka bir yerde başkası çıkıyor, dolayısıyla belirli bir yaşa girdiğinizde, bu da orta yirmiler oluyor genelde, infaz sürecine giriyor ve bir ömür bundan kurtulamıyorsunuz. Günümüz insanın bu kadar sıkıntılı bir hayat yaşamasının, bu kadar ahlaksızlıklar içinde olmasının, bu kadar kötü olmasının nedenide bu, atalarımız omuzlarımıza maalesef çok ama çok kötülüğü miras olarak bırakmış.
İnfaz sürecine girmeden önlem almak gerekiyor o zaman? Aynen. Bu infazlar genelde kaç yaşlarında aktif oluyor; orta yirmilerde. O yüzden o yaşa gelmeden önleminizi almalısınız. Neden orta yirmiler? Atalarınız hangi yaşlarda günah işlemeye ve hangi yaştaki insanlara günah işlediyse, size inen kıssaslarda o yaşlarda başlar, bu da genelde orta yirmilere gelince oluyor. Örneğin; evlilik, iş hayatı ve çocuk sahibi olmak, hayat bizim için o yaş ortalamasında başladığı için, o yaşta ufak tefek günahları yüklenmeye başlıyor, nesillerimiz o yaşa girdiklerinde de o günahların kıssasları onlardan yavaş yavaş veya bir anda büyük bir travmayla, nasıl girdiyse o şekilde çıkmaya başlıyor. Hayata baktığımız zamanda bunun böyle olduğunu görüyoruz, kader genelde insanları yirmi yaşlarına kadar rahat bırakıyor, laylaylom yaşamasına müsaade ediyor.
Tabii, atalarınız çocuklara kötülük yapmadıysa, eğer yaptıysa bu durumda çocukluk döneminde de bir çok musibetle kader sizi yüzleştirir. Bu infazlardan kurtulmak için ne yapmalıyız? Çözüm basit; haciz memurları kapınıza dayanmadan borcunuzu kapatmanız gerekiyor. Eğer çocukluk döneminizi kaza ve musibet yaşamadan atlatırsanız, evlenmeden ve çocuk yapmadan, orta yirmilere basmadan öncesi mutlaka borçlarınızı kapatın. Bir borçla bu dünya'ya geliyorsunuz, o borcuda kader sizden tahsil edecek, o borç kadar size bu dünyada sıkıntı yaşatacak. Atalarınızın siciline bir bakın, eğer sicilleri kabarıksa evlilik hayatına, iş hayatına girmeden bu borcu kapatın, aksi takdirde çok sıkıntılı bir hayatın sizi beklediğini biliniz.
İlahi adaletten kaçış yok. Nasıl ahiret hayatında borçlarınızdan kaçma şansınız yoksa, bu hayattada yok. Bu önemli bilgiyi de insanlar bilmiyor. İnsanlar ahiret hayatında adalet terazilerin kurulduğuna inanıyor, bu terazilerin bu hayattada kurulduğunu maalesef bilmiyor. Birisi hakkınızı yediğinde, arka planda sizin adınıza bir kamu davası açıldığı ve sizin hakkınızın o kişiden bu hayatta alındığını maalesef bilmiyor. Bilselerdi belki bu kadar Allaha isyan etmez, belki bu kadar günah işlemezlerdi.
Bize bindirilen yükün bir sınırı yokmu? Var, kaldıramayacağınız yükler size bindirilmiyor. "Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler" (Bakara Süresi; 286). Omuzumuzda binlerce borç var ve bu borçlar belirli yaşlara girdikçe aktif oluyor ve bizi bir sıkıntıdan diğerine sürüklüyor, fakat bu sıkıntılar hep belirli sınırda kalıyor, örneğin en zor anlarınızda birisi çıkıyor ve size yardım ediyor, o yükün altında yok olup gitmenize müsaade edilmiyor. Haciz sürecine girdiğinizde size insafsız olunmuyor, asgari yaşamı tatmanıza müsaade ediliyor. Bu insaf ama, size mutluluk ve huzur bahşedileceği anlamına gelmiyor. Neden; çünkü borçlusunuz. Borçlu bir insanda rahat bir hayat yaşamamalı. Neden? Alacaklılar yaşamıyorda ondan.
Örneğin; tüm mahalle esnafına borçlandığınızı, borçlarınızı geri ödemek yerinede kendinize ev ve araba aldığınızı, ailenizle sürekli tatile çıktığınızı düşünün, o esnaflar ayın sonunu anca getirirken sizin laylaylom bir hayat sürdürdüğünüzü varsayın, bu durumdan o esnaflar razı olurmuydu? Olmazdı. Alacaklar adına kader harekete geçtiği zamanda mağdurun razı olmayacağı birşeye müsaade etmiyor. Yani o kişinin laylaylom bir hayat yaşamasına müsaade etmiyor.
Hocam bir çok insan borçlu ama aynı zamanda laylaylom bir hayat sürdürüyor? Çocukları ve torunları sürdürüyormu? Hayır, kader o kişilerin nesillerini darmaduman ediyor. İlahi kıssas için verilen mühlet 4 nesil. O nesilde çıkmıyorsa, diğerlerinde çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Neden doğrudan yapan kişiden çıkmıyor? Bunun nedenleri var, en basiti o günahı ailesinede bulaştırdığı için, ailede suç ortağı haline geliyor ve o günahtan sorumlu tutuluyor. Birisi haksız bir kazanç elde ettiğinde, o kazançtan tüm aile ve sonraki nesiller nemalanıyor, dolayısıyla hepsi kader nezdinde suçlu durumuna düşüyor. Levh-i mahfuz kimden ne kadar alacağını nereden biliyor? En çok o maldan nemalanan en çok ona haciz iniyor.
O yüzden, bazen miras konularda eksik düşmek, az almak aslında kişinin hayrına, bilhassa o mal üzerinde kavga ediliyorsa. Bir de tabii kişi baştan cehennemliklerden ise, ki cennet ve cehennemlikler baştan belirlenmiş, o zaman Allah o kişiye bu hayatta dokunmayabilir. Cennet ve cehennemlikler baştan belirlendiyse bu hayat neden var; araftakiler için!
Cehennemliklere Allah bu hayatta genelde dokunmuyor, istiyorki onlar bu dünyada hiçbir yük dökmesin, olabildiği kadar fazla günahla huzuruna çıksın. Rızıkla ilgili bu kadar çok istisnalar olduğu içinde bu konuları Ayetler anmaz, çünkü andığında o şey yasa olur, yasa olduğu zamanda istisnalara yer olmaz. Eğer merak ediyorsanız belirli konular neden Ayetlerde anılmıyor diye, bunun bir nedeni bu, eğer birşey Ayetlerle yasa altına alınırsa, o zaman istisnaların ve gri alanların oluşmasına müsaade edilmez, edilmesi gerektiği zamanda ona has bir Ayet indirilmesi gerekir.
Örneğin; bir Ayet domuz eti yemeyin der ve yememeyi bir yasa haline getirir. "Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen murdar hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen hayvanlar, henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz dışında boğularak, bir şey vurularak, yukarıdan yuvarlanarak, boynuzlanarak yahut yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanarak ölen hayvanlar, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanlar ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler, yiyecekler..." (Maide Süresi; 3). O yasa delinmesi gerektiği zamanda, o zaman bunun için yine ayrı bir yasa indirmeniz gerekiyor. Örneğin; dar'a düştüğünde yiyebilirsin Ayeti. "Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etini haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye mecbur kalır da, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla yerse, ona da bir günah yoktur. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir" (Nahl Süresi; 115).
Yasaların içeriği herkesi bağladığı için, istisnalarla dolu içerikleri Allah Ayetlerinde anmıyor. Eğer ansaydı, o zaman her bir istisna için ayrı bir Ayet indirmek zorunda kalırdı. Bu yazı vesilesiyle bu bilgiyide size aktarmış olalım.
Bizim bu hayatta yaşadığımız sıkıntılar o borcu nasıl kapatıyor? Cehennem nasıl kapatıyorsa o şekilde kapatıyor, acı çekerek o günahı yakıyor ve kapatıyorsunuz. Örneğin; o günahı hangi beden parçanıza bulaştırdıysanız oraya bir musibet iniyor, o parça acı çektikçede o günah yanıyor, o günah yandıkçada o beden parçacığı üzerindeki borç azalıyor, azaldıkçada o beden parçacığınız rehin olmaktan kurtuluyor, özgürlüğe kavuşuyor. Kurallar basit, o yüzden İslam dini kedisini basit ve anlaşılır bir din olarak takdim ediyor, her çağa her çağın bilgi seviyesine göre bilgi içeriyor; o günahı bilerek işlediyseniz, ağrı duygusu eşliğinde o günah sizden çıkıyor. Bilmeden işlediyseniz, ağrı ve sızı içermeyen sıkıntılar size musallat oluyor ve günahı o şekilde yakıyorsunuz.
Bazıları günah işliyor ama acı çektiklerini görmüyoruz? Bazı insanlar cehennemlik, o yüzden Allah onlara bu hayatta dokunmuyor, onların canlarını bu hayatın ateşiyle değil, cehennem ateşiyle yakmak istiyor. Alacaklılar ne zaman borçlarını alıyor? Mağdur edenler ahiret hayatına intikal edip kabirde yanmaya başladıklarında alıyorlar.
Bizim sıkıntı yaşamamızın alacaklarımıza faydası ne? İlahi adaleti görmeleri açısından önemli. Kendilerine yapılan bir yanlışa Allah nezdinde kayıtsız kalınmadığı, anında bir kamu davası açıldığını bilmeleri açısından önemli. Bu sayede kimse ilahi düzene isyan etmez, hakkının yenildiği inancına kapılmaz. Caydırıcılık anlamında da önemli, kişi yaptığının yanına kar kalmayacağını, aynı acının kendisine veya nesillerinede yaşatılacağını bilmesi önemli. Bu sayede birisi bir kötülük yapmadan öncesi bin düşünür.
Bizim yaşadığımız sıkıntılardan nasıl nemalanıyorlar? Birisine bir kötülük yaptığınızda iki şey ortaya çıkıyor, birisi bu dünya ile ilgili yaşadığınız maddi ve duygusal zarar, diğeri ahiret hayatı ile ilgili, o da ortaya çıkan günah. Günah amel defterinize yazılıyor ve bunun hesabı sizden ahiret hayatında soruluyor, bu dünyada sebep olduğunuz maddi ve duygusal zarar ise bu dünyada sizden çıkması gerekiyor. Biz başkasının günahını çekmeyiz diyenler var ya, işte onlara cevaben; kişinin işlediği günahı zaten başkası çekmiyor, o günahı kişi kendisiyle birlikte ahiret hayatına taşıyor. Fakat, ortada bir de yeryüzünde sebep olunan hasarlar var, o hasarlarda yeryüzünde çıkması gerekiyor, çünkü yeryüzü rızkın dengi ahiret hayatı değil.
Bu hayatta birilerini belirli rızıklardan mahrum bırakıyorsanız, mutluluk, mal ve mülk neyse, bunların dengi sadece yeryüzünde olduğu için, bu günahların kıssası yeryüzünde alınması gerekiyor. Neden alınması gerekiyor? İlahi adalet bunu gerektiriyor. Bu dünya veya ahiret hayatı farketmez, birisinin defteri kapanmadan kişiye hakları iade edilmesi gerekiyor.
Bir günah işlediğinizde ortaya bir hasar ve bir günah çıkıyor, bu ikisinin bedelide sizden ayrı ayrı alınıyor. Günah sizden nasıl çıkıyor? Acı çekerek. Günahın bedenden çıkmasının tek yolu bu, acı ile. O acıyı neresi yaşıyor? Hangi uzuv hangi organ o suça alet olduysa orası yaşıyor. Örneğin; bir günah sizemi ait, yoksa atalaramı ait bunu öğrenmek istiyorsanız, yaşadığınız sıkıntının ağrı eşliğinde gelip gelmediğine bakın, oradan anlarsınız. Eğer ağrı yaşıyorsanız, o zaman o sıkıntıda kendi nefsinizinde bir payı var. Acı çekmiyorsanız ama, şeker hastalığında olduğu gibi, o zaman o sıkıntınızın atalardan geldiğini varsayabilirsiniz.
Bu hayatta işlenen günahların ama bu hayatta çıkacağı diye bir kaide yok. Bir çok insanda Allah bedel ödetmeyi ahiret hayatına bırakıyor. Maddi ve duygusal zarar bizden nasıl çıkıyor? Kıssas kuralına göre, o kişiyi hangi nimetten mahrum bıraktıysanız, mutluluksa mutluluk, huzursa huzur, malsa mal, o nimet sizden alınıp o kişiye veriliyor. Maddi ve duygusal zararın telafisi ahiret hayatına kalıyormu? Kalmıyor. Günahı ve o günahın verdiği zararı, ateş ve ateşin verdiği zarar gibi düşünebilirsiniz. Ateşi (günah) siz bu hayatta cezalandıramazsınız, onun verdiği hasarı ama bu dünyada telafi edebilirsiniz, Allahın yaptığıda bu. Örneğin; bizler bir çok nimetten mahrum bırakıldıysak, o nimet bizden alınıp mağdur ettiklerimize verildiği için o nimetten mahrumuz.
Çektiğimiz ağrılardan o kişi nasıl nemalanıyor? Biz ağrı çektikçe o günahı yakıyoruz, o yanmadan doğan enerjide, örneğin bedenimizin kalorileri yakıp ortaya hücrelerin kullanabileceği bir enerjinin ortaya çıkması, o enerjide gıda olarak mağdur ettiklerimizin ruhuna gidiyor ve onları besliyor. Örneğin; cehennem. Birileri orada günahlarını yakacak, bunun enerjiside cennetteki sahiplerine gıda olarak gidecek. Birileride cennette ebedi yanacağına göre, birileride demek cennette ebedi beslenecek. İlahi döngü bu.
O zaman zorla borçlarımız bizden tahsil edilmektense, gönüllü olarak bunu ödemeliyiz, bizim ve atalarımızın günah yüküne görede kefaretleri hayatımızın kalıcı bir parçası haline getirmeliyiz? Aynen. Bu dünyada hukuktan kaçabilirsiniz, ama ilahi düzende kaçış yok. Birisine bir yanlış yaptığınız an, mağdur adına kamu davası açılıyor ve hangi konuda ve neyinizle kişiyi mağdur ettiyseniz tüm bunlar levh-i mahfuzun eline rehin olarak düşüyor, sonrada peyderpey rehin aldığı eşyalara arka arkaya musibetleri indirmeye başlıyor. Bu infaz süreci başladığı anda bu süreci zikirle, yasin-i şerifi okuyarak veya binlerce ayetel kürsi çekerek durduramıyorsunuz. Neden durduramıyoruz; çünkü Allah manevi bir borca karşı ödeme olarak bir köleyi azad etmeyi, buna imkanı olmayanlarında fakirleri doyurmasını veya oruç tutmasını emrediyor, bunun dışında diyet kabul etmiyor.
4. Bölümde devamı gelecek...