kefaretle ilgili sık sorulan sorular bölüm 4
Bölüm 4
Oruç ve fakirleri doyurma dışında bir ibadetin kefaret olarak kabul edilmediğini nereden biliyoruz? Ayetlerden biliyoruz. Günah işlediğimizde o günahtan kurtulmak için neler yapmamız gerektiğini Rabbimiz Ayetlerle bize aktarmış. Neler bunlar; köle azad etmek, buna imkanı olmayanın da fakirleri doyurması ya da oruç tutması. ".. Aranızdan hastalanan veya başında bir rahatsızlığı bulunduğu için vaktinden önce tıraş olma zorunda kalanlar ise fidye olarak ya oruç tutsun ya sadaka versin veya kurban kessin..." (Bakara Süresi; 196). "Allah kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun kefâreti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisiyle on fakiri bir gün sabah akşam doyurmak veya giydiğiniz orta hallisiyle onları giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Buna gücü yetmeyen üç gün oruç tutmalıdır..." (Maide Süresi; 89).
"Ey iman edenler! İhramlı iken av hayvanlarını öldürmeyin. İçinizde kim bu halde iken kasten bir hayvanı öldürürse, yaptığı işin vebâlini tatması için verilecek ceza şudur: Ya içinizden iki âdil kimsenin kararıyla öldürdüğü ava eş değerdeki bir hayvanı Kâbe’ye ulaştırarak kurban etmek veya kefâret olarak fakirleri doyurmak yahut ona denk gelecek şekilde oruç tutmaktır..." (Maide Süresi; 95). "Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır..." (Mücadele Süresi; 4). Kur'an-ı Kerimi incelediğinizde, birisi bir yanlış yaptığında, eliyle ya da diliyle farketmez, Rabbimiz her defasında diyet olarak oruç tutmaya ya da fakirleri doyurmaya itiyor. Şu kadar Kur'an-ı Kerim okuyun veya bir kelimeyi bir duayı şu kadar tekrarlayın demiyor, sürekli iki ibadete yönlendiriyor. Ayetleri kendisine rehber alan bizlerde sizlere o iki ibadeti tavsiye ediyoruz; bir günahınızı ortadan kaldırmak istiyorsanız, o günaha kefaret olarak ya oruç tutun ya da fakirleri doyurun.
Ne kadar oruç tutmalıyız? Allahu Teala Ayetlerinde sınırları belirlemiş, diyet olarak bir Ayette 3 gün oruç demiş, bir insanı öldürmek gibi en ağır günahta ise 60 gün oruç. Bunları alt ve üst sınır olarak görün, sonrası diyetini ödemeye çalıştığınız günaha bakın ve o günaha ağır suç, hafif suç olarak bir değer biçin, sonrası o değere göre 3 gün ile 60 gün arası bir rakam belirleyin ve o kadar gün arka arkaya orucunuzu tutun. Sır burada bu oruçları arka arkaya tutmak, örneğin pazartesi ve perşembe günleri oruç tutup bunların kefaret sayılmasını beklemeyin, kefaret olabilmesi için en az üç gün olması gerekiyor, arka arkaya tutulması gerekiyor ve günahla ilgili bir niyet ortada olması gerekiyor. Oruç için belirlediğimiz rakamın yeterli olduğunu nasıl anlarız? Sıkıntınızdan.
Sıkıntınız halen devam ediyorsa, demek kefaretiniz yeterli bulunmadı. Bu durumda sıkıntınız tamamıyla yok oluncaya kadar kefaretlerinize devam edin. İslam zorluk değil, kolaylık dini, oruç tutamıyorsanız fakirleri doyurun, fakirleri doyuracak imkanınız yoksa oruç tutun, bu ikisinede imkanınız yoksa komşu, akraba, mahalle farketmez birilerine sürekli iyilik yapın, günlük iyiliklerinizle yani yaşantınızla üzerindeki borçları kapatın.
O zaman borçlardan kurtulmanın sırrı başkalarına yaptığımız iyilikler? Aynen. Kötülük başkasına yapıldığı için, o kötülükten kurtulmanın yoluda başkalarına yapılan iyilikten geçiyor. O yüzden tılsımlar, belirli kelimeleri binlerce kez tekrarlamak işe yaramıyor, çünkü bu işlere giriştiğinizde kişiye has kişinin kendisine programlanmış enerjiler ortaya çıkıyor, bundan da başkaları yararlanamıyor. Oruçtan başkaları nasıl yararlanıyor? Bunun sırrınıda İslam dini aslında veriyor, örneğin oruç tutamayanlar ne yapması gerekiyor; tutamadığı her bir gün için bir fakire, günlük yemek ihtiyacını giderecek kadar bir fidye vermesi gerekiyor. Buradan da fakirleri doyurma ile orucun birbirlerine denk ibadetler olduğunu siz çıkarın.
Oruç ile fakirleri doyurmak nasıl birbirine denk bir ibadet oluyor? Düşünün bakalım, birisinde yemekten vazgeçiyorsunuz (oruç), diğerinde birisini doyuruyorsunuz, bu ikisi nasıl birbirine denk olabilir? Çok basit, oruç ile fakirleri doyurmak aynı hedefe götürüyor, birisinde siz bizzat kendi imkanlarınızla fakiri doyuruyorsunuz, diğerinde ise siz o günki rızkınızdan feragat ediyor, feragat ettiğiniz rızıklada Allah sizin adınıza o fakirleri doyuruyor. Birisinde aktifsiniz, diğerinde ise pasif, ikiside ama aynı sonuca varıyor, o da birisini doyurmak.
Orucun bu şekilde işlediğini nereden biliyoruz? Birisini yapamadığınızda Allah sizi sürekli diğerine yönlendiriyorsa, onun dengi bu diyorsa, o zaman buradan siz kendiniz orucunda birilerini doyurmakla ilgili birşey olduğunu çıkarmalısınız. İslam dini zorluk değil, kolaylık dini, herşey gözünüzün önünde, dolayısıyla analizlerinizi karmaşık, için altından kalkamayacağınız boyutlara taşımayın. Oruç nasıl birilerini doyuruyor? Oruç tutan kişi o gün, yemek, içme ve özel hayat gibi bir çok rızkından feragat ediyor, bunuda bir borcu kapatmak için yapıyor, Allahta o niyet doğrultusunda o gün vazgeçtiği rızıkları alıyor ve bunları borçlu olduğu kişilerin ruhuna bağışlıyor. Yani, kişi günün sonunda bir yerde Allah üzerinden birilerini doyurmuş oluyor. Yemeğinden feragat ediyor, o yemekte bir yerde başkasının önüne çıkıyor.
O yüzden oruç tutamayan fakirleri doyurur, fakirleri doyuramayan oruç tutuyor. Oruç yemekle ilgili bir ibadet, dolayısıyla doyurmakla ilgili bir ibadete denk.
Bir çok insan sıkıntılarını gidermek veya birşey elde etmek için tılsımlara, zikirlere sarılıyor, o zaman bunlar hurafe? Aynen. Hatta hurafe ötesi çok büyük günah. Neden? Uygulamaları sihir enerjisi ortaya çıkardığı için. Bunun kötü tarafı ne? Sihir büyük bir günah. Bu sihirle ne yapıyorlar? Şeytanlar o sihri alıyor ve o kişinin göbek deliğinde bir örümcek ağı örüyor. O örümcek ağı ne yapıyor? Levh-i mahfuz insanı göbek deliği üzerinden rızıklandırır, anne rahmin devam olarak, göbek deliğine örülü o ağda istenmeyen rızıkları filtreliyor. Ortaya çıkardıkları sihir başka ne yapıyor? İnsanlar sadece hüzün, mutsuzluk gibi belirli rızıklardan uzak durmak istemiyor, aynı zamanda ev, mal gibi belirli şeyleri istiyor. Ortaya çıkardıkları sihirlede bunlar aynı zamanda bunları elde etmeye çalışıyor. Sihirle bunları nasıl elde ediyorlar? O şeytanlar bu sefer o sihir enerjisi ile bu insanların çevresindeki insanları ve eşyaları manipüle etmeye başlıyor ve o kişilerin rızkını bunlara yönlendiriyor.
Bu tür uygulamaların sırrı kelimelerin tekrarında yatıyor, neden bunun böyle olduğunu hiç merak etmedinizmi? Bir kelime veya cümleyi ne kadar tekrarlarsanız, o kadar çok şeytanların kullanabileceği sihir enerjisini ortaya çıkarmış oluyorsunuz, dolayısıyla gizem sadece kelimede yatmıyor, aynı zamanda tekrar da yatıyor. O sihir enerjisiylede şeytanlar yeryüzündeki rızık hattını hackliyor (korsan) ve hak etmediğiniz rızıkları sizi yönlendiriyor veya sizden uzak tutuyor. Bu insanlar büyük bir günahın içinde olduklarını görmüyormu? Görmüyor, çünkü şeytanlar perde arkasında işi çeviriyor. Aslında insanlar uyanması gerek, ziraat dahil herşey emek ve çaba gerektirirken, bir kelimenin tekrarı ile bu rızık bana nasıl iniyor, burada bir tuhfalık var deyip aslında uyanmaları gerekiyor, ama uyanmıyorlar. Neden uyanmıyorlar? Ben Allahın bir ismini zikrediyorum, ben bir peygamberin duasını ediyorum, bundan ne zarar doğarki diyor ve uyanmıyorlar. Unutmayın, şeytan insanı kötülükle değil, iyilikle kandırır. İyi birşey yaptığına inandırarak insanı kötülüğe iter. Yani insanın cehaletinden yararlanır.
Yapılan tüm bu kötülükleride Allah affedermi? Etmiyor, bu işlere girişen insanlara bir bakın, dua ve zikirle nimet elde etmeye çalışanların akıbeti her zaman kötü oluyor. Örneğin; sihir yapanlar göbek deliği üzerinden rızıkları manipüle ettiği için bu insanların göbekleri şiş olur. O günah hem bedenlerine yansır hem hayatlarına. Bu insanlar sihirli kelimelerin tekrarıyla bir nimeti elde etmeye çalışırken veya bir musibetten kurtulmaya çalışırken, o rızkı dahada düğümlüyorlar yani durumlarını daha karmaşık hale getiriyorlar. Oluşturdukları o yeni kaostan kurtulmak içinde yine belirli kelimelerin tekrarına sarılıyorlar derken, tümüyle çökünceye kadar o kötü döngüden bir türlü kurtulamıyorlar.
Şaşırdıkmı buna; hayır. Allahu Teala rızkı elde etmenin yollarını belirlemiş, her rızık için bir diyet miktarı belirlemiş, sizin ödemeniz gereken, örneğin şu kadar yıl fiziki çalışma, şu kadar gram ter, şu kadar gram sabır, şu kadar gram ilim, şu kadar gram zorluk demiş, sizin rızkınız 4 neslin ortalamasına göre hesaplanıyor demiş, tüm bunları yok sayarakta; 4 nesil kuralını, bir önceki hayatı, her nimet için belirlenen ücreti, o nimeti elde etmek için sizin ödemeniz gereken diyeti, tüm bunları yok sayarakta siz eğer oturduğunuz yerden rızkınızı belirlemeye çalışırsanız bunun sizin adınıza hayrla sonuçlanmayacağı aşikar.
Bu tür baatıl uygulamaları tavsiye edenler rızık gökte nasıl hesaplanıyor, rızık döngüsü nasıl işliyor bu ilimlere sahip değiller. Rızık nasıl hesaplanıyor nasıl size iniyor tüm bunları bilmeyenlerden de rızık nasıl elde edilir öğretilerini lütfen almayın. Örneğin bir konuda bir sıkıntı size isabet ettiğinde, o konuyla ilgili size isabet etmesi gereken sıkıntılar arasında en hafifi size isabet eder. Allah kuluna merhamet eder ve en hafif sıkıntıyla o infaz sürecini atlatmasını ister. Siz sihirle o infazdan kaçmaya çalıştığınız zaman ama, icra memurlarını atlatmak için adres değiştiren, kayıplara karışan sahtekarlar gibi, Allahu Teala o sıkıntıyı iptal ediyor, bir sonrakini, daha ağır olanını size indiriyor.
Ne yapmış oldunuz siz şimdi; küçücük bir borcu ödememek için daha büyük bir borcu kendinize bulaştırmış oldunuz. İşte bu düzeni, bu çarkı bilmeyenlerden de şunu şu kadar okursan şunu elde edersin tavsiyelerini almayın, ve unutmayın ağzınızdan çıkan her kelime her cümle levh-i mahfuzda kayıda alınıyor ve karşılığında size birşey indiriyor.
Rızkı değiştirmenin meşru yolu varmı? Var. Nasıl? Yaşantınızla ve kefaretlerle. Sihir ile yaşantı arasındaki farkta bu; sihir yeryüzünde, yaşatınız ve kefaretler ise levh-i mahfuzda rızkınızı değiştiriyor. Rızkımız yaşantımız üzerinden hesaplandığı için, rızkı değiştirmenin yoluda yaşantınız üzerinden geçiyor. Buradaki sır, yaşantınız, örneğin bir günah için kefaret yapsanız, yaşantınızla o günahtan uzak durmadığınız müddet o kefaretiniz dahi kabul edilmiyor. Levh-i mahfuzda yazılı kaderimizi değiştirme şansımız var o zaman? Var. Rabbimiz kaderle ilgili dilediğimizi sabit bırakır dilediğimizi değiştiririz diyor, buradan biz anlıyoruzki kaderimiz değişken, yeryüzünde kaderimizi değiştirmemiz için bizlere bir açık kapı bırakılmış. Hz. Adem'e yeryüzünde tövbe etmesi için nasıl fırsat sunuldu, ömür verildiyse o fırsat ve ömür bizede verilmiş. Aksisi zaten bizlere haksızlık olurdu.
Eğer atalarımızın bize yüklediği günahları yeryüzünde kapatma, o günahları telafi etme şansımız olmasaydı, ataların belirlediği kadere mahkum kalsaydık, o zaman birey olarak yeryüzüne indirilmenin, ahiret hayatında birey olarak sorguya çekilmenin hiçbir anlamı olmazdı. Ataların bizim için belirlediği rızkı biz nasıl değiştirebiliriz? Kıssas yolu üzerinden. Bu kıssası nasıl okumalıyız? O rızkı hangi günah size musallat ettiyse, yaşantınızla ilk önce o günahı telafi etmeniz sizden bekleniyor.
Allahu Teala düzeni çok basit ve anlaşılır bir düzeyde kurmuş, hangi nimeti istiyorsanız o nimetle ilgili siciliniz temiz olması gerekiyor. Eğer bir nimetten mahrumsanız, bilinki o konuda sabıkalısınız. O nimet size inebilmesi içinde ilk önce o borcu kapatmalısınız. Nasıl? Kefaretle. O borcu kapattığımızda o nimet bize iniyormu? İniyor. Bu hayatın güzel tarafıda bu, bu hayatta hiçbir güzel nimetten mahrum kalmak zorunda değiliz, o nimeti bizden uzak tutan borcu kefaretle kapattığınız an o nimet size iniyor. Olay bu kadar basitmi? Evet, basit. İslam dini çok basit ve anlaşılır kurallar üzerine kurulmuş, en cahilinden en zekisine hitap edecek basitlikte.
Bu noktada sizin bilmeniz gereken, güzel bir nimet size inmiyorsa veya bir musibet size isabet ettiyse, bu o konuda günahlarınız olduğu için. O günahları kapatmadan da o nimeti elde etmeye çalışırsanız veya o musibetten kurtulmaya çalışırsanız, bunu levh-i mahfuz hile olarak kabul ediyor ve o doğrultuda size muamele gösteriyor. Rızkı elde etmenin veya bir sıkıntıdan kurtulmanın meşru yolları var, o meşru yollarda, yaşantınızla onu hak etmek ya da kefaretle. Kefaret olarakta Rabbimiz sadece fakirleri doyurmayı ve orucu kabul ediyor. Bunların dışına çıktığınızda da sisteme dıştan müdahale eden bir korsan (hacker), hak etmediği şeyi almaya çalışan bir hırsız durumuna düşüyorsunuz. Bu da sizleri daha büyük bir bataklığın içine sürüklüyor.
Kefaret o hacizi kaldırıyor, öylemi? Aynen. Bu süreci şu şekilde okuyabilirsiniz; haciz memurları, yani musibetler bir türlü peşinizi bırakmadığında kefaretle siz konuyu en üst mahkemeye (Allah) taşıyorsunuz. Bir tarafta alacaklılar adına hayatınızın ve bedeninizin bir çok alanına haciz koyan levh-i mahfuz (kader), diğer tarafta o hacizlerin altında ezilen siz. Kefaretlede siz konuyu en üst mahkemeye, yargıca (Allah) taşıyor ve Allaha; Rabbim yaşadığım sıkıntıların borçlarımdan kaynaklandığını yeni öğrendim, ben bu borçlarımı gönüllü olarak ödemeye hazır ve razıyım, seninle bir geri ödeme planı yapmak istiyorum, üzerimdeki bu hacizi kaldır, levh-i mahfuzun elinden beni kurtar demiş oluyorsunuz. O yüzden kefarete yönlendirdiğimiz insanlara, sizi Allahla baş başa bırakıyoruz diyoruz.
Allahu Teala sizin bu dilekçenizi, talebinizi kabul edermi? Bu arınmadaki samimiyetinize, daha önce söz verip tutup tumadığınıza, günahkar bir yaşantı içinde olup olmamanıza bağlı. Bu dünyada da bu böyle değilmi; örneğin bir kredi çekmek istediğinizde dilekçenizin kabul edilip edilmemesi o konudaki sicilinize, güvenirliğinize bağlı değilmi.
5. Bölümde devamı gelecek..