bilinçaltı terapileri giriş (2)- bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler
2. Bölüm
Kader hakkında size daha önce ne demiştik; kaderi bir icra bir vergi bir maliye memuru gibi düşünün demiştik, sizden borcu tahsil etmeye programlanmış bir devlet memuru. Kaderden her kaçış çabanızda sizi borçtan kurtarmıyor sadece borcunuzu artırıyor demiştik. Akıllı bir insanda ne yapar; oturur ve icra memuruyla, bu durumda kaderle antlaşma yapar. Beni 20-30 yıllık bir infaz sürecine yani sıkıntı dolu bir sürece sokma, borcum neyse şimdiden ödeyeyim der. Akıllı bir insan, rızkını kim belirliyorsa rızıkla ilgili sorunlarında onunla oturur, onunla müzakere eder. En basiti, rızıkla ilgili sıkıntılarında bu mutsuz ev kadınlarında derman aramaz. En basiti, gökte belirlenen birşey için yeryüzünde derman aramaz. Arkadaşlar; canlıların rızkını Allahın denetimi ve onayı altında Levh-i Mahfuz belirliyor.
Dolayısıyla rızıkla ilgili sorunlarınız için lütfen yeryüzünde derman aramayın, başvurmanız gereken yer gök (Levh-i Mahfuz). Levh-i Mahfuzda (kader) rızkınızı alacak verecek hesabını göre belirliyor. Ne kadar alacağınız varsa onu size ödül olarak indiriyor, vereceklerinizide siz gönüllü vermediğiniz müddet acılar yaşatarak sizden zorla tahsil ediyor. Tahsile geçtiği zamanda, o borcu kapatmadan o sıkıntıları üzerinizden kaldırmıyor. O yüzden lütfen akıllı olun, boş yere doktor doktor terapist terapist gezinmeyin, gereksiz yere maddi ve manevi kendinizi yıpranıma uğratmayın, gereksiz yere değerli yıllarınızı çalmayın, oturun ve kadere olan borcunuz neyse bunu ödeyin ve huzura kavuşun.
Sıkıntılarımızdan, hastalıklarımızdan kurtulmak bu kadar basitmi; evet, bu kadar basit. Bu insanlar neden bunları bilmiyor o zaman, rızkın gökte hesaplandığını bilmiyor? Bu öğretileri yayanlar Müslüman değilde ondan bilmiyorlar. Bu öğretiler batı kaynaklı öğretiler ve onların inancında da Allah ve rızık inancı yok. Ülkemizde bu uygulamalarını yayan kadınlarada bakın, bunlar genelde laik kesimden çıkan kadınlar. Bunların inancında da rızkın Allahtan geldiği inancı yok. Ayetler bu konuda apaçık olmasına rağmen, bu insanlar gerçektende rızıklarının kendi ellerinde olduğu kendilerinin belirlediğine inanıyor.
Kendi rızıklarının kendi ellerinde olduğuna nasıl inanıyorlar? Bu insanların inancı şu; bir olumsuzluğu yaşıyorsam, onun karşılığı bende olduğu için yaşıyorum, içimdeki o olumsuzluğu (geçmişte yaşanılan bir travma, olumsuz bir hatıra, olumsuz bir duygu, olumsuz bir inanç) yok ettiğim zamanda üzerimdeki o olumsuzluk bende karşılığını bulamaz, yok olur gider. Bu inanç yanlışmı; aslında değil, çünkü yaşadığınız birşeyin size isabet edebilmesi için (ilahi kıssas) sizde karşılığı olması gerek. Hatta bu insanlara teşekkür etmek gerek, çünkü biz ataların günahlarından bahsettiğimizde bize kimse inanmıyordu, batı kaynaklı bu felsefeler sayesinde ama herkes şimdi bizim dediğimiz yere geldi. O zaman bu insanların uygulamasında sorun ne? Bir doğruyu birisi ne kadar bozabilir diye merak ediyorsanız, ancak bu kadar bozabilir. Şeytan bunları öyle bir yakalamışki baştan sona herşey sakat.
Örneğin; ben istiyorum değilde ben tercih ediyorum dediğiniz an, baştan Allahı saf dışı bırakıyorsunuz, yani uygulamaya başlar başlamaz üzerinizdeki ilahi koruma kalkıyor. Şimdi, baştan Allahı saf dışı bıraktınızmı; bıraktınız. Ya sonrası; sonrası bu insanlar o sıkıntıya sebep olan duygunun peşine takılıyor. Duygunun peşine takılmalarında ne mahsur var; kişiye o duyguyu veren kişinin kendisi değil, şeytanları. İletişime geçtikleri ve telkinde bulunduklarıda içlerindeki şeytan. Şeytana telkinde bulunmalarında ne sıkıntı var; şeytanı muhatap aldığınızda şeytan sizden daha büyük birşeyi almadan varolandan vazgeçmez. O şeytan bir duygunuzdan vazgeçecekse yani artık o duyguyu bilincinize taşımayacaksa, bilinki sizden daha büyük birşeyi kopardı.
Örneğin; olumsuz duygu mülk edinmekle ilgili bir duyguysa, şeytanlar o olumsuz duyguyu bilincinize getirmekten vazgeçiyorsa, bilinki karşılık olarak mülkünüze ortak oldular. Nasıl oldular; telkinlerinizle. Telkinlerle soyut boyut ile somut boyut arasında kapılar açıyorsunuz, oradan da şeytanlar somut boyutta olan eşyanıza bulaşıyor. Yani, bu duygu seanslarında her telkin ile şeytanları daha çok hayatınıza ortak kılıyorsunuz. Şimdi, bunlar size ait olmayan, şeytan kaynaklı duygulara şartlandırıyor ve o duygular üzerinden sizi şeytanlarla antlaşmaya itiyorlarmı; şartlandırıyor ve itiyorlar. Bunlar birde telkinlerle şeytanları hayatınıza ortak kılıyormu; kılıyor. Düne kadar soyut boyutta yaşam sürdüren şeytanlar, sizin telkinleriniz üzerinden bir anda somut boyuta taşınıyor. Hangi konuda telkinler yapıyorsanız, ilişki, kariyer, mülk, neyse, ona ortak oluyorlar.
Ya sonrası; o duygu nereden geliyor, yaşadığınız hangi travma buna sebep oldu bunu araştırıyorlar. Şimdi, buradan da sizi mağdur konumuna oturtuyorlarmı; oturtuyorlar. Allahu Teala başına ne geliyorsa kendi elinle işlediğinden ötürü geliyor diyor, bir olumsuzluk yaşıyorsanız mağdur olduğunuz için değil birilerini mağdur ettiğiniz için, yani suçlu olduğunuz için yaşarsınız diyor, bunlar ise hayr diyor, siz mağdursunuz diyor. Fark ne; ikisi arasındaki fark tedavi boyutuna geçtiğinizde ortaya çıkıyor, kendinizi mağdur görürseniz hakkımı helal ediyorum hapını sürekli yutar yani tekrarlarsınız, eğer ama birilerini mağdur ettiğiniz için bu sıkıntıları yaşadığınıza inanırsanız o zaman kefaret hapına başvurursunuz. Kendinizi ne tarafa oturtmanız tedavinin akşını belirler.
Bu kadarmı; hayır, işi garantiye almak için o duygu atalardan da gelebilir deyip o olumsuz duyguyu atalara bağlıyorlar. Ya sonrası; aile dizilimi adı altında atalardan bağ koparma seansları. Şimdi, buradan da atalarla bağınızı kopardılarmı; kopardılar.
Atalardan bağı kopardığınız zaman ne oluyor? Neymi oluyor, en basiti atalarınızdan size seriyat eden tüm haklar hanenize haram olarak yazılıyor. İslam dini siz anne ve babanızın hakkını ödeyemezsiniz diyor, siz ama o seansa girip ben atalarımdan bağımı koparıyorum dediğinizde, telkinlerlede bunu tekrarladığınızda anne sütünden babanızdan kalan mirasa kadar herşey size haram oluyor. Babanızın size harcadığı okul masrafları haram oluyor, atalardan size kalan bu topraklarda yaşama hakkı size haram oluyor, oluyorda oluyorda oluyor. Siz bir sıkıntıdan kurtulmak için seansa giriyorsunuz, seansta bırakın o sıkıntıdan kurtulmayı, o seanstan borçlanarak çıkıyorsunuz, hemde öyle böyle değil, son 100 yıl içinde atalarınızdan size seriyat eden tüm maddi yatırımlar borç olarak hanenize yazılıyor.
Bu kadarmı; değil, atalardan size sadece maddi yatırımlar seriyat etmiyorki, ayrıca manevi yatırımlarda seriyat ediyor, ataların duaları ve güzel amelleri. Ben atalarımdan bağımı koparıyorum dediğinizde o güzel ve sizi koruyucu amellerden de feragat etmiş oluyorsunuz. Ne olmuş oldu şimdi; bir tane sıkıntınızı gidermek için hem bir ton hayrdan feragat etmiş oldunuz, hem size yapılan maddi yatırımların hanenize bir ton borç olarak yazılmasına sebep oldunuz. Geriye ne kaldı; köksüz bir kütük olarak siz kaldınız.
Köksüz olmak sizde ne tür bir sıkıntı yaratıyor? Bizi korumasız bırakıyor. Atalardan bağınızı koparırsanız, bu hayatta korumasız kalıyorsunuz. Kendi amelleriniz sizi koruyamazmı; hayatınızı mükemmel yaşasanız dahi, bu yinede yeterli olmuyor çünkü amel defterleriniz açılıncaya kadar yine açıktasınız. Doğumdan ergenlik çağına kadar açıktasınız ve birinin manevi koruması altında olmak zorundasınız. Bu korumayıda size atalarınız sağlıyor. Bizler bir ton günah yüküyle doğuyoruz, kendimiz hayrlı ameller işleyinceye kadarda birşeyler o günahları pasifize etmesi gerekiyor, işte burada da ataların hayrları devreye giriyor. Bilmeniz gereken, biz doğar doğmaz ataların işlediği hayrlı amellerin koruması altına gireriz, taaki kendi amel defterlerimiz açılıncaya, biz kendi hayrlarımızla kendimizi koruma altına alıncaya kadar.
Örneğin; bazı çocuklar doğar doğmaz büyük sıkıntıların içine giriyorsa, buradan o çocuğun atalarında fazla hayrlı amel olmadığını siz çıkarınız. Bu koruma sadece çocukluk yıllarımız içinmi geçerli; hayır, hayatınızın her dönemi için geçerli. Bilhassa hayatınızın fırtınalı anlarında bu koruma çok geçerli. Ağaç ve kökü gibi düşünün, ağaç siz, kökte atalarınız, atalarınıza ne kadar bağlı olursanız o kadar atalarınızın hayrlarından faydalanıyorsunuz, yani o kadar köklü oluyor, hayatın fırtınalarına karşı o kadar dayanıklı oluyorsunuz. Atalarınıza bağlı olursanız güvende oluyorsunuz, hayatın fırtınaları anlarında sarsılmıyor dimdik ayakta duruyorsunuz, o bağı koparırsanız ama, o zaman köksüz bir kütüğe dönüşüyorsunuz, korumasız kalıyor, hayat sizi bir bataklıktan diğerine bir ortamdan diğerine sürükleyip duruyor.
Şimdi soru şu; kim insanı soyundan koparmak ister, kim insanı korumasız bırakmak ister, kim insanın köksüz kalmasını ister? Cevabı çok basit; şeytanlar. Bu tür yöntemlerin ne kadar sinsi ve şeytani olduğunu şimdi daha iyi anlıyormusunuz? Tedavi adı altında sizi Allahtan koparıyorlar, duygu adı altında sizi şeytanlarınızla iletişime geçiriyorlar, telkinler adı altında o şeytanları hayatınıza ortak kılıyorlar, mağdur konumuna oturtup sizi tövbe ve kefaretten uzak tutuyorlar, sonrada şifa adı altında sizleri atalarınızdan koparıyorlar. Ne kadar sinsi değilmi, her aşaması şeytanilikle dolu. Yinede ama günümüzde en popüler yöntem bu.
Şuan en popüler yöntemin bu olması bize neyi anlatıyor? Kişi neyi hak ediyorsa, kader kişiye onu nasip eder. Eğer günümüz insanını Allaha şirk içeren bir yöntem çekiyorsa, demek günümüz insanı Allaha şirk içeren bir yaşam sürdürüyor. Eğer günümüz insanını şeytanlarla iletişim içeren bir yöntem çekiyorsa, demek günümüz insanı şeytanlaşmış, her yeri günah akıyor. Eğer günümüz insanını atalardan bağ koparma içeren bir yöntem çekiyorsa, demek günümüz insanı çoktan atalarıyla bağını koparmış.
Nitekim realitede bu, geçmişine söven tek millet biziz. 1923'de hayata geldiğine inanan ve geçmişini reddeden bir topluluk ancak böyle bir tedavi yöntemini hak ederdi, laik kesim üzerinden kaderin bu millete reva gördüğüde bu. İslam dışı uygulamalarda çare ve şifa aramaya kalktığınızda kendinizi ne tür bir bataklığın içine soktuğunuzu görüyormusunuz? Üzücü olan, batılı uzmanlar bu tür tekniklere kendisini kaptırabilir, çünkü inançlarında ne anne baba hakkı var ne şeytan var ne millet kavramı var ne de rızkın Allahtan geldiği inancı var, Müslümanlar ama kendilerini nasıl bu tür tekniklere kaptırıyor, işte üzücü olan bu.
Bu arada, biz bundan 10 yıl öncesi ataların günahıyla ilgili sizleri bilgilendirmeye başladığımızda tarikat/cemaat mensubu kadınlar bize saydırıyordu, yok öyle birşey diyordu. Bilinçaltı terapilerin laik kesim üzerinden ülkemizde yayılması ve onlarında ataların günahından bahsetmesiyle ama durumlar değişti, bu tarikat/cemaat kadınları buna inanmaya hatta onlardan ders almaya başladı. Muhafazakarların üzerindeki o eziklik psikolojisi var ya, laik kesim yaparsa doğrudur psikolojisi, işte o psikoloji üzerlerinde hakim oldu ve bunlar sürü halinde bu laik kesimin kapısını çaldı.
Buradan da ne dersini çıkarmalısınız; kişi gerçektende dengini çekiyormuş. Tarikatlar Allaha şirk içinde, kaderin onlara reva gördüğü yöntemlerde Allaha şirk içeren yöntemler. Tarikat ve cemaat mensuplarını bu tür bilinçaltı teknikleri çekiyor, çünkü kendileri Allaha şirk içinde olduğu için kader onları ancak Allaha şirk içeren uygulamalar ve kişilerle eşleştirebiliyor. Değerli dostlar; umarız konuyla ilgili sizi yeterince aydınlatabilmişizdir, umarız arzu ettiğiniz ilhamı almışsınızdır ve umarız bundan sonra batı kaynaklı uygulamalara, laik kesimden gelen terapistlere biraz daha mesafeli yaklaşırsınız. Kendinize, ailenize, sevdiklerinize, sizi sevenlere, milletimize, devletimize, İslama ve ümmetimize iyi bakınız. Allaha emanetsiniz. -03.03.2024