kadın- Kur'an-ı Kerimde kadının konumu (6)
6. Bölüm Özetlersek: "İblis, bir gün adamlarını çağırır, (Size görev veriyorum. İçinizde en başarılı fitneci kimse, onu lider yapacağım. Benim için en makbul olanınız, fitnede en başarılı olandır. Şimdi hepiniz işlerinize dağılın) der. İblis'in adamları bir müddet sonra geri dönüp rapor vermeye başlarlar. Biri, (Ben namazlarında şaşırttım) der, diğeri, (Ben oruçlarını bozdurdum) der, bir diğeri de, (Ben abdestlerini 30 defa aldırdım) gibi şeyler söyler. İblis, bunlara tek tek, (Tamam, geç!) der. Bir tanesi gelip, (Ben karıyla kocanın arasını açtım. Önce aralarına bir kıskançlık, güvensizlik soktum. Ondan sonra, her gün en ufak meselede münakaşa ettirdim. Şimdi ikisi ayrıldılar, birbirlerine düşman oldular) der. İblis de çok beğenir, onu alnından öpüp (Aferin, en büyük işi başardın, bundan sonra diğer işleri de nasıl olsa bozulur) der" (Hadis). Cennetten yeryüzüne atıldık. Adem as farklı bir yöreye, hava anamız farklı bir yöreye atıldı. Adem as tövbesi kabul edildikten sonra bu ikisi bir araya getirildi ve aile adında bir müesse kuruldu. Bu müessede ademin çocuklarını dünyaya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verildi. Bu müesse ayakta kalabilmesi var olabilmesi içinde herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. Aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. Allahın yeryüzünde tek bir kurumu var, o da aile, diğer tüm kurumlar insana ait. O yüzden aile kutsal, o yüzden şeytanı en mutlu eden aileyi yıkıcı eylemler içinde bulunmak. Yeryüzü imtihanımızda bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. İyi ve kötü arasındaki mücadele aile kurumu ile ilgili; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Neden bu yazımız? Bu müesse ayakta kalabilmek için erkek ve kadın, ikiside kendilerine verilen görevi yerine getirmesi gerek. Günümüzün kadını ise bu görevinden istifa ettiğini ilan etti. Hatta, erkeğin yöneticiliğini kabul etmiyorum diyerek ademoğullarına açık açık meydan okumaya başladı. Hem kendi görev alanını Allahın izni olmadan terk etti (ev) hem Allahın atadığı yöneticiye bir darbe girişiminde bulundu. Kadın, tarihte görülmemiş bir ihanetin içinde. Hem Allaha karşı, hem yaratıldığı özüne (erkek) karşı. Birileride bunu eşitlik adı altında sizlere yutturuyor. Cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde de feryat ederler. Kadınla ilgili Ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere, günaydın diyoruz. Ayetler asıl bugünün şartları için indirilmiş. Kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. Kadının mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. İş, ev, eş, borç ve çocuk derken, kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. Kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Kadınlar asıl bugünlerimizde korunması gerek. Siz ama ne yapıyorsunuz? Hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz. Erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılıyor, erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. Erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüş, öç almak için günümüzün genç kızlarını kullanıyorsunuz. Gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. Pozitif ayrımcılık altında da veriyorsunuz genç kızlara gazı. Sonuç? Bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. Ya fiziki sağlığı elden gidiyor ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. Üzücü olan, bu çarkın içine düşüp hayatı mahvolanlar, bir sonraki nesilleri uyarmıyorda. Bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya çocuklarımla bağ kuramadım veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım gibisine, iş hayatı onlara neye mal olacak, bu seçim onlara neye mal olacak, gaz verdiğiniz genç kızları kimse bu konuda uyarmıyor. Bir yol var, ya ailenin korunaklı ortamı ya da dünyanın acımasız yaşantısı, dünyayı seçtiklerinde bunun onlara çok ağır bir bedeli olacağını kimse bunlara söylemiyor. Günümüzün ortamı 20- 30 yıl önceki ortamdan çok daha kötü olmasına rağmen, kimse bu genç kızları uyarmıyor, tam aksi gaz veren verene. Gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Biz bu yazı vesilesiyle uyarımızı yapıyor, en azından biz kendi üzerimize düşen görevi yerine getiriyor, bu konudaki vebalden kendimizi arındırmış sayıyoruz. Gelelim konumuza; Allah gökten üç kişiyi yeryüzüne indiriyor, iblis, hava ve hz adem. Bir şeytan bir kadın ve bir erkek. Bu üçünden erkeğide yeryüzüne yönetici kılıyor. İblis ve havanın kızlarıda buna itiraz ediyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, biz kendi düzenimizi kuracağız diyor. Biz eşitiz diyenlerin amacının özeti bu. İblis ve kadın bir araya gelmiş ve erkeğin iktidarını yıkmaya çalışıyor. İblis dıştan bize saldırıyor, kadında kalenin içinden. Allahın düzenine (aile, cinsiyet, ahlak) bir saldırı var. Saldırıyı yöneten iblis, sahada uygulayanda kadın. Bu saldırıya ezik ve kazık yemeye müsait bir iktidar partisi eşlik edince, memurluk zihniyetiyle çalışan imamlarda kadının yeri ev dersem linç edilirim, cariye edinmek haktır dersem memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir deyince bu tür mevzular maalesef bizim mahallede sahipsiz kalıyor. Meydan boş kalıncada meydan azgınlara kalıyor. Korkunun ecele faydası yok, imamlık şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gerektiren bir makam. Bu sessizliğin hesabını Rabbim onlardan elbette bir gün soracak. Bu korkaklığın bize yansıması ne? Herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girip bu yazıları kaleme almak zorunda kalıyoruz. Hastalıklara çözüm ile uğraşmamız gerekirken, bizi bu konularla uğraşmaya zorunlu kılıyorlar. Neden her yere maydonoz oluyoruz? Bir yanlış gördüğünüzde elinizle müdahale edin, edemiyorsanız dilinizle, onuda edemiyorsanız kalbinizle buğz edin. Olayı anladınız. Bir yanlışı gördüğünüzde bu benim ilgi alanım deme şansınız yok. Dilsiz şeytan konumuna düşmemek için üzerinize düşeni yapacaksınız. Bizde bu yazımızla bunu yapıyoruz. Siz, biz herkes sus pus olursa, kimse hakkı konuşmazsa o zaman, hem bunun hesabını Allaha veremeyiz hem meydanı tümüyle femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara bırakmış oluruz. Onlarda genç kızlara hakkı değil, konumları gereği ne söylemeleri gerekiyorlarsa onu yahut kendi hayat felsefelerini aktarıyorlar. Anlayacağınız, bizim anadolu kızlarına gaz veren verene. Kızlarımız böylesine bir gazlamaya maruz kalıncada, ev kadını olmak istiyorum evlenmek istiyorum diyenler bunu söylemekten utanır hale geldi. Öyle bir topluma dönüştükki evlenmek isteyen 18 yaşındaki genç kızları kınar hale geldik. Ne var bunda? Buna ister ülkeler, ister topluluklar ister kavimler deyin, herşeyin temel taşı ailedir. Ailede bir kadın ve erkekten oluşur. Erkek veya kadın herhangi birisi bu işten caydığı anda hapı yutuyorsunuz, kültürler kavimler yok olup gidiyor. Bu doğum oranlarıyla millet olarak yok olma safhasına geldik, kadınlarımız neden doğum yapmıyor, bunun analizini hiç yapmıyor, nedenini hiç merak etmiyormusunuz? Kadın şuanda bana ne milletimden bana ne devletimden bana ne Allahtan diyor, ben hayatımı yaşayacağım, kimsede benim hayatıma karışamaz diyor. Tüm sorumluluklarını reddedip yeryüzü nimeti peşinde koşan bu kadınında bu yaptığının kendisine bir bedeli olacağını bilmeli. Hayat onları bir süs objesine dönüştürüyor, her yeri estetik ameliyatlı bir eşyaya dönüştürüyor, madem sen dünya süsünü istiyorsun, al buyu deniliyor ve kader o kişiyi bir süs objesine dönüştürüyor. Annelikle ilgili tüm duyguları alıyor, içi boş bir kütüğe dönüştürüyor. Değerli dostlar; birileri bu yıkımı başlattı. Kadına biçilen rolün Allahla ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylemeye başladı. Şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok demeye başladı. Günümüzün genç kızlarıda bunu seve seve yutuyor. Neden, çünkü söylenenler nefise hoş geliyor. Bu genç kızlarımıza buradan günaydın diyelim; kandırılıyorsunuz. Şartlar hiç değişmedi. 7 bin yıl öncesinin şartları ne ise bugünün şartlarıda aynısı! 7 bin yıl önceside hamile kalan kadındı, bugünde hamile kalan kadın. 7 bin yıl önceside hamile süresi 9 aydı, bugünde 9 ay. 7 bin yıl önceside kadınlar yeni doğanları emziriyordu, bugünde emziriyor. Gelenek nedir biliyormusunuz; yaratılışla ilgili olmayan, insanın kendi eliyle getirdiği düzene gelenek denir. Kadına biçilen görevin gelenekle ile ilgili olmadığı, yaratılışla ilgili olduğunu nereden anlıyoruz? Çok basit; doğumdan. Erkek doğum yapamaz. Kadına biçilen rolün gelenekle değilde yaratılışla ilgili olduğunu buradan çıkarabilirsiniz. Varsayalımki kadın doğum yapmayı reddetti ve kadının arkasındaki güçler yapay plasentalar üzerinden çocukları laboratuvarda geliştirdi, bu durumda erkek yine çocuğun bakımını üstlenemezdi çünkü göğüsünden süt çıkmıyor. Çocuğun doğumdan sonrası ve iki yıl boyunca ihtiyaç duyduğu o anne sütünü veremezdi. Varsayalımki kadının arkasındaki o şeytani akıl onuda başardı, erkeğin göğsünden süt çıkmasını sağladı, bu sefer yeni doğanın sorumluluğunu erkeğe yükleme çabaları, sabır konusunda takılı kalırdı. Yeni doğan gün içinde ve gece vaktinde ağladığında erkek bunu kaldıramaz, eşitlik çabalarınız sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. Erkek ve kadını %100 eşit hale getirmek için elinizdeki tüm imkanları kullansanız dahi, yinede yaratılışın bir yerinde takılı kalırdınız. Anlayacağınız, kadın bir paket halinde çocuğu dünyaya getirecek şekilde var edilmiş. Erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. O yüzden, kadına biçilen rol gelenekle ilgili değil, tamamıyla yaratılışınızla ilgili. Aksini söyleyende sizi kandırıyor. Aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim derdi vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. Günümüzün kadını anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. Günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor. Bütün olay bundan ibaret. Bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. Neden, çünkü biliyorlar yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürüklediğini; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. Nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. Vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, kadını eve mahkum kılan gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar, tek maaşla geçinmek mümkün değil diyorlar vs. Kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. Hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. Neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. Bende yaşamak istiyorum, tanrının bana biçtiği bu rolü reddediyorum diyor. Olayın özü, tüm hikaye bundan ibaret. Anlayacağınız, günümüzün kadını tam gaz cehenneme doğru yol almış gidiyor. Kadının dünya hayatına atıldığında bundan hayr doğmayacağı zaten belliydi: "Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar?" (Zuhruf Süresi; 18). Bu Ayet bize kız çocuklarının süse meraklı bir yapı içinde yaratıldıklarını anlatıyor. Bu Ayetlerde bize; "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir....." (Hadid Süresi; 20). "Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız?" (Kasas Süresi; 60). "Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir" (Taha Süresi; 131). "Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme" (Kehf Süresi; 28), yeryüzünün bir süs olduğunu anlatıyor. Şimdi; bir yanda süse düşkün bir fıtrat yapısı var, diğer tarafta dünyanın kendisi bir süs. Siz süse yatkın bir fıtratı dünyaya salıverdiniz zaman ne olur, kendisini o süsün içinde kaybeder. Ateşle barutu, bir araya getirmek gibi birşey bu. Kadın yeryüzüne yayıldığı zaman o süsün içinde kayboluyor. Bilhassa; "(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım" (Hicr Süresi; 39), ben yeryüzü süsünü kullanıp insanı senin yolundan şaştıracağım diyen bir düşman bizimle birlikte yaşıyorsa, kadın kendisini çok daha fazla koruması gerek. Kadın kendi eliyle kendinisini ve içinde yaşadığı toplumu helaka sürüklüyor bizden söylemesi. Kadın ile anne arasındaki fark: kadın doğurur, anne ise büyütür. Farkı anladınızmı? Çocukları doğurmak değil, büyütmek bir kadını anne yapar. İslam dini annelik vasfını çocuğu doğurana değil, çocuğun başında nöbet tutana verir. Değerli okurlarımız; Ayetlerde kadına iki türlü hitap edilir, birisi kadın olarak diğeri ise anne olarak. Bu ikisi birbirinden farklı. Çocuğunu başkalarına bırakıp dünya malı ve makamı peşinde koşturanlar, çocuk doğurmuş olsa bile onlara anne denmez. Onlar birer kadın. İslam dinide kadını değil anneyi yüceltir. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Ayetleri bir erkeği kadına üstün kılar, bir anneye ama değil. İslam dininde kadın ikinci sınıftır, bir anne ama değil. Hadis: kıyamet alametlerinden birisi, kadının dünya süsü dünya malı için çocuklarından vazgeçecek olması. Günümüzde de bunu görmüyormuyuz, ilk önce işim demiyorlarmı? Çocuk yapmak için meslek veya kariyer hedeflerini yakalayıncaya kadar beklemiyorlarmı? Doğum yapar yapmazda yeni doğanı büyük anneye, bakıcıya bırakıp tekrar dünya malı ve şehveti peşinde koşturmuyorlarmı? Kimi kendinize örnek alıyorsunuz? Bazılarınız magazin dünyasındaki kadınları kendisine örnek alır bazılarıda kariyer sahibi kadınları, eğer Müslümansanız lütfen bunu yapmayın. O kadınlar size örnek olamaz. O kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir. Bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. Bunlar başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. Bunlar size bir örnek olamaz. Bunların hayatları zevk, sefa, süs, eğlence, gösteriş, kibir ve haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. Siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor" (Tevbe Süresi; 55). Örneğin; twitterde "istanbul sözleşmesi can kurtarır" amblemi içinde kendi profil fotolarını paylaşan kadınlara bir bakın, bunlar size anadoludan türemiş görünüyormu? Anadolu ahlakı ve irfanı ile bezenmiş görünüyormu? Lütfen, birisini kendinize örnek almadan yaşantısına, aile durumuna ve temsil ettiği değerlere bakın. Örneğin; hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı bunlara bakın. Eğer hiç evlenmemişse, hiç çocuğu olmamışsa, boşanmışsa, aileden gelen rahat bir yaşantısı varsa o zaman bunlarda size örnek olamaz. Bunlar bol keseden sallar. Kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. Çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu, eğer birilerini kendinize rehber alacaksanız bunları ve dahasını lütfen araştırın. Aile demek yeryüzü yaşamı demektir. Bunun yok oluşuna sebep olursanız bunun hesabını ahiret hayatında ödeyemezsiniz. O yüzden lütfen kimleri kendinize idol aldığınızı çok iyi hesaplayın. "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez" (Bakara Süresi; 86). Hem dünya nimeti hem aile olamazmı? Olamaz. Siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. Ya eşiniz ya çocuklarınız ya ev işleri ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helal rızık, bir çok şeyi kayberdersiniz. İş hayatına atılmanın bedeli size o kadar ağır olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. O yılların nasıl geçtiğini anlamadan bu dünyadan ayrılır gidersiniz. Ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. Birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, bilinki açıldığı kadar ahiret hayatından kaybediyor. Kişi bir gram yeryüzü nimeti elde ediyorsa, bilinki karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetinden kaybediyor.